BEKLENEN MEHDİ'NİN ALÂMETLERİNİN KISACA BEYÂNI

(El-Kavlu'l Muhtasar fî Alâmât-il Mehdiyy-il Muntazar)

[Kitabın Arapça aslına ulaşmak için tıklayın (PDF)]

AHMED İBN-İ HACER-İ MEKKİ (HEYTEMİ)

Düzenleyen: Dr. Necati Aksu


(Bu eser web için düzenlenirken; Müşerref Gözcü’nün tercüme ettiği ve Dr. Suat Arusan’ın yayına hazırladığı kitabın, ‘Kahraman Neşriyat Kitabevi’ tarafından neşredilen 2002 tarihli baskısından, İmâm-ı Rabbâni Hz.’nin Mektûbat adlı eserinden ve Türkiye Gazetesi Yayınlarından çıkan ‘İslâm Âlimleri Ansiklopedisi’nden yararlanılmıştır.)


İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Şeyh Ahmed-i Fârûkî Serhendî Hz. Mektûbatta (380. Mektup) bu esere şu şekilde işaret etmiştir:

“Muhbir-i Sâdık Resulullah (s.a.v.) Efendimizin haber verdiği kıyamet alâmetlerinin hepsi haktır. Onlarda yalan ihtimali yoktur. Onlar arasında şunlar vardır:

Alışılmışın aksine, güneşin mağripten doğması,

Mehdinin zuhuru,

Ruhullah İsa'nın nüzulü. Resulullah Efendimize ve ona salât ü selâm.

Deccâlin çıkması,

Ye'cuc ve Me'cuc'un zuhuru,

Dabbe-i arzın çıkması,

Semâdan bir dumanın zuhuru ile insanları kaplayıp onlara elim bir azab ile azab etmesi. O kadar zorlanacaklardır ki, artık insanlar şöyle diyecekler:

"Rabbimiz, bizden azabı aç; biz mü'minleriz." (44/12)

Kıyâmet alâmetlerinin sonuncusu odur ki: Aden tarafından bir ateş çıkacaktır.

Cehaletten dolayı, Hindistan ehlinden bir şahıs, kendisi için:

– Mehdi, iddiasında bulundu diye, onu vaad edilen mehdi sandılar.

Onların zannına göre, mehdi vefât etti; geçti gitti. Onun kabrinin dahi Kurre'de olduğunu iddia ederler. Hâlbuki bu babda gelen sahih hadis-i şerifler meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup bu taifenin sözlerini tekzib etmektedir (yalanlamaktadır).

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, Mehdi'nin alâmetlerini beyan etmiştir. Bu alâmetler, o şahısta olmadığı halde, onu Mehdi sanmaktadırlar. Bir hadis-i şerifte şöyle gelmiştir:

– "Mehdi çıkacaktır. Başının üstünde de bir parça bulut olacaktır. Orada da bir melek bulunacak ve şöyle nida edecektir:

– Bu şahıs, Mehdi'dir kendisine tâbi olunuz."

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:

– "Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi mü'minlerden, ikisi de kâfirlerdendir.

Zülkarneyn ve Süleyman mü'minlerdendir.

Nemrud ve Buhtunnasır ise... kâfirlerdendir.

Yere, beşinci olarak ehl-i beytimden biri sahip olacaktır..."

Yani: Mehdi...

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

– "Allahu Teâla, ehl-i beytimden birini çıkarmadıkça, dünya çökmeyecektir. Onun ismi ismime uyar, babasının ismi dahi babamın ismine uyar. Daha önce zulüm ve adaletsizlik dolduğu gibi, onun gelmesi ile dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar."

Bir başka hadis-i şerifte ise, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:

– "Ashab-ı Kehf, İsa'nın yardımcıları olacaklardır."

İsa (a.s.) Mehdi zamanında yere inecektir. Mehdi, Deccal'ın katlinde İsa'ya (a.s.) muvafakat eder.

Onun saltanatı zamanında, ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır; o ayın ikisinde ise, ay kararacak. Bunların oluşu, âdetin ve müneccimlerin hesabı hilâfına olacaktır.

Şimdi, insaf edilmelidir. İnsaf nazarı ile bakılmalıdır. Bu alâmetler, o ölü şahısta var mıdır, yok mudur?

Muhbir-i Sadık Resulullah (s.a.v.) Efendimiz tarafından bildirilen, daha çok alâmetler vardır ki, anlatılanlardan başkadır.

Şeyh İbn-i Hacer, Mehdi'nin alâmetleri üzerine bir risâle yazdı ki, onlar iki yüz alâmeti bulur.

Vaad edilen durumu, açık bir şekilde iken, aşırı cehaletlerinden ötürü bir cemaat dalâlete saplandı. Sübhan Allah onlara doğru yolu göstersin.”


Şeyh İbn-i Hacer kimdir? TIKLAYIN!


 

BİRİNCİ FASIL

(Bu fasılda, Resûlullah Efendimizden gelen rivayetlerle Hz. Mehdi'nin geliş alâmetleri ve vasıfları anlatılmıştır.)

01 – Hz. Mehdi, ehli beyt'ten olacaktır.

02 – Hz. Hasan'ın (r.a.) soyundan gelecektir. Ancak, Resûlullah efendimizin, Hz. Fâtıma'ya söylediği, «Beni peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, şu ümmetin mehdisi, senin iki oğlun olan Hasan ve Hüseyin'den olacaktır.» şeklindeki hadisle, bu bilgi arasında bir zıtlık yoktur, zira Hz. Mehdi'nin babasının Hasanî, anasının da Hüseynî olması pekâlâ mümkündür.

03 – Hz. Mehdi'nin ismi, Peygamber Efendimizin isminden (yani Muhammed), başka bir rivayete göre de Ahmed olacaktır. Ancak bu iki isim arasında bir zıtlık yoktur, zira her ikisi ile de isimlendirilmesi mümkündür.

04 – Babasının ismi, Resûlullah Efendimizin babasının ismi olacaktır.

05 – Hz. Mehdi, geniş alınlıdır, burnu kavislidir ve dişleri de aralıklıdır.

06 – Yedi sene dünyaya mâlik olacaktır. (Meşhur pek çok rivayete göre böyledir, ancak buna muhalif başka nakiller de gelmiştir. Bunlara göre, bu süre bazılarında on dokuz sene ve birkaç ay, bazılarında 20 – 24 – 30 – 40 sene şeklindedir.) Bir nakilde de onun hilâfeti sırasında dokuz sene ehli Rum'la barış içinde kalacağı bildirilmektedir.)

07 – Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır.

08 – Muhtelif zelzelelerin olacağı bir dönemde gönderilecektir.

09 – Yerde ve gökteki herkes ondan razı olacaktır.

10 – Malı, insanlara eşit bir şekilde dağıtacaktır.

11 – Muhammed ümmetinin gönlü, zenginlikle dolacaktır.

12 – Onun adaleti her yeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin (a.s.) sünnet-i-seniyyesi ile muâmele edecektir. Hatta birisinden, mala ihtiyacı olan her kim varsa çağırmasını isteyecek, o kişi emrini yerine getirdiğinde, sadece bir kişi gelecektir.

13 – Zuhurundan hemen önce, bir halifenin ölümünde ihtilâl olacaktır. İşte tam o esnada, Medine'de bulunan Hz. Mehdi, Mekke'ye gelecek ve Mekkeliler, kendisi istemediği halde ondan ortaya çıkmasını talep edecekler ve sonunda Rükûn ile Makâm (Kâbe’nin köşesi ile Hz. İbrahim'in makamı) arasında ona biat edeceklerdir.

14 – Biattan sonra, Şam'dan Hz. Mehdi üzerine bir ordu gönderilecek, ancak bu ordu çölde Zulhüleyfe (Zulhüleyfe, Medine'ye 10 km mesafede, hacıların ihrama girdiği bir yerdir) denilen yere geldiğinde, arzın dibine batırılacaktır.

15 – Onun devrinde, ümmetin gerek iyileri ve gerekse de kötüleri, misli asla görülmemiş şekilde, pek çok nimetlere sahip olacaktır. Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek, toprak bir tek tohum istemeden verimli ve bereketli olacaktır.

16 – Doğudan siyah bayraklı bir ordu çıkacak ve bu ordu, hiçbir kavmin yapmadığı bir savaşı yaptıktan sonra, Hz. Mehdi zuhur edecektir.

17 – Doğu tarafından birtakım insanlar çıkıp, Hz. Mehdi'nin saltanatını hazırlayacaklardır.

18 – Horasan'dan bir takım siyah bayraklar çıkacak ve onların sahipleri Beytü’l Mukaddes'e (Kudüs) geleceklerdir.

19 – Hz. Mehdi yedi veya sekiz sene kalacaktır. Bu süre daha uzun olursa dokuz sene olacaktır. 

20 – Irak tarafından bir ordu, Medineli bir şahsı istemek üzere, Hz. Mehdi'ye karşı harekete geçecektir. Ancak, bu ordu çöle girdiğinde Zulhüleyfe denilen yerde öylesine toprağa gömülecektir ki, onların üstte olanları alttakileri, altta olanları üsttekileri, kıyamete kadar göremeyeceklerdir. Bu ordunun Irak tarafından geleceği rivayeti ile, Doğu tarafından geleceği rivayeti arasında bir zıtlık yoktur, zira, pek çok nakilden de anlaşıldığı gibi, onlar Şam ehlinden olacaklardır.

21 – İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir.

22 – Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münâdinin semâdan seslenerek «Ey insanlar, emiriniz artık Mehdi'dir.» demesine kadar devam edecektir.

23 – Hz. Mehdi, çıkarken başında bir sarık olacak ve bir münadi «Bu, Allah'ın halifesi olan Mehdi'dir, ona uyunuz.» şeklinde nidâ edecektir.

24 – Hz. Mehdî, başının üzerinde «Bu Mehdî'dir, ona uyunuz.» şeklinde çağıran bir melek olduğu halde çıkacaktır.

25 –Allahü Teâla, İslâmı nasıl Resûlullah Efendimizle başlatmışsa, Hz. Mehdî ile sona erdirecektir. Kahtan ve benzerlerinin (Bu zat'lar Mehdi'den sonra başa geçecek) İslâmı yürütme görevi, bu gerçeğin dışında değildir, zira onlar da Hz. Mehdî'ye tâbi kimseler olacaktır.

26 – Sayıları Bedir savaşçıları adedince olan insanlar, Rükûn ve Makam arasında ona biat ettikten sonra, Irak ve Şam'dan pek çok abdallar (Hz. Mehdî'ye tâbi olanlar) gelecek ve Mehdî'ye katılacaklar, fakat Şam'dan ayrı bir ordu da ona karşı gönderilecek ama bu ordu çölde yere batacaktır. Ancak, biri Mehdi'ye, diğeri de Süfyan'a mensup iki kişi sağ kalacaktır.

27 – Hz. Mehdî'ye, aralarında kadınların da bulunduğu üç yüz on dört kişi biat edecek ve her zâlim onun karşısında mağlup olacaktır. Zamanı o kadar âdil olacak ki, kabirdeki ölüler, dirilere imrenecektir. Bu durum, yedi sene devam ettikten sonra artık yerin altı, yerin üstünden hayırlı olacaktır.

28 – Onun bayraktarı, doğudan Temimi soyuna mensup bir genç olacaktır.

29 – Beytül Mukaddes'e (Kudüs) inecektir.

30 – İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.

31 – Bir hadîsde, «Ahir zamanda ümmetimden bir halife çıkacak, malı sayıp hesab etmeden bol bol insanlara verecektir.» denilmiştir.

32 – «Ümmetimden Mehdî çıkacaktır. Allahü Teâla hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdî, insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır.»

33 – Resûlullah Efendimiz, «Yemin ederim ki Allahü Teâla, benim neslimden, dişleri aralıklı, alnı açık, yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden bir evlâdımı gönderecektir.» buyurmuştur.

34 – Bir hadiste, «Onun ismi benim ismim olacak, ahlâkı benim ahlâkım olacak ve künyesi de Ebu Abdullah olacaktır.» denilmektedir.

35 – Peygamber Efendimiz, «Horasan tarafından bayraklar çıktığını gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek de olsa, o bayraklara katılınız, zira içlerinde Allah'ın halifesi Hz. Mehdî vardır.» buyurmaktadır.

36 – O, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır.

37 – Hadisde, «Dünyadan bir gün bile kalsa, Allahü Teâla o günü uzatıp benim ehl-i beytimden birisini, dünyaya hâkim kılmak için gönderecektir.» buyrulmuştur. Onun zamanında büyük hadiseler vukû bulacak, ancak O İslam’a yardım edecek, hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaâdinden dönmeyecektir.

38 – Konstantiniyye ve Deylem dağını fethedecektir.

39 – Yeryüzünü adaletle doldurduktan sonra, Kahtani'yi emir olarak tayin edecek ve işleri o yürütecektir.

40 – İsa (a.s.), namazını Hz. Mehdi'nin arkasında kılacaktır.

41 – İsa (a.s), semâdan nüzul edecek ve onun emirliğini itiraf edecektir. İsa'ya (a.s.), «Bize namaz kıldır.» denilecek, ancak O, «Emir sizin içinizdedir karşılığını vererek, «Bu, Allah'ın ümmeti Muhammed'e bir ikramıdır.» diyecektir.

42 – Hz. Mehdi, bu ümmetin vasatı, Hz. İsa da âhiri olacaktır. Vasattan kastedilen, Mehdi'nin Hz. İsa'dan (a.s.) çok az bir süre önce geleceğini ifade etmek içindir. Hz. İsa da (a.s.), ondan hemen sonra geldiği için âhir olarak vasıflandırılmıştır. Bu bilgiler, İbni Ömer'den naklolan ve zâlimlerden sonra, Allah'ın Muhammed ümmetini kendisi ile koruyacağı Câbir (himâye eden, koruyan) bir şahıs, daha sonra Mehdi, bilahare de Mansur ve Selâm ile Emirülgadap'ı göndereceği bilgisine zıt değildir. Peygamber Efendimiz «Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Mehdinin babası Kureyşîdir. Eğer istenseydi onu en son ceddine kadar sayardım, çünkü Hz. Mehdi, İslam'ın sonu olacaktır.» buyurmuştur. Yukarıda belirtilen şahsiyetler, her ne kadar Mehdî'den sonra iseler de Mehdinin sona yakın sayılmasına engel değillerdir, bunlar daha sonradırlar ama, Hz. Mehdî'ye tâbidirler. İbni Ebil Caad da «Mehdi yirmi bir veya yirmi iki yıl kaldıktan sonra, gelecek olan kimselerin sonuncusu, salih bir kişi olacak ve dokuz yıl adil bir şekilde hükmedecektir.» demiştir.

43 – Hz. Mehdi, müminlerle beraber Beytü’l Mukaddes'te sabah namazı kılarken o sırada nüzul eden İsa (a.s.)'ı takdim edecek ve Hz. İsa (a.s.), ellerini onun omuzlarına koyarak «Namazın kâmeti senin için getirilmiş, bu yüzden sen kıldır.» diyecek ve nihâyet Hz. Mehdi, İsa (a.s.) ve müminlere imam olarak namazı kıldıracaktır.

44 – Peygamber Efendimiz, «Hz. İsa, saçlarından sanki sular damlıyormuş gibi bir halde nüzul edecek, Hz. Mehdi ona; ‘Ya İsa, geç de bize namaz kıldır’ dediğinde, Hz. İsa; ‘Kâmet senin için getirilmiş’ diyecek ve benim evlatlarımın birisinin arkasında namaz kılacaktır.» buyurmuştur.

45 – «Hz. Mehdi, benim evlatlarımdandır. Kırk yaşlarındadır ve yüzü sanki yıldız gibi nurludur. Sağ yanağında siyah bir ben bulunur. Üzerinde pamuktan iki cübbesi vardır. Kıyafeti, sanki Hz. Musa zamanındaki Beni İsrail'in kıyafetine benzer. Yeraltındaki hazineleri çıkaracak ve şirk beldelerini fethedecektir.»

46 – Rükûn ve Makam arasındaki biat'tan önce, insanlar gurup gurup ona akın edecekler ve oraya giden herkes ondan bereket kazanacaktır.

47 – Hz. Mehdî'nin rengi arabî, bedeni İsraili'dir. Sağ yanağı üzerinde parlayan yıldız gibi bir ben vardır. Onun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır.

48 – Bazı savaşlarına Kûa denilen bir köyden çıkacaktır. Medine'den ilk çıkışıyla arasında bir zıtlık olmaması için, bazı savaşlarına bu köyden çıkacağını söylemekteyiz. Mekke'de kendisi ne biat olunur. Daha sonra Şam'a, Horasan'a ve diğer ülkelere gidecektir. Son durağı ise Kudüs'tür.

Hâkim, Ebu Davut ve diğer râvilerden gelen bir hadisde, «Beytü’l Mukaddesin tahribi Medine'den, Medine'nin tahribi büyük fitne ve olaylardan, büyük fitne ve olaylar Konstantiniyye'nin fethinden, Konstantiniyye'nin fethi de Deccal'ın çıkmasından önce olacaktır.» denilmiştir. Bir başka sahih hadiste de Medine'nin tahribinin kırk sene süreceği ve sonunda orada yabani hayvanlar ve kuşlar dışında hiçbir şeyin kalmayacağı söylenmiştir.

49 – Hz. Peygamber, en başta İslâm'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz, Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslâm'ı ayakta tutacaktır.

50 – Rumlarla üç gün savaşacak, üçüncü gün gâlibiyet onun olacaktır.

Konstantiniyye fetholana kadar savaşa devam edecektir. Savaşa iştirak edenler, ele geçen altını ölçeklerle taksim edecekler. Bu rada birisi, «Deccal sizin çoluk çocuğunuzu elde etmiştir diye bağıracaktır. Bu bilgi, sahih bir hadisle günümüze kadar gelmiştir ki, hadisin tamamı şöyledir: «Rumlar (Hristiyanlar) A'mak veya Dâbık'a (Halep yakınlarında iki yer) gelene kadar, kıyamet kopmaz. Medine'nin en hayırlı insanlarından bir ordu, o gün Hristiyanlara karşı çıkacaktır. Müslüman ordusu, Hristiyanlara karşı harb nizamında saf saf olduğunda, Hristiyanlar Müslümanlara ‘Mallarımızı harap edenlerle savaşmak için bize yolaçın’ diyecekler, ancak Müslümanlar izin vermeyeceğinden savaş olacaktır. Müslümanlar bu savaşta üç guruba ayrılır. Üçte biri, savaştan kaçar ve mürted olur ve Allah onların tövbelerini ebediyyen kabul etmez, üçte biri şehit olur ki bunlar Allah katında şehitlerin en faziletlisidir. Diğer üçte biri de fethe devam ederler, neticede Konstantiniyye'yi alırlar. Fetihten sonra, kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış bir halde ganimeti aralarında taksim ederken şeytan aniden nâra atarak «Deccal, ehlinizi elde etmiş ve sizin yerinize geçmiştir.» der. Şeytanın bu haberi yalan olduğu halde Müslüman askerler yola çıkarlar ve Şam'a gelirler. Bu sırada Deccal çıkar. Savaşmak üzere hazırlık yapıldığı bir sırada, Meryemoğlu İsa (a.s.), gökten nüzul eder. Allah'ın düşmanı olan Deccal, Hz. İsa'yı (a.s.) görünce, tuzun suda erimesi gibi erir. Şayet İsa (a.s.), onu bırakmış olsaydı, o zaten kendi kendine helak olacaktı. Ancak Allah onu, İsa'nın (a.s.) eliyle öldürtür ve Hz. İsa (a.s.), süngüsündeki Deccalın kanını Müslümanlara gösterir.»

Birçok nakille doğrulanan bir başka sahih hadisde de şöyle buyurulmaktadır: «Hz. İshak'ın oğullarından (Bir başka rivayette de Hz. İsmail'in oğullarından denilmiştir ki, doğrusu da budur) yetmiş bin kişi, bir tarafı karaya, diğer tarafı denize ulaşan bir beldeyi fethetmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Bu şehre gelindiğinde, Müslümanlar savaş yapmayacaklar. Sadece ‘La ilahe illâllahü vallahü ekber’ dediklerinde, şehrin deniz tarafı düşecek, tekrar tekbir getirdiklerinde diğer tarafı düşecek, üçüncü kez ‘La ilahe illallahü vallahü ekber’ dediklerinde de şehrin tamamı ellerine geçecektir. Her şeyi ganimet olarak aldıktan ve aralarında taksime başladıktan sonra aniden, ‘Deccal çıktı’ şeklinde bir ses işitilecek. Bunu duyan Müslümanlar, ganimeti olduğu gibi bırakacak ve geriye dönecekler.»

Hâkimden gelen bir rivayette de şöyle denilmiştir: «Konstantiniyye'yi fethedenler, Hicaz ehlinden olacaktır. Bu hicaz ehli, misli görülmemiş bir serveti elde ederler ve mal üzerine mal yığarken, Deccalın geldiğini haber veren bir ses duyarlar. Bunun üzerine ganimeti kimi alır, kimisi de bırakır. Fakat sonunda hepsi de pişman olurlar. Sonra bakarlar ki Deccal da yoktur. Daha sonra da Kudüs yakınındaki Lûd köyüne dönmek üzere hazırlanırlar

Huzeyfe'den gelen bir başka rivayet ise şöyledir: «Bu yetmiş bin kişi, Rum kalelerini tekbirlerle fethederler, Konstantiniyye ve bütün Rumistan'ı fetheder ve bu arada dört yüz bin kâfiri de öldürürler. Altından ve çok çeşitli mücevherattan müteşekkil hazineleri çıkarıp mescitleri de inşâ ederler. Burada bir sene kaldıktan sonra başka bir beldeye geçerek, o beldenin de hazinelerini çıkarırlar. O anda birisi, ‘Deccal Şam'da çıkmış ve bütün çoluk çocuğunuzu elde etmiş’ şeklinde bağırır. Hemen geriye dönerler, bir de bakarlar ki, yalandır. Sonra onlar, bin adet olan bineklerini hazırlayıp, aralarında Doğu ehli, Şam ve Hicaz ehliyle birlikte tek bir ruh ve tek bir kalp halinde Rumistan'a gitmek üzere yola çıkarlar. Bir tekbirle o beldenin duvarları yıkılır ve bu ikinci defada altı yüz bin kâfiri öldürürler.»

Bütün bu anlatılanlar, uzun bir kıssada yer alan muhtelif kısımlardır.

AÇIKLAMA: Tarihçiler, Rumistan olarak isimlendirilen bu beldeyi, dünya üzerindeki hiçbir şehirde bulunmayan birtakım hususlarla vasıflandırıyorlar. Bu özelliklere en yakın olan da Konstantiniyye'dir. Birçok rivayetle sabit olduğuna göre Peygamber Efendimiz, «Dünyanın sonundaki en büyük hâdiselerden ikisi, Deccalın çıkması ve yedi ayda Konstantiniyye'nin fethidir.» buyurmuştur. Başka bir rivayette ise, bu sürenin yedi sene olacağı bildirilmektedir ve Ebu Davud, Sünen'inde bu rivayetin daha sahih olduğunu ifade etmektedir:

51 – İnsanlar, bal arılarının beylerinin etrafında toplanması gibi, Hz. Mehdinin çevresinde toplanırlar. Daha önce zulümle dolu olan dünyayı O, adaletle doldurur, Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, âdeta asr-ı saadet devrine geri döner.

52 – Aynen Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.) gibi, bütün dünyaya mâlik olacaktır.

53 – İslâm'ın aleyhine söylenecek bir söz bile, ona ağır gelir.

54 – Hz. Mehdi, sözüne karşı gelindiği zamanlar, sağ elini sol uyluğuna vurur.

55 – Peygamber Efendimizin vahiyle savaştığı gibi, sünnete muhalefet karşısında o da savaşacaktır.

56 – Zuhuru, Muharrem ayında olacak ve semâdan gelen bir nida «Bu, Allah'ın halifesi Hz. Mehdî'dir, ona uyunuz ve sözünü dinleyiniz.» diyecektir.

57 – Süfyan, üç yüz altmış süvari ile, Hz. Mehdi'den önce çıkacaktır. Kelp kabilesinden otuz bin kişinin katılacağı bir orduyu Irak'a gönderecek ve bu ordu Doğu'da bir şehir olan Zevra'da yüz bin kişiyi öldürdükten sonra Kûfe'yi işgal edecektir. Ancak, Temimi kabilesinden Şuayb ismindeki bir komutanın emri altındaki mukabil bir ordu da Doğudan çıkacak ve Kûfe işgalcilerini öldürerek, buradaki esirleri kurtaracaktır. Bunun üzerine Süfyan, ikinci bir ordu düzenleyerek Medine'ye gönderecek ve üç günlük bir işgalden sonra Mekke'ye yöneldiğinde, Allah (c.c.), Cebrail aleyhisselâmı ayağıyla onlara vurmakla görevlendirecek ve çöl toprağında Süfyanın bu ordusu, yere gömülecektir. Süfyana haber verecek iki kişi dışında sağ kalan olmayacaktır. Sonuçta, Müslümanlar Mekke'yi onlara teslim etmeyeceklerdir. Daha sonra Süfyan, savaşçılarının Konstantiniyye'yi tahrip etmeleri için Rum'un reisine haber salacak, ancak Şam kapısında Müslümanlar galip gelerek, onların boyunlarını vuracaktır.

Süfyan, kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür. Ve saltanatı devam ederken aniden semâdan bir münâdi «Ey insanlar, muhakkak Allahü Teâla size zâlimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammedin en hayırlısı olan ve Mekke'de bulunan ismi Ahmed, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdî'yi reis kılmıştır, ona katılınız diyecektir. Bu arada sahabe tarafından; «Ya Resulûllah, Mehdî nasıl bilinecektir?» diye sorulmuş ve peygamberimiz de «O benim neslimdendir.», boyu posu sanki Beni İsrail ricâlindendir, üzerinde pamuktan iki cübbe bulunur, yüzü parlayan yıldız gibi nurludur ve sağ yanağında bir nişan vardır, 40 yaşlarındadır.» cevabını vermiştir.

Daha sonra Şam'dan, Mısır ve Doğu illerinden birçok insan Mekke'ye gelir, burada Rükûn ve Makam arasında ona biat ettikten sonra, önlerinde Cebrail (a.s.) arkalarında da Mikail (a.s.) olduğu halde, Şam'a gelmek üzere Mekke'den yola çıkarlar. O zaman, yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile onun hilâfetiyle sevineceklerdir. Onun devrinde, akan ırmaklar bile suyunu fazlalaştıracaktır. Hz. Mehdi, hazineleri çıkaracak ve Şam'a geldiğinde Taberiye adasına ulaşan ağacın altında Süfyan'ı keserek öldürecektir.

Ve yine Hz. Mehdi, Kelp kabilesini yok edecektir. Resûlullah Efendimiz bu savaşla ilgili olarak «Kim o savaşta bulunmamışsa, zarara uğramıştır.» buyurmuştur. Bu kabilenin yok edilmesine, içkiyi helâl kılmaları sebebiyle müsaade edilmiştir.

58 – Fitneler ve savaşlar, Ramazan ve ondan sonraki Zilhicce ayına kadar devam ettikten sonra, Muharrem ayında Mehdi'ye biat edilecektir. Yanan ateşlerin alevlerini söndürecek kadar şiddetli olan bu fitne ve savaşlardan sonra, Hz. Mehdi Mekke'ye gidecek ve burada, kendisi istemediği halde, insanların «Eğer kabul etmezsen, senin boynunu vururuz.» şeklindeki zorlamalarından sonra Rükûn ve Makam arasında biatlarını kabul edecektir.

59 – Bir özelliği de yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır.

60 – Mehdi, adil bir hakem olarak çıkacak, haçları kıracak, domuzu öldürecek ve eşyayı, malı dağılacak, fakat bolluktan dolayı kabul eden olmayacaktır. Bu rivayet, «Bunları, Hz. İsa yapacaktır.» şeklindeki nakle zıt değildir, zira bunları, her ikisi birlikte yapacaklardır.

61 – Hz. Mehdi, Rumistan'ı dört tekbirle fethedecek ve burada altı yüz bin kişiyi yok edip, Beytül Mukaddes'in hazinelerini, Tâbût-u Sekine'yi (Hz. Davud'a ait, içinde mukaddes emanetlerin bulunduğu tabûtu), Beni İsrail sofrası ile levhaların madenlerini (Hz. Musa'ya gelen, on emrin üzerine yazıldığı gerçek Tevrat levhalarını), Hz. Adem'in cübbesini, Hz. Süleyman'ın minberini asasını ve Allah'ın Beni İsrail’e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenleri çıkaracaktır.

Hz. Mehdi daha sonra, uzunluğu bin mil, genişliği ise beş yüz mil olan ve Kâti denilen beldeye gelir. Bu beldenin üç yüz altmış kapısı vardır ve her kapıdan bin savaşçı çıkar. Mehdî'nin askerleri dört tekbir getirdikten sonra şehrin duvarları yerle bir olur ve içindeki bütün malları alarak, ganimet olarak taksim ederler. Bu ordu yedi yıl burada kaldıktan sonra Beytül Mukaddes'e geçer ve bu arada Deccal'ın, İsfahan Yahudileri ile çıktığı haberi onlara ulaşır.

62 – Tahur b. Esma, Beni İsrail ile savaşır, onları esir alır ve içindeki hazineleri aldıktan sonra Beytül Mukaddes'i ateşe verir, aldığı hazineleri de bin yedi yüz gemi ile denizden götürür.

Huzeyfe (R.A.) diyor ki «Peygamber Efendimizden işittim ki, Hz. Mehdî o hazineleri gemilerden geri alıp, tekrar Beytü’l Mukaddes'e getirecektir.»

Daha sonra Hz. Mehdi ve ordusu, içinde yüz çarşının ve her bir çarşıda da yüz bin esnafın bulunduğu Rumistan beldesine gelirler. Burayı da fethettikten sonra uzunluğu bin mil, genişliği üç yüz mil olan, üç yüz kapılı, kara ile çevrili ve yeşil deniz üzerindeki Kâti denilen beldeye gelirler.

63 – Hz. Mehdi, sanki Beni İsrail ricâlindendir, yeryüzünün hazinelerini çıkaracak ve küfür diyarlarını fethedecektir.

 

İKİNCİ FASIL

(Bu fâsılda Mehdi hakkında, sahabe'den intikal eden rivayetler anlatılmıştır)

1 – Mehdi'den önce, yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecektir. Bu dönem için, «Şam ehline hatta onların zâlim olanlarına bile sövmeyiniz, zira onun askerleri, Şam ehlinden olacaktır denilmiştir.

Sonra Allah (c.c.), insanları darmadağın edecek olan bir yağmuru semâdan boşaltacaktır. İnsanlar o hale gelecekler ki, eğer savaşsalar tilkiler bile onlara galip gelecektir.

Ve sonra, Allah (c.c.), on iki bin askerle Mehdi'yi gönderir. (Bir rivayette on beş bin). Onlar üç bayrak altında, yedi bayrak taşıyanlarla savaşırlar ve alâmetleri «Ümmet, ümmet» şeklinde bağırmalarıdır. Her bir bayrağı taşıyan, mülkün kendisinin olacağı ümidini taşırken Mehdi çıkacak ve Deccal çıkıncaya kadar Müslümanların ülfet ve muhabbetini kazanacaktır. Bu rivayetlerin çoğu, Peygamber Efendimizden de vârit olmuştur.

2 – Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve bu katliamlara yerde ve gökdekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir. Hz, Mehdi gelince, insanlar onu aşk ve muhabbetle kucaklayacaklardır.

3 – Hz. Mehdi, bütün haramların helâl sayıldığı, büyük bîr fitne den sonra çıkacaktır. Hilâfet, ona evinde otururken gelecek ve devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.

4 – Çıkış alâmetlerinden birisi de, daha önce zikredildiği gibi, çölde bir ordunun yere batmasıdır.

5 – Doğu tarafından çıkacaktır. Geldiğinde, karşısına, dağlar bile dikilse onları czip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır.

6 – Ona göre en mes'ut kimseler, Kûfe ehlidir.

7 – Moğol nesli, müslümanlara saldıracak, halife ölecek ve iki sene biattan sonra azledilecek olan zayıf bir adam başa geçecek, Şam batısındaki bir cami batacak ve Şam'dan üç kişi ile batıdan gelenler birlikte Mısır'a gidecekler... Bu ise, Süfyan'ın alâmeti olacaktır.

8 – Bir münadinin semâdan «Hak, Muhammed'in (s.a.) ehlindedir.» şeklinde bağırmasından sonra, Hz. Mehdi'nin sevgisi insanların kalbine yerleşecek, dillerde onun adı dolaşacak ve on dan başka bir şeyden bahsedilmeyecektir.

9 – Siyah bayraklar taşıyan ordular çıkacak ve Süfyanla savaşacaklar. Onların arasında Beni Haşimi'den sol avucunda ben bulunan bir genç olacaktır. Bu savaş, Temimi soyundan Salih oğlu Şuayb adındaki bir kumandanın öncülüğünde yapılacaktır.

10 – Mehdî'nin gelmesinden önce, Süfyan'ın ordusu Kûfe'ye gidecek, Horasan ehli de Mehdî'yi aramaya çıkacaktır. Horasan ehli ve aralarında Haşimi gencin bulunduğu ordu siyah bayraklarla birleşecekler ve başlarındaki önder, Şuayb b. Salih olacaktır. Bu ordu, Süfyan'la Estahir kapısının sağında karşılaşacak ve büyük bir savaştan sonra Süfyanın askerleri dağılacak ve siyah bayraklar galip gelecektir, işte o zaman insanlar Mehdi'yi temenni edecek ve onu arayacaklardır.

11 – Mehdi gelmeden önce onun ehl-i beytinden birisi Doğudan çıkacak, hedefi Kudüs olarak on sekiz ay kılıçla savaşacak, fakat oraya varamadan vefat edecektir.

12 – Hz. Mehdî çıkmadan önce, Medine'de simsiyah taşların bile kan içinde kaybolacağı büyük bir vak'a olacaktır. Bu olayda, bir kadının öldürülmesi bir kamçının sallanması kadar kolay olacaktır. Ve bu olay iki km. kadar yayılacak, bilhare Mehdiye biat edilecektir.

13 – Medine'nin reisi, Mekke'deki Haşimilerden bir ordu ile yardım isteyecek ve Medine âsileri bu ordu ile hezimete uğratılacak. Şam'daki halifenin bunu haber almasından sonra, Süfyan tarafın dan bir ordu da Mekke'ye gönderilecek. Aydınlık bir gecede çöl de ilerleyen bu orduyu gören bir çoban, «Eyvah, Mekke'ye yazık olacak, vay başlarına gelene!» şeklinde söylenirken, ordunun bir anda gözden kaybolduğunu görecek ve «Sübhanallah» diyecek, «Nasıl da kısa bir zamanda kayboldular?» Aşağıya inip baktığında ise, yarısı yerin içinde yarısı da yerin dışında kalmış bir yorganı fark edecek, onu çıkarmaya çalışacak, bir türlü çıkaramayınca da gördüğü ordunun toprağa battığını anlayacak ve hadiseyi müjdelemek için Mekke reisine koşacak. Bunu haber alan Mekke reisi, Allah'a hamd edecek ve «İşte, bizim beklediğimiz alâmet buydu.» diyecek. Dana sonra da Şam'a geçecekler.

14 – Mehdî çıkmadan önce, milletler arasında ticaret ve yollar kesilecek, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır. Muhtelif ülkelerden birçok âlim, birbirlerinden habersiz şekilde Mehdi'yi aramak üzere yollara çıkacak ve âlimlerden her birisine 310 kadar insan refakat edecektir. Sonunda hepsi de Mekke'de buluşurlar. Ve birbirlerine «Buraya niçin geldiklerini» sorduklarında, hep si de «Bu fitneleri önleyecek ve Konstantiniyye'yi fethedecek olan Mehdi'yi arıyoruz, çünkü biz onun, babasının anasının ve ordusunun isimlerini öğrendik şeklinde cevap verirler. Hep birlikte onu aradıktan sonra, Hz. Mehdî'yi Mekke'de bulacaklar, «Sen, Mehdi'sin.» dediklerinde O inkâr edecek ve Medine'ye kaçacaktır. Ancak O'na Medine'de yetişecekler, O ise tekrar Mekke'ye gidecek, onu tekrar bulacaklar ve kendisine «Senin ismin budur, babanın ismi şudur, alâmetler sende mevcuttur diyecekler, ancak yine inkâr ederek Medine'ye kaçacaktır. Sonunda onu, Mekke'de Rükûn'da tekrar bulacaklar ve «Eğer elini bize uzatıp biatimizi kabul etmezsen ve başında Haddam'dan birisinin bulunduğu, amacı da bizim canımızı almak olan Süfyan ordusuna karşı bizi korumazsan, bütün günahımız ve dökülen kanlarımız boynunda olsun.» diyecekler. Bu konuşmadan sonra Hz. Mehdi, Rükûn ve Makam arasına otu rup, elini uzatarak biatları kabul edecektir. Daha sonra da Allah (C.C), bütün insanların kalplerini onun muhabbetiyle doldura caktır. Sonra o, gündüzleri aslan, geceleri âbid olan bir kavimle yürüyecektir.

15 – Hz. Mehdi'nin zuhurundan önce bir Haşimi çıkacak, Kudüs'e ulaşmak için on sekiz ay savaşacak, ancak daha varamadan Süf yan, Mehdî'nin üzerine bir ordu gönderecek ve bu ordu çölde yere batacaktır. Bu olay Şam'a ulaştığında, Şam ehli kendi halifelerini, «Mehdi çıkmıştır, ona biat et, yoksa seni öldürürüz şeklinde zorlayacaklar ve halife, biat edeceğine dair Mehdî'ye haber gönderecek ve hazinelerini de yanına alarak Beytü’l Mukaddes'e gelecektir. Daha sonra Arap, Acem savaşçılar, Rumlar ve birçok insan savaşmadan Mehdî'ye itaat ederler. Hz. Mehdi, Konstantiniyye ve diğer birçok beldede camileri inşâ eder.

16 – Hz. Mehdî'nin doğum yeri Medine'dir.

17 – Hicret edeceği yer Kudüs'tür.

18 – Sakalı bol ve sık olacaktır.

19 – Gözü sürmeli olacaktır.

20 – Dişleri parlak olacaktır.

21 – Yüzünde bir ben bulunacaktır.

22 – Omuzunda, Peygamber efendimizdeki nübüvvet mührü bulunacaktır.

23 – Peygamber efendimizin bayrağıyla çıkacaktır. O bayrak, dikilmemiştir, siyah ve dört köşelidir. Peygamberimizin vefatın dan sonra hiç açılmamış olup ancak Hz. Mehdi tarafından açılacaktır.

24 – Allah (c.c.) onu üç bin melekle destekleyecektir. O melekler, Hz. Mehdi'ye muhalefet edenin yüzüne ve arkasına vuracaktır.

25 – Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir.

26 – Esmer ve orta boylu olacaktır.

27 – Haşimi'dir, hilafeti Hz. İsa'ya devredecektir.

28 – Ondan önce bir fitne olacak, Hz. Ali'nin soyundan bir adam çıkacak ve etrafına geniş bir cemaat toplanacaktır. Bu insan, Allah'ın dinine zerre kadar muhalefet etmeyecektir. Sonunda ölecek veya öldürülecektir. Bilâhare de Mehdi zuhur edecektir.

29 – insanlar birlikte hacca gidecek ve hep beraber Hz. Mehdi'yi arayacaklar. Bu arada kabileler arasında, ayakları kanlar içinde bırakacak kadar büyük savaşlar olur, sonra da bir hayra iltica ederler. Hz. Mehdi'yi yüzü Kabe'ye dayanmış, ağlar bir halde bu lacaklardır. İnsanlar o zaman «Gel sana biat edelim dediklerin de 0, «Size yazıklar olsun, ne kadar sözünüzden dönüyor, ne çok kan döküyorsunuz diyecek ve istemediği halde biatları kabul edecektir. «Siz ona yetişirseniz, biat ediniz, çünkü o yerde ve gökte Mehdî'nizdir.» buyrulmuştur.

30 – Şam ehlinden, Bedir savaşçıları adedince insan yanına gidecek ve Hz. Mehdi'yi Mekke'den çıkararak Safa'daki bir evde, kendisi istemediği halde ona biat edeceklerdir. Daha sonra Hz. Mehdi, onlara iki rekât namaz kıldıracak ve Makam'ın yanında minbere çıkacaktır.

31 – Rükûn ve Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi, o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.

32 – Resûlullah Efendimizin bayrağıyla çıkacaktır.

33 – Mekke'deki hazineleri, malları ve silâhları Allah yolunda taksim edecektir. Hz. Ömer kendi zamanındaki ganimet malları ni biriktirirken, Hz. Ali'ye «Bu malları taksim mi edeyim, yoksa gömeyim mi?» diye sormuş ve ondan «Bu hazineyi Mehdi geldiğinde, O taksim edecektir cevabını almıştır. Bu rivayete karşı çıkan Ahmed ve Ebu Davud'un naklettikleri bir hadisde ise, Resûlullah efendimiz «Sizi terk ettikleri gibi siz de Habeşlileri terk ediniz, zira Kabe'nin hazinesini Habeşli Züssevikateyn çıkaracaktır.» buyurmuştur. Bu iki rivayet aslında birbirine zıt olmayıp arasında ce'm mümkündür, belki Kabe'nin iki hazinesi vardır, birini de Mehdi çıkaracaktır.

34 – Onun zamanında yeryüzü içindeki hazineleri dışarıya fırlatacaktır.

35 – Bu madde ana metinde bulunmamaktadır.

36 – Hz. Mehdi, uçan bir kuşa işaret ettiğinde kuş hemen bu emirle yere düşecek, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır.

37 – Rum kalelerini ve Rumistan'ı tekbirlerle fethedecektir.

38 – Onun zamanında, kurtla koyun bir arada oynayacak, yılan lar çocuklara bir zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, yedi yüz avuç hasat edecektir. Riya, riba, zina, içki kalmayacak, ömürler uzayacak ve emanet zayi olmayacaktır. Kötüler helak olacak, Peygamber Efendimize buğz edecek kimse kalmayacaktır (Bütün bunlar, Hâtime bölümünde de izah edileceği gibi, Hz. İsa'nın nüzûlündan sonra olacaktır).

39 – Hz. Mehdî, hiçbir bid'atı bırakmayacak ve bütün sünnet-i seniyye'yi ihya edecektir. Konstantiniyye, Çin ve Deylem dağlarını fethedecek, bu durum yedi yıl devam edecektir. Ancak onun her senesi, sizin yirmi senenize bedel olacaktır. Sonra Allahü Teâlâ dilediğini yapacaktır.

 

ÜÇÜNCÜ FASIL

(Bu fâsılda Tâbîinden (sahabeyi görenlerden) ve Tebe-i tâbîinden (tabiini görenlerden) gelen rivayetler anlatılmıştır)

1 – Onun ismiyle semâdan nida olunacak ve hiç kimse onun mehdiliğini inkâr edemeyecektir.

2 – O, güneşten bir alâmet belirinceye kadar gelmeyecektir.

3 – Mehdî için iki alâmet vardır ki, Allah (c.c.), kâinatı yarattığın dan beri bunlar vâki olmamıştır. Bunun birincisi, Ramazanın birinci gecesi ayın, ikincisi de ortasında güneşin tutulmasıdır.

4 – Mehdî'den önce Beni Abbas için siyah bayraklar çıkacak, sonra Horasan'dan, başlarında Şuayb b. Salih Temimi'nin bulu nacağı, sarıkları siyah, cübbeleri beyaz bir ordu toplanacak ve bu ordu, Süfyan'ın ordusunu hezimete uğratacaktır. Bilâhare Kudüs'e inecekler ve Hz. Mehdî için saltanat hazırlayacaklardır. Bu ordunun çıkması ile, halifeliği Mehdî'nin teslim alması arasında geçen zaman yetmiş iki ay'dır.

5 – Onun kumandanları, insanların en hayırlısıdır. Onun yardımcıları, Yemen ve Şam ehlinden olacaktır. Önlerinde Cebrail (a.s.), arkalarında Mikail (a.s.) bulunacaktır. Yeryüzü emniyet'le dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla hacca gidebilecektir.

6 – Peygamberlere dair olan kitaplarda, «Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir.» şeklinde işaret edilmiştir.

7 – Kuzey illerine bir bayrak dikecek, onları hezimete uğrattıktan sonra, ellerindeki esir ve ganimetleri alarak Şam'a geçecek, burayı da fethettikten sonra, köleleri bedellerini ödeyerek sahiplerinden alacak ve azat edecektir.

8 – Mehdi, insanlar arasında otuz dokuz sene kalacaktır. Onun zamanında, büyükler «Keşke ben küçük olsaydım.», küçükler de «Keşke ben büyük olsaydım.» diyeceklerdir.

9 – Hz. Mehdi, kırk sene baki kalacaktır.

10 – Mehdî'nin hayatı yedi veya sekiz ya da dokuz yıl olacaktır. Bu üç görüşü şu şekilde birleştirmek mümkündür:

11 – Hz. Mehdi on dört sene yaşayacaktır. Bunun anlamı, özel bir yaşantı demektir ki, diğer rivayetlere bir zıtlık arz etmez. Meselâ, Süleyman b. İsa'dan da işitildiğine göre, Mehdi, Kudüs'de on dört yıl kalacaktır.

12 – Kırk yıl kadar yaşadıktan sonra, yatağında Allah'ın rahmetine kavuşacaktır.

13 – Onun yanına, büyük bir fitneden sonra kendilerine hükmetmesi için gidilecek ve ancak ölümle tehdit edildikten sonra başa geçmeye razı olacaktır. Ondan sonra insanlar arasında bir damla kan dökülmeyecektir.

14 – Alimler, 1204 yılında yapılacak olan bir icmâ'da ahir zamanda bir mehdi'nin geleceği konusunda fikir birliği edeceklerdir.

15 – Mehdî'nin bayraktarı, sakalı hafif, rengi sarı, küçük bir genç olacaktır. Dağlar ona karşı çıksa, onları aşacak ve Belye'ye kadar inecektir.

16 – Ondan önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir. Ve Şam ehli, Mısırlı kabileleri esir alacaklardır. Doğudan siyah bayraklı bir adam, Şam sahibinden önce çıkacak ve Mehdî'nin itaatina girecektir.

17 – Ondan önce, Afrika'da bir emir on iki yıl mâlik olacak, sonra Afrika'yı adaletle dolduran esmer bir adam, Mehdiye gelerek onun yanında savaşacaktır.

18 – Ondan önce Horasan'da siyah bayraklar çıkacak ve Mehdi, Mekke'de zuhur ettikten sonra onun yanına gideceklerdir.

19 – Onun alâmetlerinden birisi de Beni Abbas'ın değirmeninin dönmesidir. Diğer bir alâmeti de, siyah bayraklı ordunun askerlerinin, atlarını Şam'daki zeytin ağaçlarına bağlamalarıdır. Diğer bir alameti de «ciğerleri yiyenlerin oğlu» (zalim) olan Süfyan'ın Beni Abbas ve Beni Cafer'i mağlûb etmesidir ve ardından Süfyan Şam minberine oturacak ve Berberi kavmi de Şam'a gelecektir.

20 – Süfyan'ın ordusu, Horasan, Fars diyarı ve sonra Doğu'daki insanlara ulaşır. Doğu insanları onlara karşı çıkarak, defalarca savaşırlar. Sonra da sağ avucunda ben olan bir Haşimi'ye biat ederler. Allahü Tealâ, ona bütün yolları ve işleri kolay kılacaktır. Bu Haşimi'nin Horasan ehlinden beş bin civarında bir ordusu vardır, başlarında da Şuayb b. Salih Temimi bulunur. Bu Haşimi'nin rengi sarı, sakalı hafiftir. Ordusuyla, dağlar karşı çıksa, aşıp geçecektir. Süfyanla savaşacak, ancak büyük bir savaştan sonra mağlup düşecek ve Kümme'ye kaçacaktır. Bu Haşimi, Mehdi ile babadan kardeş olup, mehdi zahir olduktan sonra o da çıkacaktır. Bazıları, onun Hz. Mehdî'nin amca oğlu olduğunu söylemişlerdir. Şam'a geldiği duyulduğunda, ona Kudüs'te bir ev tahsis edilecektir.

21 – Ordusunu Medine'ye gönderen Süfyan, «Beni Haşimi'den kimi bulursanız, öldürün.» emrini veriyor. Müslümanlar da Mehdi zahir olup toparlanana kadar dağlara kaçıyorlar.

22 – Çıkışının bir alâmeti de Batı'dan bayrakların çıkması ve başlarında Kende kabilesinden topal bir adamın bulunmasıdır.

23 – Alâmetlerden birisi de iki yüz senede bir Mehdi'nin çıkmasıdır.

24 – Hz. Mehdi, beraberinde Peygamber Efendimizin bayrağı, gömleği ve birçok alâmetleri olduğu halde yatsı vaktinde Mekke'de ortaya çıkar. Nurludur ve yanında şahitleri vardır. Yatsı namazını kıldıktan sonra uzun bir hutbe irad edecek ve insanları Allah ve Resûlüne itaat etmeye davet edecektir. Daha sonra Hicaz'ı fethedecek ve Beni Haşimilerin hapiste olanlarını kurtaracaktır. Bilâhare O'nun yanına Kûfe'den siyah bayraklı bir ordu gelir. Ondan sonra dünyayı fethetmek için bu orduyu çeşitli yerlere gönderecektir.

25 – Süfyan, esir olarak ona getirilecek ve rahmet kapısında öldürülecektir. Ganimet ve serveti ise Şam caddelerinde dağıtılacaktır.

26 – Mekke'deki batma olayını işittiği zaman, aralarında abdalların bulunduğu on iki bin asker toplanacak ve Belye denilen yere varacaklar. Süfyan, ordusunun battığını öğrenince Mehdî'ye itaat etmeyi düşünür, ancak Kelp kabilesinin başkanları tarafından ayıplanır. Buna rağmen, gene de Mehdî'ye gelir ve itaat edeceğini söylediği için onun tarafından kabul edilir. Ancak bu kez itaat'tan vazgeçtiğini söyler ve Hz. Mehdî de bunun üzerine onu öldürmeye karar verir. Daha sonra Hz. Mehdi, Kelp kabilesi ile savaşacak ve onları yok edecektir.

27 – Hz. Mehdi, her dokuz kişiden yediyi çıkarmayacaktır.

28 – Bu madde ana metinde bulunmamaktadır.

29 – Hz. Mehdi, Allah'tan çok korkan birisi olacaktır. Aynen, kartal cinsinden Nesir kuşunun kanatlarıyla titremesi gibi Allah'tan korkacaktır.

30 – Hz. Mehdi'nin kaşları ince, araları açık ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır.

Şam minberinin üzerine oturup insanlara hitab edebilinceye kadar, Hicaz'dan gelmeyecektir. (Şam minberine oturduğunda on sekiz yaşında olacağı söylenmişse de bu görüş bilâhare reddolunmuştur)

31 – Mekke'deki batmadan sonra, Bedir ashabı adedince insanlar çıkacaktır. (Bu eşraflar itibarıyladır, yoksa ona tâbi olanlar çoktur) Onun ashabının reisleri, Berâzi kabilelerinden olacak. O gün semâ'dan gelen bir ses «Biliniz ki, Allah'ın yeryüzündeki dostları, Mehdi'ye bi olanlardır.» diyecektir.

32 – Süfyan, Kûfe'ye geldiğinde Mehdi'nin çıktığı haberi ona ulaşır. Bunun üzerine bir ordu gönderir. Ve bu ordu çölde batar, ancak biri Süfyan taraflısı, diğeri Mehdi taraflısı iki kişi sağ kalır. Bilâhare Mehdi Mekke'den, Süfyan ise Kûfe'den Şam'a yönelip giderler. Ancak Süfyan ondan önce Şam'a varır. Hz. Mehdi, ikinci bir ordu ile mektup göndererek, Süfyandan kendisine biat etmesini ister ve sonra Kudüs'e geçerek orada üç yıl kalır. Bu arada Kelp kabilesine mensup birisi Kenane'den çıkarak Bensan'a kadar gelir. Hz. Mehdi ise buraya bir ordu göndererek bu kabileyi bozguna uğratıyor. Ve sonra Süfyan esir olarak getirilir ve Safa tepesinde koyun gibi boğazlanır.

33 – Hz. Mehdi, Tâbût-u Sekine'yi Antakya mağarasından çıkaracaktır.

34 – Bu madde, ana metinde bulunmamaktadır.

35 – Yanında Hz. Peygamberin bayrağı bulunacaktır.

36 – Bayrağının üzerinde «Biat, Allah içindir.» yazılıdır.

37 – Hz. Mehdi, işlerinde çok disiplinli, cömert ve fakirlere karşı çok merhametli olacaktır.

38 – Dünya'da ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır.

39 – Ondan önce, bir Haşimi mâlik olacak ve Emeviler'den az sayıda insan kalacaktır. Daha sonra ise her bir adam başına iki kişiyi öldürerek, kadınlardan başka kimseyi sağ bırakmayan bir Emevi çıkacak, bilâhare de Hz. Mehdî zuhur edecektir.

40 – Çok yaygın ve sona ermesi mümkün görülmeyen bir fitne çıkacak ve bu fitne, semâdan üç kez «Emîr, mehdî'dir, gerçek O'dur.» şeklindeki nida'ya kadar sürecektir.

41 – Semâ'dan bir münâdi çıkacak ve «Hak, âli Muhammed'indir.», yerden de bir münâdi çıkacak ve O da «Hak, İsa'nın âlindedir.» şeklinde sesleneceklerdir. Abbas (r.a), bu konuyla ilgili olarak «Yerden gelen ses şeytandan, semâ'dan gelen ses ise Allah'tandır.» buyurmuştur.

42 – Semâdan zuhur eden bir el ve «Emîriniz Mehdî'dir.» şeklinde bir nida duyuluncaya kadar tefrika ve ihtilâflar devam edecektir.

43 – Hz. Mehdi ile Süfyan karşı karşıya geldiğinde bir münâdi şöyle seslenecek: «Allah'ın dostları Mehdi'nin arkadaşlarıdır.»

44 – O günün alâmeti: Semâ'dan bir el uzanacak ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir.

45 – O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir.

46 – Ramazan'da iki defa ay tutulması olacaktır.

47 – Hz. Mehdi'nin zamanında, adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da dişinde kalmış bir şey bile sahibine iade edilecektir.

48 – Taberiye adasındaki Tâbût-u Sekine, ortaya çıkarılacaktır, Tâbut getirilip Beytül Mukaddes'te ona teslim edildikten sonra açılacak ve bunu görenlerin çoğu, pek azı haricinde Müslüman olacaktır.

49 – İnsanlar doksan beşinci seneye kadar malik olacak, yani işleri iyi gidecek, doksan yedinci veya doksan dokuzuncu senede mülkleri zâil olacak ve nihayet iki yüzüncü senede bir mehdi gelecektir.

50 – İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır, Ben-i Abbas'ın önderliği kaybolmayacak, sonra fitneler başlayacak, nihayet Mehdi çıkacaktır.

51 – Kurduğu ilk orduyu, bekletmeden hemen cihada gönderecektir.

52 – Deccal, Müslümanları Beytü’l Mukaddes'te mahsur bırakacaktır. Müminler burada, öyle bir açlıkla karşı karşıya gelecekler ki, para keselerini bile yemek zorunda kalacaklar. Bu sırada, gecenin karanlığı içinden bir ses işitecekler ve bu sesin tok bir adama ait olduğunu birbirlerine söylerlerken İsa b. Meryem'i karşılarında göreceklerdir. Hz. Mehdi onu Müslümanlara takdim ettikten sonra namazı kıldıracak, bilâhare önderliği Hz. İsa'ya verecektir.

53 – Hz. Mehdi, Avta bölgesinde Hars olarak isimlendirilen bir köy batana kadar çıkmayacaktır.

54 – Semâ'dan bir ses, onu ismiyle çağıracak ve Doğu'da Batı'da hatta uykuda olan bile bu sesi duyacak ve uyanacaktır.

55 – Konstantiniyye'nin fethi sırasında, sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek, deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takip eden Hz. Mehdi, karşı kıyıya geçecektir. Sonra bir bayrak daha dikecek ve diyecek ki «Ey insanlar, ibret alınız. Deniz, Ben-i İsrail'e nasıl yol verdiyse, bize de öylece yol verdi.» Ondan sonra, hepsi, tekrar tekrar tekbir getirecek ve on iki tekbirle, şehrin on iki burcu da düşecektir.

56 – Kudüs'ü fethedecek olan Hz. Mehdî, Hindistan’ı da fethedecek olan bir ordu gönderecektir. Buradaki hazineleri alıp, onları Beytü’l Mukaddes'e dahil edecektir. Hint liderleri de zincirlerle bağlı bir halde ona getirilecektir. Hz. Mehdi, Doğu-Batı arasındaki her yeri fethedecektir.

 

HÂTÍME

(Bu fâsılda muhtelif nakiller anlatılmıştır)

Birincisi: İbni Şirinden gelen bir rivayette, «Hz. Mehdî, Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'dan daha hayırlıdır, belki de bazı peygamberlerden bile efdaldir.» deniliyor. Yine İbni Şirin sahih bir nakilde «Ebu Bekir (r.a.), ondan daha faziletli değildir.» demektedir. Bu ikinci rivayet, anlam olarak birinciden daha hafif gibi gözüküyorsa da yine de tev'ili gerektirir. Zira bu husustaki sarih hadislere ve icma'ya göre, Ebubekir (r.a.) ve Ömer (r.a.), ondan daha hayırlıdırlar. Belki de bütün sahabe-i kiram ondan daha efdaldir. Ancak İbni Abdül Birr, buna muhalefet etmiş ve «Hz. Mehdî, dört halife hariç diğer sahabe'den üstündür.» demiştir. Peygamberimizin sahabeye söylediği ve «Âhir zamanda bir müminin sevabı, sizden elli kişinin sevabına denk olacaktır.» şeklindeki ifadesi de yukarıdaki hadis gibi tev'ili gerektirir. Çünkü, Hz. Mehdi'nin üstünlüğü, onun devrindeki fitnelerin sahabe zamanına göre daha şiddetli olmasından ve Hz. Mehdî'nin Deccal ve Rumlarla olan mücadelesinden ileri gelmektedir ki, üstünlüğünün sırrı buradadır. Ancak diğer özellikleri ile birlikte düşünülürse, sahabenin efdaliyeti tartışılamaz. Zira, bazı özellikler vardır ki, faziletçe daha aşağıda bulunanda görülebilir, fakat daha üstün olanda bulunmayabilir. Yine, Hz. Mehdi'nin zamanında gerçek müminlere bol bol nimet verilecek fakat kötüler de mahrum bırakılmayacaktır.

Netice olarak, sevap ve derece bakımından sahabenin mutlak manada Hz. Mehdî'den daha faziletli olduğu kesindir.

İbni Şîrin'in «Bazı Peygamberlerden de efdaldir.» sözünden kastı, Hz. Mehdî'nin İsa'ya (a.s.) imamlık yapması münasebetiyle olsa gerektir. Malûm olduğu üzere imam, ona tâbi olanlardan daha faziletlidir. Ama aslında, bu fazilet, Peygamber efendimize nispetendir, zira onun İsa'ya (a.s.) imamlık yapması, Hz. İsa'nın (a.s.) Peygamber Efendimizin şeriatıyla amel edeceğine işarettir.

İkincisi: Velid b. Müslim'den, o da bir başkasından nakletmiştir ki, Mehdiler üç tanedir:

– Mehdiyyûl Hayr: Bu, Ömer Bin Abdülaziz'dir.

– Mehdiyüddem: O, kanları dindiren hakiki Mehdi'dir.

– Mehdiyüddin : Bu, Hz. İsa'dır. (a.s.)

Süleyman b. İsa'dan gelen bir rivayette «Bana ulaşan bir habere göre, Hz. Mehdî on dört sene Kudüs'te kalacak, ardından ölecek ve Mansur'a tâbi olanlardan birisi gelecek, O da Kudüs'te yirmi bir sene kaldıktan sonra öldürülecek, yerine Mevlâ adında birisi geçecek, üç sene sonra da öldürülecek ve bilâhare Hişamülmehdî gelip üç sene dört ay on gün kalacak.» denilmiştir.

Kâb b. Mehdi'den gelen bir haberde «Kahtâni adında ve Yemenli olan bir halife gelecek, Hz. Mehdi'nin yolunda gidecek, Rum beldelerini fethederek ganimetlerini alacaktır.» deniliyor.

Yine O'ndan rivayet olunur ki, «Bunun arkasından, halifenin ehli beytinden birisi gelecek, şerri hayrından fazla olacak ve az bir süre kaldıktan sonra kendi ehlinden birisi tarafın dan öldürülecektir.»

Kâb'dan gelen bir başka rivayettede, «Mahzum kabilesine mensup birisi başa geçecek, daha sonra Mevlâ gelecek sonra da karşı geleni yok eden, uzun boylu, çok kuvvetli, geniş omuzlu bir arabî başa geçecek ve Beytül Mukaddes'e geldik ten sonra ölecektir. Daha sonra ise, iyileri öldüren zâlim bir Mısırlı hükmedecek ve nihayet Mehdî'nin yolunda giden Kahtan soyundan birisi gelecektir.»

Zehri'den gelen bir rivayette ise «Mehdi'den sonra ins ve cinnin bile biat edeceği Mahzum kabilesine mensup birisi gelecektir. Sonra hicret edecek ve onu tanımayacaklar üç defa kendisine biat için çağrı yapacak, sonra ise Mansur'a biat edilecektir.» denilmektedir.

Abdullah b. Ömer ise bir naklinde şöyle ifade etmektedir; «Zalimlerden sonra Hz. Mehdî gelecek, sonra sırasıyla Mansur, Selâm ve Emîrülgadap olacaktır.»

Yine Abdullah b. Ömer «Mehdi'den sonra üç emir gelecektir, Hepsi de sâlih insanlardır. Biri Câbir, sonra Müferrec sonra da Zülgadap'dır. Bunlar kırk yıl kaldıktan sonra artık dünyada hayır kalmayacaktır.» naklinde bulunmaktadır.

Ertah'tan gelen bir rivayetie de «Hz. Mehdî Kudüs'e inecek ve millet onun ehlinden gelenlerle uzun bir müddet yaşayacaktır. Ondan sonra zâlimler görünecek ve Beni Abbas rahmetle aranacaktır.» denilmektedir.

Ertah'tan gelen bir başka nakil ise şöyledir: «Mehdî kırk sene yaşayacak, öldükten sonra Kahtâni gelecek ve Mehdi'nin izinde işleri yürütecektir. Yirmi yıl yaşadıktan sonra öldürülecek sonra da asıl Mehdî gelecek, Kayser şehrini fethedecek ve Peygamberimizin son halifesi olacaktır. Sonra Deccal çıkacak ve Hz. İsa da o zaman nüzul edecektir.»

İbni Münâvi, kitabında şöyle anlatıyor: «Süfyanlar üç tane dir, Mehdiler de üç tür. Birinci Süfyan için birinci Mehdi, ikinci Süfyan için ikinci Mehdî, üçüncü Süfyan için de üçüncü Mehdî gelecektir.»

Görüldüğü gibi, bu konularla ilgili birbirine zıt muhtelif nakiller gelmiş ve değişik ihtilâflara yol açmıştır. Mehdi'den sonra kaç kişinin geleceği ve bunların kimler olacağı konusu tartışılmıştır. Ancak hadislerle de sabit ve kesin olan işaretlere göre, üzerinde itikad etmemiz gereken nokta şudur ki, asıl Mehdî, Deccal'a karşı Hz. İsa'ya yardımcı olarak gelecek olan Mehdi'dir. (Zira, ondan önceki mehdiler hakkında herhangi bir hadis bulunmamaktadır.) Mehdî'den sonra gelecek olanlar da sâlih kimselerdir, ancak mehdi gibi değildirler. Hakikatte en son mehdi O'dur.

Üçüncüsü: Hz. Mehdi'nin çıkışı, kesinlikle İsa’nın (a.s.) nüzulünden önce olacaktır. Bazıları ise «Hz. İsa'nın nüzulünden sonra olacaktır.» demişlerdir. Ancak bu doğru değildir ve hadisler bu iddiayı reddettiği için nazarı itibara alınamaz.

Hz. İsa'nın nüzulünün Beytü’l Mukaddes'e olacağını bildiren rivayetlerle Deccal hakkındaki şu rivayet, birbirini teyid etmektedir. Şöyle ki: «Müminler o gün sayıları az, fakat başlarında sâlih bir insan olduğu halde, Beytü’l Mukaddes'te bulunacaklardır. Deccal onları muhasara altına alacak. Tam sabah namazına girildiği bir anda Hz. İsa nüzul edecek, imam onu tanıyarak cemaate takdim edecek. Hz. İsa ona: «Namazı kıldır, çünkü kâmet senin için getirilmiş diyecek ve O'nun arkasında namaz kılacaktır. O zaman Hz. İsa, «Kapıları açınız» diyecek ve kapılar açıldığında Deccal onu görecektir. Deccalin yanında başlarında miğferleriyle, zırhlı, İsfahan Yahudilerinden ibaret yetmiş bin kişilik bir ordu bulunacaktır. İsa (a.s.) ona baktığında Deccal tuzun suda erimesi gibi eriyecek ve sırtını çevirip kaçacaktır. Takip eden Hz. İsa, Lûd kapısında onu yakalayarak öldürecek ve Deccal'ın ordusu olan Yahudiler de çok şiddetli bir savaş sonunda yok edileceklerdir.

Ancak, bu rivayete zıt başka bir rivayette ise şöyle denilmektedir: «Müslümanlar Beytül Mukaddes'de muhasara altında iken, Hz. İsa sabah namazı sıralarında Şam'ın doğusundaki Beyaz Minare (Minaretül Beydâ) üzerine nüzul eder.» Bu minare, bugün halen mevcuttur. Şafii ulemasından İmam Nevevi de «Hz. İsa, iki elini iki meleğin kanatları üzerine koymuş bir halde inecektir ve Lûd kapısında Deccal'a yetişerek onu öldürecektir.» demektedir.

Habis El Hadramî'nin naklettiğine göre de «Hz. İsa, Şam'ın Doğu kapısında bulunan Beyaz Minare'ye inecektir. Sonra mescide gelecek ve minberin yanına oturacaktır. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler hepsi de camiye gelerek Hz. İsa'nın etrafında toplanacaklar ve hepsi de Hz. İsa'nın kendileriyle birlikte olacağı ümidini taşıyacaklar. Bu topluluk, ne atsan yere düşmez şeklinde geniş bir kalabalık oluşturacak ve Müslümanlar müezzinleriyle, Yahudiler borazancılarıyla, Hristiyanlar da çancılarıyla beraber bulunacaklardır. Burada kur'a çekilecek ve hangisi kazanırsa onun dediği olacaktır. Çekilen kur'ayı Müslümanların kazanması üzerine Yahudiler ve Hristiyanlar oradan uzaklaşacaklar, sonra Hz. İsa, Şam ehliyle birlikte Beytü’l Mukaddes'de Deccal'ı arayacak, ancak kapıları kapalı bulacaktır. Hz. İsa, kapıların açılmasını emredecek ve kapıların açılmasıyla beraber Deccal kaçacak, ancak Hz. İsa, onu Lûd kapısında yakalayarak öldürecektir.», «Hz. İsa, otuz veya kırk sene kadar yeryüzünde kaldıktan sonra Ye'cûc Mec'ûc da onun eliyle yok edilecek. Toprak tekrar eski bereketine kavuşacak, yılanlar çocuklarla, inekler aslanlarla geçinebilecek. Sonra Allah (c.c.) güzel kokulu bir rüzgâr göndererek, bununla müminlerin ruhlarını alacak ve geriye şerli insanlar kalacaktır. Sonra da kıyamet kopacaktır.»

Hz. İsa'da pek çok özellik bulunmaktadır: Meselâ: Ne kadar uzakta olursa olsun bir kâfiri görse, o kâfir hemen ölecektir. Haçları kıracaktır. Domuz ve maymunları öldürecek", geriye sadece İslâm dinini bırakacaktır. Zamanında, Allah'tan başkasına ibadet edilmeyecek, cizye ve sadaka kalmayacak çünkü her şey bereketlenecek, hazineler çıkarılacak ve mala rağbet olmayacaktır. Kıyametin yaklaştığını herkes yakinen hissedecektir. Sebepleri ortadan kaldırılacağı için cimrilik, buğz ve kötü şeyler bulunmayacaktır. Zehirli hayvanların zehîri yok olacak, arz selâmetle dolacak, savaş olmayacak, herkes eşit olup hiçbir saltanat bırakılmayacaktır. Arzın nebâtatı, aynen Hz. Âdem (a.s.) devrindeki gibi bereketli olacak, ipek kurdu üzüm salkımının üzerine konacak ve doyacak, savaş olmadığı için atlar ucuzlayacak ve her tarafta yemek kazanları kaynayarak misli görülmemiş bir bolluk yaşanacaktır.

İmam Nevevî «Hz. İsa, ümmeti Muhammed'e Peygamber olarak değil, Şeriat-ı Muhammediyye'yi tatbik etmek için gelecektir demektedir. Bazısı da «Hz, İsa nüzul etmeden önce Ümmet-i Muhammed'in muhtaç olduğu ve bilmediği Şeriat-ı Muhammediyye'ye ait hususları önceden semâda öğrenecektir.» demişlerdir.

Hz. İsa, yeryüzünde iken evlenecek ve bir çocuğu olacaktır. Ölünce, Müslümanlar onun namazını kıldıktan sonra Ravza-i Mutahhara'ya defnedeceklerdir. Dünyada kalış süresi kırk yıldır, bir rivayette ise yedi yıldır. Ancak semâ'ya çıkışının otuz üç yaş olduğu dikkate alınırsa, bu iki rivayetin cem'i mümkündür. Zayıf bir nakilde ise bu süre kırk beş yıl olarak geçmektedir.

Dördüncüsü: Deccalin Hz. Mehdi zamanında ortaya çıkması, Hz. Mehdinin alâmetlerindendir. Bu bakımdan, Deccalla ilgili bilgilerin de anlatılması gerekmektedir:

Beyhaki Şeyhi Hâkim'den gelen rivayette şöyle deniliyor: «Kıyamet alâmetlerinin ilki Deccal'ın çıkması, sonra İsa’nın (a.s.) gökten inmesi, sonra Ye'cûc Mecûc, sonra Dâbbetü'l-Arz, sonra da güneşin batıdan doğmasıdır.»

Deccalin çıkması, Dabbet-ül Arz ve güneşin batıdan doğmasına Allahü teâla'nın buyurduğu şu ayet-i kerime'de işaret edilmektedir: «(Mekkeliler), Kur'an ve Peygamberi tekzip ettikten sonra ancak şunu gözetliyorlar: Kendilerine azab edecek melekler gelsin yahut Rabbinin azabı gelsin. Rabbinîn bazı alâmet'leri (kıyamet) gelsin. Rabbinin alâmetlerinden (kıyamet) biri geldiği gün, evvelce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, o gün imana gelmek hiçbir fayda vermez. Ey Resulüm, de ki; (Siz o alâmetlerin gelmesini) gözetleyip bekleyin, biz de gözetleyip bekliyoruz (En'âm Sûre'si âyet 158).

Hz. İsa'nın nüzulünü ifade eden âyet de şudur: «Gerçekten 0 (İsa'nın nüzulü), kıyamet için (yaklaştığını bildiren) bir beyandır, alâmettir. Onun için sakın o kıyametin geleceğinde şüphe etmeyin de benim şeriatıma tâbi olun. İşte bu biricik doğru yoldur.» (Zuhruf Sûre'si âyet 61).

Ye'cûc Mec'ûc ve Dâbbetül Arz'a ise, bir değil, birkaç ayeti kerimede işaret vardır.

İmam Nevevi ve diğer bazı âlimler diyor ki: «Selefler, çocuklarına Deccalla ilgili hadisleri öğrenip muhafaza etmelerini telkin etmişler ve kalplerinde sabit kalmasını temin etmeye çalışmışlardır. İnsanlar da birbirlerine bunları naklede ede bu hadisler, günümüze kadar sıhhatli olarak gelebilmiştir.»

Peygamber Efendimiz bir hadisinde «Hz. Adem'le kıyamet arasında yaratılmış en büyük fitne, Deccal'ın fitnesidir buyurmuştur.

Diğer bir rivayette de «Allah (c.c.), Adem'i yarattığından itibaren, Deccal'in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır denilmektedir.

Allah'ın Hz. Nuh'tan sonra gelen her peygamberi, ümmetini, Deccal ile korkutmuş ve onun Horasan veya İsfahan tarafından çıkacağına işaret etmişlerdir.

Hz. Mehdi, Konstantiniyye'yi fethederken, Deccal Şam ve Irak arasında bulunuyor. Önce «kurtarıcı» olduğunu iddia ediyor ve bu dönemde gerek kâfirler gerekse de müminler ona tabi oluyorlar. Ancak sonra bir gözü kör oluyor ve iki gözü arasında «kâfir» yazısı çıkıyor, öyle ki, okuma yazması olmayan her mü’min bile onu okuyabiliyor. Bunun üzerine mü’minler onu terk ediyorlar. O, daha sonra «nübüvvetini», ve nihayet «ulûhiyyetini» iddia ediyor. Deccalın sağ gözü kördür, yani nursuzdur. Başka bir rivayette ise bu sol şeklindedir. Başka bir rivayette de gözü dümdüz olup, üzerinde tırnak kemiği gibi bir kemiğin bulunduğundan bahsedilmektedir. Deccalın gözünün kör olmasından kastedilen «ayıplıdır» anlamıdır. İki gözü arasında kâfir diye yazmaktadır ki, okuma bilen bilmeyen her mümin bile onu okuyabilecektir. Deccal'ın beraberinde cennet diye gösterdiği aslında cehennem, cehennem diye gösterdiği de aslında cennettir. Kehf Sûresi'nin başındaki ayetleri okuyanlar, onun şerrinden muhafaza edileceklerdir. Deccalin, temiz su olarak gösterdiği de aslında necistir. Onun fitnelerinden birisi de şudur: Bir arabi'ye «Ben senin ananı babanı şu anda göstersem, bana inanır mısın?» diye soracak, «Evet» cevabını alınca da şeytanlar arabî'ye anası babası şeklinde görünecek ve «Ey oğul» diyecekler, «Bu senin rabbindir, ona tâbi ol.»

Yine Deccal, bir neferi iki parçaya bölüyor ve «Bakın, onu dirilteceğim» diyor ve nefer diriliyor. Bunu gören kâfirler onu gerçekten râb zannediyorlar.

Sonra Allah (c.c.), Hızır aleyhisselâm'ı gönderiyor. Hz. Hızır ona «Sen Allah'ın düşmanı olan Deccalsın diyor ve onu öldürmeye çalışıyor, fakat başaramıyor.

Deccal semâya emrederek yağmur yağdırıyor, arza emrederek bitkiler çıkartıyor, kuru nehirlere emrederek onlarda sular akıttırıyor... Yağmura emrederek onu durduruyor, otlara emrediyor, kurutuyor, Rab dağıyla Tür dağına emrediyor ve onları tokuşturuyor... Rüzgâra emrediyor, deniz fırtınasına emrediyor, onlar da bulut oluyorlar. Günde üç defa denize giriyor, dibini bulamıyor... Deccal'ın bir eli diğerinden daha uzundur, bu uzun elini denizin en dibine daldırıyor ve içindeki balıkları çıkartıyor... Kendisini yalanlayan bir kavmin arasına giriyor ve onların bütün hayvanlarını helak ediyor. O kavim tasdik edince de hemen semâya emrederek yağmur yağdırıyor, hayvanların sütlerini bollaştırıyor. İçinde hazine olan yerlere giriyor, «Hazinenizi çıkarın» dediğinde, bal arılarının beylerini takip etmesi gibi hazineler ona tabi oluyorlar...

Deccal'ın bir eşeği bulunuyor ki, bu eşeğin iki kulağı arasındaki mesafe kırk ziradır (zira, takriben dirsek ve parmaklar arası kadar bir uzunluk). Bu eşeğin altında yetmiş bin Yahudi gölgelenebilecektir. Deccal üç defa öylesine bağıracak ki, Doğu'dan Batı’ya bu ses her taraftan duyulacak...

Mekke, Medine, Beytü’l Mukaddes ve Mescid-i Tûr hariç, her taraf gezecektir. Bu bilgi, başka bir rivayette de «Şam ve Askalan hariç» şeklinde geçmektedir. Allahu Teala mü’minleri bu fitne ve musibetlerden Şam'da, Deccal'dan Beytül Mukaddes'te, Ye'cûc Mec'ûc'dan da Tûr-i Sina'da muhafaza edecektir.

Bir hadisde «Deccal yeryüzünde kırk gün duracak, birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, diğer günleri de sizin normal günleriniz gibi olacaktır.» buyrulmuştur. Bunun üzeri ne Peygamberimize «Bir sene gibi uzun olan o günde, bize bir günün namazı kâfi gelir mi?» diye sorulmuş, Resûlullah da (s.a.) «Hayır, siz o uzun günde, ondan önceki günlerinizdeki her namaz vakti kadar zamanı, takdir edin.» cevabını vermiştir.

İbni Mâce'den gelen bir rivayette de «Deccal'ın son günleri o kadar kısa olur ki, sizden biriniz Medine kapısından çıkıp, tepesine varıncaya kadar, akşam olacaktır.» denilmiştir. Peygamberimize «Ya Resûlullah, o kısa günlerde nasıl namaz kılacağız?» şeklinde sorulduğunda da «O uzun günlerde takdir ettiğiniz gibi takdir edeceksiniz.» cevabı alınmıştır. Deccalın yer yüzündeki süratinin nasıl olacağı da sorulmuş ve Peygamberimiz «Rüzgârın yöneltip sevk ettiği yağmur gibidir.» cevabını vermiştir.

Deccal'dan önce üç yıl kıtlık görülecek, tırnaklı hiçbir hayvan kalmayıp helak olacaktır. Denildi ki «Ya Resûlullah, o zaman insanlar nasıl yaşayacaklar?» Peygamberimiz de şöyle buyurdu: «Tekbir (Allahu ekber), tesbih (Sübhan Allah), tehlil (La ilahe illallah) ve tahmid (Elhamd-ü lillah) iledir.» Yani, aynen Peygamber efendimiz devrindeki gibi...

Deccal'ın birçok sıfatlarını taşımış olan İbni Sayyad Deccal değildir. Ancak, O da bir fitne idi ve Allah (c.c.) onunla mü’minleri imtihan etti. Aynen Hz. Musa zamanındaki «buzağı» örneği gibi... Ancak Allah (c.c.), Ümmet-i Muhammed'i onun şerrinden muhafaza etti.

İbni Ömer'in sözünü delil olarak veren İbni Cabir yemin ederek diyor ki «Hz. Ömer, İbni Sayyad Deccal'dır demiş ve Peygamberimiz onun bu sözünü inkâr etmemiştir Ancak, Peygamber Efendimizin bu sözle ilgili bir tasdiki de bulunmadığı için, yalnız başına bunu bir delil olarak ele almak mümkün değildir. Nitekim, Allah (c.c.) da onun Deccal olmadığını haber vermiştir.

Beşincisi: Ye'cüc ve Mec'úc'un çıkması Deccal'dan sonra olacaktır. Ye'cûc Me'cûc, Âdem ile Havva'nın evlatlarındandır, ancak merfu bir hadise göre ise (Merfu hadis: Sahabe, Tabiin ve Tebei Tâbiin'in Peygamberimizin söylediğini doğruladığı hadistir), Nuh (a.s.)'ın zürriyetindendir. Fakat Seleften bunun aksi söylenmiştir. İmam Nevevi ise Selefe itiraz ederek, «Ye'cûc Mec'ûc ulemânın çoğuna göre Nuh'un (a.s.) zürriyetindendir.» demiştir. Rivayet edildi ki, «Hz. Nuh bir gün uyuduğunda, ihtilâm olur ve nutfe'si (men'isi) toprağa karışır ve Ye'cúc Me'cûc, işte bu karışımdan yaratılmıştır.» Ancak bu görüşe de itiraz edilmiş ve Peygamberlerin ihtilâm olmadığı söylenmiştir. Bunun da aksini savunanlar olmuş ve Peygamberlerin, rüya'da cim'a etmeden ihtilâm olabilecekleri ifade edilmiştir.

Bir hadisde Ye'cûc'un bir ümmet, Me'cûc'un ayrı bir ümmet olduğu ifade edilmektedir. Onların herbirisi dört yüz bin'er bir topluluk olup, yine her birisi, soyundan bin kişi görmeden ölmezler. Hepsi de silâh taşıyabilir ve çiftleşebilirler. Boyları ortalama bir karış olup, en uzunları üç karış kadardır. Ok ve mızraklarıyla yedi yıl Müslümanlara eziyet ediyorlar. Hz. İsa, kimsenin onlarla baş edemediğini görünce, Müslümanları Tûr dağına çıkarıyor. Ye'cûc Mec'ûc, Taberiye denizini geçiyor ve onun suyunu içerek kurutuyorlar. Daha sonra «Biz, yeryüzündeki bütün canlıları öldürdük, şimdi de semâ'dakileri öldüreceğiz.» diyerek bir dağa çıkıyorlar ve oklarını göğe doğru fırlatıyorlar. Bu oklar, kanlı olarak geriye dönüyor. Daha sonra da Hz. İsa (a.s.) ve müminleri muhasara altına alıyorlar. Burada, öylesine bir kıtlık oluyor ki, bir öküz başı veya kurutulmuş bir çökelek parçası onlar için yüz dinar'dan daha hayırlı oluyor. Ve Müslümanlar bu belâdan kurtulabilmek için Allah'a (c.c.) yalvarıp yakarırlar. Nihayet Allah (c.c.), Ye'cûc-Mec'ûc'un boynuna onları öldüren kurt'lar musallat eder ve bir sabah, hepsi de helak olurlar. Bunun üzerine yeryüzüne inen Hz. İsa ve Müslümanlar, Ye'cûc Mec'ûc'un leşlerinin kirletmediği bir karış toprağın bile bulunmadığını görerek, tekrar Allah'a (c.c.) yalvarıp yakarırlar. Ve Allah (c.c.), bu leşleri temizleyen kuşlar gönderir ve daha sonra da yağmur'la yeryüzü yıkanıp tertemiz olur ve meyvalanıp bereketlenir.

Hz. İsa'nın vefatından sonra da Allah (c.c.), güzel kokulu bir rüzgâr gönderir ve her Müslümanın koltuklarına giren bu rüzgârla canını alarak, geriye yeryüzünün şerli insanlarını bırakır.

Bu arada, birçok râvi'nin de belirttiği gibi; Safa'daki bir kayadan Dabbet-ül Arz çıkar. Değişik rivayetlerde ise, Dâbbet-ül Arzı’n çıkış yeri olarak Merve, Civad veya Müzdelife gecesinde Mekke arkasındaki Tihame vadisi gibi yerler de gösterilmiştir. Dâbbet-ül Arz’ın çıkışında üç safha bulunmaktadır. Zuhuru, önce Mekke'den duyulmaz, çıktığı yerde bir süre kalır sonra da Mekke'ye gelir ve çıktığı haberi yayılır. Peygamber Efendimiz «Mü’minler, Mescid-i haram'a giderken Rükûn ile Makam arasında, Dâbbe'yi toprağı etrafa saçıyor bir halde görürler, bazıları ise yerinden kıpırdamazlar. O anda, mü’minlerin yüzleri parlar, daha sonra da Dâbbet-ül Arz gider. Bu durumda kimse ona yetişemez, kaçan da kurtulamaz buyurmuşlardır. Ancak namazla ondan muhafaza olunur. İnsanın arkasından gelir ve «Şimdi namaz kıl» der ve ona yönelip, eğer kişi Müslümansa «Müslüman» eğer kâfirse «kâfir» der ve sonra ayrılır.

Ahmed'den gelen rivayete göre «Dâbbet-ül Arz'ın beraberinde, Hz. Musa'nın âsası ve Süleyman Peygamberin mührü olacak, kâfirlerin burnunu bu mühürle damgalayacak, mü’minlerin yüzünü de âsası ile nurlandıracaktır.»

Hz. Ali de «Dabbet-ül Arzın kanatları, tırnakları ve sakalı olacak, kuyruğu bulunmayacaktır.» demiştir.

Dâbbet-ül Arz'ın uzunluğunun altmuş zira olduğu ve muhtelif hayvanlara benzediği ifade edilmiştir. Ancak Kuran-ı Kerim'den, bid’at ehli ve kâfirlerle mücadele eden bir insan olacağı manasını çıkaranlar da olmuştur. «En garip şeylerdendir ki, ‘Dâbbet-ül Arz şeytanı öldürecek ve sonra güneş batıdan doğacaktır’ da denilmiştir.» Bu ise, münkirleri ve müneccimleri reddeden bir hakikattir.

Normalde güneş her battığında, Arş-ı Âlânın altında Allah'a secde ediyor ve tekrar Allah'tan izin alarak doğudan çıkıyordu. Fakat Batıdan doğacağı gecede, tekrar doğudan doğmak için izin istediği halde, bu izin verilmeyecek, tersine «Battığın yerden doğ» emrini alacaktır. İşte O gecede, nafile namazına kalkanlar çok dehşetli bir hale girecekler, kişi geceleyin kalkıp Kur'an okuyacak, tekrar yatacak, kalkacak, tekrar okuyup tekrar kalkacak... Ve o gecenin süresi, normalin üç misli daha uzun olacaktır. Bunu fark eden insanlar, bağırıp çağıracaklar ve mescid'e gidenler, güneşin batı'dan doğmakta olduğunu göreceklerdir. Batıdan doğan güneş, yükselecek yükselecek, tam ortaya geldiğinde tekrar geriye dönecektir.

İbni Ömer ve İbni Abbas, «İşte O andan itibaren, kâfirin imanı ve âsinin de tövbesi kabul edilmeyecektir.» demişlerdir.

İbni Abbas'tan gelen bir başka rivayette de «Küçüklerin imanı ile günahkârın tevbesi kabul edilir.» denilmektedir.

Kurtubi ise «Kâfirlerden, güneşin batıdan doğacağına inanmayanlarının imanının kabul edilmeyeceğini» söylemektedir.

Ancak, Muhammed Sûresi'nin on sekizinci âyeti «Artık onlar yalnız, o kıyametin kopmasına, onun birdenbire kendilerine gelivermesine bakıyorlar. İşte onun alâmetleri (arasında sayılan âhir zaman peygamberi) gelmiştir. Fakat 0 (kıyamet ansızın) başlarına geldiği vakit, anlamaları kendilerine ne fayda verir?» ve 'min Sûresi'nin sonu ilk görüşü teyid etmektedir.

Güneşin batı'dan doğmasından sonra insanların yeryüzünde yüz yirmi sene daha kalacağını İbni Ömer nakletmiştir. Ancak denilmiştir ki «Eğer bu doğruysa, tevile ihtiyacı vardır.»

Güneşin batı'dan doğmasının ilk alâmet olacağı rivayeti «İlk alâmet Deccal'dır» rivayetine zıt değildir, zira güneşin batıdan doğması göğe ait, Deccal'ın çıkması ise yere ait bir alâmetdir.

Bazı âlimler şöyle demişlerdir: «Bütün haberlerin toplamından, yerdeki bütün alâmetlerin Hz. İsa'nın ölümüyle, gökteki bütün alâmetlerin de kıyametin kopmasıyla biteceği anlaşılmaktadır.»

Dâbbet-ül Arzın çıkışı, güneşin batıdan doğacağı gündür. Bu ikisinden hangisi önce olursa, hemen ardından diğeri vukû bulacaktır. Güneşin batıdan doğmasıyla, tövbe kapısının kapanması önemli bir hikmettir. Zira o zaman müminle kâfir kesin olarak birbirinden ayrılacak ve tövbe kapısının kapanmasının amacı yerine gelecektir.

Kıyâmetin büyük alâmetlerinden olan ve insanları doğudan batıya sevk edecek olan ateş hakkında muhtelif rivayetler gelmiştir. Bazılarında ondan ilk alâmet, bazılarında son alâmet olarak söz edilmiştir.

O'nun son alâmet oluşu, daha önce ismi geçen alâmetlere göredir. İlk alâmet olması da ondan sonra birinci Sûr'un üfürülmesinden başka bir alâmetin kalmayıp kıyametin başlangıcı olmasından dolayıdır. Kadı İyâd, bu hükümle hükmetmiş ve «Dünyadaki haşr, kıyametin kopmasından öncedir ve bu kıyamet alâmetlerinin en sonuncusudur.» demiştir.

«Benim ümmetimin bir kısmı kıyamet kopuncaya ve Allah'ın emri gelinceye kadar hak üzerinde sebat edeceklerdir.» hadisi, buna zıt değildir. Zira onun mânası, kıyametin yaklaşmasına kadardır, demektir. Allah'ın (c.c.) emrinden kastedilen de müminlerin ruhlarını alacak olan o temiz rüzgârdır. Bu hadisde sözü geçenler, Hz. İsa ile birlikte Beytü’l Mukaddes'te kalan Müslümanlar değildir, çünkü, Hz. İsa'dan (a.s.) sonra gelecek olan Müslümanlar, diğer alâmetleri de göreceklerdir.

Ancak Kur'an'ın sahifelerden silinerek kaybolması ve göğüslerden çıkarılması (unutulması), Hz. İsa'nın (a.s.) ölümünden ve Kâbe’nin tahribinden sonradır. Kâbe, Habeşlilerden, lâkabı Züssevikateyn olan bir kimse tarafından tahrib edilecektir.

Kâb'ın dediğine göre «Züssevikateyn, kendisine yardım edecek olan sekiz-dokuz arkadaşıyla birlikte Hz. İsa (a.s.) zamanında ortaya çıkar.»

Artık bir gün gelir ki, Hac ve Umre son olarak yapılır ve sonra kesilir. Kur'an sahifelerden silinir, ancak Peygamberimizin hak üzerine sebat edeceğini söylediği zümre, bunun dışındadır.

Kur'an'ın silinmesi, Kâbe’nin tahribinden, Kâbe’nin tahribi de Hz. İsa'nın (a.s.) ölümünden sonra olacaktır. Ancak bazıları, Kâbe’nin tahribinin Kur'an'ın silinmesinden sonra olacağını söylemişlerdir.

Gerçek ilim Allah indindedir ve dönüş ancak Allah'adır (c.c.).

Acele olarak kaleme aldığım bu eserime nihayet veriyorum. Gayet kısa anlattım. Çünkü aslında Mehdî için bir eser, Deccal için bir eser, diğer alâmetler için de ayrı bir eser yazmak gerekirken, ben hepsini özetledim ve bu konularla ilgili sahih rivayetleri toplayan bir kitap yazmış oldum.

Hamd, evvel, âhir, zahir ve bâtın olan Allahü Teâla'ya mahsustur.

Salât ve selâm, ebedi ve daimî din gününe kadar, kâinatın efendisi Hz. Muhammed (s.a.) ve onun âli, ashabı ile tâbileri üzerine olsun.