ERZURUMLU EMRAH

18.yüzyılın sonunda Erzurum’un köylerinden birinde doğduğu, gerek halk inanışları gerek kendi şiirlerindeki anışlardan belli olan Emrah'ın 1855–1860 arasında, son yıllarını geçirdiği Niksar'da öldüğü kabul edilir. Daha açık bilgi -her zamanki gibi- yoktur. Eserlerindeki öğelerden ve divan şiiri yolundaki emeğinden anlaşıldığı gibi, hem yeterince öğrenim görmüş, hem tasavvuf yoluna yönelmiştir. Şiirlerinde geçen yer adlarının tekrarından Trabzon, Sivas, Kastamonu, Konya, Niğde illerini dolaştığı, çeşitli yerlerde kısa süreli serüvenler yaşadığı bellidir. Kendisine ilgi duyan ve koruyup esirgeyen edebiyat meraklısı kişilere konuk olarak bir kaç şehirde yerleşip yaşadığı, ev bark kurduğu da söylenmektedir. Emrahoğulları adıyla anılan ailelerin birbirinden uzak yerlerde yaşamakta oluşları, birçok yerde adına bağlı mezarların bulunuşu, şiirlerinin dilden dile geçerek yayılış genişliği kazanışı, aruzla yazdıklarının basılışı, asıl mezar taşının Niksar'da bulunuşuna kadar onun ününün yaygınlığını gösteren işaretlerdir. Bu açıdan 19. yy'ın Dertli ve Seyrani gibi adı herkesçe bilinen bir kaç sanatçısından biridir. Divan şiiri yolunda yazdıkları zayıf kopyalar olmaktan öteye gitmez. Ama Doğu Anadolulu bir saz şairi olarak hece vezniyle söylediği ikiyüze yakın şiirin derlenmiş hali, kendisini 19. yy'ın önemli âşıklarından biri saymamızı gerektirir. Çağdaşlarından Tokatlı Nuri (Öl.1882) üzerinde belli etkileri vardır. Hayatının, değişik geziler, yerleşmeler, evlenmeler ve serüvenlerle dolu oluşu, Orta ve Doğu Anadolu'daki ününü arttırmış olmalıdır. İlgi çeken kişiliği ile eserine değer kazandırmış, şiirlerinin yayılıp bilinmesini sağlamış gibidir.19.yy'daki âşık fasıllarında eserleri en çok okunan sanatçılardan biri olan Emrah, klasik edebiyat bilgisiyle üstünlük kazanarak etki sağlamış, iki yanlı çalışkanlığıyla geniş alanlarda duyulmuştur. Tasavvufi şiirleri belli bir değer düzeyinin üstünde değildir. Tasavvuf terbiyesini Erzurum’da Hacı Haşıl Efendi’nin dergâhında almıştır. Asıl ilginç yanı, saz şiiri geleneği yolundaki içten ve etkili aşk, gurbet şiirleridir. Şiirlerinin bir kısmı Ercişli Emrah'ın (17.yy) Selvi Han'la ilişkili halk hikâyesine de eklenmektedir. Ercişlinin bazı şiirleri de Erzurumlu Emrah'a mal edilmiş olabilir.

Sayfada Ara

 

 

AĞALAR GURBETTEN GELDİM 1

 

Ağalar gurbetten geldim

Geldim ki nazanım gitmiş

Sılam bana hor göründü

Salınıp gezenim gitmiş

 

İçmişim ezel şarabı

Yine kavuştur yarabbi

Destinde aşkın kitabı

Okuyup yazanım gitmiş

 

Hasret içtim elde bade

Oldu efgânım ziyade

Ördek uçtu kaldı ada

Göllerde yüzenim gitmiş

 

Bir dahi saz almam ele

Mailim ben tatlı dile

Top zülfünü ince bele

Tarayıp düzenim gitmiş

 

Bir dahi içmeyem bade

Kuzum seni vermem yade

Süt beyaz üstüne sade

Giyinip tozanım gitmiş

 

İstemem bahçeyi bağı

İçirdiler bana ağı

Beyaz fese penhe bağı

Bağlayıp gezenim gitmiş

 

Bu dünya böyle kalırsa

Küffardan öç alınırsa

Va'de gelüben ölürsem

Mezarım kazanım gitmiş

 

Dün gece gördüm düşümde

Civan duruyor karşımda

Tarihim mezar taşımda

Okuyup yazanım gitmiş

 

Emrah eder nedir bela

Baba düştüm gurbet ele

Yine saz alayım ele

Eyvah ki nazanım gitmiş

 

Emrah der ki hele hele

Baba kalk gidelim yola

Bir daha saz almam ele

Sazımı düzenim gitmiş

 

 

AĞALAR GURBETTEN GELDİM 2

 

Ağalar gurbetten geldim

Geldim ki nazenin gitmiş

Bir daha saz almam ele

Salınıp gezenim gitmiş

 

Aynasın verin dizine

Sürmesin çeksin gözüne

Siyah zülfün mah yüzüne

Tarayıp düzenim gitmiş

 

İçmişem ezel şarabı

Gine kavuştur yarabbi

Destinde aşkın kitabı

Okuyup yazanım gitmiş

 

Bir dahi içmenem bade

Sırrımı vermenem yade

Uçtu gövel kaldı yada

Göllerde gezenim gitmiş

 

Emrah'ım ben de varırsam

Düşmandan hayıf alırsam

Vadem yeter ben ölürsem

Kabrimi kazanım gitmiş

 

 

BAD-I SABA SELAM SÖYLE O YÂRE 1

 

Bad-ı saba selam söyle o yare

Mübarek hatırı hoş mudur nedir

Nideyim yitirdim bulamam çare

Mestan ela gözler yaş mıdır nedir

 

O nazlı canana uğrasa yollar

Bize mesken oldu kahveler hanlar

Yârin meclisinde oturan canlar

Hesap etsin yıllar boş mudur nedir

 

Eğil güzel eğil saçın sürünsün

Aç beyaz göğsünü memen görünsün

Evvel benim idin şimdi kiminsin

Gündüzün hoş geçen düş müdür nedir

 

Emrah eder can bülbülüm kafeste

Benim arzuhalim bildirin dosta

Kendim gurbet elde gönlüm sılada

Gitmiyor kervanım kış mıdır nedir

 

 

BELALARA

Bin kere nasihat eyledim sana,

Gönül düşme dedim bu deryalara,

Sen guş huşunu vermedin bana,

Düşürdün başımı ne belalara.

 

Vaktin dilberinde namus ar olmaz,

İkrarında sabit ber-karar olmaz,

Aldatırlar seni sana yar olmaz,

Gönül niçün düştün bi-vefalara.

 

Münafık sözüne gel gitme beyim,

Hatır-ı mahzunum incitme beyim,

Dert-ment Emrah'a cevr etme beyim,

Zira dayanılmaz bu cefalara.

 

BİLMEZ

Surette Mevlaya aşık olanlar,

Surette kâkül-i Leyla'yı bilmez,

Arayıp dünyada Hakk'ı bulanlar,

Değil kim dünyayı ukbâyı bilmez.

 

Devlet-i dehr içre olanlar mesrur,

Derunu harabdır birunu ma’mur,

Safi dil olmayan sofi-i mağrur,

Çektiği gussa-i esmayı bilmez,

 

Emrahî akıbet olursun fani,

Tutalım ki oldun Yusuf'u sani,

İsbat-ı Hak edüb nefsini tanı,

Nefsini bilmeyen Mevla'yı bilmez.

 

BİR NAZENİN BANA GEL GEL EYLEDİ

Bir nazenin bana gel gel eyledi

Varmasam incinir varsam incinir

Beyaz gerdanından ince belinden

Sarmasam incinir sarsam incinir

 

Kaşına çekilmiş kudret kalemi

Görmemiş dünyada derd ü elemi

Her sabah her akşam verir selamı

Almasam incinir alsam incinir

 

Gene görünüyor yârin illeri

Başımızda esen sevda yelleri

Yârin bahçesinde gonca gülleri

Dermesem incinir dersem incinir

 

Nereden nereye sevmişim yâri

Ateşi komuyor yakıyor beni

Âşık Emrah sever böyle bir canı

Sevmesem incinir sevsem incinir

 

 

BİR SABAH UĞRADIM GÖL KENARINA

 

Bir sabah uğradım göl kenarına

Sunam beni gördü yüzmeye durdu

Çalındı çırpındı çıktı kenara

Ela gözlerini süzmeye durdu

 

İstedim kendimi bu göle atam

Elimi uzatıp yavrumu tutam

Bir hayal eyledim sarılıp yatam

Vefasız gönlümü üzmeye durdu

 

Emrah şahin almış bugün yalçını

Yel estikçe döker bele saçını

Arzuhal eyledim visal bacını

İnci dişlerini dizmeye durdu

 

 

BİZ TARİK-İ AŞKIN ÂŞIKLARIYIZ

 

Biz tarik-i aşkın âşıklarıyız

Baş ü can vermişiz canan bizimdir

Ne gamdan kaçarsın divane gönül

Kâşane bizimdir mihmân bizimdir

 

Bu nükte yetmez mi arife kâfi

Sırra mahrem olan eylemez lâfı

Çık aradan sufî değilsen sâfî

Tekke-i aşk içre devran bizimdir

 

Emrah bu makamda olandır velî

Hakk'a yakın halka görünür deli

Elbet hatâ bizde demişiz belî

Yazılan ahd ile peymân bizimdir

 

BİR TİPİYE YAKALANDIM

 

Bir tipiye yakalandım yaz günü

Nasıl iştir anlamadım ne bilem

Ak düştü saçıma ararım dünü

Nasıl iştir anlamadım ne bilem

 

Bilemedim bahar ile yazımı

Felek bilmem çektiğime razı mı?

Elim tutmaz çalamam ki sazımı

Nasıl iştir anlamadım ne bilem

 

Âşık emrah figan ile zar ile

Yarelendi yürek bir çift söz ile

Dost selamın almaz tatlı dil ile

Nasıl iştir anlamadım ne bilem

 

BİZİM SAHRALARIN BAŞI

Bizim sahraların başı

Duman duman pare şimdi

Sevişmesi ne hoş olur

Ayrılması yaman şimdi

 

Erisin dağların karı

Ben çekerim ahu zarı

Kadir mevlam gönder yari,

Gönül ister hemen şimdi

 

Benim yârim şimdi çıkar

Çıkıp da yollara bakar

Emrah'ı odlara yakar

Boyu selvi, revan şimdi

 

BU BAĞI ÂLEMİ GEÇİRME BÖYLE

 

Bu bağı âlemi geçirme böyle

Bir körpe goncasız taze fidansız

Hele ben görmedim gördüğün söyle

Var mıdır ki bir aşk didesi kansız

 

Sofu benden sorma sevdayı sual

Süleyman' da dahi var idi bu hal

Aşık olan elbet sevmez mi cemal

Yanar mı pervane şemasız ansız

 

Gelsin şu halimi görsün inansın

Allah' tan korkmazsa kuldan utansın

Dilerim Allah'tan beş beter yansın

Pek yaktı canımı dinsiz imansız

 

BU GÖÇÜ ORDAN GÖÇÜRDÜM

Bu göçü ordan göçürdüm

O dağ olmaz bu dağ olsun

Şeydâ, garip bülbül gibi

O bağ olmaz bu bağ olsun

 

Yâri götürdüm yaylama

Sevda derler gel kınama

Bir yara vurdun sîneme

Hançer olmaz bıçağ olsun

 

Emrah der kapında kulam

Dîdemde ummana dalam

Al yanaktan buse alam

Yanak olmaz dudağ olsun

 

BUGÜN BEN BİR GÜZEL GÖRDÜM

 

Bugün ben bir güzel gördüm

Bakar cennet sarayından

Kamaştı gözümün nuru

Onun hüsn-ü cemalından

 

Salındı bahçaya girdi

Çiçekler selama durdu

Mor menekşe boyun eğdi

Gül kızardı hicabından

 

Bahçenin kapısın açtım

Sandım ki cennete düştüm

Sevdim coştum helâllaştım

Buse aldım yanağından

 

Bahçenin kapısı daldır

Dalında öten bülbüldür

Emrah da bir edna kuldur

Bağışla geç günahından

 

BU MERAL BAKIŞIN EY PER-İ SURET

Bu meral bakışın ey per-i suret

Çok açtı bağrımda yara gözlerin

Bilmem huri midir yoksa ki afet

Yakar baktığını nara gözlerin

 

Dilden işvelenip mestane süzer

Gamzelerin oku bağrımda gezer

Bir kez iltifatla eylese nazar

Olur şu gönlüme çare gözlerin

 

Emrah'ı âlemde bîkarar ettin

O nihan aşkını aşikâr ettin

Aklımı fikrimi tar ü mar ettin

Fitne bakışları kara gözlerin

 

BUNCA ZAMAN OLDU

 

Bunca zaman oldu ey kaşı siyah

Oldu gül yüzüne hasret gözlerim

Senden gayrisine eylemez nigah

Günde görse yüz bin suret gözlerim

 

Kan ağlar visale ereyim deyi

Tomurcuk gülleri dereyim deyi

Bir de mah cemalin göreyim deyi

Kaldı baka baka hasret gözlerim

 

Emrah der üzüldü senden elim yar

Ya kime söyleyim vasfı halim yar

Behey mürüvvetsiz kanlı zalim yar

Çok gördü yolunda mihnet gözlerim

 

 

BU SUZ-İ ZULMETTEN

 

Bu suz-i zulmetten divana gönül

Neyleyim bir kerre azad olaydı

Cevr ile yıkılan virane gönül

Nail-i vasl olup abad olaydı

 

Bağ-ı vuslat olsa biganelere

Baykuş ser çekmezdi viranelere

Yanıp yakılmadan pervanelere

Ateşten olurdu imdad olaydı

 

Emrah'ını saldın bu ateşlere

Bak gözümden akan kanlı yaşlara

Böyle çalınmazdım taştan taşlara

Felekte ikbalim küşad olaydı

 

BÜLBÜL OLMUŞ GÜLİSTANI BEKLERİM

Bülbül olmuş gülistanı beklerim

Geçti cahil ömrüm gülizâr deyu

Azgındır yaralar kabul etmezem

Ya kime varayım yaram sar deyu

 

Bir gün bile dost bağına girmedim

El uzatıp gonca gülün dermedim

Dünya güzeline gönül vermedim

Benim sadâkatli yârim var deyu

 

Emrah devran sürsün bezminde ağyar

Bu gam diyarında ben kılayım zâr

Sen tek başına gez taş yürekli yâr

Ben de böyle dolanayım yâr deyu

 

DEDİM DİLBER DİDELERİN ISLANMIŞ

Dedim dilber didelerin ıslanmış

Dedi çok ağladım sel yarasıdır

Dedim dilber ak gerdanın dişlenmiş

Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır

 

Dedim dilber sana yazılmış kanım

Dedi niçün böyle edesin sultanım

Dedim teşne vermiş ince miyanın

Dedi ben sarıldım kol yarasıdır

 

Dedim seni saran serini vermiş

Dedi beni saran murada ermiş

Dedim peri yanaklarının kızarmış

Dedi çiçek sokdum gül yarasıdır

 

Dedim dilber Emrah aklımı aldın

Dedi sevdiğine pişman mı oldun

Dedim dilber niçin sarardın soldun

Dedi hep çekdiğim dil yarasıdır

 

DEYİŞ

Dedim: Dilber, sen de sevdakâr mısın?

Dedi: Senden evvel nâra ben yandım.

Dedim: Doğru söyle, bana yâr mısın?

Dedi: Sadık yârim, gönülde andım.

 

Dedim: Gel, ağyarı feramus eyle!

Dedi: Terk eyledim, gönlüm hoş eyle.

Dedim: Gam-ı aşkı sen de nûş eyle.

Dedi: Çoktan anı nûş edip kandım.

 

Dedim: Gerdanına benler dizilmiş.

Dedi: Görenler bağrı ezilmiş.

Dedim: Mahmur musun gözler süzülmüş?

Dedi: Hâb-ı nazdan yeni uyandım.

 

Dedim: Emrah gibi var mı âşıkın?

Dedi: Elbet benim senin lâyıkın.

Dedim: Halinden bil bağrı yanığın!

Dedi: Bilmez idim, şimdi inandım.

 

DİNLEYELİM DAĞ BAŞINDA FİGANI

Dinleyelim dağ basında figanı

Görelim ne demiş o Leylî Leylî

İkimiz de oturalım diz dize

Bir de hu çekelim hu Leylî Leylî

 

Felek çakmağını üstüme çaktı

Beni bir onulmaz derde bıraktı

Vücudum şehrini odlara yaktı

Yandım ateşine su Leylî Leylî

 

Felek kemendini eyledi çengel

Yâre varam diyom koymuyor engel

Ölürsem sevdiğim üstüme sen gel

Çeşmin yaşı ile yu Leylî Leylî

 

Daim dilimizde Hakk'ın kelâmı

Uğra dost yanına eyle selâmı

İsmini sorarsan Emrah gulamı

Daim aklımızda o Leylî Leylî

 

DÜŞEM YOLLARA

Tutam yâr elinden tutam

Çıkam dağlara dağlara

Olam bir yaralı bülbül

İnem bağlara bağlara

 

Birin bilir birin bilmez

Bu dünya kimseye kalmaz

Yâr ismini desem olmaz

Düşer dillere dillere

 

Emrah eder bu günümdür

Arşa çıkan tütünümdür

Yâra gidecek günümdür

Düşem yollara yollara  

 

 

EL ALDI GİTTİ

Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban

Hoyrat dost bağından gül aldı gitti..

Yüz bin mihnet çektim bir bağ bezettim

Yari ben besledim el aldı gitti..

 

Nice mihnet çektim bin daha gerek

Hayli ömür ister bir daha görek

Nazlı yârim aldı o kanlı felek

Aktı gözüm yaşı sel oldu gitti..

 

Nazlı yardan kem haberler geliyor

Dostlarım ağlıyor düşman gülüyor

Dediler ki sefil Emrah ölüyor

Kimi kazma kürek bel aldı gitti..

 

EL ÇEK TABİB EL ÇEK YARAM ÜSTÜNDEN

El çek tabib el çek yaram üstünden

Sen benim derdime deva bilmezsin

Sen nasıl tabibsin yoktur ilacın

Yaram yürektedir sara bilmezsin

 

Sana derim sana ey kalbi hayın

Kimseler çekmesin feleğin yayın

Yıkıp harab ettin gönül sarayın

Alıp bir taşını koya bilmezsin

 

Emrah'ım dinledin benim sözlerim

Muhabbetin can evimde gizlerim

Ne duruyon ağlasana gözlerim

Bir daha yârini göre bilmezsin

 

 

ELÂ GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER

Elâ gözlerini sevdiğim dilber

Sen benim derdimden devâ bilmezsin

Sen nasıl tabipsin yoktur ilâcın

Yürekte yaramı sara bilmezsin

 

Sana derim sana ey kalbi hayın

Kimseler çekmesin feleğin yayın

Alıp harap ettin gönül sarayın

Alıp bir taşını koya bilmezsin

 

Emrah eydür yalan oldu sözlerim

Muhabbetin can evimde gizlerim

Ne durursun ağlasana gözlerim

Gitti kaşı kara, göre bilmezsin

 

FİDAN

Sabahtan uğradım ben bir fidana

Dedim mahmur musun, dedi ki yok yok

Ak elleri boğum boğum kınalı

Dedim bayram mıdır, dedi ki yok yok

 

Dedim inci nedir, dedi dişimdir

Dedim kalem nedir, dedi kaşımdır

Dedim on beş nedir, dedi yaşımdır

Dedim daha var mı, dedi ki yok yok

 

Dedim Erzurum nen, dedi ilimdir

Dedim gider misin, dedi yolumdur

Dedim Emrah nedir, dedi kulumdur

Dedim satar mısın, söyledi yok yok

 

GENE BAHAR OLDU AÇILDI GÜLLER

Gene bahar oldu, açıldı güller

Bülbül-ü şeydalar bağlarda gezer.

Bir saçı Leylâya meyil verenler

Elbet Mecnun olur, dağlarda gezer.

 

Ne sönmez ateştir aşkın ateşi

Gittikçe artırır serde savaşı

Yâr senin aşkından çeşmimin yaşı

Bahar seli gibi çağlar da gezer.

 

Emrah tek tıfıldan bağrı yanıklar

Bezm-i muhabbete kalbi sadıklar

Maşukundan cüda düşen âşıklar

Ruz-ü şeb ah eder ağlar da gezer.

 

GÜL YÜZÜNÜ GÖRÜP

 

Gül yüzünü görüp divane oldum

Beni mahzun etti sevdan sevdiğim

Cemalin şemsine pervane oldum

Salarım kendimi nara sevdiğim

 

Nazar kıl aşkına ömrümün varı

Sinemin zalımına melhem ol gayrı

Gel Kerem et bana lütfeyle bari

Sensin her derdime deva sevdiğim

 

Sen saçı Leyla'ya olmuşum Mecnun

Görmedim sen gibi bir güzel Toygun

Bu Emrah kulunu eyleme mahzun

Razı olmaz buna Hûda sevdiğim

 

GÖNÜL GİTMEK İSTER GURBET İLLERE

Gönül gitmek ister gurbet illere

Velâkin bizleri yar eğlendirir

Ezelden mailiz gonca güllere

Bülbül-i şeydayı zar eğlendirir

 

Bülbül gibi kaldık güller içinde

Gözümüz kan ağlar seller içinde

Biz ehl-i harabız iller içinde

Bizi ancak namus ar eğlendirir

 

Bir sözüm var aşikare söylenmez

Söylesem de nazlı yarca dinlenmez

Zincir ile bağlasanız eğlenmez

Emrah'ı zülfünde yar eğlendirir

 

GÖNÜL GURBET ELE ÇIKMA

Gönül gurbet ele çıkma

Ya gelinir ya gelinmez

Her dilbere meyil verme

Ya sevilir ya sevilmez

 

Yöğrüktür bizim atımız

Yardan atlattı zatımız

Gurbet ilde kıymatımız

Ya bilinir ya bilinmez

 

Bahçemizde nar ağacı

Kimi tatlı kimi acı

Gönüldeki dert ilacı

Ya bulunur ya bulunmaz

 

Deryalarda olur bahri

Doldur ver içeyim zehri

Sunam gurbet elin kahrı

Ya çekilir ya çekilmez

 

Emrah der ki düştüm dile

Bülbül figan eder güle

Güzel sevmek bir sarp kale

Ya alınır ya alınmaz

 

GÜZEL SALLANARAK NERDEN GELİRSİN

Güzel sallanarak nerden gelirsin

İşin nedir maslahatın sevdiğim

Kaldır nikabını görem yüzünü

Balaban bakışlı gözün sevdiğim

 

Ay doğa da altın başın parlaya

Gün değe de top zülüfler terleye

Seni bastırmayım kuru yerlere

Gül döşeyim yollarına sevdiğim

 

Tan yıldızı gibi parladın çıktın

Gören âşıkların bağrını yaktın

Güzel turna mısın gölden mi kalktın

Al valasın yeşil başın sevdiğim

 

Benim yârim porsuk bağlar başını

İnci imiş sedef sandım dişini

El yanında baksam yıkar kaşını

Tenhalarda gülüşünü sevdiğim

 

Kıymetli ırak uzak dediler

Zülüfü gerdana tuzak dediler

Hay vah Emrah'a yazık dediler

Ağlama hey gözün yaşın sevdiğim

 

HAYAL HAYAL OLMUŞ KARŞIKİ DAĞLAR

Hayal hayal olmuş karşıki dağlar
Muhannet gözlerin dolukmuş ağlar
Esti sam yelleri bozuldu bağlar
Onun için bende gam telaşı var
Alim derdin alim bin telaşı var

Yıkılsın dünyanın pembe irengi
Dinlemez öldürür yoksulu begi
Kimi yemez baklavayı böreği
Kiminin akşama nan telaşı var
Alim derdin alim bin telaşı var

Ey Emrah elveda yüklendi göçüm
Affeyle yarabbi çoğ oldu suçum
Okuyum kuranlar musaflar açın
Azrail göğsümde can telaşı var
Alim derdin alim bin telaşı var

 

HAZÂN İLE GEÇTİ GÜLŞENİ BUSTAN (KOŞMA)

Hazân ile geçti gülşeni bustan

Eyler dertli bülbül zâr garip garip

Haraba yüz tuttu bezmi gülistan

Ağla şimden geru var garip garip.

 

Hançeri feleğin ucu ciğerde

Gittikçe artıyor yara bu serde

Diyarı gurbette tutuldum derde

Gel tabip yaramı sar garip garip.

 

Emrah bizim elin gonca gülleri

Açılmıştır öter dost bülbülleri

Ben sefil sergerdan gurbet elleri

Gezeyim bir zaman yâr garip garip.

 

HEY EFENDİM EVVEL BAŞTAN

 

Hey efendim evvel baştan

Kuran min'di hece min'di

İstersen âleme danış

Gündüz min'di gece min'di

 

Melekler ol hakkın hası

İblis olmuş ana asi

Gökten ol kudret lokması

Toka min'di aça min'di

 

Melekler saf saf dizildi

İblisin bağrı ezildi

Dört kitap nerde yazıldı

Yoksa gökten hoca min'di

 

Sefil Emrah derki yardır

Dünyada dört kitap vardır

Beytullahın üstü nurdur

Şama min'di hacca min'di

 

İKİ KAŞLARI KARANIN

İki kaşları karanın

Ah elinden vah elinden

Siyah perçem mâhparenin

Dâd elinden vah elinden

 

Ağ elleri nakışlının

Ağca ceylân bakışlının

Vurup bağrım yıkışlının

Ah elinden vah elinden

 

Ağ elleri kınalının

O gözleri sürmelinin

Emrah eydür şu sunanın

Dâd elinden ah elinden

 

İKSİR-İ ÂZAMDIR

İksir–i âzamdır, nutku ehlullah
Bir nefeste hâki kimya ederler
Hakikat sırrına onlardır agâh
Ve lâkin sureta ihfâ ederler

Kem nazarla bakma dervişânlara
Köhne âba giymiş âl–i şanlara
Vâris–i enbiyâ denmiş onlara
Mürde gönülleri ihyâ ederler.

Emrah der ki, gel bu kâl’i hâl eyle.
Kâl ehli görürsen infisâl eyle
Hâl ehli görürsen imtisâl eyle
Seni de vâsıl–ı Mevlâ ederler.
_________________________

Mürde: Ölü

İnfisâl: Ayrılma, uzaklaşma

İmtisâl: Ayrılmamak üzere inkıyad etme, uyma

İksir: Tüm kıymetsiz şeyleri altına çeviren, her derde deva ilaç

Hakî: Toprağı, topraktan olanı

İhfâ: Gizlemek

Kâl: Söz

 

 

KEREM KIL EY SAKİ

 

Kerem kıl ey saki yüz verme bana

Gönül o yüzlerden fariğdi gitti

Sevda illetinden açma söz bana

O illet bana bir nar idi gitti

 

Evvelden gül gibi olurdum handan

Şimdi bülbül gibi kalmışım giryan

Ya nice ağlayıp etmeyim efgan

Yârim sadakatli yar idi gitti

 

Gözlerim yarin muvafık ismi

Hüsnüne düşmüştür mutabık ismi

Ne zaman okunsa bir âşık ismi

Derler ki Emrah var idi gitti

 

NE FERYAT EDERSİN DİVANE BÜLBÜL

Ne feryat edersin divane bülbül

Senin bu feryadın gülşene kalsın

Bu dünyada eremezsem murada

Huzur-u mahşere divana kalsın

 

Nesin meth edeyim bir kaşı kare

Sen açtın sineme onulmaz yare

Dünya tabib gelse derdime çare

Derdimin dermanı Lokman'a kalsın

 

 

NE VEFASIN GÖRDÜM BEZM-İ CİHANIN

 

Ne vefasın gördüm bezm-i cihanın

Kan ile pür olsun peymâneleri

Ne lütfunu gördüm pîr-i mugânın

Başına yıkılsın meyhaneleri

 

Çok çektim feleğin cevr ile kahrın

Bin kerre nûş ettim tas ile zehrin

Boş olsun şarabı sâki-i dehrin

Lebinden emzirmez mestaneleri

 

Emrahi beyhude sanma emeğin

Elbette dergâha geçer dileğin

Kırılsın dişleri çarh-ı feleğin

Nice hor eylemiş merdaneleri

 

 

SEVDİĞİM GURBETTE

 

Sevdiğim gurbette yeter yad oldum

Gözlerim kan ağlar dilim dad eyler

Küçücükken gözüm açıp gördüğüm

Bana senden gayrı kim imdad eyler

 

Ben de bilmem ne diyardan olduğum

Hasretinden sararıp da solduğum

El bağlayıp divanına durduğum

Ne öldürür beni ne azad eyler

 

Açılmadı şu dağların lalesin

Yıktın viran ettin ömrüm kalesin

Emrah eder çok çekmişim belasın

Beni koymuş yad elleri şad eyler

 

 

SUZ-İ HİCRANINLA

 

Suz-i hicranınla boyanmış gönül

Bir katre lalinden içse kanar da

Eğer yanmaz isen bu nar-ı aşka

Şu ah u vahımdan kalbini yar da

 

Ben feda etmişken can ile teni

Sen uyup ağyara terk ettin beni

Ey gonca dehanım el kınar seni

Bülbül yuvasında olsa kanarya

 

Emrah sana yeter hayal-i vuslat

Hayal ile budur gönül meserret

Gülüm sağ olsun da etmesin ülfet

Elbet rahme gelip bir gün anar ya

 

 

ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE

 

Halep'ten gelmiştir dalı

Öter bülbül gibi dili

Yemen'den alınır teli

Şeytan bunun neresinde

 

Aşkın narına dalmışım

Mürşidi kâmil görmüşüm

Dersimi pirden almışım

Şeytan bunun neresinde

 

Tarikatta ben de oldum

Taliplere bir bir sordum

Hakikat yolunda kaldım

Şeytan bunun neresinde

 

Er isen yolunu göster

Gizleme kendini göster

Er olandan nişan ister

Şeytan bunun neresinde

 

Müftü gibi yalan demez

Söyler dili dolan bilmez

Hâkim gibi haram yemez

Şeytan bunun neresinde

 

Ali üryandır ceddimiz

Mürşidi kâmil kendimiz

Tarikat yolu bendimiz

Şeytan bunun neresinde

 

Tarikat yolu bent oldu

Söyleyeni Emrah oldu

Derd ü sırrım yürek oldu

Şeytan bunun neresinde

 

 

ŞİMDEN GERÜ NAZLI YÂRE KÜSKÜNÜM

 

Şimden gerü nazlı yâre küskünüm

Yıktı hatırımı barışmam gayrı

Âlem gelip bana rica ederse

Çevirdim yüzümü görüşmem gayrı

 

Güzel keklik gibi kafeste olsa

Altın vezni ile cevahir tartsa

Yarın mahşer günü şefaat etse

Giderim mahşere görüşmem gayrı

 

Bu yıl da Emrahi yarsız kışlasın

Varır isem o yar beni taşlasın

Şimden gerü bildiğini işlesin

Hiç bir umuruna karışmam gayrı

 

 

ŞU KARŞIKİ KARLI DAĞLAR

 

Şu karşıki karlı dağlar

Pare pare duman şimdi

Sevişmesi bir hoş ama

Ayrılması yaman şimdi

 

Gülün çevresi har m'ola

Çektiğin ah ü zar m'ola

Acep beni anar m'ola

Ol kaşları keman şimdi

 

Arasam yâri bulurum

Yoluna serim veririm

Bir gün görmesem ölürüm

Gör n'eyledi yaman şimdi

 

Emrah'ım kapıya çıkar

Çıkar da yollara bakar

Aşıkı odlara yakar

Boyu uzun fidan şimdi

 

VERİR

Sofi müselles der içer şarabı,

Gelir nısfet ile nasihat verir,

Sim gibi aguşa çeker dilberi,

Sorsan eğer başka bir suret verir.

 

Bazı dervişler var tarikte seyyah,

Sorsan tarikattan değildir agâh,

Bir destur öğrenmiş bir de eyvallah,

Yoktan mürîdana bir himmet verir.

 

Sofi senin fendin bana yalandır.

Suretperest olmak dîne ziyandır,

Bilmezsin içtiğin peymane kandır,

Ayine-i kalbe kudüret verir.

 

Emrah hevadan geç istersen cemal,

Terk-i heva ile kesb olur kemal,

Bu dil bu güttüğü bu bî-hude kal,

İki âlemde de nedamet verir.

 

 

VİSAL-İ CANANI SALDIM

 

Visal-i cananı saldım gümândan

Ne dildarım kaldı ne zarım kaldı

Muhabbet riştesin kestim cihandan

Ne ağyarım kaldı ne yarim kaldı

 

Nar-ı aşka saldım ahir ben beni

Ateşlere yandı akıl hirmeni

Harabe yüz tuttu gönül gülşeni

Ne gülzârım kaldı ne harım kaldı

 

Bir yere cem oldu aşk ile sevda

Emrah'ı ettiler âleme rüsva

Akıl sermayesin ettiler yağma

Ne efkârım kaldı ne varım kaldı

 

 

ZİNCİR-İ ZÜLFÜNDE

 

Zincir-i zülfünde şu garip gönlüm

Ne yüz buldu ne kurtuldu ne çare

Yar senin yoluna gülşen-i ömrüm

Geçti gazellendi soldu ne çare

 

Fülk-i aşk bihar-ı canda gezerken

Gönülden gönüle kam alam derken

Gurbet diyarında hicranda iken

Gönül bu hasretle doldu ne çare

 

Emrah iki gözüm olmuştur ırmak

Vermedi muradı neyleyim ol hak

Fayda vermez artık yâre yalvarmak

Gayrı demek olmaz oldu ne çare