HATME

[Hatm-i Hâcegân ve Hâlidîlik'te Uygulanan Örnekleri] 

Dr. Mehmet Saki ÇAKI

(Dr. Mehmet Saki Çakı'nın İhya Dergisi'nde yayınlanan Hatm-i Hâcegân ile ilgili makalesi Dr. Necati Aksu tarafından kendisine de danışılarak kitap formatında düzenlenmiştir.)


Özet

Nakşibendiyye’de toplu zikir olarak icra edilen hatm-i hâcegânın, Bahâeddin Nakşibend öncesi hâcegân döneminden itibaren uygulandığı tahmin edilmektedir. Fatiha, İnşirah ve İhlas surelerinin okunduğu bu zikir, sonraki dönemlerde “hatm-i kebîr (büyük hatme)” diye Abdul halık-ı Gucdüvânî’ye dayandırılmaktadır. Bahâeddin Nakşibend, İmâm-ı Rabbânî gibi diğer şeyhlere nispet edilen hatme türleri ise daha kısa olup “hatm-i sağîr (küçük hatme)” olarak isimlendirilmektedir. Nakşibendîliğin erken döneminde, bir ihtiyacın giderilmesi veya bir belanın defedilmesinin sonuçlandırılması (hatm) için icra edilen hatme, 18. yüzyıldan sonra özellikle Hâlidîlik döneminde, muayyen vakitlerde tertip edilen bir vird haline bürünmüştür. Bilindiği kadarıyla, Hâlidîlikten itibaren tarikata müntesip olmayanlar hatmeye alınmamaktadır. Bununla beraber bazı Hâlidîlerin hatmeyi topluma açık bir biçimde icra ettikleri de olmuştur. Hâlidîliğin değişik kollarında icra edilen hatmenin “erkân” diye isimlendirilen ana esaslarında bir farklılık görülmezken; bu esasların uygulanma detayları olan “âdâb”larda değişiklikler olabilmektedir. Nitekim tarikatta âdâb, şeyhlerin belirlediği ilkelerden ibarettir. 

Giriş 

Hemen her tarikatta ferdi ve toplu şekilde yapılan zikir uygulamaları bulunmaktadır. Tarikatların usullerine göre bu zikirler sesli veya sessiz şekilde icra edilmektedir. Nakşibendiyye’de ise ferdi ve toplu zikir, diğer tarikatlara nazaran gizli veya kapalı bir biçimde icra edilmektedir. Nakşibendiyye’de "hatm-i hâcegân" diye bilinen toplu zikir, günümüzde halen faaliyette olan birçok Nakşî-Hâlidî kollarında uygulanmaktadır. Bu çalışmada, öncelikle hatm-i hâcegân’nın Nakşibendiyye tarikatındaki yeri ve önemi üzerinde durulacaktır. Sonrasında örnek olarak, günümüzde etkileri devam eden bazı Nakşî-Hâlidî kollarının hatmeyi icra etmede takip ettikleri usul ve esaslar ele alınacaktır. Literatürde hatm-i hâcegân ile ilgili yapılmış müstakil bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu açıdan bu çalışma, bu boşluğu gidermeyi hedeflemektedir. 

Hatm-i hâcegân uygulamalarına bakıldığında bazı farklılıklar dikkat çekmektedir. Bu çalışmada bu zikrin uygulanan örnekleri incelenerek farklılıklara dair bilgi verilecek ve mukayese imkânı sunulacaktır. Böylece aynı merkezden yayılan kolların benzerlik ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılacaktır. Neticede bu tür zikir uygulamaları, bizzat mürşidin talimatlarıyla şekillendiğinden ve mürşidlerin terbiye usulü farklılık arz ettiğinden, değişiklikler kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu tür zikirlerin uygulanmasında bütünüyle genel geçer kurallar olmayıp zikrin ait olduğu tarikatın âdâbı ölçü alınmaktadır. Çalışmada örnek alınan hatme usulleri, tarikatı temsil eden şeyhlerin eserlerinden ya da onlar hakkında yazılmış eserlerden faydalanılarak incelenmiştir.

Bunların önemli bir kısmı, yazma eserlerden ibarettir.  

Nakşibendîlikte Toplu Zikir: "Hatm-i Hâcegân"

Hatm-i hâcegân, Nakşibendiyye tarikatında genellikle toplu yapılan zikir çeşididir. Bu zikr için “sonlandırma” anlamındaki “hatm” kelimesinin kullanılması birkaç sebeple izah edilir. Bunlardan biri, hâcegân şeyhlerinin sohbet meclislerini bu zikirle sonlandırmalarıdır. Bir diğer sebep, başında ve sonunda okunan Fatiha suresi Kur’an’ın özeti sayıldığından, bu zikirle Kur’an’ın hatmedilme sevabı umulmaktadır. Kaynaklarda en çok geçen sebep ise “bir faydanın celbi veya bir belanın defedilmesi” için bu zikrin vesile kılınıp bununla sonlanacağı (hatm) düşüncesidir. 

Öte yandan bu sonuncu sebep esas alındığında, Nakşibendîliğin dışında da “hatm (sonlandırma)” ismiyle benzer zikir icra edildiğine rastlanmıştır. Nitekim bir yazma eser mecmuasında, bir ihtiyacın giderilmesine binaen okunan bazı evrâd, “hatm” diye Abdulkadir Geylânî’ye (v. 561/1165-66) nispet edilmiştir. Yine Halvetiyye Tarikatı'nın bazı kollarında, “hatme” adında bazı evrâd okunduğu olmuştur. Bütün bunlar; aynı usulde olmasa da “hatme” adında birtakım evrâdın, bir talebin yerine getirilmesine vesile kılınarak Nakşibendîliğin dışında da uygulandığını göstermektedir.

Nakşibendiyye Tarikatı'ndaki hatmenin tarihine bakıldığında; terkibindeki “hâcegân” lafzı, bu zikrin Bahâeddin Nakşibend (v. 791/1389) öncesi, hâcegân döneminden beri var olduğunu göstermektedir. Hatm-i hâcegân için zikredilen genel tarifin Abdulhalık-ı Gucdüvânî’ye (v. 575/1179) nispet edilmesi, bu bilgiyi teyit etmektedir. Bununla beraber bazı kaynaklarda; Nakşibendî silsilesinde Gucdüvânî’den önce yer alan Yusuf-ı Hemedânî (v. 535/1140), Ebu’l-Hasan-ı Harakânî (v. 425/1033) ve Bâyezîd-i Bistâmî’nin (v. 234/848) de bu zikri icra ettiği kaydedilmiştir. Yine bazı hatme tariflerinde, bu zikri Hoca Ahmed Yesevî (v. 562/1166) ve Ebu Mansûr Mâtürîdî’nin (v. 333/944) de uyguladığı geçmektedir. (Hâce Ebu'l-Hasan Harakânî Hz.nin Hatme-i Şerifleri)

“Hatme” diye kısaltılarak da anılan hatm-i hâcegân, erken dönem Nakşibendîliğinde günlük bir evrad olmasından ziyade, “bir ihtiyacın giderilmesi veya bir musibetin defedilmesi” için tertip edildiği anlaşılmaktadır. Gün olarak da cuma veya pazartesi geceleri tavsiye edilmiştir. Ancak özellikle 18. yüzyıldan sonraki kaynaklarda, haftanın belli günlerinde icra edilen bir vird olarak tatbik edildiği görülmektedir. 

Hatmeye dair müstakil eserler olmakla birlikte, genelde hatme tarifleri tasavvufî âdâb risalelerinde yer almaktadır. Hatmeyi konu edinen en eski risalelerden biri, Dost Muhammed Sahhâf b. Nevrûz Ahmed Kîşî Aksîketî Fâlîzkâr’ın (v. 974-1566) Tenbîhü’d-dâllîn ve’l-mudillîn adlı eseridir. Hatmenin yapılışına dair bilgi veren ulaşabildiğimiz en eski kaynak, 16. yüzyılda yaşamış olan Hâce Ubeydullah Ahrâr’ın torunu Hâce Abduşşehîd’in (v. 983/1575) Mirza Şerefeddin Hüseynî’ye gönderdiği Farsça bir yazıdan ibarettir. Bu yazıda hatmenin tarifi şöyle anlatılmıştır:

Evvela abdest alınır ve iki rekat abdest şükür namazı, iki rekat ihtiyacın giderilmesi için ve iki rekat da hâcegânın ervahı için namaz kılınır. Sonra hatmeye yönelinir. Önce on defa iftitah duası okunur. İftitah şöyledir:

يا مُفَتحَ الأبواب، ويا مُسبب الأسباب، ويا مُقَلب القلوبَ والأبصار، ويا دَليلَ المتَحَيّرين، ويا غَياث المستغيثين، أغثني؛ توكَّلت عليك يا ربّ ، وأ ووّ ض أمري  اليك يا ربّ ، لا حول ولا ق وّة الاّ بالله العليّ  العظيم

Yâ müfethe'l ebvâb, ve yâ müsebbibe'l esbâb ve yâ mukallibe'l kulube ve'l ebsâr ve yâ delilü'l mütehayyirin ve yâ ğeyasel müstağisin, ağseni, tevekkeltü aleyke yâ Rabbi ve veffid emri ileyke yâ Rabbi, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l a'liyyi'l a'zim.

Ey kapıları açan, ey sebeplerin sebebi (onları vücuda getiren), ey kalpleri ve gözleri çeviren, ey şaşkınların rehberi, ey yardım isteyenlerin yardımcısı, bana yardım et; Sana tevekkül ettim ey Rabb, emrimi Sana havale ediyorum ey Rabb, yüce ve büyük Allah'tan başkasında güç ve kuvvet yoktur. (çev. N. Aksu)

Hatme şudur ki:

Önce besmeleyle birlikte yedi defa Fatiha okunur.

Yüz defa;

اللهمّ ص لّ على محمّ د وعلى آل محمّ د الن بّ يّ الامّ يّ  وعلى آله وأصحابه عليهم أجمعين

Allahümme salli â'la Muhammedin ve â'la âli Muhammedeni'n nebiyyil ümmiyyi ve â'la âli ve ashâbe aleyhim ecma'in.

Allah'ım, ümmi peygamber Muhammed'e, ailesine ve ashabının (arkadaşlarının) cümlesine salât eyle.

salavâtı okunur.

Yetmiş dokuz defa İnşirah Sûresi (Elem neşrah leke), bin bir defa da besmeleyle birlikte İhlas Sûresi (Kul hüve'llahu ehad) okunur. Tekrar yedi defa Fatiha ve yüz defa salavât okunur. Düzgün bir itikatla okuyanların muratları hâsıl olur inşallah.

 Hâlidîlik öncesi Nakşibendîlikteki hatme tariflerine bakıldığında, genelde detaya girmeden yukarıda zikredilen hatme tarifinin esaslarını özetledikleri görülmektedir. Bu minvalde ulaşılan tariflerden biri, İmâm Muhammed Masum Sirhindî’nin (v. 1079/1668) halifelerinden Murad Buhârî’ye (v. 1132/1720) aittir. Buhârî, hatm-i hâcegânı ana hatlarıyla Farsça izah etmiştir. Hatme hakkında Osmanlı Türkçesiyle yazılmış bir risâle de Sirhindî’nin diğer bir halifesi Ahmed-i Yekdest Cüryânî’ye nispet edilmektedir. Eserde hatmenin şartları ve yapılış keyfiyetine dair detaylar yer almaktadır. Yine hatme tarifine dair bilgi veren bir diğer Nakşibendî, Ebu Said Hâdimî’dir (v. 1176/1762). Tespit edilebilen kaynaklardan biri de Nakşibendîliğin Kâsâniyye kolundan Abdullah Nidâî Kâşgarî’ye (v. 1174/1760) aittir. Kâşgarî, hatme tarifini Farsça yapmış ve sonunda da silsilenin okunduğundan bahsetmiştir. Eserin bulunduğu mecmuanın başında Kâşgarî’nin silsilesi yer almaktadır. Bunların yanı sıra yine 18. yüzyılda yaşamış olan Halvetî Uşşakî şeyhi Abdullah Salâhî Uşşakî (v. 1197/1783), hatmeye dair Osmanlı Türkçesi ile müstakil bir eser yazmıştır. Uşşakî, hatmede okunan surelerin tercih edilmesi hikmetine dair detay vermiştir. 

Hatm-i hâcegân için zikredilen genel tarif, Abdulhalık-ı Gucdüvânî’ye nispet edilir. Bundan farklı olarak daha kısa uygulanan bazı hatmeler ise diğer Nakşibendî şeyhlerine atfedilir. Hâlidiyye kaynaklarında geçtiğine göre, Gucdüvânî’ye nispet edilen tarif, “hatm-i kebîr” olarak nitelenip katılımcıların çok olduğu durumlarda icra edilir. Diğer hatme türleri ise “hatm-i sağîr” diye isimlendirilmiş ve katılımcı sayısı az olduğunda tercih edilmiştir. Bu tariflerin önemli bir kısmını toplu olarak şöyle aktarabiliriz:


Hatme türleri



Hâlidîlikte Hatm-i Hâcegân Uygulaması

Hâlidîlik dönemi Nakşibendiyye’de hatmeye dair detaylı bilgi verenlerden biri Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin (v. 1242/1827) biraderzâdesi Esad Sahib’tir. Sahib, Nûru’l-hidâye ve’l-irfân fî sırri’r-râbıtati ve’t-teveccühi ve hatmi’l-hâcegân adlı eserinde hatmeyi, deliller getirerek detaylı bir şekilde ele almıştır. Sahib, eserine hatmenin tarikatın şartlarından olmadığını, Abdulhalık-ı Gucdüvânî’ye ait bir vird olduğunu belirterek başlar. Ona göre Gucdüvânî de bu virdi Hz. Hızır’dan öğrenmiştir. Eserde, Mevlânâ Hâlid’e isnad ederek hatmeyi tarif eden şu beyitlere yer vermiştir:

إذا ما رمت ختم الخواجگاني

 فسبعا اقرأ السّبع المثاني

 وصلّ عقيبه مأة تماما

على الهاد ي الحبيب بلا تواني

 وكرّر في ألم نشرح بصدق

بعدة طاء مع عين العياني

 وقل في سورة الاخلاص ألفا

وزده واحدا عند البياني

 وعد للأولين بصدق عزم

كما ذكروا تنل كل الاماني

وسل ما شئت من خير تجده

وتعطى ما تيوم مع التهاني

İzâ mâ remte Hatm-i'l Havâceganî

Fesebğa ikrâ seb'ül mesânî

Ve salli akıbeh mâ et temâmâ

Âla el hâdiyyi'l habib bilâ tevanî

Ve kerrer fi Elemneşrah bi sıdk

Ba'de "dâ" me'a "ayn" el a'yanî

Ve kul fi Sûretü'l İhlâs elfâ

Vezede vâhidâ a'nd el beyânî

Vea'de lil evvelin bi sıdk u a'zim

Kemâ zekerû tanilu kulu el emânî

Vesela mâ şit min hayr tecide

Ve tu'edî mâ tayum me'at tehânî

Hatm-i hâcegân yapmayı kast ettiğinde,

Yedi defa es-Seb‘u’l-mesânî (Fatiha suresi) oku!

Ardından, el-hâdî ve el-habîb olana (Hz. Peygamber) kusursuzca yüz salâvat getir!

Sıdk ile İnşirâh suresini “tâ” ve “ayn” sayısınca tekrarla! (ebced hesabı ile 79 defa)

Bin defa İhlâs suresini, yanına bir ekleyerek oku! (toplam 1001 defa)

Azim ve sıdk ile en baştakilere dön! [Başta okunanlar] (7 Fatiha ve 100 salâvat)

Anlattığı gibi böylece bütünüyle emniyete kavuşursun.

İstediğin hayırlı işi, dile! bulursun.

Kast ettiğin şey sana rahatlıkla verilir.

Esad Sahib, risâlesinde hatmenin şart, rükün ve edeblerinden bahsetmiştir. Hatmenin öncelikli şartı özel bir istek üzere yapılıyorsa, mürşitten izinli olmak gerekmektedir. Esad Sahib’in bildirdiğine göre Mevlânâ Hâlid, şu iki şartı eklemiştir: Birincisi, tarikata müntesip olmayanların hatmeye alınmaması; ikincisi de hatme yapılırken kapıların kapatılması. Ona göre bu iki husus, Hâlidiyye ekolunda hatmenin en büyük şartlarıdır. Sahib’e göre hatmenin rükünleri yedi tanedir:

1. Kalbin huzuru için tenha bir yerin seçilmesi

2. Abdest alınması

3. Cibrîl hadîsinde işaret edilen “ihsan” kavramının tefekkürü (İhsan: Görür gibi. Sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor)

4. Rabıta yapılması

5. Talepte sadık olunması

6. Vukûf-i kalbî ile kalbin uyanık tutulması

7. Sessiz durulması

Rükünlerin dışında hatmenin uygulanmasında yedi edeb de zikretmiştir. Edebler şöyledir:

1. Gözlerin kapatılması

2. Beden, elbise ve mekânın temiz olması

3. Aks-i teverrük oturması (sağ ayağın sol ayağın altından çıkarılması ve sağ kalçanın üzerine oturulması-Nakşî oturuşu)

4. Farklı düşüncelere dalmadan okunan hatmeyi dinleme

5. Hatmede okunan zikirlerin, bilen katılımcılar arasında bölüşülmesi

6. Daha önceki şeyhlerin benimsedikleri tertibe uyulması

7. Belirlenen sayılara riayet edilmesi. Bunun için 100 adet taş veya hurma çekirdeği kullanılır.

Hatmenin uygulanmasında öncelikle Hâce Abdüşşehîd’in tarifinde geçen iftitah duası okunur ve yirmi beş defa istiğfarda bulunarak hatmeye başlanır.

Esad Sahib de Salâhî Uşşakî gibi hatmede okunan sûre sayılarının hikmetlerini izah ederken hadislerden de örnekler getirir. Buna göre, Fatiha’nın yedi defa okunması, yedi ayetten ibaret olması ve insan bedenindeki yedi mertebeye tesir etmesine karşılıktır. Salavâtın yüz defa okunmasının hikmeti ise hadiste Hz. Peygamber’e yüz defa salavât getirilmesinin faziletinden bahsedilmesidir. Yine Cennet’in mertebelerine tekabül eden ism-i ‘azam ile birlikte esmâ-i hüsnânın yüz olması olarak da açıklanır. İnşirah Sûresinin yetmiş dokuz defa okunması, hadiste işaret edilen iman şubelerine göre belirlenmiştir. Nitekim bir rivayette Hz. Peygamber: “İman yetmiş küsur şubedir.” demiştir. Buradaki küsur, birden dokuza kadar muhtemel olduğundan bütün ihtimalleri içeren yetmiş dokuz sayısı seçilmiştir. İhlas sûresinin bin defa okunması, Huzeyfe’den rivayet edilen “Kim İhlâs suresini bin defa okursa, kendini Allah'tan satın almıştır (azat etmiştir).” hadisine bağlanmıştır. Bin sayısının tercih sebebi, birler, onlar ve yüzlerin en sonunda yer almasıdır. Birler, nefis latîfesine; onlar kalb latîfesine; yüzler, ruh latîfesine; binler sır latîfesine tekabül eder. Bin sayısına “bir” eklenmesinin sebebi, ahadiyyet manasına işaret etmek içindir. Fatiha’nın tekrar yedi defa okunması, Mekke ve Medine’de olmak üzere iki defa nâzil olduğuna işarettir. Tekrar yüz defa salavâtın okunması; “iki salavât arasında yapılan duânın makbul olduğu” rivâyetine binâendir.

1. Tarikata Müntesip Olmayanların Hatm-i Hâcegâna Alınmaması

Daha önce de ifade edildiği gibi Mevlânâ Hâlid, müntesip olmayanların hatm-i hâcegâna katılmasını yasaklamış ve hatme yapılırken kapının kapatılması talimatını vermiştir. Esad Sahib, bu uygulamanın Mevlânâ Hâlid ile birlikte başladığını söyler. Buna gerekçe olarak, Mevlânâ Hâlid döneminde hatme esnasında müntesip olmayan birinin gelip hatmenin huzurunu bozduğu bir olaydan bahseder. Yaşanan bu olaydan dolayı tarikata mensup olmayanların, hem müridlerin sıra dışı hallerini yanlış yorumlamaması hem de onların hatmedeki düzenlerini bozmaması için bu kuralın konulmasına lüzum görülmüştür.

 Mevlânâ Hâlid döneminde hatme genelde mescitte yapılmaktaydı. Bu kural ile müntesip olmayanların mescide girmelerinin engellenmesi söz konusu olduğundan, bu durum dönemin Bağdat müftüsü Şihabuddin Âlûsî’ye (v. 1270/1854) sorulmuştur. Sahib’in aktardığına göre Âlûsî, normal şartlarda camiye girmeyi engellemenin caiz olmadığını, ancak zikir esnasında ehli olmayanların hem kendilerine hem de zikredenlere verebileceği zarardan dolayı bu yasakta bir sakınca görmediğine dair izahatta bulunur. Sahib bu uygulamanın, bir hadiste anlatılan durumla olan benzerliğine temas eder. Hadis, Yala b. Şeddad’tan şöyle rivayet edilmiştir: Babam Şeddad b. Evs anlattı, Ubâde b. Sâmit de hazır olup onu tasdik etti:  “Hz. Peygamber’in yanında bulunuyorduk. Hz. Peygamber: İçinizde yabancı kimse [ehl-i kitap] var mı?’ diye sordu. ‘Hayır, yâ Rasûlallâh’ dedik. Bunun üzerine kapının kapatılmasını emretti. ‘Ellerinizi kaldırınız ve Lâ ilâhe illallâh deyiniz.’ buyurdu. Ellerimizi kaldırdık ve bir saat [müddet?] boyunca birlikte Lâ ilâhe illallâh’ dedik…” Bunun dışında Mevlânâ Hâlid, açık bir şekilde büyük günah işleyenin de hatm-i hâcegâna girmemesi gerektiğini belirtir. 

Ömer Ziyâeddin Dâğıstânî (v. 1920), tarikata mensup olmayanların hatmeye alınmaması gerektiğini, yukarıda zikredilenlere benzer biçimde açıklar. Ona göre; hatmenin talimatını bilmeyen kişiler, ne yapılması gerektiğine dair bir malumatları olmadığı için, zikrin icra edilmesinde aksamalara neden olabilir. Yine müntesip olmayanlar ilmen yetersiz olduklarında, yapılan zikrin hakikatini bilmeyip itirazlarda bulunabilirler. Dolayısıyla bu uygulama ile bu sorunlar giderilmiş olmaktadır. Dağıstânî, hatmede kapının kapatılmasını, Şeddad b. Evs’ten rivayet edilen hadisin yanı sıra, Kabe kapısının kapatılmasından bahseden başka bir hadise de dayandırır. İbn Ömer’den rivayet edilen hadiste; Hz. Peygamber Kâbe’ye girdiğinde, sadece Osman b. Talha, Bilâl-i Habeşî ve Üsâme b. Zeyd’i içeri alır ve Kâbe’nin kapısını kapattırır. Bir müddet sonra dışarı çıkıldığında İbn Ömer, Bilal’e içeride ne yapıldığını sorar. O da namaz kılındığı cevabını verir.

Öte yandan eserinin sonunda, Abdullah-ı Mekkî Erzincanî’den izinli olduğunu (halife?) belirten Abdülhamid el-Fuhûlî, müntesip olmayanların hatmeye alınmamasının, Nakşibendîlerin ittifak ettikleri bir kural olduğunu söyler. O, bu durumu Nakşî meşrepte zikrin gizli olması gerektiğiyle ilişkilendirir. Aynı zamanda zikirle meşgul olanların hallerini ifsad etmeye engel olmak için de bu kuralın konduğundan söz eder. Fuhûlî, kapı kapatmanın Mevlânâ Hâlid’den önce olduğuna dair imada bulunur. Bununla birlikte bunu uygulamayan bazı şeyhlerin olduğunu ve onların da kendilerine göre gerekçelerinin olabileceğini ifade eder. 

Hâlidîlik öncesi şeyhlerden Ahmed-i Yekdest’e nispet edilen hatme risâlesinde şartlardan biri, “katılımcıların tarikata mensup olup münkirlerden olmaması” diye geçmektedir. Bunun hemen devamında “sadık ve muhip kimselerin menedilmemesi” gerektiğinden de söz edilir. Buradan hareketle, bu kuralın uygulanmasında Hâlidîlik öncesinde esnek davranılırken Hâlidîlik sonrasında daha dikkat edildiği söylenebilir.

2. Hâlidîlikte Uygulanan Hatm-i Hâcegân Detayına Dair Örnekler

Hatm-i hâcegân, Hâlidîliğin değişik kollarında “âdâb”, “erkân”, “usûl” gibi başlıklar ile birtakım kurallarla icra edilmektedir. Bu kuralların ana ilkeleri dışındakiler, genel geçer olmayıp her kolda farklı olabilmektedir. Bu durum, hatm-i hâcegânın uygulanmasında tamamen mürşidin belirlediği esasların geçerli olduğunu göstermektedir. Bundan sonraki bölümde Hâlidîliğin değişik kollarında hatmenin detaylarını ihtiva eden açıklamalar işlenecektir. Böylece hatmenin yapılışı hususunda mukayese imkanı sunulacaktır.

– Muhammed b. Abdullah Hânî’nin Tarif Ettiği Hatm-i Hâcegân

Mevlânâ Hâlid’in ileri gelen halifelerinden olan Muhammed b. Abdullah Hânî (v. 1279/1862), telif ettiği Behcetü’s-seniyye adlı eserinde hatme hakkında da bilgiler verir. Müellifin Mevlânâ Hâlid’den sonra onun yerine postnişîn olan üçüncü halife olması, verdiği bilgilerin önemini arttırmaktadır. Zira Hânî, hatme usulünü birinci ağızdan aktarmaktadır. Hânî’nin bildirdiğine göre Mevlânâ Hâlid, kendilerine sabah namazından sonra güneş doğana kadar Kur’an-ı Kerim tilavet etmelerini emrederdi. Güneş doğduktan sonra ise hatm-i hâcegân yaparlardı. Aynı şekilde akşam namazından sonra da hatmeyi icra ettiklerinden bahseder. Buna göre -yaygın olmasa da- erken dönem Hâlidîliğinde, hatmenin günde iki defa icra edildiği de olmuştur. Hânî, daha önce geçtiği gibi Mevlânâ Hâlid’in hatme için telkin ettiği iki şarta değinir. Bunlardan biri, tarikattan olmayan yabancıların hatmeye alınmaması, diğeri de hatme icra ederken kapının kapatılmasıdır. 

Hânî, hatmeyi tarif ederken öncelikle bazı edeblerden bahseder. Buna göre, hatmede gözlerin kapatılması, yirmi beş defa “estağfirullah” demek ve aks-i teverrük şeklinde oturmak hatmenin edeplerindendir. O, hatm-i kebîrde okunan duâ ve sûreleri hatmenin rüknü sayıp yedi maddede şöyle sıralar: 

1. Fatiha Sûresi okunması (7 adet)

2. Salavât okunması (100 adet)

3. İnşirah Sûresinin okunması (79)

4. İhlas Sûresinin okunması (1001)

5. Fatiha Sûresi okunması (7 adet)

6. Salavât okunması (100 adet)

7. Okunanların silsiledekilere ithaf edilmesi

Hânî, hatmenin sonunda ise tercihen Mevlânâ Hâlid’den nakledilen şu duânın okunduğunu söyler:

بِسْمِ اللَّـهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ ، اللهمّ  يا حيّ  يا ق يوم يا بديع السّموات  والارض، يا مالك الملك ياذا الجلال  والاكيام، صلّ على سيدنا ومولانا محمّ د وعلى آله وصحبه أَفضل صلواتك، عدد معلوماتك وبارك  وس لّم

 كذلك، وأوصل مثل ثواب ما قرأناه وما قرأه أحد من المؤمنين والمؤمنات عموما، والمنتسبين الى الطريقة النقشبند يّة خصوصا في آفاق العالم ومشارق الارض و :مغاربها، بعد القبول

 إلى روح كلّ من صار سببا لقراءته وكلّ  من الحضّ ار وآبائهم وأمّ هاتهم، وكل مؤمن وأمؤمنة، وكل وليّ  و ول ية، وكل من سادة السلسلة النقشبندية والقادرية والسهروردية والكبروية والچشتية، وكل من آباء كل وأمهاته ومشايخه وخلفائه ومريديه ،ومنسوبيه ومحسوبيه المؤمنين والمؤمنات إلى يوم الدين

 وثوابا مثل أضعاف ذلك كما تحبّ وترضى إلى ساحة سيد المرسلين  وخاتم النبيين، ،سيدنا ومولانا محمد صلى الله عليه وعلى آله وصحبه وسلم

وإلى روح كل من آله وأولاده وأز واجه وأصحابه وإخوانه: من النبيين والصدّ يقين والشهداء و الصالحين، وآل كل أجمعين، واحشرنا معهم بفضلك آمين، برحمتك يا أرحم الرّاحمين، وصل وسلم على سيدنا ومولانا محمد وعلى آله وصحبه أبد الآبدين في كل لحظة وحين، والحمد لله ربّ  العالمين

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla...

Ey Hayy ve Kayyum olan (Daimi hayat sahibi, diri, varlığı kendinden olup, mahlûkātı varlıkta tutan), Ey yerleri ve gökleri yaratan, Ey mülkün sahibi, Ey celal ve ikram sahibi (Zü'l-Celal-i ve'l İkram) Allah'ım!

Efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, onun ailesine ve arkadaşlarına en faziletli salatlar, bilinenlerin sayısınca  bereket ve selâm eyle.

Aynı şekilde, (duâmızı) kabul ettikten sonra; sevabının mislini,  okuduğumuz ve okumadığımız mü'min ve mü'minatın; özellikle Nakşibendi Tarikatı'nın âlemin içindeki ve dışındaki, yeryüzünün doğusundaki ve batısındaki  bağlılarının tümüne ulaştır.

(Duânın) Okunmasına sebep olanların ve huzurda bulunanların ve onların babalarının ve analarının, mü'min ve mü'minatın, veli ve veliyelerin, Nakşibendî, Kadirî, Sühreverdî, Kübrevî ve Çeştî silsilesindeki sadatların ve onların babalarının, analarının, şeyhlerinin, halifelerinin, müridlerinin, kıyamet gününe kadar ki mensup ve mahsuplarının tümünün ruhlarına...

Ve sevabın mislini; resuller meydanının efendisi, Son Nebi'nin dilediği ve hoşnut olduğu gibi katla... Allah'ın salat ve selamı sahibimiz ve efendimiz Muhammed,'in, ailesinin ve ashabının üzerine olsun. 

Tüm ailesinin, evlâdının, hanımlarının, ashabının ve peygamberlerden, sıddıklardan, şehitlerden, ve salihlerden kardeşlerinin cümlesinin ruhlarına...

Fazlınla bizi onlarla haşr et. Bize merhamet et ey merhametlilerin en merhametlisi. Salât ve selâm sonsuza dek, her zaman ve her an sahibimiz ve efendimiz Muhammed'in, âlinin ve ashabının üzerine olsun. Ve âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun. (Çev. N. Aksu)

– Muhammed Emin Erbilî’nin Tarif Ettiği Hatm-i Hâcegân

Silsilesi Mevlânâ Hâlid’in halifesi Şeyh Osman Siraceddin Tavîlî’ye (v. 1283/1866) dayanan Şeyh Muhammed Emin Erbilî (v. 1914), Hâlidîliği Mısır’da yaymış bir sûfîdir. Erbilî, eserlerinde Hâlidîliğin birçok âdâbından bahsederken hatm-i hâcegânı da tarif eder. Hatmeyi, Nakşibendiyye tarikatının esaslarından sayan Erbilî, şartlarına riayet edildiği takdirde, maksatların hâsıl olması, belânın defedilmesi ve duâların kabul edilmesi için netice veren bir uygulama olarak niteler. Erbilî’ye göre hatm-i hâcegân, ism-i zât ve nefy u isbât ("Allah" ve "Lâ ilâhe illellah") zikrinden sonra tarikatın en büyük rüknüdür. Ona göre hatme, Abdulhalık-ı Gucdüvânî ile Bahâeddin Nakşibend’den rivayet edilmiş, Nakşibendiyye Tarikatı büyüklerinin yanında meşhur bir uygulamadır.

Erbilî’ye göre hatme, bir ihtiyacın giderilmesi veya bir belânın defedilmesi için okunması durumunda dinen önemsenen bir vakitte yapılması uygundur. Bu vakitler, salı, perşembe ve cuma günleri ikindiden sonra ya da geceleyin olabilir. Kişi yalnız halvete girerek ya da mürşidden hatmeyi okumaya izinli kişilerle birlikte icra edebilir. Önce abdest alır ve iki rekat namaz kılar. Bu rekatlarda Fatiha’dan sonra yedi defa Âyetü’l-kursî okur. Namazdan sonra hatmenin daha önce yukarıda geçen iftitah duâsını okur. Ve aşağıda bahsedilen âdâb ve erkân ile icra eder. En sonunda Nakşibendiyye silsilesini okuyup onlardan istimdad diler. Hatme bittikten sonra ülfet ve muhabbetin hasıl olması için hurma, kuru üzüm gibi tatlı bir gıda dağıtılır. Erbilî, herhangi bir talep karşılığında olmadan; takarrüb (yakınlaşma) için icra edilen hatmenin ise muayyen bir vakitle kayıtlı olmadığını belirtir. 

Erbilî, hatme için âdâb ve erkânları maddeler halinde sıralar. Ona göre hatmenin âdâbı sekizdir:

1. Abdestli olunması

2. Boş bir mekânda yapılması

3. Huşû ve huzurun sağlanması

4. Katılanların Nakşibendiyye tarikatına mensup olması

5. Hatme esnasında gözlerin kapalı olması

6. Kapının kapatılması

7. Kalpteki kötü düşüncelerin uzaklaştırılması

8. Aks-i teverrük şeklinde oturulması

Hatmenin erkânı ise ondur:

1. Hatmenin açılış duası (iftitah) okunması ve yirmi beş veya on beş defa istiğfar edilmesi 

2. Şeyhin rabıta edilmesi

3. Yedi defa Fatiha okunması

4. Yüz defa salavât okunması

5. Yetmiş dokuz defa İnşirah Sûresi okunması

6. Bin bir defa İhlâs Sûresi okunması

7. Yedi defa Fatiha okunması

8. Yüz defa salavât okunması

9. Hatme duâsının okunması

10. Kur’an’dan bir bölüm okunması

Katılanların çok olması durumunda, yukarıda bahsedilen Abdulhalık-ı Gucdüvânî hatmesi icra edilir. Eğer sayı az ise Bahâeddin Nakşibend ya da İmam-ı Rabbânî’ye atfedilen hatme tertip edilir.

– Abdurrahman-ı Tâğî’nin Tarif Ettiği Hatm-i Hâcegân

Norşin Tekkesinin kurucusu Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî, (v. 1304/1886) Hâlidîliği Bitlis ve çevresinde yaymıştır. Şeyh Abdurrahman’ın silsilesi Seyyid Taha Nehrî (v. 1269/1853) aracılığıyla Mevlânâ Hâlid’e ulaşmaktadır. Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî, kendisinden sonra tarikat âdâbının uygulanmasında genel bir referans olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla onun silsilesinin devamındaki Hâlidîler, hatmede de onun tarif ettiği şekli benimsemişlerdir. Şeyh Abdurrahman, tarikata ihlaslı bir biçimde inanan bir kimsenin âdâbına uygun olarak hatme halkasına oturması durumunda, halkadan çıkarılmaması gerektiğini söyler. Fakat silsiledeki şeyhleri; Mevlânâ Hâlid, Seyyid Tâhâ ve Seyyid Sıbğatullah Arvâsî’nin, tarikata mensup olmayanların mutlak suretle hatmeye alınmamasına dair talimatlarını da nakleder. Tâğî’nin halifesi Şeyh İbrahim Çokreşî (v. 1881), bu hususta şeyhinin tereddüt ettiğini ve kesin bir talimat vermediğini belirtmiştir. Bununla birlikte silsilenin sonraki dönem mensuplarının uygulaması gözlemlendiğinde, tarikata mensup olmayanların hatmeye alınmadığı görülmüştür.

İbrahim Çokreşî, hatm-i hâcegâna dair bilgileri, şeyhinin 1291/1874-75 yılında Çokreş’te (Erenler/Karaçoban) Cebrail adında bir müridinin evinde yaptığı sohbetten nakleder. Buna göre Tâğî’nin küçük hatme tarifi şöyledir: Sağ taraftan yedi Fatiha okunur. Buna göre imam, taşları dağıtana altı taş verip bir Fatiha’yı kendisi okur. Sonra yüz salavât okunur. Bundan sonra beş yüz defa “Yâ Bâkî ente’l-bâkî” okunur. Sonra imam, taşları dağıtana yedi taş verir ve o taşlar soldaki yedi kişiye dağıtılır. Onlar Fatiha okurken bu defa imam okumaz. Yüz salavât okuduktan sonra hatme duası okunup Kur’an’dan bazı ayetler okunur.

Büyük hatmede taşların dağıtım usulü ise şöyledir: Taşları dağıtan, yüz taş içerisinden yirmi bir veya on dokuz taş ayırır. Geri kalan seksen bir veya yetmiş dokuz taşı katılımcılara dağıtır. Sonra, imamın sağındakilere Fatiha okumaları için altı taş dağıtılır ve imamla birlikte yedi Fatiha okunmuş olur. Sonrasında imam, salavât komutunu verir ve ellerdeki taşlar kadar salavât getirilir. Daha sonra imam, “elem neşrahleke” diye komut verir ve katılımcılar ellerdeki taşlar kadar İnşirah Sûresi okurken, imam onlar tamamlayıncaya (imamın kendi elindeki taşlar bitinceye) kadar salavât okur. Sonra imam, kendisine (cemaatin sayısına uygun miktarda taş ayırır) ayırdığı taşlardan geri kalanlarını dağıtıcıya verir ve o da taşları dağıtır. İmam, Fatiha için ayrılan taşlardan bir tanesini bir kenara bırakır ve “İhlas-ı şerif” komutunu verir. Bu şekilde imam on defa taşları bir kenara bırakarak komut verdikçe katılanlar ellerindeki sayı adedince İhlas suresini okurlar. Yüz taşla on defa okununca (100 x 10), toplamda bin İhlâs Sûresi okunmuş olur. Bunlar bitince imam, eliyle ses çıkararak sol tarafa yedi Fatiha taşı dağıtılması komutunu verir. Böylece sadece imamın solundaki yedi kişi Fatiha okur. Sonra salavât komutunu verir (herkes elindeki taş kadar salavât okur). En sonunda hatme duasını okuyup bitirir ve bazı ayetler okuyark hatmeyi sonlandırır.

Çokreşî, şeyhinin 1292/1875-76 yılında Tırçonk (Altınoluk/Bulanık) köyünde hatmeye dair şunları söylediğini kaydeder: “Hatmeyi icra eden imamın dışındakilerin gözünü açması veya konuşması uygun değildir. İmam ise bir maslahattan dolayı bunları yapabilir. Örneğin, hatme (zikirleri) bittikten sonra duâ esnasında gelenleri men etmek gibi…

Abdurrahman-ı Tâğî, Norşin’deki genel bir sohbetinde, şeyhinin hatmeden önce, daha önce geçen hatme iftitah duasının okunmasını emrettiğini söyler. Yine Tâğî, hatmeden sonra Nebe' Sûresinin okunmasını telkin eder.

– İhramcızâde Kolunda Hatm-i Hâcegân Tarifi

Mevlânâ Hâlid’in halifelerinden Abdullah Mekkî Erzincânî’nin silsilesi devamında yer alan İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Toprak’ın  (v. 1969) tasavvuf anlayışını konu edinen eserinde, hatm-i kebîrin tafsilatı yer almaktadır. İhramcızâde, hatmenin önemini “hatm-i hâceye, altı saatlik yerde olsa dahî gidiniz!” sözüyle ifade etmiştir. Eserde öncelikle hatmenin bazı şartlarından söz edilmiştir. Buna göre hatm-i hâcegânı sadece erkekler icrâ eder. Yine “hatm-i hâcegânı okuyacak kişi, seyr u sülûkunu bitirmiş ve altı yıl ders tecrübesi olmalıdır.” gibi şartlar yer almaktadır. Bununla birlikte önceki dönemlerde sülûkunu bitirmeyenlerin hatmeye alınmadığı belirtilmiş, ancak çağın getirdiği şartlardan dolayı bu kuralın gözetilmediğinden bahsedilmiştir. Ayrıca bazı hatme meclislerinin camilerde herkese açık bir biçimde gösteri gibi icrâ edilmesi eleştirilmiştir. Hatmenin yapılma zamanı olarak,  pazar ve perşembe günleri ikindiden sonra veya akşamdan sonraki bir vakit tayin edilmiştir. Ramazan ayında ise hatmenin her gün akşam okunacağı, bununla beraber bölgedeki insanların durumları dikkate alınarak başka muayyen bir vakitte de icra olunabileceği anlatılmıştır.

Hatme, “hatme hocası” ve “hatme çavuşu” diye iki görevli tarafından idare edilir. Hatme hocası, duâyı okumakla yetkili olup bizzat şeyh tarafından tayin edilir. Bunların bazısında, yeni intisap edenlere ders talimatı verme yetkisi de bulunmaktadır. Hatme çavuşu ise hatme esnasında taş dağıtımı ve katılanların hal ve hareketlerini düzenlemekle sorumludur.

İhramcızâde kolunda da hatm-i kebîr, bilinen tarifiyle icrâ edilir. Hatmenin okunmasına dair usul şöyledir: Tercihen loş bir mekân seçilir. Hatme hocası ve çavuşu dışında herkes gözlerini kapatır. Cemaat sessiz biçimde zikir komutlarını bekleyerek sözle veya hareketle herhangi bir müdahalede bulunmaz. Taşlar dağıtıldığında kendisine taş ulaşanlar zikirleri okurken, diğerleri gözleri kapalı bir vaziyette (bekler, bir şey) okumazlar. Zikirler sessiz bir biçimde okunur. Hatme, taş dağıtılmasıyla başlar ve hatme hocasının zikir icrâsından sonra taşı yere sertçe bırakmasına kadar gözler kapalı tutulur. Bundan sonra silsile okunurken, gözler zorunlu olmamakla birlikte tercihen kapalı tutulur.

Hatmenin başından sonuna kadar icrâ edilmesine dair detaylar ise şöyledir: Hatme çavuşu, cemaati namaz oturuşuyla daire şeklinde dizer. 100 adet küçük taş 11 adet de büyük taş alınır. 11 adet büyük taşın bir tanesi hatme hocasının önüne 6 tanesi sağına 4 adedi de sol tarafına ayrılır. Çavuş, 100 küçük taşın 79 adedini hocanın sağ tarafından cemaate dağıtır. Geri kalan 21 küçük taş hocanın elinde kalır. Burada hoca, hatmeye başlangıç duâsı okur. Sonra hoca sesli olarak beş defa “estağfirullah” derken, orada bulunan herkes son istiğfarı içinden;

"أ ستغفر الله العظيم الكريم الرحيم الحيّ القيوم وغفار الذنوب وأتوب اليه يا رب اغفر لي"

Estağfirullah el a'zim el kerim er rahim el hayye'l kayyum ve ğafara'z-zunub ve etubu ileyh ya Rabbi ağfirli.

Âzim, Kerîm, Rahîm, Diri, Kayyum (varlığı kendinden olup, mahlûkâtı varlıkta tutan), Günahları Bağışlayan Allah'tan mağfiret diler ve O'na tevbe ederim, ya Rabbi, beni bağışla.

diye okur. Sonra hoca da dahil olmak üzere sağ taraftan yedi kişi besmele ile birlikte Fatiha Sûresini okur. Hoca, “salavât-ı şerife” komutunu verdiğinde, herkes elindeki taş adedince içinden (kendi duyacağı sesle) salavât getirir. Hoca da elindeki 21 küçük taş adedince salavât okur. Bu arada cemaat rabıta halini alır. Hoca “elem neşrahleke-i şerif” dediğinde, halkadakiler besmele ile birlikle ellerindeki taş adedince İnşirah Sûresini okur ki bu da 79 adet olur. Daha sonra hoca, 21 adet küçük taştan birkaç tanesini kendisine ayırıp geri kalanını sol taraftan dağıtması üzere çavuşa teslim eder. Bütün taşlar dağıtılınca hoca, “İhlâs-ı şerif” der ve herkes içinden besmele ile birlikte elindeki taş adedince İhlâs Sûresini okur. Her defasında çavuş, on adet büyük taştan birini sağ tarafa koyar ve bu şekilde on defa İhlâs okunur. Toplamda 1000 ihlâs okununca hoca bir ihlas daha ilâve eder. Sonrasında hoca dahil sol taraftaki yedi kişi besmeleyle birlikte Fatiha Sûresini okur. Bundan sonra hoca, “salavât-ı şerife” der ve herkes elindeki taş adedince salavât okur.

Zikirler bitince, kıraati düzgün biri,  Âl-i İmrân suresinin sekizinci ayetini okur:

"ر بّنا لَا تزُغْ قُلوبنا بعْدَ اذْ هَدَيتنَا وَهَبْ لنا مِن لدُنكَ رحْمةً  إِنَّكَ أنتَ الوهَّابُ"

"Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh, inneke entel vehhâb."

"Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma ve bize katından bir rahmet bağışla, şüphe yok ki vehhâb olan (karşılıksız çok fazla bağışlayan, ihsan eden) ancak Sen´sin."

Bu da bitince taşlar çavuş tarafından toplanır. Bu arada hoca kendi içinden hatmeden hâsıl olan sevabın hediye edilmesine dair duâda bulunduktan sonra torbaya toplanan taşları ses çıkaracak bir biçimde yere bırakır. Bu aşamadan sonra hatme bittiğinden isteyen gözünü açabilir. Bundan sonra da hoca silsileyi okur. Hatmeden sonra tercihen şerbet, lokum ve helva gibi bir tatlı ikram edilir.

– Gümüşhânevî Kolunda Hatm-i Hâcegân Tarifi

Hâlidîliğin kollarından biri de Ahmed Ziyauddin Gümüşhânevî (v. 1813-1893)  ile İstanbul ve civarında yayılmış Gümüşhânevî koludur. Gümüşhânevî dergâhında hatme, Cuma geceleri ve özel dini günlerde icrâ edilmektedir.

Bu koldaki hatm-i hâcegâna dair bilgilere, 1342 yılında telif edilen “Duâ Mecmuâsı” başlıklı eserde rastlanılmaktadır. Eserin kapağında başlığın altında şu not yer almaktadır: "Tarîkat-i aliyye-i Nakşibendiyye-i Hâlidiyye-i Ziyâiyye’nin âdâb ve şerâiti ve silsile-i sâdât-ı kirâm ve envâ’ duâ ve bilhassa hatm-i hâcegân ve tehlîl duasını şamil olan mecmuadır." Günlük okunan birçok duâ ve evrâdın yanı sıra hatm-i hâcegân ve duâsı sonlarda geçmektedir. Kitabın sonunda “ketebehu Hüseyin Hüsnî/Hasanî” ifadesi yer almaktadır. Eserde hatm-i kebîr ile hatm-i sağîrin tarifleri genel tarife mutabık verilmiştir. Hatm-i kebîr ile ilgili detaylar âdâb, erkân ve usûl diye üç başlıkta verilmiştir.

Bunun yanı sıra hatmenin faydalarından da bahsedilmiştir. 

Hatmenin yedi âdâbı:

1. Abdestli ve tenha yerde olmak

2. Hatmedeki herkesin Nakşibendiyye tarikatından olması

3. Halkada yer almak

4. İstiğfar etmek

5. Başından sonuna kadar gözleri kapatmak

6. Rabıta, huzur, ihlas ve muhabbet halinde olmak

7. Hatme sonunda bir aşr-ı şerif okumak

Hatmenin yedi erkânı:

1. Zikirleri huşû ve huzur ile okumak

2. Yedi Fatiha okumak

3. Yüz kere salavât okumak

4. Yetmiş dokuz İnşirah Sûresi okumak

5. Bin bir defa İhlâs Sûresi okumak

6. Tekrar yedi Fatiha okumak

7. Yüz defa salavât okumak

Hatmenin usulü:

Hatmeyi icra eden kişi, beş, on beş ya da yirmi beş istiğfardan sonra “râbıta-ı şerife” der ve hazırda bulunanlar gözlerini kapatıp şeyhlerinden aldıkları tâlime göre rabıta yaparlar. Sonra hatme vekili, önünde ayrılmış olan yedi büyük taşların bir tanesini kendi eline tutup altı tanesini sağ tarafında bulunan kimseye verir. O da bir tanesini alıp gerisini yanında oturana verir. Bu şekilde yedinci kişiye kadar taşlar dağıtılır. Yedinci kişiye ulaşınca tekrar elden ele hatme vekiline taşlar ulaştırılır. Eline taş uaşanlar Fatiha okurken diğerleri bir şey okumaz. Fatiha’dan sonra hatme vekili, “salavât-ı şerife” der. Herkes (hatme öncesinde dağıtılan) elindeki ufak taşlar sayısınca bildikleri bir salavât okur. Sonra vekil “elem neşrahleke-i şerif maa besmele-i şerif” der ve herkes ellerindeki taşlar adedince İnşirah Sûresini okur. Vekil, “İhlas-ı şerif maa besmele-i şerif” der ve herkes taşlar adedince İhlâs Sûresini okur. Bu şekilde vekil, on defa “İhlâs-ı şerif” der ve oradakiler taşlar sayısınca okurlar. Bu da bittikten sonra yedi büyük taşı en başta olduğu keyfiyetle sol tarafındakilere dağıtır ve ellerine taş ulaşan Fatiha okur. Sonra vekil, “salavât-ı şerife” der ve herkes salavât okur. Bundan sonra bir kişi aşr-ı şerif okuduktan sonra hatme vekili hatme duâsını okur. Hatmenin başından sonuna kadar kimse gözünü açmaz. Katılımcılar sûre ve salavât okurken kendi işitecekleri kadar bir sesle okurlar. 

Yusuf Ziya Binatlı (v. 1998), babası Ömer Ziyâeddin Dağıstânî’nin icra ettiği hatmede Mustafa Fevzi Efendi’nin (v. 1926) halini şöyle tasvir eder:

“Ben dergâhta hatm-i hacegân’a katılırdım. O hatmelerden aklımda kalan şu, Mustafa Fevzi Efendi vardı, şâir, bahriyeli. O, cezbeli bir zâttı. Herkes dilini damağına yapıştırmış zikrini yaparken o, “Allah” diye bir haykırırdı ki çok içten olurdu. Bunun dışında zikir biter, babam duâyı yapardı. Zikir, Fatma Sultan Camii kısmında yapılır, ondan sonra tekkeye geçilir. Babam postuna oturur, oturduğu yerden bütün ihvan sırasıyla pederin elini öperler, ben de öperdim. O da “maşaallah” derdi.

Sonuç

Nakşibendiyye tarikatı, gizli zikri esas aldığından hatm-i hâcegân da sessiz bir biçimde icra edilir. Hangi tarihten itibaren başladığı tam olarak bilinmeyen bu zikrin, bazı risalelerde Bâyezîd-i Bistâmî ve Ebu’l-Hasan-ı Harakânî tarafından da icrâ edildiği geçmektedir. Erken dönem Nakşibendîliğinde hatme, bir isteğin kabulü veya bir belânın defi için icrâ edilse de sonraki dönemlerde belli vakitlerde uygulanan bir vird halini almıştır. Hatmenin birçok türü olmakla birlikte en yaygın tarifi, Abdulhalık-ı Gucdüvânî’ye nispet edilen ve hatm-i kebîr olarak isimlendirilen uygulamadır. Salâhî Uşşakî ile Esad Sâhib, hatmede okunan sûre ve sayıların kaynak itibariyle hadislerden istifade edilerek belirlendiğinden söz eder.

  Hatm-i hâcegân, Hâlidîlik döneminde daha çok önemsenmiş ve bazı edeblerle birlikte icrâ edilmeye başlanmıştır. Katılımcılar çok olduğunda Gucdüvânî’ye nispet edilen hatm-i kebîr icra edilirken; katılımcı az olduğunda diğer Nakşî şeyhlerine nispet edilen ve daha kısa olan hatme türleri tercih edilmektedir. Çalışmamızda incelediğimiz hatme örneklerine baktığımızda, temelde (farklı olarak mesela İhlâs Sûresi bazı kollarda bin, bazılarında bin bir olarak okunur) “erkân” olarak isimlendirilen ana ilkelerde değişiklik olmadığı görülmektedir. Farklılıklar ise daha çok bu ilkelerin uygulanış detaylarında görülmektedir. “Âdâb” diye isimlendirilen bu detaylar bizzat şeyhler tarafından tayin edilip tasavvufî terbiyede âdâb farklılıkları doğal kabul edilmektedir.

Hâce Abduşşehîd’in yaptığı hatme tarifi

Hatme tarifi