MEKTÛBÂT-I RABBÂNÎ'DE RAMAZAN

(Dr. Necati Aksu)


Mübarek ramazan ayının gelmesini bekliyorum.

Bu ay, bütün hayırları ve bereketleri kendisinde toplamıştır.

Her hayır ve bereket ise, Yüce Mukaddes Hazret-i Zat'tan gelen feyiz ve o Sübhan'ın şuûnâtının bir neticesidir.

(Şuûnât: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler. Mesela; Yaratmak fiildir, yaratıcı isimdir, yaratıcılık ise şe’ndir. Çoğulu da şuûnâttır.)

Ve her ne şer ki, meydana çıkar; onun kaynağı, o hadisenin kendisi ve hadiseyi talep eden sıfatlardır. Bu, şu âyet-i kerimede anlatılmıştır:

«Sana bir iyilik gelirse Allah'tandır; sana bir kötülük gelirse, nefsindendir.» (4/79)

Bu âyet-i kerime, anlatılan için delil olarak kâfidir.

Bu ayın bütün hayırları ve bereketleri; sözün başında anlatılan zatî kemalâtın bir neticesidir.

Kur'an-ı Mecid; bu her şeyi kendisinde toplamış olan hakikatin, yani Ramazan ayının bir mahsulüdür.

Dolayısıyla Kur'an, Zâta bağlı bütün kemalâtı ve onun zuhuratı sayılan işlerin tümünü özünde toplamıştır. Bu ay da o kemalâtın neticesi ve semeresi olan bütün hayırları kendisinde toplamıştır. O nedenle bu mübârek ayın, Kur'an-ı Mecid ile tam bir münasebeti vardır.

(Yani, Kur’an’daki, Zât’a bağlı kemâlatın meyveleri olan tüm hayırlar Ramazan ayındadır.) 

Kur'an-ı Mecid ile Ramazan ayı arasındaki bu münasebet, Kur'an-ı Kerim'in bu ayda nazil olmasına sebeb olmuştur.

Kur'an-ı Kerim, asıl dairesine dahildir. Öyle ki: Asla, ona hiçbir gölge olma durumu yaklaşmamıştır. Hakîkat-i Muhammedî (kâbiliyet-i ulâ), onun gölgesidir. Bu manada Allah-ü Teâlâ şöyle buyurdu:

— «Ramazan ayı öyle bir aydır ki, onda Kur'an nâzil olmuştur.» (2/185)

Bu âyet-i kerime, anlattığımızın doğruluğuna delildir.

Kur’an-ı Kerim ile bu bağlılık kurulduğu zaman; ramazan ayının, cümle hayırları ve bereketleri özünde topladığı anlaşılmaktadır.

Bütün sene boyunca gelen cümle hayır ve bereketler; bu ayın, bereketleri denizinden bir damladır. Ama, kime olursa olsun; hangi yönden gelirse gelsin. Bu ayın kadri o kadar yücedir ki; sonu yoktur.

Bu ay içinde olan birlik ve beraberlik, yıl boyu sürecek birlik ve beraberliğe sebep olur. Aynı şekilde, bu ay içindeki ayrılık, yıl boyu sürecek ayrılığa sebep olur.

Bir kimse, ramazan ayında; hayırlı işler ve yararlı amellerde başarılı olursa; sene boyunca, bu başarısı devâm eder.

Bu ramazan ayı, dağınıklık ve perişanlık içinde geçerse; sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bunun için, mümkün olduğu kadar, bu ay içinde, gönül birliği elde etmeye bakmalıdır. Böyle bir şey için de bu ayı ganimet bilmelidir.

Bir kimsenin üzerinden bu ramazan ayı geçer de kendisi de bir gönül birliği bulursa; o kimse bu ayın hayırlarından ve bereketlerinden haz almış olur. Bütün senede gönül birliği içinde kalmayı başarır. Ondaki hayırlara ve bereketlere de nâil olur.

Saadetler olsun o kimseye ki: Ramazan ayı, kendisinden râzı olarak ayrılır. Yazıklar olsun o kimseye ki: Ramazan ayı, kendisine dargın gider. Dolayısı ile, bereketleri elde etmeye bir vasıta sayarak; Ramazan ayı ile, Kur'an-ı Kerim hatmini bir araya getiren kimsenin, bu ayın bereketlerinden mahrum kalmayacağı, hayırlara kavuşmasına bir engel bulunmayacağı ümid edilir.

Allah-ü Teâlâ, bizleri, bu mübarek ayda hayırlara ve bereketlere muvaffak eylesin. Bizlere en büyük nasibi versin.

Kadir gecesi de bu ayda olup bu ayın hulâsası ve özüdür. Ramazan ayı kabuk ise, Kadir Gecesi onun özü gibidir.

Bu aya mahsus olan bereketler, başkalarına benzemez. Bu ayın gecelerindeki hayırlar da başkaları ile kıyaslanamaz.

Bu büyük ayda nafile olarak edâ edilen namaz, zikir, sadaka ve benzeri ibadetler ile diğer aylarda edâ edilen farz ibadetlerin sevabı eşittir.

Ramazan ayında bir farz ibadeti edâ eden kimse, diğer aylarda yetmiş farz ibadeti edâ etmiş kadar sevap alır.

Bir kimse, ramazan ayında bir oruçluya iftar ettirse; bu, o kimsenin günahlarına kefaret olur. O kimse, boynunu da ateş azabından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevabı kadar kendisine sevap verilir ve o kimsenin sevabından da bir şey eksilmez.

Ramazan ayında, bir kimse kölesinin veya hizmetinde bulunanın vazifelerini hafifletse, Yüce Allah kendisini bağışlar ve cehennem azabından âzad eder.

Resulûllah efendimiz, ramazan ayına girdiği zaman; bütün esirleri serbest bırakırdı. Dilencilere ihsanlar ederdi.

Yüce Sübhan Allah, bu gecelerin her birinde; cehennem azabına hak kazanan binlerce kimseyi âzad eder.

Bu ay içinde, cennet kapıları açılır; cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur; rahmet kapıları da açılır.

İftarda acele etmek, sahuru biraz sona bırakmak sünnettir. İftarda acele etmenin; sahurlardaysa, ağır davranmanın hikmeti ve sırrı, gecenin ve gündüzün tüm cüzlerindeki ayrıcalığa erişilmesi olsa gerek. Resulûllah efendimiz bunun üzerinde önemle dururdu. Bu işlerin üzerinde önemle durmasının mânâsı; kulluk makamına uygun bir şekilde ihtiyacını arz etmektir.

Hatem'ür- risalet efendimiz şöyle buyurdu:

«Biriniz oruç açacağı zaman, hurma ile orucunu açsın; zira hurma berekettir.»

Resulûllah efendimizin kendisi de orucunu hurma ile açmıştır.

Dolayısıyla hurma ile iftar etmek sünnettir.

Resulûllah efendimiz iftarda şu duayı okurdu:

«Susuzluk gitti; damarlar ıslandı, inşallah ecir sabit oldu.»

Bu ayda, teravih namazı kılmak, Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek sünnet-i müekkededir; bunları edâ etmekle çok faydalar elde edilir.

Allah-ü Teâlâ, Habibi hürmetine hepimizi muvaffak eylesin. Ona ve âline salât ve selâm olsun.

İmâm-ı Rabbânî (k.s)


Dinle! (4. Mektup)

Dinle! (45. Mektup)

Dinle! (162. Mektup)