Necati Aksu

Git: Alâmet-i Mehdî

ALÂMET-İ KIYÂMET

Dr. Necati Aksu


Kıyamet Alametleri Müteşabih Değildir

Sual:

Bazıları, Kıyametin büyük alametleri olan;
– Güneşin batıdan doğması,
– Hazret-i İsa’nın (as) gökten inmesi,
– Dabbet-ül-arz, Deccal ve Mehdi ile ilgili nasslar müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlar, tevil edebilir. Bunlar maddi olarak değil, mânevi olarak gerçekleşecektir, diyorlar.
Mesela;
– İsa’nın (as) gelmesi hakiki İseviliğin gelmesidir.
– Güneşin batıdan doğması, Hıristiyanların toptan Müslüman olmasıdır.
– Mehdi’nin gelmesi, bizim kitaplarımızın yayılmasıdır.
– Deccal da, bize karşı olanlardır.
– Dabbet-ül-arz da, "Aids" gibi bir hastalıktır, diyorlar.
Halbuki, Kıyamet alameti olan bu önemli hususlar, nasıl müteşabih olabilir? Peygamber efendimiz, ben Mehdi dersem siz kitap anlayın, Papaz dersem Müslüman anlayın, Güneş dersem Hıristiyanlık anlayın gibi ucube söyler mi? Hem şimdiye kadar dört hak mezheb imamlarından biri, kıyamet alametlerinin müteşabih olduğunu söylemiş midir de bu insanlar 'müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlayabilir' diyebiliyorlar?

Cevap:

Önce kıyâmetin büyük alâmetlerine bakalım:

Ve yoruma ihtiyaç var mı görelim:

1- Büyük alametlerden biri, Güneş'in batıdan doğmasıdır.

Bunu bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de bu tevilleri bâtıldır. Çünkü bu hususla ilgili iki hadis-i şerif meâli şöyledir:
– Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez. (Buhari, Müslim)
– Güneş batıdan doğunca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez. (Tirmizi)
Bir âyet-i kerime meali:
– Rabbinin bazı âyetleri (alâmetleri) geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez. (En'am 158)
Âlimler, bu âyette işaret edilen alametlerden birinin de Güneş'in batıdan doğması olduğunu bildirmişlerdir. Yukarıdaki iki hadis-i şerif de bu âyeti açıklamaktadır. Hıristiyanlar Müslüman olunca, tevbe kapısı kapanmaz ki Müslüman olana yani iman edene, imanı fayda vermesin. Bâtınilerin tevillerinin ne kadar zırva olduğu, yani dinimizle alakası olmadığı meydandadır. Güneş'in batıdan doğması aklen de ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Şüphesiz, Allahü teâlâ dünyayı yörüngesinden çıkarır, başka bir yörüngeye sokar, dönüşünü değiştirir ve güneşi batıdan doğdurur.
Allah için imkânsız diye bir şey olabilir mi, hâşa? Bunu yapacak olan Allahü teâlâdır. Allah azze ve celle "külli şey'in kadir"dir. Dilediğini, dilediği gibi yapar. Bu müteşabihçiler, alışageldiklerini yani doğduklarından itibaren gördüklerini, yaşadıklarını doğal kabul edip, sabit zannetmişler ve Allah'ın dilemesiyle böyle olduğunu yani adetullah olduğunu kavrayamamışlardır.
Peygamber efendimiz, bu hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Arabistan’a göre Batı, Avrupa değil Afrika’dır. Bu tevilciler, Güneş'in batıdan doğması, Afrika'nın Müslüman olacağına işarettir demiş olsalardı, belki inanan cahiller olabilirdi. Türkiye’ye göre Avrupa Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Dünya'nın şekli yuvarlak olduğundan, her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Dolayısıyla Batı’nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması anlamına gelecektir. Dolayısıyla bu tevilin ne kadar mantıksız olduğu meydandadır.
Hadis-i şerifte, "Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı kapanır" buyuruluyor. Şimdi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı kapanmış mı oluyor? Eğer kastedilen, Arabistan'ın batısında bulunan tek bir ülkeyse, neden diğer ülkelerde tevbe kapısı kapanıp, iman edene de imanı fayda vermesin?

2- Kıyametin büyük alametlerinden birisi de Hazret-i İsa'nın (as) semâdan (gökten) inecek olmasıdır.

Al-i İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde şöyle buyuruluyor:
Hazret-i İsa diri olarak göğe kaldırıldı.
Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği hadis-i şerife göre, Hazret-i İsa, kıyâmete yakın yere inecek, İslamiyet ile hükmedecektir. (Tibyan tefsiri 1/233)
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde şöyle deniyor:
Hazret-i İsa’nın inmesi kıyâmet alametidir. (Tibyan tefsiri 4/137)
Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinde Celaleyn tefsirinde şöyle deniyor:
– Hazret-i İsa, öldürülmedi, asılmadı, öldürülen ona benzetildi ve O, göğe kaldırıldı. (Kur’an-ı hakim ve meâl-i kerim 1/150)
Aynı kitapta, Al-i İmran sûresinin 55. âyetinin tefsirinde ise şöyle deniyor:
– O zaman Allah, şöyle demişti: Ey İsa, seni onlar değil, (ecelin gelince) ben öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim.
Dip notunda ise şöyle deniyor:
Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre, düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile birlikte, yükseltip kaldırmıştır.Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre, düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile birlikte, yükseltip kaldırmıştır.
Buhari ve Müslim’deki kıyamete yakın ineceğini bildiren hadis-i şerif nakledilerek “Bu hususta sahih başka haberler de var” denilmektedir. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 1/92)
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde ise, Hazret-i İsa’nın inmesinin kıyamet alametlerinden olduğu, bu bilgilerin Beydavi, Celaleyn ve Medarik’ten alındığı bildirilmektedir. Tefsire, Buhari ve Müslim’de bulunan ve Hazret-i İsa’nın ineceğini bildiren hadis-i şerif de ilâve edilmiştir. (Kur’an-ı hakim ve meâl-i kerim 3/900)
Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meâli şöyledir:
– İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, (Hıristiyanlığı kaldıracak) domuzu öldürecek, (domuz etini yasaklayacak) İslam’ın haricinde olanı yasaklayacaktır. (Buhari, Müslim)
– İsa gökten inmedikçe kıyamet kopmaz. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ. Ahmed, Taberani, İ. Hibban, İ. Cerir)
– Nasıl helak olur bu ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi vardır. (Hakim, İ. Asakir)
– İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir. (Tirmizi, Mevahib)
– Benim dinim üzerine İsa gelir, Deccal'ı öldürür, sonra kıyamet kopar. (İ. Ahmed)
– İsa, inince İslâmiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahu teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra yeryüzünde sükûn, emniyet meydana gelecektir. O kadar ki, aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayabilecektir (yani muazzam bir sulh ortamı oluşacaktır, Allahu 'alem). İsa (as) vefat edince cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır. (Ebu Davud)
– İsa benim yanıma gömülecektir. (Tirmizi)
Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, falanca Hazret-i İsa’dır veya mânen gelecektir demek, biz bunlara inanmıyoruz demenin bir başka şeklidir?

3- Hazret-i Mehdi’nin gelmesi de büyük alametlerdendir.

Birkaç hadis-i şerif meâli şöyledir:
– Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar. (Tirmizi, İ. Asakir)
– Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir. (Ebu Nuaym)
– Mehdinin idaresi yedi yıl sürer. (Müslim)
– Mehdi’nin geleceğine inanmayan kâfir olur. (Favaid-il Ehbar)

4- Deccal’ın gelmesi de büyük alametlerdendir.

Birkaç hadis-i şerif meâli şöyledir:
Deccal doğudan çıkar. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, İmam-ı Ahmed, İ. Ebi Şeybe)
Deccal Mekke ve Medine’ye giremez. (Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, İmam-ı Ahmed)
Deccal tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur. (İ. E. Şeybe)
Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir. (Buhari, Müslim]
İsa, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık kalmaz. (Müslim)
Deccal çıkmadan Kıyâmet kopmaz. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)
Deccal'ı (bize karşı olanlar) şeklinde tevil etmek hangi akılla bağdaşabilir? Bugüne kadar sayılan vasıflara hâiz biri çıkmış mıdır?

5- Dabbet-ül-arz denilen hayvanın çıkması da büyük alametlerdendir.

Bir hadis-i şerif meali:
– Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur. (Tirmizi)
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Feraid-ül fevaid, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubî, Megarib-üz-zaman ve El kavl-ül-muhtasar fi alâmat-il-Mehdiyyi'l-muntazar isimli kitaplarda mevcuttur.
Dabbet-ül-arz’ın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:
– O söz, başlarına gelince (Kıyamet alametleri çıkınca), yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler. (Neml 82, Kurtubî)
Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ, hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam)
Ayrıca Ye'cüc Me'cüc’ün çıkacağı ve bir Duman’ın çıkıp ortalığı kaplayacağı, âyet-i kerime ve hadis-i şerifle sabittir. Bir de ateş çıkacak, yer batmaları görülecek ve Kâbe-i şerif yıkılacaktır. Bunlar çıkmadan kıyamet kopmayacaktır.
İmâm-ı A’zam hazretleri buyuruyor ki:
"Zamanı gelince; Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkacağına, Güneş'in batıdan doğacağına, Hazret-i İsa'nın gökten ineceğine, Deccal’ın çıkacağına ve diğer kıyamet alâmetlerinin hepsinin aynen hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi (tevilsiz olarak) gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkh-ı ekber)
Netice olarak: Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler yani, Allahü teâlânın ve Onun âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberinin mübarek sözleri, hâşâ, bilmece bulmaca değildir. Bunları, İslamiyet’e aykırı olarak tevil etmek, İslamiyet’i değiştirmekten başka şey değildir.
["Aile ve kadın com"dan alındı ve düzenlendi.]

(Eşrâtu’s-Saa: Saatin şartları), âhir zamanda (zamanın sonlarında) ortaya çıkarak Kıyâmet’in yaklaştığını, kopmak üzere olduğunu gösteren belirtiler. Bu belirtiler genellikle Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğra) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki bölüm halinde incelenir.
Kur’an'da, Kıyâmet’in zamanını Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği bildirilmektedir (el-A’raf, 7/187; Lokman 31/34; el-Ahzâb, 33/63). Buna karşılık yaklaştığı (el-Zümer, 54/1), yakın olduğu (en-Nahl, 16/77), ansızın geleceği (el-A’raf, 7/187) bildirilmektedir. Kıyâmet alametlerinin belirdiğini (Muhammed, 47/18) ifade etmekle birlikte bu alâmetler hakkında bilgi vermez. Ancak, “Saat yaklaştı, ay yarıldı yarılacak” (el-Kamer, 54/1) âyetinin ikinci bölümünün “ay yarılacak” biçiminde anlaşılması durumunda, bu olay Kur’an’da anılan tek Kıyâmet alâmeti olacaktır.
Hadis külliyâtları ise Kıyâmet’ten önce ortaya çıkacak alametlerden söz eden çok sayıda hadis ihtiva etmektedir. İslâm âlimleri hadislerde dile getirilen alâmetleri nitelikleri açısından değerlendirerek bunları Küçük Alâmetler (Alâmât-ı Suğrâ) ve Büyük Alâmetler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki başlık altında toplamışlardır. Âhir zaman olarak tanımlanan, Kıyâmet öncesi dönemde dinî duygu, düşünce ve davranışların zayıflaması, dinîn emir ve yasaklarına gereken önemin verilmemesi, ibadetlerin terkedilmesi, ahlaksızlığın çoğalması biçiminde kendini gösteren;

Küçük Alâmetler başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:

a) İnsanların bina yapmakta birbiriyle yarışmaları (Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i Sarih Terc; 1/58).
b) İnsanların ölümü temenni etmeleri (Buharî, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 53-54)
c) Câriyenin efendisini doğurması (Müslim, İmân, 1).
d) Hicaz’da bir ateşin çıkarak Busra’da (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını aydınlatması (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 42).
e) Fırat Nehri'nin sularının çekilerek, nehir yatağından altın çıkması (Müslim, Fiten, 29-31).
f) İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük İslâm ordusunun birbiriyle savaşması (Buhârı, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 17).
g) İslâmî ilimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması (Buhârî, Fiten, 4).
h) Depremlerin çoğalması (Buhârî, Fiten, 25).
ı) Zamanın yaklaşması, gece ile gündüzün eşit olması (Buhârî, Fiten, 25).
i) Cinâyetlerin çoğalması, fitnelerin zuhur etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).
j) Yahudilerle Müslümanların savaşmaları, Müslümanların Yahudileri öldürmesi (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 341; Müslim, Fiten, 79-82).
k) Zinânın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp erkeklerin azalması (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).
l) Kahtân’dan bir kişinin çıkarak, insanları asâsı ile sevketmesi (Buhârî, Fiten, 23).

Kıyâmetin büyük alâmetleri ise şu hadis-i şerifte toplu olarak zikredilmiştir:

Huzeyfetu’l-Gifari'den (r.a) rivayet edilmiştir: "Biz bir gün kendi aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize 'Ne konuşuyorsunuz?' dedi. Biz de 'Kıyâmet gününden konuşuyoruz' diye cevap verdik. Hazreti Peygamber 'Şüphesiz on alâmet görülmedikçe kıyamet kopmayacaktır' dedi ve 'Deccâl’i, dumanı (duhanı), Dâbbetü’l-arz’ı, Güneş'in batıdan doğmasını, İsa’ın (a.s.) yere inmesini, Ye’cûc ve Me’cûc’u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen’den çıkarak insanları Mahşere sürecek ateşin vuku bulacağını' söyledi” (Müslim, Fiten, 39).
Kıyâmetin bu on büyük alameti başka hadislerde ya da İslâm bilginleri tarafından şu şekilde açıklanmıştır:
1. Deccal’in ortaya çıkışı:
Deccâl, kıyâmet vaktinde zuhur edecek yalancı bir kişidir, İslâm Dini’ni ve müslümanları ifsad edip, kötülüğe ve bozgunculuğa sevketmek isteyecektir. Deccal’in sağ gözünün kör olduğu, iki gözünün arasında “kâfir” yazdığı, çocuğunun olmadığı, Medine’ye ve Mekke’ye giremeyeceği, ortaya çıktıktan sonra yeryüzünde kırk gün kalacağı, bu süre içerisinde istidrac türünden bazı olağanüstü olaylar göstereceği, daha sonra da yine kıyâmetin büyük alametlerinden olan Hz. İsa’nın yeryüzüne inmesiyle O'nun tarafından öldürüleceği, sahih hadislerde belirtilmiştir (Buhârî, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 37, 39, 40, 91, 101, 110, 112).
2. Duhan’ın çıkışı:
Duman anlamına gelen duhan da kıyâmetin büyük alametlerinden biridir (Müslim, Fiten, 39). Kıyâmetin vukuundan önce dünyayı bir duman bulutu kaplayarak, kırk gün ve kırk gece kalacak, mü’minler nezleye tutulmuş gibi, kâfirler ise sarhoş gibi olacaklardır.
3. Dabbetü’l-arz’ın çıkışı:
Kıyâmet’ten önce çıkacağı bildirilen bir yaratıktır. Kelime anlamı “yer hayvanı” demektir. Kur’an-ı Kerim’de;
– "Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan (dâbbe) çıkarırız ki o, onlara, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler" (en-Neml, 27/82) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber Dâbbetü’l-arz hakkında “Çıkacak olan kıyâmet alametlerinden ilki, güneşin batı tarafından doğması ile, bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dâbbenin (hayvanın) zuhurudur. Bu iki alametten biri, arkadaşından evvel olur. Akabinde diğeri de onun izi üzerinde yakın olarak meydana gelir” (Müslim, Fiten, 118) buyurmuştur.
4) Güneşin Batıdan doğması:
Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118).
5. Hazreti İsa (a.s)’ın inmesi:
Ehl-i sünnet itikadına göre Kıyâmetin vukuundan önce Hazreti İsa yeryüzüne inecek, hristiyanları İslâm’a davet edecek, Deccâl’i öldürecek, Hazreti Peygamber (s.a.s)’in şerîati ile hükmedecektir (Buhârî, Büyû, 102; Müslim, İmân, 242-247).
6. Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkışı:
Kıyâmetin vukuundan önce çıkarak “yeryüzünde bozgunculuk yapacak” (el-Kehf, 18/94) olan asılları ve soyları belirsiz iki insan topluluğudur (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 3288). Hz. ZülKarneyn’in önlerine yaptığı seddin yıkılarak (el-Enbiya, 21/96) açılması ile yeryüzüne dağılacaklar insanlara saldıracak, kentleri yakıp-yıkarak harabe haline getireceklerdir. Bazı rivayetlerde bu seddin Çin seddi olduğu zikredilir (Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., IV, 3291, 3374; Buhârı, Enbiyâ, 7; Müslim, Fiten, 1,2).
7. Doğuda, Batıda, Arap Yarımadasında olmak üzere üç bölgede yer çöküntülerinin meydana gelmesi de Kıyâmet’in büyük alametlerindendir. (Müslim, Fiten, 39).
8. Yemen’den çıkacak olan büyük bir ateşin insanları önüne katarak sürmesi (Müslim, Fiten, 39).
9. Ebu Davud ve Tirmizi’nin Sünen’lerinde yeralan bazı hadislere göre Mehdî’nin çıkması da Kıyâmet’in büyük alametlerindendir. (Sünen-i Tirmizî, IV, s.1-93: Sünen-i Ebu Davud, N. Şr. M.Abdul Hamid IV, 100, 106).
Hz. Peygamber (s.a.s), Kıyâmetin kötü insanlar ve kâfirler üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyâmet kopmadan önce mü’minlerin ruhları alınacak ve onların âhirete göçmeleri sağlanacaktır (Buhari, Fiten, 5; Müslim, imare, 53).
Ahmet ÖZGEN (Şamil İslam Ans.'den) alındı ve düzenlendi.

Açıklama:

Hadîs-i şeriflerde geçen “kırk, yedi, yetmiş, yetmiş bin” gibi sayılar her zaman matematiksel kesinlik ifade etmez. Çoğu zaman Arap dilinin üslûbu içinde çokluk, kemâl, mertebe veya tamamlanmışlık anlamı taşır.
Meseleyi biraz sistemli anlatalım:
1️⃣ “Yedi” Sayısı
Arap kültüründe ve Kur’ân üslûbunda “yedi” çoğu zaman tamamlanmışlık ve kuşatıcılık ifade eder.
Örnekler:
Kur’ân’da “yedi gök” ifadesi geçer (Kur'an).
Tavaf yedi şavttır.
Şeytan taşlama yedi taşladır.
Burada maksat:
“Tam bir bütünlük, eksiksizlik.”
Hadiste “yedi defa istiğfar” denmesi bazen gerçekten 7’dir; bazen de “çokça istiğfar” manasındadır.
2️⃣ “Yetmiş” ve “Yetmiş Bin”
Bu sayı çoğu zaman çokluk ve mübalağa (abartı değil, kuvvetli vurgu) ifade eder.
Meşhur hadiste:
“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız cennete girecektir.”
Burada iki ihtimal vardır:
Hakikaten 70.000.
Çok büyük bir topluluk.
Arapçada “yetmiş defa bağışlasam bile” ifadesi,
“Ne kadar çok bağışlasam da…” anlamına gelir.
3️⃣ “Kırk” Sayısı
“Kırk” sayısı İslam geleneğinde olgunlaşma, kemâl, hazırlık süreci manası taşır.
İnsan 40 yaşında kemale erer (Kur’ân’da işaret vardır).
Çile (erbâin) süresi 40 gündür.
Bir hadiste, bir kimsenin kırk gün ameli belli bir usulde olursa kalbi nurlanır.
Burada kırk çoğu zaman:
“Bir dönüşüm süresi” demektir.
4️⃣ Her Sayı Mecaz mıdır?
Hayır.
Âlimler üç ihtimal zikreder:
Hakiki sayı (gerçek matematiksel değer).
Hem hakiki hem sembolik anlam birlikte.
Mecazî çokluk ifadesi.
Hadisin bağlamı, şerhleri ve diğer rivayetler belirleyici olur.
5️⃣ Âlimlerin Yaklaşımı
Hadis şârihleri (örneğin İmam Nevevî ve İbn Hacer el-Askalânî) genellikle şunu söyler:
“Araplar bazen sayıyı çokluk için kullanır.”
Ama:
Eğer ibadetle ilgili kesin bir sayı verilmişse (namaz rekâtı gibi), bu mecaz değildir; bağlayıcıdır.
6️⃣ Tasavvufî Yorum
Tasavvuf ehli bazen bu sayıları manevî mertebeler olarak yorumlamıştır:
7 → nefs mertebeleri
40 → kalbî terbiye süresi
70 → gaflet perdeleri
Ama bu yorumlar işarîdir; zahirî hüküm yerine geçmez.
Özetle
Hadislerdeki bu sayılar:
Bazen gerçek sayıdır,
Bazen çokluk ifadesidir,
Bazen kemâl ve olgunluk sembolüdür.
Bağlamı bilmeden kesin hüküm verilmez.

Sözlükte "kalkmak, dikilmek, ayaklanmak" anlamlarına gelen kıyamet bir terim olarak, evrenin düzeninin bozulması, her şeyin alt üst edilerek yok olması, yok olan ve ölen şeylerin yeniden yaratılıp diriltilerek ayağa kalkması ve mahşere doğru yönelmesi demektir. Bu durumda kıyamet genel bir ölümden sonra genel bir dirilişi kapsamaktadır.
Kıyametin kopması, aklın imkânsız göreceği bir olay değildir. Çünkü evrenin yaratıcısı ve yöneticisi olan Allah'ın (c.c.), evrendeki düzeni bozması, dolayısıyla bugün tabiatı düzenleyen kanunların alt üst olması akıl açısından mümkündür.
Kur'ân-ı Kerîm'de kıyametin geleceğinden kuşku duyulmaması gerektiğini belirten ve kıyamet ile ilgili durumları açıklayan pek çok âyet vardır:
– İnsan kıyamet günü ne zamanmış? diye sorar. İşte göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman! O gün insan ‘kaçacak yer neresi?’ diyecektir. Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur. O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur" (el-Kıyâme 75/6-12).
– Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar" (el-İnfitâr 82/1-5).
Kur'an'da kıyamet günü; saat, vâkıa (kesin olarak meydana gelecek olan olay), et-tâmmetü'l-kübrâ (en büyük felâket ve belâ), hâkka (gerçek olan), gaşiye (şiddetiyle birden bire halkı saran), karia (kapıyı çalacak gerçek) gibi isimlerle de anılmıştır.
Kıyamet günü önce müminlerin ruhları alınarak âhirete göçmeleri sağlanacak, böylece kıyamet, insanların kötüleri ve kâfirler üzerine kopacaktır (Buhârî, “Fiten”, 5; Müslim, “Fiten”, 53; İbn Mâce, “Fiten”, 24).

Kıyametin Kopacağı Zaman

Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. Bu konuda ne Hz. Peygamber (s.a.v.), ne ona vahiy getiren Cebrâil (a.s.), ne de zamanı gelince kıyâmet olayını fiilen gerçekleştirmekle görevlendirilecek olan İsrâfil (a.s.) bu bilgiye sahiptir. Yüce Allah kıyametin kopacağı zamanı ancak kendisinin bildiğini çeşitli âyetlerde ifade etmiştir. Bu konudaki bazı âyetlerin meâli şöyledir:
– Kıyâmet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır..." (Lokmân 31/34).
– Sana kıyâmeti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklere de yerlere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ama insanların çoğu bilmezler" (el-A‘râf 7/187).
Cibrîl hadisi diye bilinen hadiste de Cebrâil (a.s.) iman, İslâm ve ihsan kavramlarının ne ifade ettiğini Hz. Peygamber'e sorduktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sormuş ve şu cevabı almıştır: "Bu meselede kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir" (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 1; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15).
Müslüman için önemli olan, kıyametin ne zaman kopacağını bilmek değil, onun kopmasıyla başlayacak olan ebedî hayata gerektiği şekilde hazır­lanabilmektir. Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek mümkün değildir. Ancak Hz. Peygamber bazı hadisleriyle onun yaklaştığını gösteren alâmetlerden insanları haberdar etmiştir.
Yeri gelmişken Hz. mevlâna'nın Kıyâmetle ilgili beytlerinin meâllerini paylaşmadan geçememk gerek:
Bende öyle bir kıskançlık var ki onu kendimden bile kıskanır, kendimden bile gizlemek isterim.
Peygamberin “Ölmeden önce ölün” hadisi,
Dirilik istersen dostum, ölmeden önce öl.
İdris, böyle ölümle öldü de bizce cennetlik oldu.
Ölmedikçe can çekişmen, sona ermez.
Merdiven tamamlanmadıkça dama çıkamazsın.
Yüz ayak merdivenin iki basamağı noksan olsa dama çıkmak isteyen çıkamaz, dama namahrem kesilir.
Yüz kulaç ipin bir kulacı eksik olsa kovaya kuyu suyunun dolmasına imkân yoktur.
Akıl gemisi battı mı insan, bu gök kubbeye güneş kesilir.
Ey akıllı, fikirli er, sevgiliyi perdesiz görmek istiyorsan ölümü seç, o perdeyi yırt.
Fakat ölür, mezara gidersin hani, o ölümü değil, seni değiştiren, nura götüren ölümü seç.
Erkek, erkeklik çağına girdi, kendini bildi mi, çocukluk, ölür gider; Rum diyarına mensup olur, zencilik kalmaz.
Toprak, altın oldu mu topraklığı kalmaz.
Gam ferahlık hâline geldi mi insana keder verme dikeni yok olur gider.
Mustafa, bunun için ey sırları arayan, diri olan bir ölü görmek isterim dedi.
Canı, halkın canı gibi göçmemiş, bir duraktan bir durağa göçe göçe ta son durağa varmış.
Birisini, yeryüzünde bu sıfatlara bürünmüş gezip duran bir ölüyü görmek istersen, tertemiz Ebu Bekr-i Sıddık’a bak.
O doğruluğu yüzünden mahşere varmış, haşr olmuş kişilerin ulusudur.
Bu âlemde Ebu Bekr-i Sıddık’a bak da haşri daha iyi tastik et.
Muhammed de elde bulunan, görünüp duran yüzlerce kıyametti.
Çünkü o, her hakikati, her sırrı çözüp bağlama yokluğuna hallolmuş hakiki varlığa ulaşmıştı.
Ondan kıyameti sorup dururlar ve “Ey kıyamet, kıyamete ne kadar zaman var” derlerdi.
Birisi, o hakiki mahşer olan Peygamber’den haşri sordu mu çok defa hâl diliyle “Mahşerden haşri soruyor” derdi.
İşte onun için o güzel haberler veren Peygamber, ey ulular demiştir, ölmeden önce ölün!
Nitekim ben de ölmeden öldüm de bu sesi, bu şöhreti o taraftan aldım, getirdim.
Sözlerini de ölüm zamanı babanın oğla vasiyetleri say. İbret al, acın.
Bu suretle de buğz, haset ve kin, kökünden sökülüp çıksın.
Yakınlarına, onlar ölünce nasıl yüreğin yanarsa o çeşit bak.
Gelecek şey gelmiştir, onları ölmüş say, sevdiğini ölüyor, ölmüş, onu kaybetmişsin bil.
Garezler senin bu çeşit bakışına perde oluyorsa onları yırt, at.
Bunları yırtıp atamazsan acizim deyip kalma.
Bil ki aciz olanı bir acze salan var.
Aciz, bir zincirdir.
Birisi gelmiş, sana o zinciri takmıştır.
Gözünü açıp zinciri takanı görmek gerek.
Senin öğütlerine karşı kulağım sağırdı.
Put kırıyorum diye davadaydım ama put yapıyormuşum meğer.
Şu ölüm yıllardır davulcağızını döver durur da senin kulağın vakitsiz ve yersiz, oynar!
Fakat can verme çağında ah ölüm dersin.
Ölüm, şimdi mi seni uyandırdı?
Ölümün, nara atmadan boğazı yırtıldı sesi tutuldu; dövüle, dövüle davulu patladı!
Sense kendini ince şeylere verdin, ince eleyip sık dokudun; ne sesini duydun, ne davulunu!
Fakat ölümün ne demek olduğunu şimdi anladın işte!
Dirilme gününün gelmesine şart, önce ölmektir.
Çünkü dirilme, ölümden sonradır.
Ey güzel yardımcı, yok gören gözü varlığı görür bir hâle getirmeye de kadirsin sen.

Kıyamet alâmetleri, insan iradesine bağlı olması veya olmaması, kıyametin kopuşuna çok yakın bulunup bulunmaması durumu göz önünde tutularak iki başlık altında incelenir: Küçük alâmetler, büyük alâmetler. Alâmetlerin büyük veya küçük diye nitelenmeleri önemlerinden dolayı değil, açıklanan sebepten dolayıdır.

Küçük Alâmetler

Dinî emirlerin ihmal edilmesi ve ahlâkın bozulması gibi insan iradesine bağlı olarak büyük alâmetlerden çok önce meydana gelecek olan olaylardır. Peygamberimiz’in gönderilmesi ve onunla peygamberliğin sona ermesi, ilmin ortadan kalkıp bilgisizliğin artması, şarap içme ve zinanın açıkça yapılır olması, ehliyetsiz insanların söz sahibi olması, adam öldürme olaylarının artması, dünya malının bollaşması, zekât verecek fakirin bulunmaması gibi olaylar kıyametin küçük alâmetlerinden bazılarıdır (Buhârî, “Tefsîr”, 79, “Hudûd”, 20, “Fiten”, 25; Tirmizî, “Fiten”, 34; İbn Mâce, “Fiten”, 25; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15).

Büyük Alâmetler.

Kıyâmetin kopmasının hemen öncesinde meydana gelecek ve birbirini izleyecek olan olaylardır. Büyük alâmetler, tabiat kanunlarını aşan ve insan iradesinin dışında gerçekleşen olaylardır. Hz. Peygamber bir hadislerinde, "Kıyametten önce on alâmet görmediğiniz sürece dünyanın sonu gelmez" buyurmuş ve bu alâmetleri şu şekilde sıralamıştır (Müslim, “Fiten”, 39; Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 11; İbn Mâce, “Fiten”, 28):
a) Duman.
Müminleri nezleye tutulmuş gibi bir duruma getiren ve kâfirleri sarhoş eden bir dumanın çıkışı ve bütün yeryüzünü kaplaması.
b) Deccâl.
Bu isimde bir şahıs çıkacak ve Tanrılık iddiasında bulunacak, istidrâc denilen bazı olağanüstülükler gösterecek ve Hz. Îsâ tarafından öldürülecektir.
c) Dâbbetü'l-arz.
Bu isimde bir canlı çıkacak, yanında Hz. Mûsâ'nın asâsı ve Hz. Süleyman'ın mührü bulunacak, asâ ile müminin yüzünü aydınlatacak, mühür ile kâfirin burnunu kıracak, böylelikle müminlerin ve kâfirlerin tanınmaları sağlanacaktır.
d) Güneş'in Batıdan Doğması.
Evrenin tek hâkimi Allah'ın emriyle güneş batıdan doğacak, bu olaydan sonra iman edenlerin imanı, kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir.
e) Ye'cûc ve Me'cûc'ün Çıkması.
Bu isimde iki topluluğun yeryüzüne dağılarak bir süre bozgunculuk yapmaları da kıyametin bir başka büyük alâmetidir.
f) Hz. Îsâ'nın Gökten İnmesi.
Hz. Îsâ kıyametin kopmasına yakın gökten inecek, insanlar arasında adaletle hükmedecek, Hz. Peygamber'in dini üzere amel edecek, Deccâli öldürecek, sonra da vefat edecektir.
g) Yer Çöküntüsü.
Biri doğuda, biri batıda, biri de Arap Yarımadası'nda olmak üzere üç yer çöküntüsü meydana gelecektir.
h) Ateş Çıkması.
Hicaz taraflarında büyük bir ateş çıkacak ve her tarafı aydınlatacaktır.
Kıyamet alâmetleriyle ilgili olarak hadis kitaplarımızda pek çok rivayet ve bilgi bulunmaktadır. Âhiretle ilgili diğer konularda olduğu gibi kıyamet alâmetlerinin mahiyeti konusunda da gerçek bilgi sahibi yüce Allah'tır. Onların gerçek yüzü bilinemez. Ancak bazı yorumlar yapılabilir, mahiyeti ise Allah'a havale edilir.

MÂRİFETNÂME'DEN...

Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını, yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir.
 Ey aziz, malûm olsun ki, sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. Biri gizli alâmetler, biri de açık alâmetlerdir.

Gizli alâmetler:

İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edep, hayâ, cömertlik, ahde vefa, doğruluk, safa, dostluk, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hâkimiyeti ele geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi, homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alış-verişin kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fısk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.

Açık alâmetler:

Kıyametin açık alâmetleri ondur.

1- Deccalın çıkışı.
2- Üç gece üst üste ay tutulması.
3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.
4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.
5- İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip, Deccal'ı öldürerek, Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.
6- Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp, kırk yıl adâlet üzere gidip, Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.
7- Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi.
8- Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak, yedi iklimi istilâ etmesi.
9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip, buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması.
10- Güneşin batıdan doğup, orada dolanması.

Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip, müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. Bundan sonra Kur'an-ı Kerim'in hükümleri yeryüzünden kalkıp, halkın cümlesi cehalette kalır. Yüz yıl dahi öyle gider.
Müfessirler dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte olan meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi, kıyamet koptu sanıp, yüzleri üzere düşüp, kendilerinden geçerler. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp, yıldızlar dökülür. Saçlar, sakallar ağarıp, hamileler doğurup, insanların cümlesi kendinden gidip, sarhoşlar misali kalırlar. Bu, surun ilk üfürülüşüdür ki, ondan bu heybetleri alırlar. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. Bundan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki, şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup, havaya çıkıp, atılmış pamuk gibi bulut olurlar. Yedi gök, pare pare olup, yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Denizlerin suyu kupkuru olup, güneş ve ayın ışığı gidip, kapkara olurlar. Cihanı karanlık kaplayıp, arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek, her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup, fena bulurlar. Ancak Allah'a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Onlar; Cebrail, Mikail, Rıdvan ve Azrail'dir. Öteki dördü; arşın taşıyıcılarıdır ki, birisi İsrafildir. Bundan sonra Azrail aleyhisselam, o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki, narasının sadası gökleri geçip, yerlere gider.
Şu halde her can, ölümü tadıp, yok olur. İki âlemde bir kimse kalmayıp, ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. Bu âlem, harap, boş, tenha virane gibi, kırk yıl daha bu durum üzere kalır. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Ve kimse olmadığından yine kendisi: "Her şeye galip olan tek Allah'ın!" (40/16) deyip, kendi kendisine cevap eder.
Surun üçüncü üfürülüşü, ölülerin diriltilişi, cesetlerin haşri, amel defterleri, hesap, mizân, sırat köprüsü, araf:
Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teâlâ, yeryüzünü şiddetli bir rüzgâr ile dümdüz edip, Şam Sahrası'nın hizasında mahşer yerini yüzbin yeryüzü kadar geniş eder. Arş altındaki hayat denizinden kırk gün devamlı olarak insan menisi gibi bu dünyaya yağmur iner. Bütün yeryüzü deniz gibi doldukta; çamur tabakasında toprak olan insan ve hayvan bedenlerinin tümü, o yağmuru çekip, bütün parçaları bir yere gelip, her ceset evvelki görünümünde olup, yeryüzünde bakla gibi biter. Her beden, kendi olgunluğuna yeter. Sonra Hak Teâlâ, en son ölen sekiz meleği diriltip, İsrafil aleyhisselama: "Suru üfle!" diye emreder. O dahi, üçüncü üfleyişi öyle zarif ve lâtif üfler ki, surun içinde sakin olan ruhlar, o demde ufuklara yayılıp, her can kendi kafesini bulur. Nasıl ki, koyun sürüsü içinde her kuzu kendi anasını bilir; bunun gibi her can kendi cismini bilip ve bulup onunla kalır. İlk ve son yaratıklar, melekler, huriler, insanlar, cinler, şeytanlar, deniz hayvanları ve yer hayvanları, bütün haşereler, kıyâmetin bir anında tamamen ruh bulurlar ve mahşer yerine her taraftan toplanırlar. Peygamberlere, velilere, âlimlere ve salihlere cennetten elbiseler ve buraklar gelip; giyip ve binip, Arş'ın gölgesine gidip, minber ve kürsüler üzerinde rahat ve selâmetle otururlar. Geri kalan yaratıkların cümlesi, aç, susuz, başları açık, çıplak, yalınayak yürüyerek, düşe kalka arasat meydanına gelip, mahşer yerinde haşrolurlar. Sıklaşıp, ayak üzerinde dururlar. Tepelerine güneş, bir mil miktarı yakın olup, hararetten çok ter dökerler. Kimi topuğuna, kimi dizine, kimi göğsüne, kimi boğazına dek ter içinde kalırlar. Niceleri ter denizinde gömülürler.
Cehennemi, yeraltından mahşer meydanına yetmişbin saf zebaniler getirirler. Mahşer halkını, halka gibi kuşatırlar. Mahşer halkı, ellibin yıl kadar hesabı beklemekle o halde sıkıntı içinde kalırlar. Dünyada, Kiramen kâtibin; yazdığı amel defterlerini sahiplerine verirler. Müminlere ve itaatli olanlara sağdan, kâfirlere ve bozgunculara soldan verirler. Hak Taâlâ, bütün yaratıklarına orada vasıtasız kelam söyler. Kıyâmetin bir anında hepsinin hesabını görüp; kimine hitap, kimine itap eyler. Hak Teâlâ, mazlumun hakkını zâlimden alıp, zâlimin hasenâtı varsa mazluma verir; yoksa mazlumun günahlarını zâlime yükler. Hesaptan sonra hayvanları toprak eder. Kâfirler, hayvanlara gıpta edip, keşke biz de toprak olaydık, derler.
Mahşer yerinde, iki direk üzerinde, bir büyük terazi kurulur ki, her bir direğinin uzunluğu beşyüz yıllık yoldur. Her kefesi yeryüzü kadar boldur. Bu terazi ile mahşer gününde iyilikleri ve kötülükleri ölçerler. İyilikleri ağır gelenler cennete, kötülükleri ağır gelenler cehenneme giderler. Meğerki Hak Taâlâ keremiyle kulunu affeyleye veya peygamberlerden veya velilerden veya âlimlerden veya salihlerden şefaat erişe: Eğer imanla vefat eylemiş ise... Zira ki dünyadan imansız gidenlere cennet, mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. Eğer iman ile gidip, günahları ağır gelip, mağfiret veya şefaat erişmedi ise; o, günahı kadar cehennemde yanıp, ondan sonra cennete gider. Zerre kadar iman ile giden elbette cehennemden çıkıp huzura erer.
Sırat köprüsü, kıldan ince kılıçtan keskindir. Uzunluğu üçbin yıllık yoldur. Bin yıl yokuş, bin yıl düz, bin yıl iniş yoldur. O, cehennem üzerine kurulup, mahşer halkının cümlesi onun üzerinden geçip giderler. Kimi şimşek gibi, kimi ok gibi, kimi seğirtir at gibi, geçerler. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür, kimi cehenneme düşüp yanar. Cehennem ise feryat eder ki: "Ey mümin! Tez geç ki hakikatte senin nurun, benim ateşimi söndürmüştür." Şu halde müminler selâmetle sıratı geçerler. Kevser havuzundan içerler. Onda yıkanıp, ayıp ve noksanlarını tekmil ederler. Cennete girip, herkes mertebesince makamını bulur. Ebediyyen onda zevk ve safa ile kalır. Zira ki cennetlikler, çeşitli nimetlerden zevk alırlar. Mevla'ya kavuşmakla mest ve hayran olurlar. Gözler görmeyip, kulaklar işitmeyip, hatırlara gelmeyen devletler bulurlar.
Cennetle cehennemin arasında kale duvarı misali burç ve mazgalları yüksek bir büyük sur vardır ki, yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Genişliği nihayetsiz, yapısı renkli cevherlerle süslüdür. Ona araf adı verirler. Deliler, müşriklerin çocukları onun üzerinde kalırlar. Cennet semtine bakıp, oradakileri nimetlenmiş gördükte; arzu ile mahzun olurlar. Cehennem semtine bakıp, oradakileri azapta gördükçe, kendi selametleriyle mesrur ve şükredici olurlar. Araftakiler, bir rivayette ebediyyen onda karar edip, kâh mahzun, kâh sevinç ile kalırlar. (Ey Allahım! Ey günahları örtücü! Bizi cehennem ateşinden koru. Bizi, iyilerle beraber cennete koy, âhirette cemalini görmeyi nasip eyle. Seçilmiş Habib'inin hürmetine bizi orada karar kıldır. Âmin. Ey affedici!)
Tenbih:
Unutulmamalı ki, buraya gelinceye değin yazılan satırların cümlesi, dini işlerden olmakla; bunların hepsini kesin tasdik ve iman ile inanmak, hepimize çok mühim ve çok gereklidir. Zira ki, bunlar din işlerinden, din usulündendir. Bunları, aklî delillerle kıyas etmek caiz değildir. Zira ki, insan aklı, bunları idrak etmekten yoksun ve âcizdir.
Ancak bizim en yüksek arzumuz olan Mevla'ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kur'an âyetleri ve Peygamber hadisleri ölçüsünce; âlemin tasviri, bu miktarca açıklama ile bunda yetinilmiştir. Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri, tedkikçilerin senedi Mevlana Seyyid Şerif (Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: "Astronomi ilmi, göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük Sanatkâr olan Allah'ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!" buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan, bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali (Allah'ın rahmeti ona olsun) hazretleri: "Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen, Allah'ı tanımakta acze düşer," buyurup, anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp, açıklanmak münasip görülmüştür. Ta ki, mütalaasıyla acze düşme durumundan uzaklaşıp, cehalet zindanından çıkasın. İlim ve hikmet mahfeline girip, bilginler zümresine giresin. Hikmetin özüne hulül edip, hakikatın zirvesine yükselesin. Eşyanın hakikatına vâkıf olup, mânânın inceliklerini bilesin. Cihanın sırlarına muttali olup, âlemin durumlarını olduğu gibi bilesin. Kendini tanıma olgunluğuna erip, ondan Allah'ı tanıma devletini bulasın.
(Ey vacib'ül-vücud olan Allah'ım! Ey hayırlar verici! Rahmetinin nurlarını üzerimize saç! Seni kemaliyle tanımakta bize kolaylık ver. Sen münezzehsin ey Allah'ım! Senin öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz, senin anlattığından başkasını anlayamayız. Senin ilham ettiğinden başka marifetimiz yoktur. Sen, âlimsin, hakimsin, vecedsin, kerimsin, raufsun, rahimsin. Âmin! Ey rahmetiyle yardımcı, ey bağışlayıcıların en bağışlayıcısı!)

MEKTUBÂT-I RABBANİDEN...

380. Mektup

Muhbir-i Sıddık Resulullah (sav) Efendimizin haber verdiği kıyâmet alâmetlerin hepsi haktır. Onlarda yalan ihtimali yoktur. Onlar arasında şunlar vardır:
– Alışılmışın aksine, güneşin mağripten doğması,
– Mehdi'nin zuhuru,
– Ruhullah İsa'nın nüzulü.
Resulullah Efendimize ve ona salât-ı selâm.
– Deccalin çıkması,
– Ye'cuc ve Me'cuc'un zuhuru,
– Dabbe-i arzın çıkması,
– Semadan bir dumanın zuhuru ile insanları kaplayıp onlara elim bir azab ile azab etmesi.

O kadar zorlanacaklardır ki, artık insanlar şöyle diyecekler:
– "Rabbimiz, bizden azabı aç; biz mü'minleriz." (44/12)
– Kıyamet alâmetlerinin sonuncusu odur ki, Aden tarafından bir ateş çıkacaktır.
Cehaletten dolayı, Hindistan ehlinden bir şahıs, kendisi için:
Mehdi, iddiasında bulundu diye, onu vaad edilen mehdi sandılar.
Onların zannına göre, mehdi vefat etti; geçti gitti. Onun kabrinin dahi Kurre'de olduğunu iddia ederler. Hâlbuki bu babda gelen sahih hadis-i şerifle meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup taifenin sözlerini tekzib etmektedir.
Resulullah (sav) Efendimiz, Mehdi'nin alâmetlerini beyan etmiştir. Bu alâmetler, o şahısta olmadığı halde, onu Mehdi sanmaktadırlar. Bir hadis-i şerifte şöyle gelmiştir:
"– Mehdi çıkacaktır. Başının üstünde de bir parça bulut olacaktır. Orada da bir melek bulunacak ve şöyle nidâ edecektir:
'Bu şahıs, Mehdi'dir kendisine tâbi olunuz'."
Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
– "Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi mü'minlerden, ikisi de kâfirlerdendir.
Zülkarneyn ve Süleyman mü'minlerdendir.
Nemrud ve Buhtunnasır ise kâfirlerdendir.
Yere, beşinci olarak ehl-i beytimden biri sahip olacaktır."

Yani Mehdi.
Resulullah (sav) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:
"Allahu Teala, ehl-i beytimden birini çıkarmadıkça, dünya çökmeyecektir. Onun ismi ismime uyar, babasının ismi dahi babamın ismine uyar. Daha önce zulüm ve adaletsizlik dolduğu gibi, onun gelmesi ile dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar."
Bir başka hadis-i şerifte ise, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Ashab-ı Kehf, İsa'nın yardımcıları olacaklardır."
İsa (as) Mehdi zamanında yere inecektir. Mehdi, Deccalin katlinde İsa'ya (as) muvafakat eder.
Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır; o ayın ikisinde ise, ay kararacak. Bunların oluşu, âdetin ve müneccimlerin (yıldız ilmiyle uğraşanların) hesabı hilâfına olacaktır.
Şimdi, insaf edilmelidir. İnsaf nazarı ile bakılmalıdır. Bu alâmetler, o ölü şahısta var mıdır, yok mudur?
Muhbir-i Sadık Resulullah (sav) Efendimiz tarafından bildirilen, daha çok alâmetler vardır ki, anlatılanlardan başkadır.
Şeyh İbn-i Hacer, Mehdi'nin alâmetleri üzerine bir risale yazdı ki, onlar iki yüz alâmeti bulur. [Alâmet-i Mehdî]
Vaad edilen durumu, bu açık bir şekilde iken, son derece cehaletlerinden ötürü bir cemaat dalâlete saplandı. Sübhan Allah onlara doğru yolu göstersin.

381. Mektup

Hulasa, Mehdi'nin zuhur zamanı yakındır. Onun zuhur zamanı olan yüz (asır) başına gelinceye kadar nice mebde'ler ve mukaddimeler zuhur edecektir. Allah ondan razı olsun.
Onun zuhur mebde'leri ve mukaddimeleri (Başlangıcında meydana gelen olaylar), Resulullah (sav) Efendimizin nübüvveti zuhurundan evvel zuhura gelmiştir. Nitekim bu mânâda şöyle anlatmışlardır:
– "Muhammed Resulullah'ın sureti olan Abdullah'ın nutfesi, Amine'nin rahmine düştüğü zaman, bütün putlar yüzüstü yere yıkıldılar. Bütün şeytanlar, vazifelerinden alındılar. Melekler, İblis'in tahtını alt üst edip denize attılar. Kendisine dahi kırk gün azab ettiler.
Resulullah (sav) Efendimizin doğduğu gece, Kisra'nın sarayı sallandı; ondört şerefesi de yıkıldı.
Mecûsilerin ateşi söndü. Halbuki o ateş bin seneden beri yanardı; bu müddet içinde hiç sönmemişti.
Mehdi dahi, büyüktür. Onun sebebi ile İslâm'a ve Müslümanlara büyük takviye gelecektir. Onun velâyetinin dahi, zahir ve batın büyük tasarrufu vardır. Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır.
O'nun zamanında, nice hayret veren haller zuhur edecektir.
Üstte anlatılan mânâlar icabı olarak, yerinde olur ki, onun vücudunun zuhurundan evvel, âdet harici harika haller meydana gele... Tıpkı Resulullah (sav) Efendimizin nübüvvetinden evvelki irhâsat gibi. Bu zuhura gelen işler dahi, onun zuhur mebde'leri olalar.
Nitekim anlatılan mânâlar hadis-i şeriflerden de anlaşılmaktadır.
Bilesin ki,
Bir hadis-i şerifte, Resulullah (sav) Efendimiz söyle buyurmuştur:
– "Küfür her yanı istilâ edip hükmü cemiyet içinde aşikâre işlenmedikçe, Mehdi zuhur etmez."
Bu vakitte, vâki olan ise, küfrün istilasıdır. Onun kuvvetidir. İslâm'ın ve Müslümanların dahi zaafıdır.
Bu vakit, Resulullah (sav) Efendimizin, ehl-i islâm'ın garib düşeceklerini anlattığı devirdir. Onlara ne mutlu.. Ayrıca, Resulullah (sav) Efendimiz onları müjdelemiştir.
Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
– "Fitne zamanında ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir."
Malumunuzdur ki, fitnenin istilâsı zamanında askerlerden görülecek küçük bir cesaretten dolayı onlar için çokça itibar hâsıl olur. Fitnenin yatıştığı zaman kendilerinden çok daha fazla hareketler südur etmiş olsa dahi aynı itibar hâsıl olmaz. Zira amelin kabulü, vaktine ve vukuuna bağlıdır ki bu da fitne zamanıdır.