Dr. Necati Aksu
Sual:
Bazıları, Kıyametin
büyük alametleri olan;
–
Güneşin batıdan doğması,
–
Hazret-i İsa’nın
(as) gökten
inmesi,
–
Dabbet-ül-arz, Deccal ve Mehdi ile ilgili nasslar müteşabihtir,
herkes istediği gibi yorumlar, tevil edebilir. Bunlar maddi olarak
değil, mânevi olarak gerçekleşecektir, diyorlar.
Mesela;
–
İsa’nın (as) gelmesi hakiki
İseviliğin gelmesidir.
–
Güneşin batıdan doğması, Hıristiyanların toptan
Müslüman olmasıdır.
–
Mehdi’nin gelmesi, bizim kitaplarımızın yayılmasıdır.
–
Deccal da, bize karşı olanlardır.
–
Dabbet-ül-arz da, "Aids"
gibi bir hastalıktır, diyorlar.
Halbuki, Kıyamet alameti olan bu önemli hususlar,
nasıl müteşabih olabilir? Peygamber efendimiz, ben Mehdi dersem siz kitap
anlayın, Papaz dersem Müslüman anlayın, Güneş dersem Hıristiyanlık
anlayın gibi ucube söyler mi? Hem şimdiye kadar dört hak mezheb
imamlarından biri, kıyamet alametlerinin müteşabih olduğunu söylemiş
midir de bu insanlar 'müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlayabilir'
diyebiliyorlar?
Cevap:
Önce kıyâmetin büyük alâmetlerine bakalım:
Ve yoruma ihtiyaç var mı görelim:
1- Büyük alametlerden biri, Güneş'in batıdan doğmasıdır.
Bunu
bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de bu
tevilleri bâtıldır. Çünkü bu hususla ilgili iki hadis-i şerif meâli şöyledir:
– Güneş
batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu
imanları fayda vermez. (Buhari, Müslim)
– Güneş batıdan
doğunca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda
vermez. (Tirmizi)
Bir âyet-i kerime meali:
– Rabbinin
bazı âyetleri (alâmetleri) geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında
bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez. (En'am
158)
Âlimler, bu âyette işaret edilen alametlerden birinin de Güneş'in batıdan
doğması olduğunu bildirmişlerdir. Yukarıdaki iki hadis-i şerif de bu
âyeti açıklamaktadır. Hıristiyanlar Müslüman olunca, tevbe kapısı
kapanmaz ki Müslüman olana yani iman edene, imanı fayda vermesin.
Bâtınilerin tevillerinin ne kadar zırva olduğu, yani dinimizle alakası
olmadığı meydandadır. Güneş'in batıdan doğması aklen de ilmen de
mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Şüphesiz, Allahü teâlâ dünyayı yörüngesinden çıkarır,
başka bir yörüngeye sokar, dönüşünü değiştirir ve güneşi
batıdan doğdurur.
Allah için imkânsız diye bir şey olabilir mi, hâşa?
Bunu yapacak olan Allahü teâlâdır. Allah azze ve celle "külli şey'in
kadir"dir. Dilediğini, dilediği gibi yapar. Bu müteşabihçiler,
alışageldiklerini yani doğduklarından itibaren gördüklerini,
yaşadıklarını doğal kabul edip, sabit zannetmişler ve Allah'ın dilemesiyle
böyle olduğunu yani adetullah olduğunu kavrayamamışlardır.
Peygamber efendimiz,
bu hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Arabistan’a göre Batı,
Avrupa değil Afrika’dır.
Bu tevilciler, Güneş'in batıdan doğması, Afrika'nın Müslüman olacağına
işarettir demiş olsalardı, belki inanan cahiller olabilirdi. Türkiye’ye
göre Avrupa Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Dünya'nın
şekli yuvarlak olduğundan, her ülkenin batısında başka bir ülke vardır.
Dolayısıyla Batı’nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman
olması anlamına gelecektir.
Dolayısıyla bu tevilin ne kadar mantıksız olduğu
meydandadır.
Hadis-i şerifte, "Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı
kapanır" buyuruluyor. Şimdi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya
Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı kapanmış mı
oluyor? Eğer kastedilen, Arabistan'ın batısında bulunan tek bir ülkeyse,
neden diğer ülkelerde tevbe kapısı kapanıp, iman edene
de imanı fayda vermesin?
2- Kıyametin büyük alametlerinden birisi de Hazret-i İsa'nın (as) semâdan (gökten) inecek olmasıdır.
Al-i
İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde şöyle buyuruluyor:
Hazret-i İsa diri olarak göğe kaldırıldı.
Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği
hadis-i şerife göre, Hazret-i İsa, kıyâmete yakın yere inecek, İslamiyet
ile hükmedecektir. (Tibyan tefsiri 1/233)
Zuhruf suresi 61. âyetinin
tefsirinde şöyle deniyor:
Hazret-i İsa’nın inmesi kıyâmet alametidir.
(Tibyan tefsiri 4/137)
Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinde Celaleyn
tefsirinde şöyle deniyor:
– Hazret-i İsa, öldürülmedi, asılmadı,
öldürülen ona benzetildi ve O, göğe kaldırıldı. (Kur’an-ı hakim ve
meâl-i kerim 1/150)
Aynı kitapta, Al-i İmran sûresinin 55. âyetinin
tefsirinde ise şöyle deniyor:
– O zaman Allah, şöyle demişti: Ey İsa, seni
onlar değil, (ecelin gelince) ben öldüreceğim, seni kendime
yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim.
Dip notunda ise
şöyle deniyor:
Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre,
düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile
birlikte, yükseltip kaldırmıştır.Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre,
düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile
birlikte, yükseltip kaldırmıştır.
Buhari ve Müslim’deki kıyamete yakın
ineceğini bildiren hadis-i şerif nakledilerek “Bu hususta sahih başka
haberler de var” denilmektedir. (Kur’an-ı hakim ve meal-i kerim 1/92)
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde ise, Hazret-i İsa’nın inmesinin
kıyamet alametlerinden olduğu, bu bilgilerin Beydavi, Celaleyn ve
Medarik’ten alındığı bildirilmektedir. Tefsire, Buhari ve Müslim’de bulunan ve Hazret-i
İsa’nın ineceğini bildiren hadis-i şerif de ilâve edilmiştir. (Kur’an-ı
hakim ve meâl-i kerim 3/900)
Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meâli şöyledir:
– İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak,
(Hıristiyanlığı
kaldıracak) domuzu öldürecek, (domuz etini yasaklayacak) İslam’ın
haricinde olanı yasaklayacaktır. (Buhari, Müslim)
– İsa gökten inmedikçe kıyamet
kopmaz. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ. Ahmed,
Taberani, İ. Hibban, İ. Cerir)
– Nasıl helak olur bu ümmet ki, başında
ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi
vardır. (Hakim, İ. Asakir)
– İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu
olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.
(Tirmizi, Mevahib)
– Benim dinim üzerine İsa gelir, Deccal'ı öldürür,
sonra kıyamet kopar. (İ. Ahmed)
– İsa, inince İslâmiyet ile
hükmedecektir. O zaman Allahu teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak
edecektir. Sonra yeryüzünde sükûn, emniyet meydana gelecektir. O kadar
ki, aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak,
çocuklar yılanlarla oynayabilecektir (yani muazzam bir sulh ortamı
oluşacaktır, Allahu 'alem). İsa (as) vefat edince cenazesini Müslümanlar
kaldıracaktır. (Ebu Davud)
– İsa benim yanıma gömülecektir.
(Tirmizi)
Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, falanca
Hazret-i İsa’dır veya mânen gelecektir demek, biz bunlara inanmıyoruz
demenin bir başka şeklidir?
3- Hazret-i Mehdi’nin gelmesi de büyük alametlerdendir.
Birkaç
hadis-i şerif meâli şöyledir:
– Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ,
benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının
ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken,
onun zamanında adaletle dolar. (Tirmizi, İ. Asakir)
– Mehdi’nin başı
hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü
dinleyin” diyecektir. (Ebu Nuaym)
– Mehdinin idaresi yedi yıl
sürer. (Müslim)
– Mehdi’nin geleceğine inanmayan kâfir olur.
(Favaid-il Ehbar)
4- Deccal’ın gelmesi de büyük alametlerdendir.
Birkaç
hadis-i şerif meâli şöyledir:
Deccal doğudan çıkar.
(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, İmam-ı Ahmed, İ. Ebi Şeybe)
Deccal Mekke ve
Medine’ye giremez. (Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, İmam-ı
Ahmed)
Deccal tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.
(İ. E. Şeybe)
Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.
(Buhari,
Müslim]
İsa, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık
kalmaz. (Müslim)
Deccal çıkmadan Kıyâmet kopmaz.
(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)
Deccal'ı (bize karşı olanlar)
şeklinde tevil etmek hangi akılla bağdaşabilir? Bugüne kadar sayılan vasıflara
hâiz biri çıkmış mıdır?
5- Dabbet-ül-arz denilen hayvanın çıkması da büyük alametlerdendir.
Bir
hadis-i şerif meali:
– Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine
dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın
mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.
(Tirmizi)
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Feraid-ül fevaid,
Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubî, Megarib-üz-zaman ve El kavl-ül-muhtasar fi
alâmat-il-Mehdiyyi'l-muntazar isimli kitaplarda mevcuttur.
Dabbet-ül-arz’ın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede
bildirilmektedir:
– O söz, başlarına gelince (Kıyamet alametleri
çıkınca), yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan onlara, insanların
âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler. (Neml 82,
Kurtubî)
Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ,
hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il
İslam)
Ayrıca Ye'cüc Me'cüc’ün çıkacağı ve bir Duman’ın çıkıp
ortalığı kaplayacağı, âyet-i
kerime ve hadis-i şerifle sabittir. Bir de ateş çıkacak, yer batmaları
görülecek ve Kâbe-i şerif yıkılacaktır. Bunlar çıkmadan kıyamet
kopmayacaktır.
İmâm-ı A’zam hazretleri buyuruyor ki:
"Zamanı
gelince; Ye'cüc ve
Me'cüc'ün ortaya çıkacağına, Güneş'in batıdan doğacağına, Hazret-i İsa'nın
gökten ineceğine, Deccal’ın çıkacağına ve diğer kıyamet alâmetlerinin
hepsinin aynen hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi (tevilsiz olarak) gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkh-ı ekber)
Netice
olarak: Âyet-i kerimeler
ve hadis-i şerifler yani, Allahü teâlânın ve Onun âlemlere rahmet
olarak gönderdiği Peygamberinin mübarek sözleri, hâşâ, bilmece bulmaca
değildir. Bunları, İslamiyet’e aykırı olarak tevil etmek,
İslamiyet’i değiştirmekten başka şey değildir.
["Aile ve kadın com"dan
alındı ve düzenlendi.]
(Eşrâtu’s-Saa: Saatin şartları), âhir zamanda (zamanın sonlarında) ortaya çıkarak Kıyâmet’in
yaklaştığını, kopmak üzere olduğunu gösteren belirtiler. Bu belirtiler
genellikle Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğra) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı
Kübrâ) olmak üzere iki bölüm halinde incelenir.
Kur’an'da, Kıyâmet’in
zamanını Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği bildirilmektedir (el-A’raf,
7/187; Lokman 31/34; el-Ahzâb, 33/63). Buna karşılık yaklaştığı
(el-Zümer, 54/1), yakın olduğu (en-Nahl, 16/77), ansızın geleceği
(el-A’raf, 7/187) bildirilmektedir. Kıyâmet alametlerinin belirdiğini (Muhammed,
47/18) ifade etmekle birlikte bu alâmetler hakkında bilgi vermez. Ancak, “Saat
yaklaştı, ay yarıldı yarılacak” (el-Kamer, 54/1) âyetinin ikinci
bölümünün “ay yarılacak” biçiminde anlaşılması durumunda, bu olay
Kur’an’da anılan tek Kıyâmet alâmeti olacaktır.
Hadis
külliyâtları ise Kıyâmet’ten önce ortaya çıkacak alametlerden söz eden
çok sayıda hadis ihtiva etmektedir. İslâm âlimleri hadislerde dile getirilen
alâmetleri nitelikleri açısından değerlendirerek bunları Küçük Alâmetler
(Alâmât-ı Suğrâ) ve Büyük Alâmetler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki
başlık altında toplamışlardır. Âhir zaman olarak tanımlanan, Kıyâmet
öncesi dönemde dinî duygu, düşünce ve davranışların zayıflaması, dinîn
emir ve yasaklarına gereken önemin verilmemesi, ibadetlerin terkedilmesi,
ahlaksızlığın çoğalması biçiminde kendini gösteren;
Küçük Alâmetler başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:
a) İnsanların bina
yapmakta birbiriyle yarışmaları
(Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i
Sarih Terc; 1/58).
b) İnsanların ölümü
temenni etmeleri (Buharî, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 53-54)
c) Câriyenin efendisini doğurması
(Müslim, İmân, 1).
d) Hicaz’da bir ateşin
çıkarak Busra’da (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını
aydınlatması (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 42).
e) Fırat Nehri'nin sularının çekilerek, nehir
yatağından altın çıkması (Müslim, Fiten, 29-31).
f) İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük
İslâm ordusunun birbiriyle savaşması (Buhârı, Fiten, 25; Müslim,
Fiten, 17).
g) İslâmî ilimlerin ortadan
kalkması, cehaletin artması (Buhârî, Fiten, 4).
h) Depremlerin çoğalması (Buhârî,
Fiten, 25).
ı) Zamanın yaklaşması, gece ile
gündüzün eşit olması (Buhârî, Fiten, 25).
i) Cinâyetlerin çoğalması, fitnelerin zuhur
etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).
j) Yahudilerle Müslümanların savaşmaları,
Müslümanların Yahudileri öldürmesi (Tecrid-i Sarih Tercümesi,
VIII, 341; Müslim, Fiten, 79-82).
k)
Zinânın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp
erkeklerin azalması (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).
l) Kahtân’dan bir kişinin çıkarak, insanları
asâsı ile sevketmesi (Buhârî, Fiten, 23).
Huzeyfetu’l-Gifari'den (r.a) rivayet edilmiştir: "Biz bir gün kendi
aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize 'Ne
konuşuyorsunuz?' dedi. Biz de 'Kıyâmet gününden konuşuyoruz' diye cevap
verdik. Hazreti Peygamber
'Şüphesiz on alâmet görülmedikçe kıyamet
kopmayacaktır' dedi ve 'Deccâl’i, dumanı (duhanı), Dâbbetü’l-arz’ı,
Güneş'in batıdan doğmasını, İsa’ın (a.s.) yere inmesini, Ye’cûc ve
Me’cûc’u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer
çöküntüsünü, son olarak da Yemen’den çıkarak insanları Mahşere sürecek
ateşin vuku bulacağını' söyledi” (Müslim, Fiten, 39).
Kıyâmetin bu on büyük alameti başka hadislerde
ya da İslâm bilginleri tarafından şu şekilde açıklanmıştır:
1. Deccal’in ortaya çıkışı:
Deccâl, kıyâmet vaktinde zuhur edecek yalancı bir kişidir, İslâm Dini’ni ve
müslümanları ifsad edip, kötülüğe ve bozgunculuğa sevketmek
isteyecektir. Deccal’in sağ gözünün kör olduğu, iki gözünün arasında
“kâfir” yazdığı, çocuğunun olmadığı, Medine’ye ve Mekke’ye giremeyeceği,
ortaya çıktıktan sonra yeryüzünde kırk gün kalacağı, bu süre içerisinde
istidrac türünden bazı olağanüstü olaylar göstereceği, daha sonra da
yine kıyâmetin büyük alametlerinden olan Hz. İsa’nın yeryüzüne inmesiyle
O'nun tarafından öldürüleceği, sahih hadislerde belirtilmiştir (Buhârî,
Fiten, 26; Müslim, Fiten, 37, 39, 40, 91, 101, 110, 112).
2. Duhan’ın çıkışı:
Duman
anlamına gelen duhan da kıyâmetin büyük alametlerinden biridir (Müslim,
Fiten, 39). Kıyâmetin vukuundan önce dünyayı bir duman bulutu
kaplayarak, kırk gün ve kırk gece kalacak, mü’minler nezleye tutulmuş
gibi, kâfirler ise sarhoş gibi olacaklardır.
3. Dabbetü’l-arz’ın çıkışı:
Kıyâmet’ten önce çıkacağı bildirilen bir yaratıktır. Kelime anlamı “yer
hayvanı” demektir. Kur’an-ı Kerim’de;
– "Kendilerine söylenmiş olan
başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan (dâbbe) çıkarırız ki o,
onlara, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler"
(en-Neml, 27/82) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber Dâbbetü’l-arz hakkında
“Çıkacak olan kıyâmet alametlerinden ilki, güneşin batı tarafından
doğması ile, bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dâbbenin (hayvanın)
zuhurudur. Bu iki alametten biri, arkadaşından evvel olur. Akabinde
diğeri de onun izi üzerinde yakın olarak meydana gelir” (Müslim, Fiten,
118) buyurmuştur.
4) Güneşin Batıdan
doğması:
Güneş
batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman
etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır
(Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118).
5. Hazreti İsa (a.s)’ın inmesi:
Ehl-i
sünnet itikadına göre Kıyâmetin vukuundan önce Hazreti İsa yeryüzüne
inecek, hristiyanları İslâm’a davet edecek, Deccâl’i öldürecek, Hazreti
Peygamber (s.a.s)’in şerîati ile hükmedecektir (Buhârî, Büyû, 102;
Müslim, İmân, 242-247).
6. Ye’cûc ve
Me’cûc’ün çıkışı:
Kıyâmetin
vukuundan önce çıkarak “yeryüzünde bozgunculuk yapacak” (el-Kehf, 18/94)
olan asılları ve soyları belirsiz iki insan topluluğudur (Muhammed Hamdi
Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 3288). Hz. ZülKarneyn’in önlerine
yaptığı seddin yıkılarak (el-Enbiya, 21/96) açılması ile yeryüzüne
dağılacaklar insanlara saldıracak, kentleri yakıp-yıkarak harabe haline
getireceklerdir. Bazı rivayetlerde bu seddin Çin seddi olduğu zikredilir
(Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., IV, 3291, 3374; Buhârı, Enbiyâ, 7;
Müslim, Fiten, 1,2).
7. Doğuda, Batıda,
Arap Yarımadasında olmak üzere üç bölgede yer çöküntülerinin meydana
gelmesi de Kıyâmet’in büyük alametlerindendir. (Müslim, Fiten,
39).
8. Yemen’den çıkacak olan büyük bir
ateşin insanları önüne katarak sürmesi (Müslim, Fiten, 39).
9.
Ebu Davud ve Tirmizi’nin Sünen’lerinde yeralan bazı hadislere göre
Mehdî’nin çıkması da Kıyâmet’in büyük alametlerindendir. (Sünen-i
Tirmizî, IV, s.1-93: Sünen-i Ebu Davud, N. Şr. M.Abdul Hamid IV, 100,
106).
Hz. Peygamber (s.a.s), Kıyâmetin kötü insanlar ve kâfirler
üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyâmet kopmadan önce
mü’minlerin ruhları alınacak ve onların âhirete göçmeleri sağlanacaktır
(Buhari, Fiten, 5; Müslim, imare, 53).
Ahmet ÖZGEN (Şamil İslam Ans.'den) alındı ve
düzenlendi.
Açıklama:
Hadîs-i şeriflerde geçen “kırk, yedi, yetmiş,
yetmiş bin” gibi sayılar her zaman matematiksel kesinlik ifade etmez.
Çoğu zaman Arap dilinin üslûbu içinde çokluk, kemâl, mertebe veya
tamamlanmışlık anlamı taşır.
Meseleyi biraz sistemli anlatalım:
1️⃣ “Yedi” Sayısı
Arap kültüründe ve Kur’ân üslûbunda “yedi” çoğu
zaman tamamlanmışlık ve kuşatıcılık ifade eder.
Örnekler:
Kur’ân’da “yedi gök” ifadesi geçer (Kur'an).
Tavaf yedi şavttır.
Şeytan taşlama yedi taşladır.
Burada maksat:
“Tam bir bütünlük,
eksiksizlik.”
Hadiste “yedi defa istiğfar” denmesi bazen gerçekten
7’dir; bazen de “çokça istiğfar” manasındadır.
2️⃣ “Yetmiş” ve
“Yetmiş Bin”
Bu sayı çoğu zaman çokluk ve mübalağa (abartı değil,
kuvvetli vurgu) ifade eder.
Meşhur hadiste:
“Ümmetimden yetmiş bin
kişi hesapsız cennete girecektir.”
Burada iki ihtimal vardır:
Hakikaten 70.000.
Çok büyük bir topluluk.
Arapçada “yetmiş defa
bağışlasam bile” ifadesi,
“Ne kadar çok bağışlasam da…” anlamına gelir.
3️⃣
“Kırk” Sayısı
“Kırk” sayısı İslam geleneğinde olgunlaşma, kemâl,
hazırlık süreci manası taşır.
İnsan 40 yaşında kemale erer (Kur’ân’da
işaret vardır).
Çile (erbâin) süresi 40 gündür.
Bir hadiste, bir
kimsenin kırk gün ameli belli bir usulde olursa kalbi nurlanır.
Burada kırk çoğu zaman:
“Bir dönüşüm süresi” demektir.
4️⃣ Her
Sayı Mecaz mıdır?
Hayır.
Âlimler üç ihtimal zikreder:
Hakiki
sayı (gerçek matematiksel değer).
Hem hakiki hem sembolik anlam
birlikte.
Mecazî çokluk ifadesi.
Hadisin bağlamı, şerhleri ve
diğer rivayetler belirleyici olur.
5️⃣ Âlimlerin Yaklaşımı
Hadis
şârihleri (örneğin İmam Nevevî ve İbn Hacer el-Askalânî) genellikle şunu
söyler:
“Araplar bazen sayıyı çokluk için kullanır.”
Ama:
Eğer
ibadetle ilgili kesin bir sayı verilmişse (namaz rekâtı gibi), bu mecaz
değildir; bağlayıcıdır.
6️⃣ Tasavvufî Yorum
Tasavvuf ehli bazen bu
sayıları manevî mertebeler olarak yorumlamıştır:
7 → nefs mertebeleri
40 → kalbî terbiye süresi
70 → gaflet perdeleri
Ama bu yorumlar
işarîdir; zahirî hüküm yerine geçmez.
Özetle
Hadislerdeki bu
sayılar:
Bazen gerçek sayıdır,
Bazen çokluk ifadesidir,
Bazen
kemâl ve olgunluk sembolüdür.
Bağlamı bilmeden kesin hüküm verilmez.
Sözlükte
"kalkmak, dikilmek, ayaklanmak" anlamlarına gelen kıyamet bir terim
olarak, evrenin düzeninin bozulması, her şeyin alt üst edilerek yok
olması, yok olan ve ölen şeylerin yeniden yaratılıp diriltilerek ayağa
kalkması ve mahşere doğru yönelmesi demektir. Bu durumda kıyamet genel
bir ölümden sonra genel bir dirilişi kapsamaktadır.
Kıyametin
kopması, aklın imkânsız göreceği bir olay değildir. Çünkü evrenin
yaratıcısı ve yöneticisi olan Allah'ın (c.c.), evrendeki düzeni bozması,
dolayısıyla bugün tabiatı düzenleyen kanunların alt üst olması akıl
açısından mümkündür.
Kur'ân-ı Kerîm'de kıyametin geleceğinden kuşku
duyulmaması gerektiğini belirten ve kıyamet ile ilgili durumları
açıklayan pek çok âyet vardır:
– İnsan
kıyamet günü ne zamanmış? diye sorar. İşte göz kamaştığı, ay tutulduğu,
güneşle ay bir araya getirildiği zaman! O gün insan ‘kaçacak yer
neresi?’ diyecektir. Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur. O gün
varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur" (el-Kıyâme
75/6-12).
– Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar
döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı
çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp)
geride bıraktıklarını bir bir anlar" (el-İnfitâr 82/1-5).
Kur'an'da kıyamet günü; saat, vâkıa (kesin olarak meydana gelecek olan
olay),
et-tâmmetü'l-kübrâ (en büyük felâket ve belâ), hâkka (gerçek olan),
gaşiye (şiddetiyle birden bire halkı saran), karia (kapıyı çalacak
gerçek) gibi isimlerle de anılmıştır.
Kıyamet günü önce müminlerin
ruhları alınarak âhirete göçmeleri sağlanacak, böylece kıyamet,
insanların kötüleri ve kâfirler üzerine kopacaktır (Buhârî, “Fiten”, 5;
Müslim, “Fiten”, 53; İbn Mâce, “Fiten”, 24).
Kıyametin Kopacağı Zaman
Kıyametin
ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. Bu konuda ne Hz. Peygamber
(s.a.v.), ne
ona vahiy getiren Cebrâil (a.s.), ne de zamanı gelince kıyâmet olayını
fiilen gerçekleştirmekle görevlendirilecek olan İsrâfil (a.s.) bu
bilgiye sahiptir. Yüce Allah kıyametin kopacağı zamanı ancak kendisinin
bildiğini çeşitli âyetlerde ifade etmiştir. Bu konudaki bazı âyetlerin
meâli şöyledir:
– Kıyâmet vakti
hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır..." (Lokmân 31/34).
– Sana kıyâmeti, ne zaman gelip çatacağını
soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini
O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklere de yerlere de ağır gelmiştir. O
size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana
soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ama insanların
çoğu bilmezler" (el-A‘râf 7/187).
Cibrîl hadisi diye bilinen
hadiste de Cebrâil (a.s.) iman, İslâm ve ihsan kavramlarının ne ifade
ettiğini Hz. Peygamber'e sorduktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını
sormuş ve şu cevabı almıştır: "Bu meselede kendisine soru sorulan,
sorandan daha bilgili değildir" (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 1;
Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15).
Müslüman için önemli olan, kıyametin ne
zaman kopacağını bilmek değil, onun kopmasıyla başlayacak olan ebedî
hayata gerektiği şekilde hazırlanabilmektir. Kıyametin ne zaman
kopacağını bilmek mümkün değildir. Ancak Hz. Peygamber bazı hadisleriyle
onun yaklaştığını gösteren alâmetlerden insanları haberdar etmiştir.
Yeri gelmişken Hz. mevlâna'nın Kıyâmetle ilgili beytlerinin meâllerini
paylaşmadan geçememk gerek:
Bende öyle bir kıskançlık var ki onu kendimden bile kıskanır,
kendimden bile gizlemek isterim.
Peygamberin “Ölmeden önce ölün”
hadisi,
Dirilik istersen dostum, ölmeden önce öl.
İdris, böyle
ölümle öldü de bizce cennetlik oldu.
Ölmedikçe can çekişmen, sona
ermez.
Merdiven tamamlanmadıkça dama çıkamazsın.
Yüz ayak
merdivenin iki basamağı noksan olsa dama çıkmak isteyen çıkamaz, dama
namahrem kesilir.
Yüz kulaç ipin bir kulacı eksik olsa kovaya kuyu
suyunun dolmasına imkân yoktur.
Akıl gemisi battı mı insan, bu gök
kubbeye güneş kesilir.
Ey akıllı, fikirli er, sevgiliyi perdesiz
görmek istiyorsan ölümü seç, o perdeyi yırt.
Fakat ölür, mezara
gidersin hani, o ölümü değil, seni değiştiren, nura götüren ölümü
seç.
Erkek, erkeklik çağına girdi, kendini bildi mi, çocukluk, ölür
gider; Rum diyarına mensup olur, zencilik kalmaz.
Toprak, altın oldu
mu topraklığı kalmaz.
Gam ferahlık hâline geldi mi insana keder verme
dikeni yok olur gider.
Mustafa, bunun için ey sırları arayan, diri
olan bir ölü görmek isterim dedi.
Canı, halkın canı gibi göçmemiş,
bir duraktan bir durağa göçe göçe ta son durağa varmış.
Birisini,
yeryüzünde bu sıfatlara bürünmüş gezip duran bir ölüyü görmek
istersen, tertemiz Ebu Bekr-i Sıddık’a bak.
O doğruluğu yüzünden
mahşere varmış, haşr olmuş kişilerin ulusudur.
Bu âlemde Ebu
Bekr-i Sıddık’a bak da haşri daha iyi tastik et.
Muhammed de elde
bulunan, görünüp duran yüzlerce kıyametti.
Çünkü o, her hakikati, her
sırrı çözüp bağlama yokluğuna hallolmuş hakiki varlığa ulaşmıştı.
Ondan kıyameti sorup dururlar ve “Ey kıyamet, kıyamete ne
kadar zaman var” derlerdi.
Birisi, o hakiki mahşer olan
Peygamber’den haşri sordu mu çok defa hâl diliyle “Mahşerden haşri soruyor” derdi.
İşte onun
için o güzel haberler veren Peygamber, ey ulular demiştir, ölmeden
önce ölün!
Nitekim ben de ölmeden öldüm de bu sesi, bu şöhreti o
taraftan aldım, getirdim.
Sözlerini de ölüm zamanı babanın oğla
vasiyetleri say. İbret al, acın.
Bu suretle de buğz, haset ve kin,
kökünden sökülüp çıksın.
Yakınlarına, onlar ölünce nasıl yüreğin
yanarsa o çeşit bak.
Gelecek şey gelmiştir, onları ölmüş say,
sevdiğini ölüyor, ölmüş, onu kaybetmişsin bil.
Garezler senin bu
çeşit bakışına perde oluyorsa onları yırt, at.
Bunları yırtıp
atamazsan acizim deyip kalma.
Bil ki aciz olanı bir acze salan var.
Aciz, bir zincirdir.
Birisi gelmiş, sana o zinciri takmıştır.
Gözünü
açıp zinciri takanı görmek gerek.
Senin öğütlerine karşı kulağım
sağırdı.
Put kırıyorum diye davadaydım ama put yapıyormuşum meğer.
Şu ölüm yıllardır davulcağızını döver durur da senin kulağın vakitsiz
ve yersiz, oynar!
Fakat can verme çağında ah ölüm dersin.
Ölüm, şimdi
mi seni uyandırdı?
Ölümün, nara atmadan boğazı yırtıldı sesi tutuldu;
dövüle, dövüle davulu patladı!
Sense kendini ince şeylere verdin,
ince eleyip sık dokudun; ne sesini duydun, ne davulunu!
Fakat ölümün
ne demek olduğunu şimdi anladın işte!
Dirilme gününün gelmesine
şart, önce ölmektir.
Çünkü dirilme, ölümden sonradır.
Ey güzel
yardımcı, yok gören gözü varlığı görür bir hâle getirmeye de kadirsin
sen.
Kıyamet alâmetleri, insan iradesine bağlı olması veya olmaması, kıyametin kopuşuna çok yakın bulunup bulunmaması durumu göz önünde tutularak iki başlık altında incelenir: Küçük alâmetler, büyük alâmetler. Alâmetlerin büyük veya küçük diye nitelenmeleri önemlerinden dolayı değil, açıklanan sebepten dolayıdır.
Küçük Alâmetler
Dinî emirlerin ihmal edilmesi ve ahlâkın bozulması gibi insan iradesine bağlı olarak büyük alâmetlerden çok önce meydana gelecek olan olaylardır. Peygamberimiz’in gönderilmesi ve onunla peygamberliğin sona ermesi, ilmin ortadan kalkıp bilgisizliğin artması, şarap içme ve zinanın açıkça yapılır olması, ehliyetsiz insanların söz sahibi olması, adam öldürme olaylarının artması, dünya malının bollaşması, zekât verecek fakirin bulunmaması gibi olaylar kıyametin küçük alâmetlerinden bazılarıdır (Buhârî, “Tefsîr”, 79, “Hudûd”, 20, “Fiten”, 25; Tirmizî, “Fiten”, 34; İbn Mâce, “Fiten”, 25; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15).
Büyük Alâmetler.
Kıyâmetin kopmasının hemen öncesinde meydana gelecek ve birbirini izleyecek olan olaylardır. Büyük alâmetler, tabiat kanunlarını aşan ve insan iradesinin dışında gerçekleşen olaylardır. Hz. Peygamber bir hadislerinde, "Kıyametten önce on alâmet görmediğiniz sürece dünyanın sonu gelmez" buyurmuş ve bu alâmetleri şu şekilde sıralamıştır (Müslim, “Fiten”, 39; Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 11; İbn Mâce, “Fiten”, 28):MÂRİFETNÂME'DEN...
Kıyametin
şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve
insanların perişanlığını, yaratıkların helakini ve göklerin harap
olmasını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, sadece muhaddisler
ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki
çeşittir. Biri gizli alâmetler, biri de açık alâmetlerdir.
Gizli alâmetler:
İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edep, hayâ, cömertlik, ahde vefa, doğruluk, safa, dostluk, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hâkimiyeti ele geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi, homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alış-verişin kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fısk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.
Açık alâmetler:
Kıyametin açık alâmetleri ondur.
1- Deccalın çıkışı.
2- Üç gece üst üste ay tutulması.
3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.
4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.
5- İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare
üzerine inip, Deccal'ı öldürerek, Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.
6- Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp, kırk
yıl adâlet üzere gidip, Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.
7- Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi.
8- Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden
çıkarak, yedi iklimi istilâ etmesi.
9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip, buradan
ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması.
10- Güneşin batıdan doğup, orada dolanması.
Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber
kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip, müminlerin ruhları bu rüzgârın
tatlılığıyla çıkar. Bundan sonra Kur'an-ı Kerim'in hükümleri yeryüzünden
kalkıp, halkın cümlesi cehalette kalır. Yüz yıl dahi öyle gider.
Müfessirler dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak
Taâlâ, İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. Hemen o an surun
narasının heybetinden yedi gökte olan meleklerin ve yedi yerde olan
yaratıkların cümlesi, kıyamet koptu sanıp, yüzleri üzere düşüp,
kendilerinden geçerler. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp,
yıldızlar dökülür. Saçlar, sakallar ağarıp, hamileler doğurup,
insanların cümlesi kendinden gidip, sarhoşlar misali kalırlar. Bu, surun
ilk üfürülüşüdür ki, ondan bu heybetleri alırlar. Kırk yıl dahi bu
minval üzere gider. Bundan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama yine
sura üfürmekle emreder. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle
güçlü üfler ki, şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden
kopup, havaya çıkıp, atılmış pamuk gibi bulut olurlar. Yedi gök, pare
pare olup, yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Denizlerin suyu kupkuru
olup, güneş ve ayın ışığı gidip, kapkara olurlar. Cihanı karanlık
kaplayıp, arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek, her
ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup, fena bulurlar.
Ancak Allah'a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Onlar; Cebrail,
Mikail, Rıdvan ve Azrail'dir. Öteki dördü; arşın taşıyıcılarıdır ki,
birisi İsrafildir. Bundan sonra Azrail aleyhisselam, o yedi meleğin dahi
ruhlarını kabzeder. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki,
narasının sadası gökleri geçip, yerlere gider.
Şu halde her can,
ölümü tadıp, yok olur. İki âlemde bir kimse kalmayıp, ancak Celal ve
ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. Bu âlem, harap, boş, tenha virane
gibi, kırk yıl daha bu durum üzere kalır. (Allah sorar:) "Bugün mülk
kimindir? Ve kimse olmadığından yine kendisi: "Her şeye galip olan tek
Allah'ın!" (40/16) deyip, kendi kendisine cevap eder.
Surun üçüncü üfürülüşü,
ölülerin diriltilişi, cesetlerin haşri, amel defterleri, hesap,
mizân, sırat köprüsü, araf:
Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve
muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Teâlâ, yeryüzünü şiddetli bir
rüzgâr ile dümdüz edip, Şam Sahrası'nın hizasında mahşer yerini yüzbin
yeryüzü kadar geniş eder. Arş altındaki hayat denizinden kırk gün
devamlı olarak insan menisi gibi bu dünyaya yağmur iner. Bütün yeryüzü
deniz gibi doldukta; çamur tabakasında toprak olan insan ve hayvan
bedenlerinin tümü, o yağmuru çekip, bütün parçaları bir yere gelip, her
ceset evvelki görünümünde olup, yeryüzünde bakla gibi biter. Her beden,
kendi olgunluğuna yeter. Sonra Hak Teâlâ, en son ölen sekiz meleği
diriltip, İsrafil aleyhisselama: "Suru üfle!" diye emreder. O dahi,
üçüncü üfleyişi öyle zarif ve lâtif üfler ki, surun içinde sakin olan
ruhlar, o demde ufuklara yayılıp, her can kendi kafesini bulur. Nasıl
ki, koyun sürüsü içinde her kuzu kendi anasını bilir; bunun gibi her can
kendi cismini bilip ve bulup onunla kalır. İlk ve son yaratıklar,
melekler, huriler, insanlar, cinler, şeytanlar, deniz hayvanları ve yer
hayvanları, bütün haşereler, kıyâmetin bir anında tamamen ruh bulurlar
ve mahşer yerine her taraftan toplanırlar. Peygamberlere, velilere,
âlimlere ve salihlere cennetten elbiseler ve buraklar gelip; giyip ve
binip, Arş'ın gölgesine gidip, minber ve kürsüler üzerinde rahat ve
selâmetle otururlar. Geri kalan yaratıkların cümlesi, aç, susuz, başları
açık, çıplak, yalınayak yürüyerek, düşe kalka arasat meydanına gelip,
mahşer yerinde haşrolurlar. Sıklaşıp, ayak üzerinde dururlar. Tepelerine
güneş, bir mil miktarı yakın olup, hararetten çok ter dökerler. Kimi
topuğuna, kimi dizine, kimi göğsüne, kimi boğazına dek ter içinde
kalırlar. Niceleri ter denizinde gömülürler.
Cehennemi,
yeraltından mahşer meydanına yetmişbin saf zebaniler getirirler. Mahşer
halkını, halka gibi kuşatırlar. Mahşer halkı, ellibin yıl kadar hesabı
beklemekle o halde sıkıntı içinde kalırlar. Dünyada, Kiramen kâtibin;
yazdığı amel defterlerini sahiplerine verirler. Müminlere ve itaatli
olanlara sağdan, kâfirlere ve bozgunculara soldan verirler. Hak Taâlâ,
bütün yaratıklarına orada vasıtasız kelam söyler. Kıyâmetin bir anında
hepsinin hesabını görüp; kimine hitap, kimine itap eyler. Hak Teâlâ,
mazlumun hakkını zâlimden alıp, zâlimin hasenâtı varsa mazluma verir;
yoksa mazlumun günahlarını zâlime yükler. Hesaptan sonra hayvanları
toprak eder. Kâfirler, hayvanlara gıpta edip, keşke biz de toprak
olaydık, derler.
Mahşer yerinde, iki direk üzerinde, bir büyük terazi
kurulur ki, her bir direğinin uzunluğu beşyüz yıllık yoldur. Her kefesi
yeryüzü kadar boldur. Bu terazi ile mahşer gününde iyilikleri ve
kötülükleri ölçerler. İyilikleri ağır gelenler cennete, kötülükleri ağır
gelenler cehenneme giderler. Meğerki Hak Taâlâ keremiyle kulunu
affeyleye veya peygamberlerden veya velilerden veya âlimlerden veya
salihlerden şefaat erişe: Eğer imanla vefat eylemiş ise... Zira ki
dünyadan imansız gidenlere cennet, mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir
şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. Eğer iman ile gidip, günahları ağır
gelip, mağfiret veya şefaat erişmedi ise; o, günahı kadar cehennemde
yanıp, ondan sonra cennete gider. Zerre kadar iman ile giden elbette
cehennemden çıkıp huzura erer.
Sırat köprüsü, kıldan ince kılıçtan
keskindir. Uzunluğu üçbin yıllık yoldur. Bin yıl yokuş, bin yıl düz, bin
yıl iniş yoldur. O, cehennem üzerine kurulup, mahşer halkının cümlesi
onun üzerinden geçip giderler. Kimi şimşek gibi, kimi ok gibi, kimi
seğirtir at gibi, geçerler. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür, kimi
cehenneme düşüp yanar. Cehennem ise feryat eder ki: "Ey mümin! Tez geç
ki hakikatte senin nurun, benim ateşimi söndürmüştür." Şu halde müminler
selâmetle sıratı geçerler. Kevser havuzundan içerler. Onda yıkanıp, ayıp
ve noksanlarını tekmil ederler. Cennete girip, herkes mertebesince
makamını bulur. Ebediyyen onda zevk ve safa ile kalır. Zira ki
cennetlikler, çeşitli nimetlerden zevk alırlar. Mevla'ya kavuşmakla mest
ve hayran olurlar. Gözler görmeyip, kulaklar işitmeyip, hatırlara
gelmeyen devletler bulurlar.
Cennetle cehennemin arasında kale duvarı
misali burç ve mazgalları yüksek bir büyük sur vardır ki, yüksekliği
beşyüz yıllık mesafedir. Genişliği nihayetsiz, yapısı renkli cevherlerle
süslüdür. Ona araf adı verirler. Deliler, müşriklerin çocukları onun
üzerinde kalırlar. Cennet semtine bakıp, oradakileri nimetlenmiş
gördükte; arzu ile mahzun olurlar. Cehennem semtine bakıp, oradakileri
azapta gördükçe, kendi selametleriyle mesrur ve şükredici olurlar.
Araftakiler, bir rivayette ebediyyen onda karar edip, kâh mahzun, kâh
sevinç ile kalırlar. (Ey Allahım! Ey günahları örtücü! Bizi cehennem
ateşinden koru. Bizi, iyilerle beraber cennete koy, âhirette cemalini
görmeyi nasip eyle. Seçilmiş Habib'inin hürmetine bizi orada karar
kıldır. Âmin. Ey affedici!)
Tenbih:
Unutulmamalı
ki, buraya gelinceye değin yazılan satırların cümlesi, dini işlerden
olmakla; bunların hepsini kesin tasdik ve iman ile inanmak, hepimize çok
mühim ve çok gereklidir. Zira ki, bunlar din işlerinden, din
usulündendir. Bunları, aklî delillerle kıyas etmek caiz değildir. Zira
ki, insan aklı, bunları idrak etmekten yoksun ve âcizdir.
Ancak bizim
en yüksek arzumuz olan Mevla'ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü
fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kur'an âyetleri ve
Peygamber hadisleri ölçüsünce; âlemin tasviri, bu miktarca açıklama ile
bunda yetinilmiştir. Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin
büyüklerinden olan araştırıcıların lideri, tedkikçilerin senedi Mevlana
Seyyid Şerif (Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri:
"Astronomi ilmi, göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük
Sanatkâr olan Allah'ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!" buyurduğu için ve
bütün ilimleri kendisinde toplayan, bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali
(Allah'ın rahmeti ona olsun) hazretleri: "Astronomi ve anatomi
ilimlerini bilmeyen, Allah'ı tanımakta acze düşer," buyurup, anatomi ve
astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik
yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp, açıklanmak
münasip görülmüştür. Ta ki, mütalaasıyla acze düşme durumundan
uzaklaşıp, cehalet zindanından çıkasın. İlim ve hikmet mahfeline girip,
bilginler zümresine giresin. Hikmetin özüne hulül edip, hakikatın
zirvesine yükselesin. Eşyanın hakikatına vâkıf olup, mânânın
inceliklerini bilesin. Cihanın sırlarına muttali olup, âlemin
durumlarını olduğu gibi bilesin. Kendini tanıma olgunluğuna erip, ondan
Allah'ı tanıma devletini bulasın.
(Ey vacib'ül-vücud olan Allah'ım!
Ey hayırlar verici! Rahmetinin nurlarını üzerimize saç! Seni kemaliyle
tanımakta bize kolaylık ver. Sen münezzehsin ey Allah'ım! Senin
öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz, senin anlattığından başkasını
anlayamayız. Senin ilham ettiğinden başka marifetimiz yoktur. Sen,
âlimsin, hakimsin, vecedsin, kerimsin, raufsun, rahimsin. Âmin! Ey
rahmetiyle yardımcı, ey bağışlayıcıların en bağışlayıcısı!)
MEKTUBÂT-I RABBANİDEN...
380. Mektup
Muhbir-i Sıddık
Resulullah (sav) Efendimizin haber verdiği kıyâmet alâmetlerin hepsi
haktır. Onlarda yalan ihtimali yoktur. Onlar arasında şunlar vardır:
– Alışılmışın aksine, güneşin mağripten doğması,
– Mehdi'nin zuhuru,
– Ruhullah İsa'nın nüzulü. Resulullah Efendimize ve ona salât-ı selâm.
– Deccalin çıkması,
– Ye'cuc ve Me'cuc'un zuhuru,
– Dabbe-i arzın çıkması,
– Semadan bir dumanın zuhuru ile insanları kaplayıp onlara
elim bir azab ile azab etmesi.
O kadar zorlanacaklardır ki, artık
insanlar şöyle diyecekler:
– "Rabbimiz, bizden azabı aç; biz mü'minleriz."
(44/12)
– Kıyamet
alâmetlerinin sonuncusu odur ki, Aden tarafından bir ateş çıkacaktır.
Cehaletten dolayı, Hindistan ehlinden bir şahıs, kendisi için:
Mehdi,
iddiasında bulundu diye, onu vaad edilen mehdi sandılar.
Onların
zannına göre, mehdi vefat etti; geçti gitti. Onun kabrinin dahi Kurre'de
olduğunu iddia ederler. Hâlbuki bu babda gelen sahih hadis-i şerifle
meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup taifenin sözlerini
tekzib etmektedir.
Resulullah (sav) Efendimiz, Mehdi'nin
alâmetlerini beyan etmiştir. Bu alâmetler, o şahısta olmadığı halde, onu
Mehdi sanmaktadırlar. Bir hadis-i şerifte şöyle gelmiştir:
"– Mehdi
çıkacaktır. Başının üstünde de bir parça bulut olacaktır. Orada da bir
melek bulunacak ve şöyle nidâ edecektir:
'Bu şahıs, Mehdi'dir
kendisine tâbi olunuz'."
Resulullah (sav) Efendimiz şöyle
buyurdu:
– "Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların
ikisi mü'minlerden, ikisi de kâfirlerdendir.
Zülkarneyn ve Süleyman
mü'minlerdendir.
Nemrud ve Buhtunnasır ise kâfirlerdendir.
Yere,
beşinci olarak ehl-i beytimden biri sahip olacaktır."
Yani Mehdi.
Resulullah (sav) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:
– "Allahu Teala, ehl-i beytimden birini çıkarmadıkça, dünya
çökmeyecektir. Onun ismi ismime uyar, babasının ismi dahi babamın ismine
uyar. Daha önce zulüm ve adaletsizlik dolduğu gibi, onun gelmesi ile
dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar."
Bir başka
hadis-i şerifte ise, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
–
"Ashab-ı Kehf, İsa'nın yardımcıları olacaklardır."
İsa (as) Mehdi zamanında
yere inecektir. Mehdi, Deccalin katlinde İsa'ya (as) muvafakat eder.
Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır;
o ayın ikisinde ise, ay kararacak. Bunların oluşu, âdetin ve
müneccimlerin (yıldız ilmiyle uğraşanların) hesabı hilâfına olacaktır.
Şimdi, insaf edilmelidir.
İnsaf nazarı ile bakılmalıdır. Bu alâmetler, o ölü şahısta var mıdır,
yok mudur?
Muhbir-i Sadık Resulullah (sav) Efendimiz tarafından
bildirilen, daha çok alâmetler vardır ki, anlatılanlardan başkadır.
Şeyh İbn-i Hacer, Mehdi'nin alâmetleri üzerine bir risale yazdı ki,
onlar iki yüz alâmeti bulur.
[Alâmet-i Mehdî]
Vaad edilen durumu, bu açık bir şekilde
iken, son derece cehaletlerinden ötürü bir cemaat dalâlete saplandı.
Sübhan Allah onlara doğru yolu göstersin.
381. Mektup
Hulasa, Mehdi'nin zuhur zamanı yakındır. Onun
zuhur zamanı olan yüz (asır) başına gelinceye kadar nice mebde'ler ve
mukaddimeler zuhur edecektir. Allah ondan razı olsun.
Onun zuhur
mebde'leri ve mukaddimeleri (Başlangıcında meydana gelen olaylar), Resulullah (sav) Efendimizin nübüvveti
zuhurundan evvel zuhura gelmiştir. Nitekim bu mânâda şöyle
anlatmışlardır:
– "Muhammed Resulullah'ın sureti olan Abdullah'ın
nutfesi, Amine'nin rahmine düştüğü zaman, bütün putlar yüzüstü yere
yıkıldılar. Bütün şeytanlar, vazifelerinden alındılar. Melekler, İblis'in
tahtını alt üst edip denize attılar. Kendisine dahi kırk gün azab
ettiler.
Resulullah (sav) Efendimizin doğduğu gece, Kisra'nın sarayı
sallandı; ondört şerefesi de yıkıldı.
Mecûsilerin ateşi söndü.
Halbuki o ateş bin seneden beri yanardı; bu müddet içinde hiç sönmemişti.
Mehdi dahi, büyüktür. Onun sebebi ile İslâm'a ve Müslümanlara büyük
takviye gelecektir. Onun velâyetinin dahi, zahir ve batın büyük
tasarrufu vardır. Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır.
O'nun zamanında, nice hayret veren haller zuhur edecektir.
Üstte
anlatılan mânâlar icabı olarak, yerinde olur ki, onun vücudunun
zuhurundan evvel, âdet harici harika haller meydana gele... Tıpkı
Resulullah (sav) Efendimizin nübüvvetinden evvelki irhâsat gibi. Bu
zuhura gelen işler dahi, onun zuhur mebde'leri olalar.
Nitekim
anlatılan mânâlar hadis-i şeriflerden de anlaşılmaktadır.
Bilesin ki,
Bir hadis-i şerifte, Resulullah (sav) Efendimiz söyle buyurmuştur:
– "Küfür her yanı istilâ edip hükmü cemiyet içinde aşikâre
işlenmedikçe, Mehdi zuhur etmez."
Bu vakitte, vâki olan ise,
küfrün istilasıdır. Onun kuvvetidir. İslâm'ın ve Müslümanların dahi
zaafıdır.
Bu vakit, Resulullah (sav) Efendimizin, ehl-i islâm'ın
garib düşeceklerini anlattığı devirdir. Onlara ne mutlu.. Ayrıca,
Resulullah (sav) Efendimiz onları müjdelemiştir.
Resulullah (sav)
Efendimiz şöyle buyurdu:
– "Fitne zamanında ibadet etmek, bana
hicret etmek gibidir."
Malumunuzdur ki, fitnenin istilâsı
zamanında askerlerden görülecek küçük bir cesaretten dolayı onlar için
çokça itibar hâsıl olur. Fitnenin
yatıştığı zaman kendilerinden çok daha fazla hareketler südur etmiş olsa
dahi aynı itibar hâsıl olmaz. Zira amelin kabulü, vaktine ve vukuuna
bağlıdır ki bu da fitne zamanıdır.