|
BİTLİS ZİYÂRETİ
Bin üçyüz yedide oldum revâne
Erişdim ravza-i dârü’l-emâne
Cihân gülzâr içinde bir gül-i ter
O şehr-i Bitlîs idi verd-i ahmer
Mekîn ile mekân bulur şerâfet
Kerîm ile görülür her kerâmet
Mübârek bir zemân kıldım ziyâret
Ziyârete var idi bir işâret
Verirdi feyz-i Feyyâz’dan nişânı
Var idi Bitlis’in bir âlî-şânı
Makarr-ı ârifân merkez-i irfân
Sezâdır reşk ede cennetde Rıdvân
Hakîkat menzili rahmet-i Rahmân
Nüzûl-i feyz-i İlâhî’de her an
Hayât-ı câvidân âb u hevâsı
Muhabbet idi ehlinin nevâsı
Ulemâsında var şân u şerâfet
Verirdi sözleri rûha halâvet
Güneş-veş bahş ederdi nûr cemâli
Kamer-veş gösterirdi her kemâli
Müzeyyen eylemiş kesret-i eşcâr
Mutantan eylemiş envâ-ı ezhâr
Gülistânında gülleri açılmış
Nûristânına sünbüller saçılmış
Seherlerinde bülbüller öterdi
Benefşeler külâhını atardı
Sabâ urdukca berg-i güllerine
Seherlerde per-i sünbüllerine
Nesîm-i feyz-âver olurdu câne
Gelürdi derd-mendân heyecâne
Düşerdi feryâda mürgān u eşcâr
Cemâlin göze gösterince ezhâr
O dem ehl-i dilânı şâd ederdi
Muhabbet âlemine cân giderdi
Zurûf-i feyz-i Feyyâz kûy-i cânân
Görünürdü göze ahcârı mercân
Denilse ravza-i firdevs sezâdır
O kudsîler mekânı cân-fezâdır
Dağ u bâğ nâle-i tevhîdle memlû
Füyûzat-ı İlâhî ile dolu
Ederdi zâkirân ezkârı enhâr
Sabâ gibi olurdu dilde tekrâr
Metâf-ı ervâh-ı ebdâl ü evtâd
Ederdi ebrârı ahyârı dilşâd
Der-i dergâh-ı âşıkān idi ol
Azîm kâbe-i ârifân idi ol
Ricâlullah eserleri müheyyâ
Veliyyullah kabirleri muzayyâ
Yüzü nûrânî pîrleri var idi
Kamusu Hazret-i Hakk’a yâr idi
Var idi serv-i kāmetli civânlar
Hilâl-i nev gibi ebrû-kemânlar
Akardı câ-be-câ enhâr-ı kevser
Olupdur feyz-i İlâhî müyesser
Sîmîn-mûleri verirdi hayâtı
Gören gözler alırdı füyûzâtı
Mesâcidleri mir’ât-ı hidâyet
Dolardı câ-be-câ ehl-i seâdet
Câmilerde cemâatin cemâli
Muhakkak gösterirdi her kemâli
O mecme-‘i mehâsin kûy-i cânân
Hayât-ı bâkî bulurdu giren cân
Cenâb-ı Küfrevî zât-ı mukaddes
Karargâh eylemiş mürşid-i akdes
Ezelden tâ-ebed nûr-i hidâyet
Rûh-i pâkine olmuşdu inâyet
Vücûd-i mes‘ûdi kûy-i tecellâ
Bu âfâk nûri ile mütecellâ
Verüb İslâm’a şevket ü şerâfet
Olan dillere nâşir-i hidâyet
Ricâlullah içinde mîr-i mîrân
Gürûh-i evliyâya şâh-i devrân
Bu ümmete o nâib-i peyamber
Hidâyet tarîkıne oldu rehber
Künûz-i merhamet deryâ-yı himmet
O hurşîd-i hüdâ enhâr-ı rahmet
O dem ki Kur’ân’ı tefsîr ederdi
Velî deryâ-yı esrâra giderdi
Nice şöhret-gîr âlimler o demde
Kalırdı âlimin ilmi ademde
Güneş yanında encüm görünür mü
Güneş bir perde ile bürünür mü
O dem ki ol dür-i deryâ-yı hikmet
Ledünniyâtını eylerdi sohbet
Nüzûl-i rahmet-i Rahmân olurdu
O merhamet mahallini bulurdu
Füyûzât-ı İlâhî gark ederdi
Gönülden hubb-i mâsivâ giderdi
Hidâyet perveri ârif-i billâh
Fenâfillâh olan olur meallah
Bekābillâh olan mürşid-i âlem
Olur irşâd o mürşid ile âdem
Güneş-veş mürşid-i kâmil nûr-efşân
Reşâdet kubbesinde mihr-i rahşân
Güzergâh eylemiş lâhût ilini
Deşirmiş “üdnü minnî” gül le ri ni
Yanında bir idi dür ile mercân
Ubûdiyyetde eylerdi heyecân
Berâberinde evlâd-ı kirâmı
Ederdi ehl-i îmân ihtirâmı
O deryâ-yı hidâyet dürlerinden
Alırdık bûy-i Rahmân güllerinden
Zurûf-i mey-i mânâ-yı hidâyet
Yanında herbiri mihr-i seâdet
Yanında herbiri bir nûr pîr idi
Yanında Çâr-i yâr’e benzer idi
Görürdün herbirin cennet cemâli
Cemâlinden nümâyândır kemâli
Mukaddes rûh mutahher olur elbet
Seâdet-mend münevver olur elbet
Mukaddes eylemiş Mevlâ ezelden
Bu ihsân sebkat etmiş Lem-ye zel’den
Radıyallahü anhüm ve annâ
Radıynâ kısmete’l-cebbâri fînâ
***
O şehr-i Bitlîs ki sultân diyârı
Görenler gördüler dîdâr-ı yârı
O meşrık-ı hidâyeti görenler
Hayât buldular o zevkı sürenler
Nesîm-i kurb-i akdesi Nesîm’dir
Nesîm’in per-i pervâzı Cesîm’dir
Alanlar nûr-i mânâyı kebîrden
Ederler himmeti pîr-i hatîrden
Bizim gibi nice köhne gedâlar
Dilerler der-i dergâhde atâlar
Rû-ber-zemîn gedâ-yı bî-nevâyım
Diyemem ki bu ihsâna sezâyım
Kerîm ismine mazhardır efendim
Beni böyle kabûl eder ümîdim
|