|
MERSİYELER
Der-vefât-ı Şeyh Abdü’l-Bâkî Efendi Hazretleri
Uçûben mürg-i lâhûtî fenânın âşiyânından
Konup Firdevs-i a‘lâ’ya cinânın âlî-şânından
Mukaddes şâhid-i kudsî çıkup bend-i nikābından
Güneş-veş âşikâr oldu cemâl-i ihticâbından
O şems-i âlem-ârâyı bilen nâdir idi amma
Füyûzât-ı İlâhî neşr olurdu her hitâbından
***
Sezâ-vârdır cihân câne dâr olsun
Dil-i ehl-i îmân âteş-bâr olsun
Nûr-i ebsâr idi hurşîd-i vahdet
Mîr-i ebrâr idi deryâ-yı himmet
Kelâm-ı kudsîlerinden nümâyân
Musaddak makām-ı vâlâya şâyân
Güneşden hûb-ter idi cemâli
Kamerden ezher idi her kemâli
Akardı âb-ı kevser sözlerinden
Görünüp mihr-i enver yüzlerinden
Eğer bir gözde olsaydı basîret
Bî-ihtiyâr eder idi muhabbet
Peder-i âlî-şânları misâli
Bulur idi o sultânda hisâli
Alırdı bûy-i Rahmân zâirânı
Hidâyet bahş ederdi âşiyânı
İzheb yâ eyyühe’l-verak minnî ileyhi bi’s-selâm
Lillâhi zâirân lehû kün indehû bi’l-ihtirâm
Der-vefât-ı Vehbî Efendi
Fenâdan bekāya Vehbî Efendi
Göçüp gitdi bu dînin derd-mendi
Kerîm’in keremine yok nihâyet
Ne devletdir hidâyetden bidâyet
O ne mahbûb idi sünnet-i Ahmed
Yüzünde gün gibi nûr-i Muhammed
Kemâl-i himmet ile etdi hizmet
Selâmet bula ümmet-i Muhammed
Gezer idi kitâbı koltuğunda
Gül idi dîn-i İslâm’ın bağında
Derûnundaki ilmi vehbî idi
O ilmin cüz’i ise kesbî idi
Dağıdırdı şerîatin şerâbın
Okudurdu hidâyetin kitâbın
Tarîk-ı Hakk’ı dâim gösterirdi
Kitâbullah ile sohbet ederdi
Ezelden aldığı ilm-i arefden
Görünürdü Hudâ’sı her tarefden
Kamu halka ederdi merhametler
Görünürdü zâtında mekremetler
Muhammed sırrına ol mazhar idi
Güneş-veş derûnu bil ezher idi
Yüzü yerde eli hizmetde idi
Bu hizmeti edâ-yı himmet idi
Ederdi iftihâr çul-pûş gezerdi
Tevâzu bahrine düşüp yüzerdi
Fukarâ miskînâne sûretinde
Cem olmuş ilm-i irfân sîretinde
Cihânın şöhretinde yok fi‘âli
Bilinmezdi anın ekser-i hâli
Nişânsız görünür Hak âşinâlar
Olur mestûr dâimâ rû-şinâlar
Görürlerdi anı dür-bîn olanlar
Olurdu üstüne dahî gülenler
Yok idi anda hiç şöh ret-şiârlık
Dahî ben bir âdemim iftihârlık
Gönülden hâk ile yeksân olurdu
Fakîrlere zevi’l-ihsân olurdu
Düşüp yollara kevelin giyerdi
Pınarları akıtmağa iverdi
Yapardı ehl-i îmân yollarını
Sorar idi fukarâ hallarını
Suların mecrâlarını açardı
Dâimâ Hak yolunda ol uçardı
Ederdi bu dîne bin dürlü hizmet
Kemâl ile bu ümmete muhabbet
Cân u dilden fedâ-yı cân olurdu
Mahall-i merhametleri bulurdu
İbâdullaha nâsır olan insân
Sezâ-yı nâil-i rahmet-i Rahmân
Bulanlar buldular hizmetle devlet
Alanlar aldılar hizmetle himmet
O merhûm hizmeti ile kazandı
Kerem-i Kerîm ile hem bezendi
Kabûl etmiş anı deryâ-yı dergâh
Görünür rü’yâ-yı mü’minde her gâh
Kerem-i Kerîm’e ol nâil olmuş
Murâdı ind-i Hak’da hâsıl olmuş
Anı gark eyleye rahmet-i Rahmân
Ola dest-gîri Hazret-i Mennân
MUHAMMED LUTFÎ’ye Allah Kerîm’dir
Kamu müznibâne Allah Rahîm’dir
Okuna Fâtiha rûh-i pâkine
Rahmetullah nâzil ola hâkine
Vehbi Efendi’nin mezar taşı kitâbesidir
Hamdü lillâh fazl-ı ekber ehl-i îmân olduğum
Ümmet-i Muhammed’im tabi-‘i Kur’an olduğum
Hân-kāh-ı Hazret-i Mennân’a mihmânım bugün
Şüphe yoktur müstahakkı rahm-i Rahmân olduğum
Kesret-i zenbim beni mahcûb edip bevvâbiden
Ümîdim rahm-i Rahîm hâk ile yeksân olduğum
Ehl-i îmân hizmetinde terk-i cân ettimse de
Kabûl ede dergehinde kulu kurbân olduğum
Huzûr-i izzet-i Hak rûz-i cezâ hâlim n’ola
Kerem-i Kerîm’e kaldı afve şâyân olduğum
Zâirâni kabrimi afveyleye Bârî Hudâ
Fâtiha ihdâsına muhtâc-ı ihvân olduğum
Ganiyyün kerîmün lehû târihim
Bu beşârettir bize nâil-i gufrân olduğum
Vehbi Hâce nâmı ile abd-i âciz bendeyim
Rahmede rûhuma Mevlâ tenden üryân olduğum
Der-vefât-ı Maksûd Efendi
Rahmet-i Rahmân’a nâil
Maksûd Efendi Hâcemiz
Ravza-i Rıdvân’a dâhil
Maksûd Efendi Hâcemiz
Dillerde bir dildâr idi
Kâmil-îmân dindâr idi
Cân gözleri bîdâr idi
Maksûd Efendi Hâcemiz
İlm ü amel lillâh idi
Bu ümmete fillâh idi
Sa‘yi rızâullah idi
Maksûd Efendi Hâcemiz
Hilm ü tevâzû yerleri
Kur’ân idi rehberleri
Kenz-i ilim gülberleri
Maksûd Efendi hâcemiz
Aramadı şöhret ü şân
Olmadı fazîlet-feşân
Mü’minler içün dert-keşân
Maksûd Efendi Hâcemiz
Bu ümmete hâdim idi
Hizmetine dâim idi
Mâsivâdan sâim idi
Maksûd Efendi Hâcemiz
Cevheri dilde pâk idi
Ehl-i tevâzu hâk idi
Ümmet içün gam-nâk idi
Maksûd Efendi Hâcemiz
Gözlemedi nâsdan nevâ
Anda idi terk-i hevâ
Hubb-i Hudâ dolmuş kuvâ
Maksûd Efendi Hâcemiz
Mevlâ ana rahmet ede
Resûl’ü hem şefkat ede
Evliyâlar himmet ede
Maksûd Efendi Hâcemiz
İzzet bula ind-i Hudâ
Gark eyleye nûr-i hüdâ
Hak yoluna oldu fedâ
Maksûd Efendi Hâcemiz
Ehl-i îmâne nûr idi
Muvahhidîne tûr idi
Dâim ehl-i huzûr idi
Maksûd Efendi Hâcemiz
LUTFÎ ne vasf edem anı
Allah içün idi şânı
Bulmuşdu kâmil îmânı
Maksûd Efendi Hâcemiz
Der-vefât-ı Hacı Fâruk Efendi
Gülistân-ı hidâyetden düşüp bir gonce-i hamrâ
Ne aceb bir ziyân oldu gurûb-i kamer-i garrâ
O zât bu ravza-i ilmin çerâğı idi ki söndü
Bezendi cennet-i a‘lâ anınçün vildân u havrâ
Büyük bir himmete mâlik idi tedrîs il min de
O Erzurum’u etmişdi ilim neşrinde dilârâ
Hacı Fâruk Efendi’yi mükerrem eylemiş Allah
Serîr-i Firdevs-i a‘lâ içinde ola nûr-ârâ
Ne şefkatle muhabbetle ederdi tâlibe hurmet
Kerâmetle şerâfetle huzûr-i Hazret’e vara
MUHAMMED LUTFÎ’yi Mevlâ kabûl ede kereminden
Musaddak ola îmânı erişe dergeh-i yâra
Der-vefât-ı Hacı İbrâhim Baba
Kıyâmet kurbidir mutlak bu dînin gül-gülistânı
Solar elbet budur hikmet bozulur bâğ u bostânı
Bu tevhîd gülleri bâğ-ı hidâyetden düşer bir bir
Çekildi evliyâullah Kitâbullah nûristânı
Mukadder eylemiş Allah Teâlâ şânühû ekber
Bu dünyâya gelen gider bekāya yokdur imkânı
Bu âlem fân olur rûz-i kıyâmet âkıbet vardır
Seher vaktinde sûzişle okur bülbül bu destânı
Sükût etdi bu eflâk-i hidâyetden yine bir necm
Erişdi kûy-i cânâne muvahhid mîr-i meydânı
Bütün ömrünü sarf etdi tarîk-ı Hazret-i Hakk’da
Halîlullah’e hem-nâmdır mukaddes rûh-i nûrânî
Mübârek ismi İbrâhim Hacı Baba ile şöhret
Şi‘âr olmuş idi ol zât vücûdu himmet ummânı
Cenâb-ı zü’l-Celâl Allah kerem bahrine gark ede
Kerem-kâni Kerîmü’ş-şân eder elbette ihsânı
Muhammed meşrebi ekser olurdu mûsevî bâzan
Dolardı gün gibi arza derûnu feyz-i Rabbanî
O zât-ı âlî kadre ol kadar ikrâm ede Allah
Olalım mazhar-ı Rahmân ne kim var cümle ihvânı
Yarın rûz-i cezâda zü’l-Celâl haşreyler emvâtı
Verilir gâhî sağ soldan olur evrak bezistânı
Bugün ey mü’min-i ârif seni halk eyleyen Allah
Kitâbullah’ına bir bak nedir gör emr ü fermânı
Güneş-veş âşikâr olmuş eğer nûr-i basîretden
Görürsün neyyir-i a‘zam hurûf-i ilm-i Kur’ân’ı
Doğunca mihr-i irfân burc-i dilden gösterir Hakk’ı
Gönüldür her dü-âlemde tecellîgâh-ı Sübhânî
Bütün âyât-ı Hak’dır tevhîdi tekmîl ider eşyâ
Olur şâhid eder tasdîk kimin var nûr-i irfânı
MUHAMMED LUTFÎ’ye lutfet amân ey Hâlik-ı âlem
Der-i dergâh-ı izzetde mukarreblerle kıl anı
Der-vefât-ı Kırklar İmamı
Gülistân-ı hidâyetden düşüp bir gonce-i hamrâ
Cinân-ı câvidânını bezetdi ravza-i rânâ
Seâdet silsilesinden yine bir halka-i tevhîd
Reîsi terk edüp dâr-ı fenâyı eyledi ifnâ
Kamer-veş kubbe-i kalbi münevver eyleyen hurşîd
Gurûb etdi o mâh-ı mânevî şems-i gurûb-âsâ
Der-i dergâh-ı Mevlâ’da geçip seksen sene ömrü
Penâhı dest-gîri Hazret-i Allah’a ilticâ
Müsemmâ-yı Muhammed’e eder elbet Hudâ rahmet
Kamu ihvân u ahbâbına merhamet ede Mevlâ
Gönülde yâr-i gārı hubb-i Mevlâ idi o zâtın
Muhabbet hâmili elbet bulur bir devlet-i vâlâ
Dilerim her dü-âlemde Cenâb-ı zü’l-Celâlî’den
Bu ümmet-i Muhammed’e erişe hikmet-i mânâ
MUHAMMED LUTFÎ’yi yâ Rab kerem bahrine gark eyle
Derûn-i gönlünü âb-ı hidâyet eyleye ihyâ
***
Gönül mâh-ı Muharrem’dir amândır şâd olup gülme
Düşün Âl-i Resûl’ü sen bu dehşetden gâfil olma
Muharrem’de esip bâd-ı hazân gülzâr-ı Muhtâr’e
Yanar canlar döker kanlar gözünden dâr-ı dildâre
Muharrem’de bütün ehl-i îmân feryâda gelmişdir
Bu mâhda Âl-i abâ gerdeni kana boyanmışdır
Huseyn evlâd-ı Zehrâ’dan güneş-veş kamer-i hikmet
O hurşîd-i muallâya erişdi bâkî bir dev let
O mahbûb-i Muhammed’dir Alî’nin kurret-i ayni
Şehâdet şerbeti sîr-âb edüpdür âl-i Huseyn’i
Feleklerde melekler âlem-i eşyâ edüp hayret
Neler gördü bu gaddârın elinden mâden-i şefkat
Severler Âl-i Mahmûd’u bilenler rûh-i vücûdu
MUHAMMED LUTFÎ’ye lutf-i İlâhî’dir eden cûdu
|