TEVHÎD DESTÂNI


Bir dâsitânım var mü’min-i dindâr
Her kim etmiş ise tevhîd-i dildâr
Kâdir u Kayyûm’u sever gönülden
Gece gündüz söyler aman yâ Gaffâr


Ehl-i tevhîd nûr-i ferâset ile
Görür gözü mihr-i hidâyet ile
Sefîne lücce’i seâdet ile
Varır menziline eder iftihâr


Kâinât gösterir vâcibü’l-vücûd
Olmasa olmazdı mahlukāt mevcûd
Hudâ bir olduğu eşyâda meşhûd
Güneşden ayândır ol çeşm-i bîdâr


Bu mahlûk varlığı hâlika delîl
Basîret ehli ol gel olma alîl
Tevhîdden mâ‘adâ yokdur bir sebîl
Mevcûdun mûcidi birdir âşikâr


Kurulmuş kubbe-i lâciverde bak
Âb u havâ güneş mahlûka tiryak
Seyretdiğin eşyâ gözlere müştâk
Gördüğün eşyâdır kitâb-ı esrâr


Pervâz eder uçar havada kuşlar
Kullardan gördüğün garib dervişler
Ebnâ-yı âdemde çokdur gidişler
Hak güneşden ezher şaşırma zinhâr


Her bir millet der ki hak-din bizimdir
Her bir âdem der ki hak-söz sözümdür
Herkes der ışıklı benim gözümdür
Hak gösterir kendin sarf eyle enzâr


Devrâne ebedî emîr halk eder
Bir katre su bir iklîme emr eder
Diğeri nasb eder anı kahr eder
Arslanları eder dârında berdâr


Bir dâne çekirdek olur bir şecer
Ser çeker per açar eflâke kadar
Bâr verür gün-â-gün emsâl-i güher
Bu kitâbı okur kimde irfân var


Vuhuş tuyur bir gayrete mâlikdir
Tarîkat-i seâdete sâlikdir
Gayreti olmayan âdem hâlikdir
Gayretliyi sever Hazret-i Cebbâr


Seyreyle baharda gül-gülistânı
Vech-i arâzîde kudret bostânı
Seherde bülbüller okur destânı
Hâtemü’l-enbiyâ Ahmed-i Muhtâr


Dilerse indirir tahtından şâhı
Âsumâne çıkar feryâd u âhı
Yerlere yapışır altın külâhı
Binlerce vukû‘u olmuş âşikâr


Bir çirkini verir güzel bir ferde
Görünce ol güzel gelür bin derde
Cânına ölüm arar her yerde
Zîr-i ibtilâda ağlar zârı zâr


Dilerse gedâyı eyler pâdişâh
Sürdürür saltanat etme iştibâh
Arslanı kuyuya bırakır rûbâh
Kāfları kaldırır bir kahr etse Kahhâr


Sabîler rahimde rızkın ne dedi
Doğmadan çıkarır memeden sütü
Ebeveyn sadrına merhamet kodu
Ederler hizmeti hürmeti tekrâr


Bir âdem hıfz eder yüz dört kitâbı
Şerh eder âyetde olan hitâbı
Her kimi ederse Hak intihâbı
Kaldırır vücûd-i esrârdan asdâr


Dilerse bir kula hikmet bildirir
Şerh eder sadrını rahmet doldurur
Gösterir guyûbât perde kaldırır
Gözlerine verir kudret iktidâr


Deryâlar devr eder ummâne gider
Katre katre olur Rahmân’e gider
Ehl-i ibret görür îmâne gider
Nûr-i mârifetle kalbi zıyâ-dâr


Bu dünyâya nice bel bağlayanlar
Malı çok oldukça çok ağlayanlar
Çürük eşyâları hep sağlayanlar
Ölüm gelür bir gün olur şerm-zâr


İhtiyâr oldukça eder gayreti
Cem-‘i emvâl içün çeker zahmeti
Kalbinde kalmamış hiç merhameti
Fakirler yanında olmuş bir gubâr


İnsâniyyet şerefini şer bilür
Sehâvetli olanları har bilür
Cü‘âl-veş kendisini ner bilür
Âdemiyyet nedir etmemiş ifkâr


Kendisine bugün merhamet etmez
İnsâf edüb râh-ı rahmete gitmez
Bu gaflet perdesin gözünden atmaz
‘Âmâ fâre gibi eyler iddihâr


LUTFİYÂ seyreyle bu cevlângâhı
Bu mahlûkun mutlak birdir ilâhı
Hâliku’l-eşyâdır âlem-penâhı
Rûz-i cezâ vardır eyleme inkâr