|
ERZURUMLU EMRAH 18. Yüzyılın sonunda Erzurum’un köylerinden birinde (Tambura'da) doğduğu, gerek halk inanışları gerek kendi şiirlerindeki anışlardan belli olan Emrah'ın 1855–1860 arasında, son yıllarını geçirdiği Niksar'da öldüğü kabul edilir. Daha açık bilgi -her zamanki gibi- yoktur. Eserlerindeki öğelerden ve divan şiiri yolundaki emeğinden anlaşıldığı gibi, hem yeterince öğrenim görmüş, hem tasavvuf yoluna yönelmiştir. Şiirlerinde geçen yer adlarının tekrarından Trabzon, Sivas, Kastamonu, Konya, Niğde illerini dolaştığı, çeşitli yerlerde kısa süreli serüvenler yaşadığı bellidir. Kendisine ilgi duyan ve koruyup esirgeyen edebiyat meraklısı kişilere konuk olarak bir kaç şehirde yerleşip yaşadığı, ev bark kurduğu da söylenmektedir. Emrahoğulları adıyla anılan ailelerin birbirinden uzak yerlerde yaşamakta oluşları, birçok yerde adına bağlı mezarların bulunuşu, şiirlerinin dilden dile geçerek yayılış genişliği kazanışı, aruzla yazdıklarının basılışı, asıl mezar taşının Niksar'da bulunması, onun ününün yaygınlığını gösteren işaretlerdir. Bu açıdan 19. yy'ın Dertli ve Seyrani gibi adı herkesçe bilinen bir kaç âşığından biridir. Divan şiiri yolunda da eserler vermiştir. Doğu Anadolulu bir saz şairi olarak hece vezniyle söylediği iki yüze yakın şiirin derlenmiş hali, kendisinin 19. yy'ın önemli âşıklarından biri olduğunu gösterir. Çağdaşlarından Tokatlı Nuri (Öl.1882) üzerinde belli etkileri vardır. Hayatının, değişik geziler, yerleşmeler, evlenmeler ve serüvenlerle dolu oluşu, Orta ve Doğu Anadolu'daki ününü arttırmış olmalıdır. İlgi çeken kişiliği ile eserine değer kazandırmış, şiirlerinin yayılıp bilinmesini sağlamış gibidir. 19.yy'daki âşık fasıllarında eserleri en çok okunanlardan biri olan Emrah, klasik edebiyat bilgisiyle üstünlük kazanarak etki sağlamış, iki yanlı çalışkanlığıyla geniş alanlarda duyulmuştur. Tasavvufi şiirleri belli bir değer düzeyinin üstünde değildir. Tasavvuf terbiyesini Erzurum’da Hacı Haşıl Efendi’nin dergâhında almıştır. Asıl ilginç yanı, saz şiiri geleneği yolundaki içten ve etkili aşk, gurbet şiirleridir. Şiirlerinin bir kısmı Ercişli Emrah'ın (17. yy) Selvi Han'la ilişkili halk hikâyesine de eklenmektedir. Ercişlinin bazı şiirleri de Erzurumlu Emrah'a mal edilmiş olabilir.
Türbesi – Niksar/Tokat
AĞALAR GURBETTEN GELDİM 1
Ağalar gurbetten geldim Geldim ki nazanım gitmiş Sılam bana hor göründü Salınıp gezenim gitmiş
İçmişim ezel şarabı Yine kavuştur yarabbi Destinde aşkın kitabı Okuyup yazanım gitmiş
Hasret içtim elde bade Oldu efgânım ziyade Ördek uçtu kaldı ada Göllerde yüzenim gitmiş
Bir dahi saz almam ele Mailim ben tatlı dile Top zülfünü ince bele Tarayıp düzenim gitmiş
Bir dahi içmeyem bade Kuzum seni vermem yade Süt beyaz üstüne sade Giyinip tozanım gitmiş
İstemem bahçeyi bağı İçirdiler bana ağı Beyaz fese penhe bağı Bağlayıp gezenim gitmiş
Bu dünya böyle kalırsa Küffardan öç alınırsa Va'de gelüben ölürsem Mezarım kazanım gitmiş
Dün gece gördüm düşümde Civan duruyor karşımda Tarihim mezar taşımda Okuyup yazanım gitmiş
Emrah eder nedir bela Baba düştüm gurbet ele Yine saz alayım ele Eyvah ki nazanım gitmiş
Emrah der ki hele hele Baba kalk gidelim yola Bir daha saz almam ele Sazımı düzenim gitmiş
AĞALAR GURBETTEN GELDİM 2
Ağalar gurbetten geldim Geldim ki nazenin gitmiş Bir daha saz almam ele Salınıp gezenim gitmiş
Aynasın verin dizine Sürmesin çeksin gözüne Siyah zülfün mah yüzüne Tarayıp düzenim gitmiş
İçmişem ezel şarabı Gine kavuştur yarabbi Destinde aşkın kitabı Okuyup yazanım gitmiş
Bir dahi içmenem bade Sırrımı vermenem yade Uçtu gövel kaldı yada Göllerde gezenim gitmiş
Emrah'ım ben de varırsam Düşmandan hayıf alırsam Vadem yeter ben ölürsem Kabrimi kazanım gitmiş
BAD-I SABA SELAM SÖYLE O YÂRE 1
Bad-ı saba selam söyle o yare Mübarek hatırı hoş mudur nedir Nideyim yitirdim bulamam çare Mestan ela gözler yaş mıdır nedir
O nazlı canana uğrasa yollar Bize mesken oldu kahveler hanlar Yârin meclisinde oturan canlar Hesap etsin yıllar boş mudur nedir
Eğil güzel eğil saçın sürünsün Aç beyaz göğsünü memen görünsün Evvel benim idin şimdi kiminsin Gündüzün hoş geçen düş müdür nedir
Emrah eder can bülbülüm kafeste Benim arzuhalim bildirin dosta Kendim gurbet elde gönlüm sılada Gitmiyor kervanım kış mıdır nedir
BELALARA Bin kere nasihat eyledim sana, Gönül düşme dedim bu deryalara, Sen guş huşunu vermedin bana, Düşürdün başımı ne belalara.
Vaktin dilberinde namus ar olmaz, İkrarında sabit ber-karar olmaz, Aldatırlar seni sana yar olmaz, Gönül niçün düştün bi-vefalara.
Münafık sözüne gel gitme beyim, Hatır-ı mahzunum incitme beyim, Dert-ment Emrah'a cevr etme beyim, Zira dayanılmaz bu cefalara.
BİLMEZ Surette Mevlaya aşık olanlar, Surette kâkül-i Leyla'yı bilmez, Arayıp dünyada Hakk'ı bulanlar, Değil kim dünyayı ukbâyı bilmez.
Devlet-i dehr içre olanlar mesrur, Derunu harabdır birunu ma’mur, Safi dil olmayan sofi-i mağrur, Çektiği gussa-i esmayı bilmez,
Emrahî akıbet olursun fani, Tutalım ki oldun Yusuf'u sani, İsbat-ı Hak edüb nefsini tanı, Nefsini bilmeyen Mevla'yı bilmez.
BİR NAZENİN BANA GEL GEL EYLEDİ Bir nazenin bana gel gel eyledi Varmasam incinir varsam incinir Beyaz gerdanından ince belinden Sarmasam incinir sarsam incinir
Kaşına çekilmiş kudret kalemi Görmemiş dünyada derd ü elemi Her sabah her akşam verir selamı Almasam incinir alsam incinir
Gene görünüyor yârin illeri Başımızda esen sevda yelleri Yârin bahçesinde gonca gülleri Dermesem incinir dersem incinir
Nereden nereye sevmişim yâri Ateşi komuyor yakıyor beni Âşık Emrah sever böyle bir canı Sevmesem incinir sevsem incinir
BİR SABAH UĞRADIM GÖL KENARINA
Bir sabah uğradım göl kenarına Sunam beni gördü yüzmeye durdu Çalındı çırpındı çıktı kenara Ela gözlerini süzmeye durdu
İstedim kendimi bu göle atam Elimi uzatıp yavrumu tutam Bir hayal eyledim sarılıp yatam Vefasız gönlümü üzmeye durdu
Emrah şahin almış bugün yalçını Yel estikçe döker bele saçını Arzuhal eyledim visal bacını İnci dişlerini dizmeye durdu
BİZ TARİK-İ AŞKIN ÂŞIKLARIYIZ
Biz tarik-i aşkın âşıklarıyız Baş ü can vermişiz canan bizimdir Ne gamdan kaçarsın divane gönül Kâşane bizimdir mihmân bizimdir
Bu nükte yetmez mi arife kâfi Sırra mahrem olan eylemez lâfı Çık aradan sufî değilsen sâfî Tekke-i aşk içre devran bizimdir
Emrah bu makamda olandır velî Hakk'a yakın halka görünür deli Elbet hatâ bizde demişiz belî Yazılan ahd ile peymân bizimdir
BİR TİPİYE YAKALANDIM
Bir tipiye yakalandım yaz günü Nasıl iştir anlamadım ne bilem Ak düştü saçıma ararım dünü Nasıl iştir anlamadım ne bilem
Bilemedim bahar ile yazımı Felek bilmem çektiğime razı mı? Elim tutmaz çalamam ki sazımı Nasıl iştir anlamadım ne bilem
Âşık emrah figan ile zar ile Yarelendi yürek bir çift söz ile Dost selamın almaz tatlı dil ile Nasıl iştir anlamadım ne bilem
BİZİM SAHRALARIN BAŞI Bizim sahraların başı Duman duman pare şimdi Sevişmesi ne hoş olur Ayrılması yaman şimdi
Erisin dağların karı Ben çekerim ahu zarı Kadir mevlam gönder yari, Gönül ister hemen şimdi
Benim yârim şimdi çıkar Çıkıp da yollara bakar Emrah'ı odlara yakar Boyu selvi, revan şimdi
BU BAĞI ÂLEMİ GEÇİRME BÖYLE
Bu bağı âlemi geçirme böyle Bir körpe goncasız taze fidansız Hele ben görmedim gördüğün söyle Var mıdır ki bir aşk didesi kansız
Sofu benden sorma sevdayı sual Süleyman' da dahi var idi bu hal Aşık olan elbet sevmez mi cemal Yanar mı pervane şemasız ansız
Gelsin şu halimi görsün inansın Allah' tan korkmazsa kuldan utansın Dilerim Allah'tan beş beter yansın Pek yaktı canımı dinsiz imansız
BU GÖÇÜ ORDAN GÖÇÜRDÜM Bu göçü ordan göçürdüm O dağ olmaz bu dağ olsun Şeydâ, garip bülbül gibi O bağ olmaz bu bağ olsun
Yâri götürdüm yaylama Sevda derler gel kınama Bir yara vurdun sîneme Hançer olmaz bıçağ olsun
Emrah der kapında kulam Dîdemde ummana dalam Al yanaktan buse alam Yanak olmaz dudağ olsun
BUGÜN BEN BİR GÜZEL GÖRDÜM
Bugün ben bir güzel gördüm Bakar cennet sarayından Kamaştı gözümün nuru Onun hüsn-ü cemalından
Salındı bahçaya girdi Çiçekler selama durdu Mor menekşe boyun eğdi Gül kızardı hicabından
Bahçenin kapısın açtım Sandım ki cennete düştüm Sevdim coştum helâllaştım Buse aldım yanağından
Bahçenin kapısı daldır Dalında öten bülbüldür Emrah da bir edna kuldur Bağışla geç günahından
BUGÜN SABAH İLE Bugün sabah ile visal-i yârdan
BU MERAL BAKIŞIN EY PER-İ SURET Bu meral bakışın ey per-i suret Çok açtı bağrımda yara gözlerin Bilmem huri midir yoksa ki afet Yakar baktığını nara gözlerin
Dilden işvelenip mestane süzer Gamzelerin oku bağrımda gezer Bir kez iltifatla eylese nazar Olur şu gönlüme çare gözlerin
Emrah'ı âlemde bîkarar ettin O nihan aşkını aşikâr ettin Aklımı fikrimi tar ü mar ettin Fitne bakışları kara gözlerin
BUNCA ZAMAN OLDU
Bunca zaman oldu ey kaşı siyah Oldu gül yüzüne hasret gözlerim Senden gayrisine eylemez nigah Günde görse yüz bin suret gözlerim
Kan ağlar visale ereyim deyi Tomurcuk gülleri dereyim deyi Bir de mah cemalin göreyim deyi Kaldı baka baka hasret gözlerim
Emrah der üzüldü senden elim yar Ya kime söyleyim vasfı halim yar Behey mürüvvetsiz kanlı zalim yar Çok gördü yolunda mihnet gözlerim
BU SUZ-İ ZULMETTEN
Bu suz-i zulmetten divana gönül Neyleyim bir kerre azad olaydı Cevr ile yıkılan virane gönül Nail-i vasl olup abad olaydı
Bağ-ı vuslat olsa biganelere Baykuş ser çekmezdi viranelere Yanıp yakılmadan pervanelere Ateşten olurdu imdad olaydı
Emrah'ını saldın bu ateşlere Bak gözümden akan kanlı yaşlara Böyle çalınmazdım taştan taşlara Felekte ikbalim küşad olaydı
BÜLBÜL OLMUŞ GÜLİSTANI BEKLERİM Bülbül olmuş gülistanı beklerim Geçti cahil ömrüm gülizâr deyu Azgındır yaralar kabul etmezem Ya kime varayım yaram sar deyu
Bir gün bile dost bağına girmedim El uzatıp gonca gülün dermedim Dünya güzeline gönül vermedim Benim sadâkatli yârim var deyu
Emrah devran sürsün bezminde ağyar Bu gam diyarında ben kılayım zâr Sen tek başına gez taş yürekli yâr Ben de böyle dolanayım yâr deyu
DEDİM DİLBER DİDELERİN ISLANMIŞ Dedim dilber didelerin ıslanmış Dedi çok ağladım sel yarasıdır Dedim dilber ak gerdanın dişlenmiş Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır
Dedim dilber sana yazılmış kanım Dedi niçün böyle edesin sultanım Dedim teşne vermiş ince miyanın Dedi ben sarıldım kol yarasıdır
Dedim seni saran serini vermiş Dedi beni saran murada ermiş Dedim peri yanaklarının kızarmış Dedi çiçek sokdum gül yarasıdır
Dedim dilber Emrah aklımı aldın Dedi sevdiğine pişman mı oldun Dedim dilber niçin sarardın soldun Dedi hep çekdiğim dil yarasıdır
DEYİŞ Dedim: Dilber, sen de sevdakâr mısın? Dedi: Senden evvel nâra ben yandım. Dedim: Doğru söyle, bana yâr mısın? Dedi: Sadık yârim, gönülde andım.
Dedim: Gel, ağyarı feramus eyle! Dedi: Terk eyledim, gönlüm hoş eyle. Dedim: Gam-ı aşkı sen de nûş eyle. Dedi: Çoktan anı nûş edip kandım.
Dedim: Gerdanına benler dizilmiş. Dedi: Görenler bağrı ezilmiş. Dedim: Mahmur musun gözler süzülmüş? Dedi: Hâb-ı nazdan yeni uyandım.
Dedim: Emrah gibi var mı âşıkın? Dedi: Elbet benim senin lâyıkın. Dedim: Halinden bil bağrı yanığın! Dedi: Bilmez idim, şimdi inandım.
DİNLEYELİM DAĞ BAŞINDA FİGANI Dinleyelim dağ basında figanı Görelim ne demiş o Leylî Leylî İkimiz de oturalım diz dize Bir de hu çekelim hu Leylî Leylî
Felek çakmağını üstüme çaktı Beni bir onulmaz derde bıraktı Vücudum şehrini odlara yaktı Yandım ateşine su Leylî Leylî
Felek kemendini eyledi çengel Yâre varam diyom koymuyor engel Ölürsem sevdiğim üstüme sen gel Çeşmin yaşı ile yu Leylî Leylî
Daim dilimizde Hakk'ın kelâmı Uğra dost yanına eyle selâmı İsmini sorarsan Emrah gulamı Daim aklımızda o Leylî Leylî
DÜŞEM YOLLARA Tutam yâr elinden tutam Çıkam dağlara dağlara Olam bir yaralı bülbül İnem bağlara bağlara
Birin bilir birin bilmez Bu dünya kimseye kalmaz Yâr ismini desem olmaz Düşer dillere dillere
Emrah eder bu günümdür Arşa çıkan tütünümdür Yâra gidecek günümdür Düşem yollara yollara
EL ALDI GİTTİ Çağrışır bülbüller gelmiyor bağban Hoyrat dost bağından gül aldı gitti.. Yüz bin mihnet çektim bir bağ bezettim Yari ben besledim el aldı gitti..
Nice mihnet çektim bin daha gerek Hayli ömür ister bir daha görek Nazlı yârim aldı o kanlı felek Aktı gözüm yaşı sel oldu gitti..
Nazlı yardan kem haberler geliyor Dostlarım ağlıyor düşman gülüyor Dediler ki sefil Emrah ölüyor Kimi kazma kürek bel aldı gitti..
EL ÇEK TABİB EL ÇEK YARAM ÜSTÜNDEN El çek tabib el çek yaram üstünden Sen benim derdime deva bilmezsin Sen nasıl tabibsin yoktur ilacın Yaram yürektedir sara bilmezsin
Sana derim sana ey kalbi hayın Kimseler çekmesin feleğin yayın Yıkıp harab ettin gönül sarayın Alıp bir taşını koya bilmezsin
Emrah'ım dinledin benim sözlerim Muhabbetin can evimde gizlerim Ne duruyon ağlasana gözlerim Bir daha yârini göre bilmezsin
ELÂ GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER Elâ gözlerini sevdiğim dilber Sen benim derdimden devâ bilmezsin Sen nasıl tabipsin yoktur ilâcın Yürekte yaramı sara bilmezsin
Sana derim sana ey kalbi hayın Kimseler çekmesin feleğin yayın Alıp harap ettin gönül sarayın Alıp bir taşını koya bilmezsin
Emrah eydür yalan oldu sözlerim Muhabbetin can evimde gizlerim Ne durursun ağlasana gözlerim Gitti kaşı kara, göre bilmezsin
FİDAN Sabahtan uğradım ben bir fidana Dedim mahmur musun, dedi ki yok yok Ak elleri boğum boğum kınalı Dedim bayram mıdır, dedi ki yok yok
Dedim inci nedir, dedi dişimdir Dedim kalem nedir, dedi kaşımdır Dedim on beş nedir, dedi yaşımdır Dedim daha var mı, dedi ki yok yok
Dedim Erzurum nen, dedi ilimdir Dedim gider misin, dedi yolumdur Dedim Emrah nedir, dedi kulumdur Dedim satar mısın, söyledi yok yok
GENE BAHAR OLDU AÇILDI GÜLLER Gene bahar oldu, açıldı güller Bülbül-ü şeydalar bağlarda gezer. Bir saçı Leylâya meyil verenler Elbet Mecnun olur, dağlarda gezer.
Ne sönmez ateştir aşkın ateşi Gittikçe artırır serde savaşı Yâr senin aşkından çeşmimin yaşı Bahar seli gibi çağlar da gezer.
Emrah tek tıfıldan bağrı yanıklar Bezm-i muhabbete kalbi sadıklar Maşukundan cüda düşen âşıklar Ruz-ü şeb ah eder ağlar da gezer.
GÜL YÜZÜNÜ GÖRÜP
Gül yüzünü görüp divane oldum Beni mahzun etti sevdan sevdiğim Cemalin şemsine pervane oldum Salarım kendimi nara sevdiğim
Nazar kıl aşkına ömrümün varı Sinemin zalımına melhem ol gayrı Gel Kerem et bana lütfeyle bari Sensin her derdime deva sevdiğim
Sen saçı Leyla'ya olmuşum Mecnun Görmedim sen gibi bir güzel Toygun Bu Emrah kulunu eyleme mahzun Razı olmaz buna Hûda sevdiğim
GÖNÜL GİTMEK İSTER GURBET İLLERE Gönül gitmek ister gurbet illere Velâkin bizleri yar eğlendirir Ezelden mailiz gonca güllere Bülbül-i şeydayı zar eğlendirir
Bülbül gibi kaldık güller içinde Gözümüz kan ağlar seller içinde Biz ehl-i harabız iller içinde Bizi ancak namus ar eğlendirir
Bir sözüm var aşikare söylenmez Söylesem de nazlı yarca dinlenmez Zincir ile bağlasanız eğlenmez Emrah'ı zülfünde yar eğlendirir
GÖNÜL GURBET ELE ÇIKMA Gönül gurbet ele çıkma Ya gelinir ya gelinmez Her dilbere meyil verme Ya sevilir ya sevilmez
Yöğrüktür bizim atımız Yardan atlattı zatımız Gurbet ilde kıymatımız Ya bilinir ya bilinmez
Bahçemizde nar ağacı Kimi tatlı kimi acı Gönüldeki dert ilacı Ya bulunur ya bulunmaz
Deryalarda olur bahri Doldur ver içeyim zehri Sunam gurbet elin kahrı Ya çekilir ya çekilmez
Emrah der ki düştüm dile Bülbül figan eder güle Güzel sevmek bir sarp kale Ya alınır ya alınmaz
GÜZEL SALLANARAK NERDEN GELİRSİN Güzel sallanarak nerden gelirsin İşin nedir maslahatın sevdiğim Kaldır nikabını görem yüzünü Balaban bakışlı gözün sevdiğim
Ay doğa da altın başın parlaya Gün değe de top zülüfler terleye Seni bastırmayım kuru yerlere Gül döşeyim yollarına sevdiğim
Tan yıldızı gibi parladın çıktın Gören âşıkların bağrını yaktın Güzel turna mısın gölden mi kalktın Al valasın yeşil başın sevdiğim
Benim yârim porsuk bağlar başını İnci imiş sedef sandım dişini El yanında baksam yıkar kaşını Tenhalarda gülüşünü sevdiğim
Kıymetli ırak uzak dediler Zülüfü gerdana tuzak dediler Hay vah Emrah'a yazık dediler Ağlama hey gözün yaşın sevdiğim
HAYAL HAYAL OLMUŞ KARŞIKİ DAĞLAR Hayal hayal olmuş karşıki
dağlar
HAZÂN İLE GEÇTİ GÜLŞENİ BUSTAN (KOŞMA) Hazân ile geçti gülşeni bustan Eyler dertli bülbül zâr garip garip Haraba yüz tuttu bezmi gülistan Ağla şimden geru var garip garip.
Hançeri feleğin ucu ciğerde Gittikçe artıyor yara bu serde Diyarı gurbette tutuldum derde Gel tabip yaramı sar garip garip.
Emrah bizim elin gonca gülleri Açılmıştır öter dost bülbülleri Ben sefil sergerdan gurbet elleri Gezeyim bir zaman yâr garip garip.
HEY EFENDİM EVVEL BAŞTAN
Hey efendim evvel baştan Kuran min'di hece min'di İstersen âleme danış Gündüz min'di gece min'di
Melekler ol hakkın hası İblis olmuş ana asi Gökten ol kudret lokması Toka min'di aça min'di
Melekler saf saf dizildi İblisin bağrı ezildi Dört kitap nerde yazıldı Yoksa gökten hoca min'di
Sefil Emrah derki yardır Dünyada dört kitap vardır Beytullahın üstü nurdur Şama min'di hacca min'di
İKİ KAŞLARI KARANIN İki kaşları karanın Ah elinden vah elinden Siyah perçem mâhparenin Dâd elinden vah elinden
Ağ elleri nakışlının Ağca ceylân bakışlının Vurup bağrım yıkışlının Ah elinden vah elinden
Ağ elleri kınalının O gözleri sürmelinin Emrah eydür şu sunanın Dâd elinden ah elinden
İKSİR-İ ÂZAMDIR İksir–i âzamdır, nutku
ehlullah Mürde: Ölü İnfisâl: Ayrılma, uzaklaşma İmtisâl: Ayrılmamak üzere inkıyad etme, uyma İksir: Tüm kıymetsiz şeyleri altına çeviren, her derde deva ilaç Hakî: Toprağı, topraktan olanı İhfâ: Gizlemek Kâl: Söz
KEREM KIL EY SAKİ
Kerem kıl ey saki yüz verme bana Gönül o yüzlerden fariğdi gitti Sevda illetinden açma söz bana O illet bana bir nar idi gitti
Evvelden gül gibi olurdum handan Şimdi bülbül gibi kalmışım giryan Ya nice ağlayıp etmeyim efgan Yârim sadakatli yar idi gitti
Gözlerim yarin muvafık ismi Hüsnüne düşmüştür mutabık ismi Ne zaman okunsa bir âşık ismi Derler ki Emrah var idi gitti
NE FERYAT EDERSİN DİVANE BÜLBÜL Ne feryat edersin divane bülbül Senin bu feryadın gülşene kalsın Bu dünyada eremezsem murada Huzur-u mahşere divana kalsın
Nesin meth edeyim bir kaşı kare Sen açtın sineme onulmaz yare Dünya tabib gelse derdime çare Derdimin dermanı Lokman'a kalsın
Bir yar için geçtim can ü
serimden
NE VEFASIN GÖRDÜM BEZM-İ CİHANIN
Ne vefasın gördüm bezm-i cihanın Kan ile pür olsun peymâneleri Ne lütfunu gördüm pîr-i mugânın Başına yıkılsın meyhaneleri
Çok çektim feleğin cevr ile kahrın Bin kerre nûş ettim tas ile zehrin Boş olsun şarabı sâki-i dehrin Lebinden emzirmez mestaneleri
Emrahi beyhude sanma emeğin Elbette dergâha geçer dileğin Kırılsın dişleri çarh-ı feleğin Nice hor eylemiş merdaneleri
SEVDİĞİM GURBETTE
Sevdiğim gurbette yeter yad oldum Gözlerim kan ağlar dilim dad eyler Küçücükken gözüm açıp gördüğüm Bana senden gayrı kim imdad eyler
Ben de bilmem ne diyardan olduğum Hasretinden sararıp da solduğum El bağlayıp divanına durduğum Ne öldürür beni ne azad eyler
Açılmadı şu dağların lalesin Yıktın viran ettin ömrüm kalesin Emrah eder çok çekmişim belasın Beni koymuş yad elleri şad eyler
SUZ-İ HİCRANINLA
Suz-i hicranınla boyanmış gönül Bir katre lalinden içse kanar da Eğer yanmaz isen bu nar-ı aşka Şu ah u vahımdan kalbini yar da
Ben feda etmişken can ile teni Sen uyup ağyara terk ettin beni Ey gonca dehanım el kınar seni Bülbül yuvasında olsa kanarya
Emrah sana yeter hayal-i vuslat Hayal ile budur gönül meserret Gülüm sağ olsun da etmesin ülfet Elbet rahme gelip bir gün anar ya
ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE
Halep'ten gelmiştir dalı Öter bülbül gibi dili Yemen'den alınır teli Şeytan bunun neresinde
Aşkın narına dalmışım Mürşidi kâmil görmüşüm Dersimi pirden almışım Şeytan bunun neresinde
Tarikatta ben de oldum Taliplere bir bir sordum Hakikat yolunda kaldım Şeytan bunun neresinde
Er isen yolunu göster Gizleme kendini göster Er olandan nişan ister Şeytan bunun neresinde
Müftü gibi yalan demez Söyler dili dolan bilmez Hâkim gibi haram yemez Şeytan bunun neresinde
Ali üryandır ceddimiz Mürşidi kâmil kendimiz Tarikat yolu bendimiz Şeytan bunun neresinde
Tarikat yolu bent oldu Söyleyeni Emrah oldu Derd ü sırrım yürek oldu Şeytan bunun neresinde
ŞİMDEN GERÜ NAZLI YÂRE KÜSKÜNÜM
Şimden gerü nazlı yâre küskünüm Yıktı hatırımı barışmam gayrı Âlem gelip bana rica ederse Çevirdim yüzümü görüşmem gayrı
Güzel keklik gibi kafeste olsa Altın vezni ile cevahir tartsa Yarın mahşer günü şefaat etse Giderim mahşere görüşmem gayrı
Bu yıl da Emrahi yarsız kışlasın Varır isem o yar beni taşlasın Şimden gerü bildiğini işlesin Hiç bir umuruna karışmam gayrı
ŞU KARŞIKİ KARLI DAĞLAR
Şu karşıki karlı dağlar Pare pare duman şimdi Sevişmesi bir hoş ama Ayrılması yaman şimdi
Gülün çevresi har m'ola Çektiğin ah ü zar m'ola Acep beni anar m'ola Ol kaşları keman şimdi
Arasam yâri bulurum Yoluna serim veririm Bir gün görmesem ölürüm Gör n'eyledi yaman şimdi
Emrah'ım kapıya çıkar Çıkar da yollara bakar Aşıkı odlara yakar Boyu uzun fidan şimdi
VERİR Sofi müselles der içer şarabı, Gelir nısfet ile nasihat verir, Sim gibi aguşa çeker dilberi, Sorsan eğer başka bir suret verir.
Bazı dervişler var tarikte seyyah, Sorsan tarikattan değildir agâh, Bir destur öğrenmiş bir de eyvallah, Yoktan mürîdana bir himmet verir.
Sofi senin fendin bana yalandır. Suretperest olmak dîne ziyandır, Bilmezsin içtiğin peymane kandır, Ayine-i kalbe kudüret verir.
Emrah hevadan geç istersen cemal, Terk-i heva ile kesb olur kemal, Bu dil bu güttüğü bu bî-hude kal, İki âlemde de nedamet verir.
VİSAL-İ CANANI SALDIM
Visal-i cananı saldım gümândan Ne dildarım kaldı ne zarım kaldı Muhabbet riştesin kestim cihandan Ne ağyarım kaldı ne yarim kaldı
Nar-ı aşka saldım ahir ben beni Ateşlere yandı akıl hirmeni Harabe yüz tuttu gönül gülşeni Ne gülzârım kaldı ne harım kaldı
Bir yere cem oldu aşk ile sevda Emrah'ı ettiler âleme rüsva Akıl sermayesin ettiler yağma Ne efkârım kaldı ne varım kaldı
ZİNCİR-İ ZÜLFÜNDE
Zincir-i zülfünde şu garip gönlüm Ne yüz buldu ne kurtuldu ne çare Yar senin yoluna gülşen-i ömrüm Geçti gazellendi soldu ne çare
Fülk-i aşk bihar-ı canda gezerken Gönülden gönüle kam alam derken Gurbet diyarında hicranda iken Gönül bu hasretle doldu ne çare
Emrah iki gözüm olmuştur ırmak Vermedi muradı neyleyim ol hak Fayda vermez artık yâre yalvarmak Gayrı demek olmaz oldu ne çare
|
|||