GAZEL

(Fuzûlî)

1)  

Ey melek simâ ki senden özge hayrandur sana

Hak bilür insân demez her kim ki insandur sana

(Ey melek yüzlü ki, senden başka "herkes" sana hayrandır. Allah bilir, insan olan sana insan demez. "Melek der")

Bu beyti izah etmeden evvel bu dünyanın tasavvufi cephesine dair birkaç söz söylemek zarureti vardır.

Tasavvufta hüsn-i mutlak, tek var olan Hakk'tır. Güzellik insanda tecelli eder. Çünkü insan, bütün varlığı ile, ancak insanda tecelli eden güzelliğe bağlanır. İnsanda ise Hakk'ın güzelliği tecelli eder. Tasavvuf ile alâkadar olan Divân Edebiyatı şâirleri bir insan güzelliğine karşı aşklarını söyledikleri zaman onun şeffaf varlığından geçip güzelliğin hakiki sahibi olan Allaha tevveccüh ederler. Buna dair şiirlerinde ekseriya bir ip ucu bulunur. Bunlara çok dikkat etmek icap eder. Sevgililer hemen daima mücerrettir, Bazı şâirlerde bilhassa tarikata uzak olanlarda mecazi aşk terennüm edilir. Fakat o da gayet ihtiyatlı ve afifânedir. Bu gibi incelikleri uzun bir iştigal neticesinde görebilmek kabildir. Şimdi beyti ele alalım:

Melek kelimesinin hakiki ma'nâsı kudrettir. "Ey kudret şeklinde bize kenedisini gösteren" suretinde alırsak bu hakiki güzel olan Allah'tır. Çünkü kendinden başka herkes ona hayrandır.

Melekler, ecsâm-ı lâtife-i nûrâniyedir. Yani maddeden mücerret nûr şeklinde varlıklardır. Kur'ân-ı Kerim'de; “Allah yerlerin ve göklerin nûrudur...” (Allahü nûrü's- semâvati ve'l-arz...ilh Sure 24, Ayet 35)

Sonra meleklerde yemek, içmek, erkeklik, dişilik yoktur. Yani insanlara benzemezler.

Seni görenler eğer insan ise yani şuur, idrak ve irfan sahibi iseler "Allah bilir ki" yemin ederim ki, sana insan demezler.

Fuzûlî burada da "Hak bilür"i iki ma'nâda kullanılıyor:

1. Yemin ederim ki, Allah bilir ki

2. Sana insan demez, seni Hak olarak bilir ve tanır.

O halde anlaşılıyor ki, Fuzûlî'nin bir iki karine ile söylemek istediği melek-sima sevgilinin, Hüsn-i Mutlakın bir tecellisi olduğudur. Divân şâirleri melek, peri, insan, hûri kelimeleriyle tenasüp san'atı yaparlar. Burada da insan ile meleği bir arada zikrediyor.

2)  

Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı câvidan

Zinde-i câvid ana derler ki kurbandur sana

(Sana canını vermeyen ebedi hayata erişemez. Ebedi diri ona derler ki sana kurbandır.)

Can madde hayatının devamını sağlar. Bu maddi hayatı sana verme- yen Yani kendini Allah'ta yok etmeyen, fenâfillâha erişmeyen ebedi ha- yata nail olmaz. Çünkü fenâfillâhın neticesi bekabillâh yani Allah ile bâki olmaktır. Ebedi diri, Allah'a kurban olan, bir ma'nâda onun yolunda kendini yok eden bir ma'nâda da Allah'a yakın olandır. Çünkü kurban, hakikatta yakınlık demektir. Şimdi melek-sima'nın siması meydana çıkıyor.

3)  

Âlemi pervâne-i şem'-i cemâlün kıldı ışk

Cân-ı âlemsin fidâ her lâhza min candur sana

(Aşk bütün âlemi güzelliğinin mumu etrafında pervane etmiştir. Sen âlemin canısın, her lâhza bin can sana feda olsun.)

O kadar güzelsin ki âlem senin güzelliğinin mumu etrafında pervane gibi dönüp o ateşte kendini yok etmek, yakıp mahvetmek istiyor.

Âlem bir bedense, onun canısın. Hayatı, varlığı senden alıyor. Yani Vacibü'l-vücutsun. Böyle olunca her lâhza sana bin can fedadır. Çünkü Zat-ı Hakk'ın kendisi cân-ı âlemdir. Can esasen onundur. Her lâhza bir pervane ateşe düşüp yanıyor. Âlem de pervane gibi dönüyor.

Divân Edebiyatında mumun fitili candır. Çünkü yanan odur. Güzel- lik bir mum, yanan fitili sensin demek istiyor. Fuzûlî:

Yandı cânum hicr ile vasl-ı ruh-ı yâr isterem

Derdmend-i fürkatem dermân-ı didâr isterem

 

Beyti ile mumu tasvir ediyor. Mum sabaha kadar yanar, güneş doğunca söner. "Ruh-ı yâr" sevgilinin yanağı ise güneştir. Hak gelince bâtıl gider. Güneş doğunca benlik mumu söner, ölür.

4)  

Âşıka şevkunla cân vermek inen müşkil degül

Çün Mesih-i vaktsen cân vermek âsandur sana

(Hararetli, içi yanan bir aşkla canını sana vermek o kadar müşkil değildir. Çünkü vaktin İsa’sısın âşıka can vermek sana kolaydır.)

Aşkla içi yanan âşık, sana kolayca canını verir. Mademki sen vaktin İsa’sısın ve İsa’nın mucizesi de ölüyü diriltmektir, âşık s ana kolayca can verir. Tasavvufta var olan tek, Vacibü'l-vücuttur. İsa ise onun bir mazharıdır. Allah'ın ihyâ sıfatına mazhar olmuştur. Bu melek-sima da Allah'ın güzelliğinin bir mazharıdır. Bu güzel, İsa gibi âşıka tekrar kolayca can verir, onu diriltir. Bu suretle âşık bekabillâha erişir.

5)  

Çıkma yârum geceler ağyar ta'nından sakın

Sen meh-i evc-i melâhetsen bu noksandur sana

(Ey sevgilim, geceleri sokağa çıkma, çünkü başkaları sana ta'n ederler, kötü söylerler. Sen güzelliğin en yüksek noktasında bulunan bir aysın, bu senin için noksandır.)

O zaman geceleri gezenler hoş görülmezdi. Herkes güneş batınca evine çekilirdi. Hele gece gezen bir sevgili, bir güzel olursa.

Bu beytte yârum, sevgilim kelimesi "yarım" olarak da okunur. O zaman iki ma'nâsı vardır:

1. Gece yarıları

2. Geceleri yarım olarak.

Gece çıkmak dahi hoş görülmeyen bir şey olduğu halde, gece yarısı çıkmak herkesin kötü yorumuna maruz kalmaktır.

Güzelliğin evcinde yani en yüksek noktasında olan ay bedr-i tamdır, dolun aydır. Bedr-i tam ise akşamdan doğar, gece yarısı doğmaz. Bedr-i tam gece yarısı yarım olarak görünürse muhakkak husuf vardır. Yani ay tutulması. O zaman görenler gürültü yaparlar, teneke çalarlar, taş atarlar. Ağyar ta'nı budur. Ta'na uğramak ve bedr-i tamın yarı görünmesi bir noksandır. Zaten dolun ay gece yarısı çıkmayacağı için bu lüzumsuz bir is- tektir.

Fuzûlî, bu beyitte sevgilinin bedr-i tam olduğunu yani Hakk'ın güzelliğini mümkün olan en tam şekilde aksettirdiğini söylemek için gece çıkmak hadisesini bir bahane olarak kullanıyor.

6)  

Pâdişâhum zulm edüb âşık seni zâlim demiş

Hûb olanlardan yaman gelmez bu bühtandur sana

(Padişahım, âşık sana zulüm isnad ederken kendisini zulmetmiş. Güzel olanlardan kötü şey gelmez. Bu sana iftiradır.)

Âşık sevgilisinde Hakk'ın güzelliğini görmezse, sevgiliden gelen cevir ve cefayı zulüm telâkki eder. Bu suretle iyiye kötü dediği için kendisi zâlim olur. Çünkü Hak, aynı zamanda hayr-ı mutlaktır. Ondan gelen cefa dahi olsa bir ihsandır.

Güzellerden kötü şey gelmez. O halde Hak'tan gelen her şey güzeldir. Kur'an-ı Kerim'de müteaddit yerlerde "Allah adildir, zulmetmez" buyuruluyor. Onu teslimiyet ve rıza ile karşılamak lâzımdır. Nitekim Fuzûlî bunu takip eden beytte bunu söylüyor.

7)  

Ey Fuzûlî hûb olanlardan tegâfüldür yaman

Ger cefâ hem gelse anlardan bir ihsandur sana

(Ey Fuzûlî, güzeller âşıkları görüp tanımamazlıktan gelir, onlarla hiç alâkadar olmazlarsa asıl bu kötüdür. Onlar tegafül etmeyip cefâ etseler sana bir ihsandır.)