![]() SU KÂSİDESİ
Mehmed Bin Süleyman
(FÛZÛLÎ)
Düzenleyen: Dr. Necati Aksu
(Şubat – 2020)
|
||
|
بسم الله الرحمن الرحيم
Fâilâtun / Fâilâtun / Fâilâtun / Fâilun
صاچمه ای كوز اشكدن كوكلمدەكي اودلاره صو كیم بو دكلو دوتشان اودلاره قیلمز چاره صو
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlâre su Kim bu denlü dûtuşan odlârâ kılmaz çâre su
Ey göz! Gönlümdeki içimdeki ateşlere gözyaşımdan su saçma. (Ki) Bu denli tutuşan ateşlere su fayda etmez.
Eşk: Gözyaşı.
آبگوندر كنبد دوار رنكى بيلمزم يا محيط اولمش كوزومدن كنبد دواره صو
Âb gündur günbed-i devvâr rengi bilmezem Yâ muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su
Dönüp duran (gök) kubbenin rengi su renginde midir, yoksa gözümden akan yaşlar mı dönen kubbeyi kaplamıştır?
Âb: Su.
ذوق تيغكدن عجب يوخ اولسه کوكلم چاک چاک کيم مرور ايلەن براقور رخنەلر ديواره صو
Zevk-i tîğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk Kim mürûr ilen bırakur rahneler dîvâre su
(Ey sevgili!) Senin kılıcının (kılıca benzeyen keskin bakışlarının) zevkinden gönlüm parça parça olsa da buna şaşılmaz. (Nitekim) Su da aka aka duvarda yarıklar meydana getirir.
Tîg: Kılıç.
وهم ايلن صويلر دل مجروح پيكانك سوزين احتياط ايلن ايچر هر كيمده اولسه ياره صو
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânın sözün
Vehm: Kuruntu, yersiz korku.
صويه ويرسون باغبان گلزارى زحمت چکمسون بر گل آچيلمز يوزك تک ويرسه بيك گلزاره صو
Suya versün bâğbân gülzârı zahmet çekmesin Bir gül âçılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su
Bahçıvan, gül bahçesini sele versin (boşuna) zahmet çekmesin. Bin gül bahçesine su verse, senin yüzün gibi (güzel) bir gül açılmaz.
Suya vermek: Sele vermek, mahvolmaya bırakmak.
اوخشده بيلمز غبارينى محرر خطكه خامه تک باقمقدن اينسه كوزلرينه قاره صو
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına Hâme tek bakmaktan inse gözlerine kâre su
Hattatın gözlerine dâima (aynı levhaya) bakmaktan kalem gibi kara su inse de (yine de) gubârî yazısını senin yüzündeki tüylere benzetemez.
Ohşatabilmez: Benzetemez.
عارضك یادیله نمناک اولسه مژگانم نوله ضايع اولمز گل تمناسيله ويرمک خاره صو
Ârızun yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n'ola Zâyi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su
Senin yanağını anmaktan dolayı kirpiklerim ıslansa ne olur? Zira gül elde etmek arzusuyla dikene verilen su boşa gitmez.
Ârız: Yanak.
غم كونی ایتمه دل بیماردن تیغك دریغ خیردر ویرمك قراكوكیجەدە بیمارە صو
Gam güni etme dil-i bîmârdan tîğin diriğ Hayrdur vermek karanu gecede bîmâre su
Gamlı günümde kılıcını (kılıç gibi keskin olan bakışını) hasta gönlümden esirgeme; (zira) karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
Bîmâr: Hasta.
ایستە پیكانك كوكل هجرندە شوقم ساكن ایت صوسزم بر كز بو صحرادە بنمچون آرە صو
İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et Sûsuzum bir kez bu sahrâda benim çün âre su
Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve ayrılığında arzumu, hasretimi yatıştır; susuzum, bu çölde bir defa benim için su ara.
Peykân: Okun ucundaki sivri demir.
من لبك مشتاقیم زهاد كوثر طالبی نیتەكیم مستە می ایچمك خوش كلور هشیارە صو
Men lebin müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi Nîtekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su
Ben dudağını arzuluyorum, zâhidler ise (cennetteki) Kevseri istiyorlar. Nitekim sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş gelir.
Leb: Dudak.
روضە كوینە هر دم دورمیوب ایلر گذار عاشق اولمش غالبا اول سرو خوش رفتارە صو
Ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr Âşık olmuş gâlibâ ol serv-i hoş reftâre su
Su, her zaman senin cennet misâli köyünün bahçesine doğru akar. Galiba o da o serviye benzeyen hoş yürüyüşlü güzele âşık olmuş.
Ravza: Bahçe, bol ağaçlı, yeşillik yer; cennet.
صو یولن اول كویدن طپراق اولوب دوتسم كرك چون رقیبمدر دخی اول كویە قویمن وارە صو
Su yolun ol kûydan toprağ olup dutsam gerek Çün rakîbimdir dahî ol kûya koyman vâre su
Toprak olup suyun yolunu köyünden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, o köye varmaya bırakamam.
Toprağ: Toprak.
دست بوسی آرزوسیلە گر اولورسم دوستلر كوزە ایلك طپراغم صونك آنكلە یارە صو
Dest bûsi arzusiyle ger ölürsem dostlar Kûze eylen toprağım sûnun anınla yâre su
Dostlarım! Eğer (sevgilinin) elini öpmek arzusuyla ölürsem toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.
Dest: El.
سرو سركشلك قيلور قمرى نيازندن مكر دامنن دوته اياغينه دوشه يالواره صو
Serv serkeşlük kılur kumrî niyâzından meger
Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dik başlılık ediyor. Su, servinin eteğine sarılır, ayağına düşüp yalvarırsa belki onu bundan vazgeçirebilir.
Serkeşlik: Dik başlılık, âsilik.
ایچمك استر بلبلك قانن مگر بير رنگیلە گل بوداغینك مزاجنە گیرە قورتارە صو
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile Gül budağının mizâcına gire kurtâre su
Gül, bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor. Su, gül dalının tâbiatına girip bülbülü bundan kurtarsın.
Reng: Renk, hile.
طینت پاكینی روشن قیلمش اهل عالمە اقتدا قیلمش طریق احمد مختارە صو
Tîynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr'e su
Su, Efendimiz’in yoluna uymuş ve bu hâli ile pâk yaratılışını âlem halkına açıkça göstermiştir.
Tıynet: Yaratılış
سید نوع بشر دریای در اصطفا كیم سپوپدر معجزاتی آتش اشرارە صو
Seyyid-i nev'i beşer deryâ-yi dürr-i ıstıfâ Kim sepüpdür mu'cizâtı âteş-i eşrâre su
İnsan türünün efendisi, seçkin inci denizi (olan Efendimiz) ki O’nun mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.
Seyyid: Efendi, Efendimiz’in soyundan olan.
قلمغیچون تازە گلزار نبوت رونقن معجزندن ایلمش اظهار سنگ خارە صو
Kılmağ içün tâze gül-zâr-i nübüvvet revnâkın Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su
(Efendimiz) Peygamberliğin (gül) bahçesinin parlaklığını, güzelliğini (yeniden) tazelemek için mucizesiyle sert taştan su çıkarmıştır.
Nübüvvet: Peygamberlik, Nebilik.
معجزى بر بحر بى پايان ايمش عالمده كي يتمش اندن بيك بيك آتشخانهء كفاره صو
Mu'cizi bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su
(Efendimiz’in) Mucizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir denizmiş ki ondan ateşe tapanların binlerce mabedine su ulaşmıştır. (Ve onları söndürmüştür.)
Bahr: Deniz.
حيرت ايلن پرمغن ديشلر كيم ايتسه استماع پرمغندن ويرديكى شدت كونى انصاره صو
Hayret ilen barmağın dişler kim etse istima’ Barmağından verdiği şiddet güni Ensâr'e su
Şiddet (mihnet, sıkıntı) günü (Peygamberimizin) ensâra parmağından su verdiğini kim işitse hayret ile parmağını ısırır.
Barmağını dişlemek: Parmağını ısırmak.
دوستى كر زهر مار ايچسه اولور آب حيات خصمى صو ايچسه دونر البته زهر ماره صو
Dostu ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
(Onun) Dostu yılan zehri içse bu zehir âb-ı hayat olur. Fakat düşmanı su içse içtiği o su elbette yılan zehrine döner.
Mâr: Yılan.
يلمش هر قطرهدن بيك بحر رحمت موج خيز ال صونوب اورغج وضو ايچون كل رخساره صو
Eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hîz El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâre su
Abdest almak için el uzatıp gül yanaklarına su vurunca sıçrayan her su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.
Katre: Damla.
خاكپاينه يتم در عمرلردر متصل باشنى طاشدن طاشه اوروب كزر آواره صو
Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl Bâşını taştan taşa urup gezer âvâre su
Su, ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.
Hâk: Toprak.
ذره ذره خاك دركاهينه استر صا له نور دونمز اول دركاهدن كر اولسه پاره پاره صو
Zerre zerre hâk-i der-gâhına ister sala nûr Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre pâre su
Su, onun eşiğinin toprağına zerre zerre nûr salmak ister. Parça parça da olsa o eşikten dönmez.
Der-gâh: Kapı yeri, eşik; padişah kapısı, saray; Allah’ın huzuru, Şeyh kapısı,
tekke.
ذكر نعتن وردنى درمان بيلور اهل خطا ايله كيم دفع خمار ايچون ايچر ميخاره صو
Zikr-i na'tun virdini derman bilir ehl-i hatâ Eyle kim def’-i humar içün içer mey-hâre su
Sarhoşlar içkiden hâsıl olan baş ağrısını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini (seni övmeyi) dillerinde tekrarlamayı derman bilirler.
Zikr: Anma anılma.
يا حبيب هللا يا خيرالبشر مشتاقكم ايله كيم لب تشنه لريانوب ديلر همواره صو
Yâ Habibâ'llah yâ Hayre'l-beşer müştâkunam Eyle kim leb-teşneler yanıp diler hem-vâre su
Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susuzluktan dudağı kuruyan susuzların sürekli su diledikleri gibi ben de seni özlüyorum.
Habîballâh: Allah’ın habibi, sevgilisi, Efendimiz.
سنسن اول بحر كرامت كيم شب معراجد شبنم فيضك يتورمش ثابت وسياره صو
Sensin ol bahr-i kerâmet kim Şeb-i Mi'râc'da Şeb-nem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâre su
Sen o kerâmet denizisin ki, Mi’rac gecesinde feyzinin çiğ damlaları sabit yıldızlara ve gezegenlere (tüm kâinata) su ulaştırmıştır.
Kerâmet: Allah’ın peygamberlere, velilere verdiği olağanüstü kudret. Olağanüstü
durum.
چشمهء خورشيددن هر دم زالل فيض اينر حاجت اولسه مرقدك تجديد ايدن معماره صو
Çeşme-i hurşidden her dem zülâl-i feyz iner Hâcet olsa merkadün tecdîd eden mi'mâre su
Senin kabrini yenileyen, onaran mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.
Çeşme: Pınar, kaynak, göz.
بيم دوزخ نا رغم صالمش دل سوزانم وار اميدم ابر احسانك سپه اول ناره صو
Bîm-ı dûzah nâr-i gam salmış dil-i sûzânuma Var ümidüm ebr-i ihsânun sepe ol nâre su
Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış ama senin ihsân bulutunun o ateşe su serpeceğini umut ediyorum.
Bîm: Korku, tehlike.
يمن نعتندن كهر اولمش فضولى سوزلرى ابر نيساندن دونن تك لولو شهواره صو
Yümn-i na'tünden güher olmuş Fuzûlî sözleri Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü-i şeh-vâre su
Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin sözleri (gereksiz sözleri), nisan bulutundan düşüp sadece şâhlara yakışan iri inciye dönen su damlası gibi birer incite döner.
Yümn: Uğur, bereket.
خواب غفلتن الان بيدار الانده روز حشر اشك حسرتن دوكن ده دیده بيداره صو
Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr Eşk-i hasretten dökende dîde-i bîdâre su
Kıyamet gününde gaflet uykusundan uyanmış göz hasret gözyaşı döktüğü zaman;
Hâb: Uyku.
اومدغم اولدر که روز حشر محروم اولمين چشمه وصلك ويره بن تشنه ديداره صو
Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su
Mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmesinin su vereceğini, mahrum bırakmayacağını ummaktayım. Çeşme: Pınar, su kaynağı. Vasl: Kavuşma, ulaşma, vasıl olma. Çeşme-i Vasl: Kavuşma pınarı Teşne: Susamış, susuz, çok istekli. Teşne-i dîdâr: Yüzün susamışı; görmeye, görüşmeye, güzel bir yüz görmeye susamış olan.
|