GÜLŞEN-İ RÂZ

گلشن راز

ŞEYH MAHMÛD ŞEBÜSTERÎ


Yahya MUSTAFAOĞLU


Düzenleyen: Dr. Necati Aksu


 

KİTABIN YAZILIŞ SEBEBİ

34.

On yedi gün geçmişti, yedi yüzüncü yılından Hicretin...

Ansızın, Şevval ayında,

35.

Bir elçi, binlerce lûtuf ve ihsanla.

Horasanlılar adına çıka geldi.

36.

Bir ulu kişi vardı orada, ünlenmişti,

Her türlü hünerle, bir nûr kaynağı gibi...

37.

Bu zamanda büyük, küçük, bütün Horasan halkı, ona ulu demişti, onun yüceliğini tanımıştı,

O cihanın canı, canın gözünün nuru, saliklerin imamı Seyyid Huseyn’di.

38.

Bir mektup yazmış mânâ hakkında;

Mânâ ehline göndermiş.

39.

Orada birkaç ibâreden oluşan müşkül,

İşâret ehlînin müşküllerinden aktarılmış...

40.

Dizelere dökmüş ve sormuş birer birer;

Dünya dolusu mânâyı, az bir lâfızla...

41.

Elçi, mektubu ansızın okuyunca,

Ondaki sözler, dillere düştü..

42.

O mecliste hazır bulunan bütün Azîzlerin,

Her biri bu dervişe gözlerini diktiler.

43.

İçlerinden biri güngörmüş adamdı,

Bizden bu mânâyı yüzlerce defa duymuştu..

44.

Bana dedi ki; "Şu anda buna bir cevâp yaz;

Ki, bütün cihânın halkı ondan yararlansın!.."

45.

Ona dedim ki; "Ne gerek var..

Bu meseleleri defalarca risalelerde yazmıştım.."

46.

Biri dedi ki; "Fakat sorulara uygun olarak..

Senden dizeler halinde bir cevap umuyoruz.."

47.

Israrlar üzerine, işe koyuldum;

Mektubun cevâbını kısa sözlerle yazdım.

48.

Bir anda, kalabalık bir topluluk içinde,

Bu sözleri düşünmeden, tekrarlamadan söyledim.

49.

Şimdi onlar lütuf ve ihsanlarıyla,

Küçük kusurlarımızı hoş görsünler!..

50.

Herkes bilir ki, bu kişi ömrü boyunca,

Hiçbir zaman, şiir yazmaya niyetlenmemiştir...

51.

Şiir yazamazdım ama,

Az da olsa söylerdim.

52.

Nesir türünden birçok kitap yazdım.

Fakat mesnevî tarzında hiç nazm etmedim.

53.

Aruz ve kâfiye, mânâyı tartmaz!..

Ama mânâ her kaba sığmaz..

54.

Mânâlar kesinlikle harflere sığmazlar,

Okyanusu bir kaba koymak mümkün olmaz!..

55.

Biz ki, kendi sözlerimiz açısından sıkıntıdayız,

Ne diye ona başkasını ekleyelim?!.

56.

Övünmek için söylemiyorum, bu sözler, şükür ifadesidir.

Din ehlî nezdinde mazur olmaya hazırlık yapıyorum.

57.

Kuşkusuz, şairlikten utanacak değilim!..

Yüz asır geçse de Attar gibi bir şâir gelmez.

58.

Bu sözlerde yüzlerce sırr âlemi gizli olsa da,

Attar'ın dükkânındaki bir koku gibidir...

59.

Fakat bu sözler, rast gele söylenmemişlerdir..

Şeytanların yaptığı gibi Meleklerden çalınmamıştır.

60.

Kısacası: Mektubun cevâbını bir solukta,

Yazdım, birer birer, ne eksik ne fazla..

61.

Elçi, mektubu derin bir saygıyla aldı

Ve, geldiği yoldan geri gitti.

62.

Bir kere daha, mektubu yazdıran azîz dost,

Bana dedi ki; "Bu açıklamalara biraz daha ekle..

63.

Söylediğin her anlamı ortaya koy,

İlim kaynağından objeler ilmine taşı!.."

64.

O zamanlar, kendimde bu mecali görmedim;

Ki hâl ehlî’nin zevkinden eklemede bulunayım…

65.

Çünkü, hâl zevkini sözle tanımlamak imkânsızdır.

Hâl ehlî, bunun ne hâl olduğunu bilir,..

66.

Fakat dini tebliğ edenin sözüne uyarak,

Din’le ilgili bir soru sorandan yüz çevirmedim.

67.

Ardından sırlar daha aydınlık olsun diye.

Nutkumun dudusu dile geldi.

68.

"Allah"ın yardımı, lûtfu ve ihsânıyla,

Tümünü birkaç saatte söyleyebildim.

69.

Gönül, Hazretten mektup için bir isim isteyince,

"O bizim gül bahçemizdir!" diye gönüle cevâp geldi..

70.

Hazret, mektubun adını (gül bahçesi) "GÜLŞEN" koyunca,

Ondan dolayı, bütün gönüllerin gözü aydın oldu.