|
KİTABIN YAZILIŞ SEBEBİ
34.
On yedi
gün geçmişti, yedi yüzüncü yılından Hicretin...
Ansızın,
Şevval ayında,
35.
Bir elçi,
binlerce lûtuf ve ihsanla.
Horasanlılar adına çıka geldi.
36.
Bir ulu
kişi vardı orada, ünlenmişti,
Her türlü
hünerle, bir nûr kaynağı gibi...
37.
Bu zamanda
büyük, küçük, bütün Horasan halkı, ona ulu demişti, onun yüceliğini tanımıştı,
O cihanın
canı, canın gözünün nuru, saliklerin imamı Seyyid Huseyn’di.
38.
Bir mektup
yazmış mânâ hakkında;
Mânâ
ehline göndermiş.
39.
Orada
birkaç ibâreden oluşan müşkül,
İşâret
ehlînin müşküllerinden aktarılmış...
40.
Dizelere
dökmüş ve sormuş birer birer;
Dünya
dolusu mânâyı, az bir lâfızla...
41.
Elçi,
mektubu ansızın okuyunca,
Ondaki
sözler, dillere düştü..
42.
O mecliste
hazır bulunan bütün Azîzlerin,
Her biri
bu dervişe gözlerini diktiler.
43.
İçlerinden
biri güngörmüş adamdı,
Bizden bu
mânâyı yüzlerce defa duymuştu..
44.
Bana dedi
ki; "Şu anda buna bir cevâp yaz;
Ki, bütün
cihânın halkı ondan yararlansın!.."
45.
Ona dedim
ki; "Ne gerek var..
Bu
meseleleri defalarca risalelerde yazmıştım.."
46.
Biri dedi
ki; "Fakat sorulara uygun olarak..
Senden
dizeler halinde bir cevap umuyoruz.."
47.
Israrlar
üzerine, işe koyuldum;
Mektubun
cevâbını kısa sözlerle yazdım.
48.
Bir anda,
kalabalık bir topluluk içinde,
Bu sözleri
düşünmeden, tekrarlamadan söyledim.
49.
Şimdi
onlar lütuf ve ihsanlarıyla,
Küçük
kusurlarımızı hoş görsünler!..
50.
Herkes
bilir ki, bu kişi ömrü boyunca,
Hiçbir
zaman, şiir yazmaya niyetlenmemiştir...
51.
Şiir
yazamazdım ama,
Az da olsa
söylerdim.
52.
Nesir
türünden birçok kitap yazdım.
Fakat
mesnevî tarzında hiç nazm etmedim.
53.
Aruz ve
kâfiye, mânâyı tartmaz!..
Ama mânâ
her kaba sığmaz..
54.
Mânâlar
kesinlikle harflere sığmazlar,
Okyanusu
bir kaba koymak mümkün olmaz!..
55.
Biz ki,
kendi sözlerimiz açısından sıkıntıdayız,
Ne diye
ona başkasını ekleyelim?!.
56.
Övünmek
için söylemiyorum, bu sözler, şükür ifadesidir.
Din ehlî
nezdinde mazur olmaya hazırlık yapıyorum.
57.
Kuşkusuz,
şairlikten utanacak değilim!..
Yüz asır
geçse de Attar gibi bir şâir gelmez.
58.
Bu
sözlerde yüzlerce sırr âlemi gizli olsa da,
Attar'ın
dükkânındaki bir koku gibidir...
59.
Fakat bu
sözler, rast gele söylenmemişlerdir..
Şeytanların yaptığı gibi Meleklerden çalınmamıştır.
60.
Kısacası:
Mektubun cevâbını bir solukta,
Yazdım,
birer birer, ne eksik ne fazla..
61.
Elçi,
mektubu derin bir saygıyla aldı
Ve,
geldiği yoldan geri gitti.
62.
Bir kere
daha, mektubu yazdıran azîz dost,
Bana dedi
ki; "Bu açıklamalara biraz daha ekle..
63.
Söylediğin
her anlamı ortaya koy,
İlim
kaynağından objeler ilmine taşı!.."
64.
O
zamanlar, kendimde bu mecali görmedim;
Ki hâl
ehlî’nin zevkinden eklemede bulunayım…
65.
Çünkü, hâl
zevkini sözle tanımlamak imkânsızdır.
Hâl ehlî,
bunun ne hâl olduğunu bilir,..
66.
Fakat dini
tebliğ edenin sözüne uyarak,
Din’le
ilgili bir soru sorandan yüz çevirmedim.
67.
Ardından
sırlar daha aydınlık olsun diye.
Nutkumun
dudusu dile geldi.
68.
"Allah"ın
yardımı, lûtfu ve ihsânıyla,
Tümünü
birkaç saatte söyleyebildim.
69.
Gönül,
Hazretten mektup için bir isim isteyince,
"O bizim
gül bahçemizdir!" diye gönüle cevâp geldi..
70.
Hazret,
mektubun adını (gül bahçesi) "GÜLŞEN" koyunca,
Ondan
dolayı, bütün gönüllerin gözü aydın oldu.
|