|
|
|
AHMED KUDDÛSÎ KİMDİR?
Anadolu velîlerinin büyüklerinden
İsmi, Ahmed bin Hâcı İbrâhim'dir
1769 (H 1183)
senesi Rebî'ul-evvel ayının on birinci gecesi, Niğde'nin Bor kazâsında doğdu.
Büyük bir velî olan babası, rüyâsında üç ay gördü
Ortadaki ay diğer aylardan daha büyük ve parlaktı
Bu rüyânın tâbirinde kendisinin üç oğlu olacağını ve ortanca oğlunun büyük bir
velî ve âlim olacağını anladı.
Ahmed Kuddûsî, küçük yaşta babasından ders almaya başladı
Ahrâriyye yolunun edebini babasından öğrendi
Babasının; "Oğlum her zaman Allahu Teâlâyı zikr et, benim sağlığımda boş
şeylerle uğraşmaktan uzak dur "
nasîhatine uyarak onun tarîkat hakkındaki tavsiyelerine harfiyyen riayet edip
gece gündüz şevkle çalıştı, bütün amelleri gönülden yaptı
Kısa zamanda velîlik basamaklarında yükseldi.
Ahmed Kuddûsî, o zaman medreselerde okutulan ilimleri öğrenmek için de uzun
müddet medrese tahsîli gördü. 1786 senesinde babası vefât edince, ilâhî bir
işâret üzerine Turhal'a gitti
Turhal'daki, Turhal Şeyhi denilen zâtın sohbetlerinde bulunarak kemâle erdi
Oradan bir arkadaşı ile ayrılıp Erzincan'a geldi
Sert geçen kış mevsimi yüzünden Erzincan'da birkaç ay kaldı. Yaz gelince,
Erzincan'dan ayrılarak, önce Şam'a, oradan da Mısır'a vardı. Daha sonra hac farîzasını yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitti
Bu ilk Hicaz seferinde Hira ve Uhud dağında, hazret-i Hamza ve Uhud harbinin
diğer şehîdlerinin medfûn, gömülü bulunduğu sahada ve dağın kayalıkları
arasındaki mağaralarda uzun günler uzlette kendi başına kaldı
Mescid-i Nebî çevresinde riyâzetler çekti
Resûlullah efendimizin lütuf ve hitaplarına kavuşarak, üstün derecelere
yükseltildi
Bu sırada; "Anadolu'ya git, orada evlen
Senin için üstün derece ve makamlar, âile kadrosu içinde hâsıl olacaktır" îkâz
ve işâreti üzerine, bir sonraki sene tekrar hacc ederek Bor'a döndü
Bu müddet içerisinde, Resûlullah efendimizin yüksek himmetlerine nâil olduğunu
bir şiirde şöyle ifâde eder:
Dâvet etti köyüne çünkü bizi ol şâhımız,
Pes icâbet eyledik bugün açıldı râhımız
Etti tâlim hem bize seyr-i sülûkin tarzını,
Pîşvâ-yı sâlikîn olan Resûlullahımız
Doldu ışk-u-cezbe dil iklimine deryâ misâl,
Bu sebeple mürtefî' oldu begâyet râhımız
Bakmanız hışm u hakâretle bize ey zâhidân,
Dost yanında mu'teber hor görünen gümrâhımız
Yanarız ışk oduna Kuddûsîyâ leyl ü nehâr,
Kıldı âlem halkını âciz figân ü âhımız.
Ahmed Kuddûsî, ilki 1807 ve 1810 senelerinde olan Osmanlı-Rus savaşlarına
katıldı
Böylece sünnete uyarak, nefsini ıslâh etmek için yaptığı halvet, yalnızlık çile
ve riyâzetleri, yâni cihâd-ı asğarı cihâd-ı ekberle, yâni nefsle yaptığı
savaşlarla da tamamladı.
Bir süre Anadolu'da kalan Kuddûsî hazretleri tekrar Hicaz'a gitti
Uzun müddet Mekke ve Medîne arasındaki ıssız çöllerde, dağlarda nefsini
tezkiyeye, safiyyete ulaştırmak için çektiği çileler, onun derecesini bir kat
daha yükseltti
Bu sırada günlük yiyeceği, her gün belli saatte kendiliğinden gelen bir ceylanın
verdiği süttü.
Ahmed Kuddûsî, Hicaz'dan Bor'a döndükten sonra, birçok din düşmanının
düşmanlıkları sebebiyle, on üç yıl kadar evinde inziva hayâtı yaşadı
Bu arada, bir gün Cumâ vaktinden önce bir tanıdığı, misâfir olarak evine geldi
Cumâ vakti yaklaştığı hâlde Ahmed Kuddûsî hiçbir acelecilik göstermedi
O zât Cumâya gitmek için izin istedi
Ahmed Kuddûsî; "Biraz daha beklesen iyi olacaktı
Namazdan sonra seni beklerim "
buyurarak misâfirini uğurladı
Cumâdan sonra biraz gecikerek gelen misâfir zât, yemekle berâber tâze hurma ve o
mevsimde Bor'da olmayan tâze sebzeler ikrâm edilince, çok şaşırdı ve; "Efendim,
hurma ve sebzeler buranın olamaz
Siz Cumâyı nerede kıldınız?" diye sorunca, Kuddûsî hazretleri; "Evlâdım söz
dinleyip, biraz daha beklesen, ihlâsının karşılığını görecek, bizimle birlikte
sen de Cumâyı Kâbe-i muazzamada kılacaktın" buyurdu.
O devrin ileri gelenlerinden makam sâhibi biri, bir sohbette; "Zamânımızın büyük
velîsi kim ise onunla görüşmek istiyorum "
diye yakınlarına sorar
Bunun üzerine orada Kuddûsî hazretlerini tanıyan biri; "Zamânımızın büyük velîsi
Ahmed Kuddûsî'dir "
deyince, kendisini İstanbul'a dâvet ederler
Ahmed Kuddûsî, İstanbul'a gelip huzûra girince, orada bulunan kimseler, onun
taşralı kıyâfeti ile huzûra girmesini pek beğenmeyip, yukardan bakıcı bir tavır
takınırlar
Ahmed Kuddûsî sohbet sırasında hiç konuşmaz
O makam sâhibi kimse; "Şeyh efendi! Siz de bir beyân buyursanız" deyince;
"Efendim! Bendeniz ilmi olmayan bir kişiyim, huzûrunuzda konuşmaya hayâ ederim
Ancak emrinize uyarak başımdan geçen bir hâdiseyi anlatayım" diyerek şu hikâyeyi
anlatır:
"Bir gün bendeniz, Sarayburnu'da sahil boyunca gezerken, çok güzel bir hanım
sandala bindi
Gönlümü cezbeden bu güzelin peşinden başka bir sandala binerek, onu tâkib ettim
Üsküdar iskelesinde karaya çıkıp, falan sokaktaki büyük bahçeli konağa giren bu
hanımı bir daha göremedimse de aslâ unutmadım
Gönlüm onun hicrânı ile rahatsızdır efendim."
O makam sâhibi kimse, bu hikâyeyi duyar duymaz, yanında bulunanların hepsini
dışarı çıkararak, Ahmed Kuddûsî'ye; "Efendi, anlattığınız benim halen içinde
yaşadığım elemli hâlimin ifâdesiydi
Şu anda ise o dertten kurtuldum
O hanım gönlümden silindi" dedi
Sonra Kuddûsî hazretlerine görülmemiş ihsânda bulundu.
Yine bir gün sultan, huzûrunda bulunanlara; "Şu avucumda gizlediğim şeyi tahmin
etmenizi istiyorum "
dedi
Herkes bir şey söylediyse de kimse bilemedi
Bir köşede oturan Ahmed Kuddûsî'ye; "Siz de bir tahminde bulunun "
dediler
Ahmed Kuddûsî de; "Yedi iklim ve yedi deryâyı gezdim
Bir balığı, yavrusunu arar gördüm "
dedi
Meğerse pâdişâhın avucunda küçük bir balık varmış
Bunun üzerine Ahmed Kuddûsî'ye tâzim ve ikrâmda bulunularak, sarayda kalması
teklif edildi
Fakat o; "Ben âciz bir kulum, burada kalsam dünyâ imtihânından berât edemem "
buyurdu ve kalmayı kabûl etmedi
Bir süre İstanbul'da kalan Ahmed Kuddûsî, Bor'a döndü
Bor'da iken birgün sultan, Bor'a iki memur gönderip, onun durumunu öğrenmek
istedi
Gelen memurlar onu bahçesini bellerken buldular
Ahmed Kuddûsî hazretleri onlar daha bir şey söylemeden; "Siz İstanbul'dan
geldiniz
Bizim bir şeye ihtiyacımız yok "
buyurdu
Onlar; "Pâdişâhımız bizi vazifeli gönderdi
Size tahsîsât bağlayacağız "
dediler
Ahmed Kuddûsî onlara; "Açın eteğinizi" diyerek her ikisinin eteğine birer kürek
toprak döktü
İki memur bu toprakların altın olduğuna şâhid oldular
Bu sefer Ahmed Kuddûsî; "Eteklerinizdekileri dökün "
deyince hemen yere döktüler
Bu defâ toprakların yılan-çiyan olduğuna şâhid oldular
Ahmed Kuddûsî; "Evlâtlarım! Allahu Teâlânın keremi ile bizim pâdişâhımızın
tahsîsatına ihtiyâcımız yoksa da, fukarâ ve âcizlere dağıtmak için bırakın "
diyerek bu tahsîsâtı bir müddet alıp yoksullara dağıttı
Ahmed Kuddûsî, bir gün Konya'ya giderek, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin kabrini
ziyâret etmek istedi
Türbenin önüne vardığı zaman, türbedâr kapıları kilitleyip gidiyordu
Türbedâra türbeyi açması için ricâlar edip çok yalvardı
Fakat türbedâr; "Akşam oldu, açma müsâdesi yoktur "
diyerek kesin bir şekilde reddetti
Bunun üzerine Ahmed Kuddûsî şu medhiyeyi okumaya başladı;
Sensin velîler şâhı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Affet şu ben gümrâhı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Bed-kâr-u-âvâreyim,
Pür-zenb ü bî-çâreyim,
Âsî yüzü kâreyim,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Gâyet azîmdir câhın,
Mahbûbısın Allah'ın,
Dâr-ül-emân dergâhın,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Sen şol ulu sultânsın,
Ki server-i merdânsın,
Hem ma'den-i irfânsın,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Çün tıfl iken ey Sultân,
Eflâki etdin seyrân,
Oldu melâik hayrân,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Muhtâcınam in'âm et,
Mihmânınam ikrâm et,
İhsânını itmâm et,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Kapunda çok muhtâcân,
Erer murâda her ân,
Devrinde sürer devrân,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Bencileyin yok gümrah,
Lâkin dedim eyvallah,
Geldim sana şey'en lillah,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Âriflerin sultânı,
Dertlilerin dermânı,
Kuddûsî'nin cânânı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Son dörtlüğü söylediği anda, kapılar kendiliğinden açıldı
Ahmed Kuddûsî, türbedârın şaşkın bakışlarından habersiz, ziyâretini yaparak
oradan ayrıldı
Ertesi gün bu hâdiseyi duyan Mevlevî şeyhleri ile bir kısım ulemâ; "Bu mutlakâ
Bor'lu Kuddûsî'dir "
dediler
Medîne-i münevverede saatçılık yapmakta olan Ali Osman isimli İzmirli bir Türk
vardı
Bu zât Medîne-i münevvereye hicret ettikten bir müddet sonra, mesleği olan işi
yapmak üzere bir dükkân açmak için izin almaya çalıştı
Uzun süre bunu sağlayamadı
Parası bitti
Bir gece Allahu Teâlâya iltica ile yalvardı
O gece rüyâsında esmer, kır sakallı, uzunca boylu bir zât; "Evladım, resmî
dâireye girdiğinde sağ tarafında gördüğün şu üçüncü şahsa mürâcaat et
Gerisine karışma buyurdu
Ali Osman Efendi sabahleyin doğruca denilen şahsın yanına gitti
O şahıs, Ali Osman Efendi'ye; "Seni Kuddûsî hazretleri mi gönderdi? Git hemen
dükkânını aç, işine başla "
dedi
Ali Osman hemen gidip dükkânı izin almış gibi açtı
O şahıs izin belgesini sonradan gönderdi
Bir müddet sonra rüyâsında aynı zâtı gördü
O zât; "Oğlum bana Kuddûsî derler
Cebine bir hediye koydum, onu al ve amel et "
dedi
Ali Osman Efendi uyandığında cebinde Kuddûsî hazretlerinin şu şiirinin yazılmış
olduğu kâğıdı buldu:
Ey rahmeti bol pâdişâh,
Cürmüm ile geldim sana,
Ben eyledim hadsiz günâh,
Cürmüm ile geldim sana
Hadden tecâvüz eyledim,
Deryâ-yı zenbi boyladım,
Ma'lûm sana ki neyledim,
Cürmüm ile geldim sana
Senden utanmayup hemân
Ettim hatâ gizlü ayân,
Urma yüzüme el-emân,
Cürmüm ile geldim sana
Aslım çü bi katre menî,
Halk eyledin andan benî,
Aslım denî, fer'îm denî,
Cürmüm ile geldim sana
Gerçi kesel fısk-ü-fücûr,
Ayb-ı-zelel çok hem kusûr,
Lâkin senin adın Gafûr,
Cürmüm ile geldim sana
Zenbim ile doldu cihân,
Sana ayân zâhir nihân,
Ey lutfü bî-had Müste'ân,
Cürmüm ile geldim sana
Adın senin Gaffâr iken,
Ayb örtücü Settâr iken,
Kime gidem sen vâr iken,
Cürmüm ile geldim sana
Hiç sana kulluk etmedim,
Rah-ı rızâna gitmedim,
Hem buyruğunu tutmadım,
Cürmüm ile geldim sana
Bin kerre bin ol pâdişâh,
Etsem dahî böyle günâh,
Lâ-taknetû yeter penâh,
Cürmüm ile geldim sana
İsyânda Kuddûsî şedîd,
Kullukda bir battal pelîd,
Der kesmeyip senden ümîd,
Cürmüm ile geldim sana
Ali Osman Efendi, o günden sonra bu şiiri okumadan işine gitmedi ve verilen
vazifeleri devamlı yaptı
Ahmed Kuddûsî hazretleri, gerek şiirlerinde, gerekse mektup ve sâir yazılarında,
hak yolundaki tehlikelere dikkatleri çekerek, bu yoldaki sâdıklarla, sapıkların
hâl ve durumlarını tekrar tekrar anlatmaktadır
Ehl-i dünyâ ile mülhid ve dinsize yaklaşmamayı, câhil ve inatçı sofulardan
kaçınmayı, küfür ehli ile münâfıklardan şiddetle sakınmayı, hased, kin, istihzâ
ve nemîme, dedi-kodu ehlinden uzaklaşıp onlarla berâber olmamayı tavsiye ederdi
Yine Ahmed Kuddûsî hazretleri, Allahu Teâlânın rızâsını taleb etmeyi, mal, mevkî,
şöhret ile dünyâya ve maddeye âit her şeyin sevgisini kalbden çıkarmayı tavsiye
etmekte, kalbde yerleşmiş sevgisi olmayan; mal, mülk, makam ve mevkînin de bir
mahzuru olmadığını belirtmektedir
Ahmed Kuddûsî, İslâmı tek bir bütün olarak görür
İslâmiyete uyanı ve İslâmın yüceliğini anlatmak için, devrindeki sağlam
idârecilerle pâdişahları birçok defâ methetmiş ve onlara itâatı tavsiye etmiştir
Müslümanların eğer fitneye uyup, din ve devletine ihânet etmezse, yer ve gök
ehlinden duâ ve yardım alacaklarını, şâyet din ve devletine ihânet ederlerse
zulüm ve belâlara uğrayacaklarını belirterek şöyle buyurmaktadır:
Zulm eylemez nâsa zerrece Hudâ,
Lâyık olduk geldi bize bu şifâ,
Amele göredir herkese cezâ,
Taksîr iden lâ-büd cezâsın bulur
Kalbinden adâlet merhamet gitti,
Pâdişâhı bize musallat etti,
Emr-i Hallâk ile halkı incitti,
Anlamayan onu kul itti sanır
Uzattın kat'et sözün Kuddûsî,
Uyandırmak kasdın pend idip nâsî,
Vir nefsine öğüt ey kalbi kâsî,
Gözsüzleri nice edebilir kör
Ahmed Kuddûsî, farz, vâcib ve sünnet olan ilimleri bilip, kendisine kâfi olanını
öğrendikten sonra, ilmi ile amel ederek, Allahu Teâlâyı anmaya devâm etmeyi
bütün eserlerinde tekrarlamaktadır
Baş olmak, dünyâlık elde etmek veyâ halkı başına toplayıp, onların hürmet ve
hizmetlerini celbetmenin, insanı şeytana oyuncak edeceğini tekrar tekrar anlatan
Ahmed Kuddûsî; Azâzil'i (şeytanı), Bel'âm bin Baûrâ'yı, Bersisa'yı ve sahâbeden
iken dünyâlıklara mağlûb olan Sa'lebe'yi anlatmaktadır
Allahu Teâlâya kulluğu, Allahu Teâlâ'nın emri için yapmayı; yeterince ilim ve
bilgiyi kazanıp, farz-ı ayn olan bilgileri edinmeyi; bu şartların kazanılmasından
sonra da ihlâs ile zikir, fikir ve şükür ibâdetlerini gücü yettiği nisbette
yerine getirmeyi, tavsiye etmektedir
Ahmed Kuddûsî, Kuddûsî mahlasını almasını şöyle anlatmaktadır:
Ben, daha doğmadan önce ana karnında iken, Kuddûs Kuddûs diye Allahu Teâlâyı
zikr ediyormuşum
Bir gün annem babama bu durumu söyleyince, babam; "Kimseye söyleme, bu oğlumuz kemâl sâhibi olur inşâallah "
demiş
1849 (H
1265) senesi Cemâziyelâhir ayında Bor'da vefât etti
Vasiyeti üzerine Eski Mezarlık'a defnedildi
Aynı gün köylünün biri kırılan saban demirini tamir ettirmek üzere Bor'a
geldiğinde çok kalabalık bir cemâatın cenâze namazına hazırlandığını görünce,
abdestini tazeleyerek cenâze namazını kılar
Hemen işine dönmek niyetinde olduğundan, yakındaki bir demirci dükkanına
girerek, tamir etmesi için saban demirini ustaya verir
Demirci, ocağa koyduğu demirin bir türlü kızarmadığını, saatlerce uğraştığı
halde dövülecek hale gelmediğini görünce şaşkın bir halde düşünceye dalar
Bu sırada yakın bir tanıdığı dükkana girer
Demirci durumu ona anlatır
O da köylüye; "Sen nerelisin, bu demiri nereden getirdin?" diye sorar
Köylü; "Ben filan köydenim
Bu demir, dün çift sürerken bir kayaya takılıp kırıldı
Tamir ettirmek için bugün buraya getirdim
Şehre girdiğimde eşini görmediğim bir cemâata katılarak cenaze namazını
kıldıktan sonra doğru bu dükkana geldim "
deyince o kişi; "Senin, adını sormadan namazına iştirâk ettiğin büyük evliyâ,
âşık-ı Hak Şeyh Ahmed Kuddûsî hazretleriydi
Allahu Teâlâ, değil onun namazını kılanı, o cenâzede hazır olan âlet ve edevâtı
da ateşten muhâfaza etmiştir "
der
Îmân sâhibi olan bu köylü, yeni bir saban alıp köyüne döner
Son yıllarda mezarlıkları şehir dışına nakletme hususundaki genel bir karar
üzerine, Ahmed Kuddûsî hazretlerinin kabri bugünkü kabristandaki ziyaretgâh olan
yerine nakledildi
Bu nakil esnâsında halk karşı çıkmış ise de, devrin kaymakamı, belediye başkanı
ve jandarma komutanı olaya müdâhale ederek, Ahmed Kuddûsî hazretlerinin kabrine
karşı hoş olmayan bâzı sözler sarfedip, edep dışı davranışta bulundular
Hepsi bir belâya mâruz kaldılar
Kabr-i şerîfi yıkmaya kimse râzı olmayınca hapishaneden getirilen mahkûmlar,
kabri yıktı
Bu esnâda orada olan jandarma komutanı kabrin taşına tekme vurarak kazın diye
emir verdiği anda yere düşerek beni kurtarın diye bağıra bağıra öldü
Kabri açtıklarında, Ahmed Kuddûsî hazretlerinin kefeninin bembeyaz duruyor
olduğunu gördüler
O anda kabirden çok güzel bir koku etrafa yayıldı
Yine o gün hava çok sıcak iken, semâ âniden bulutlanarak yağmur çiseleyip
serinlik ve ferahlık hâsıl oldu
Ahmed Kuddûsî hazretlerinin nâşı yeni kefene sarılarak bugünkü kabrine
nakledildi
Ahmed Kuddûsî'nin eserleri şunlardır:
1) Dîvân-ı Kuddûsî,
2) Külliyât-ı Kuddûsî Efendi,
Bu külliyât, şu eserlerden meydana gelmiştir:
Dîvân, Pendnâme,
Vasiyetnâme, İcâzetnâme, Nesâyih-ı Ahmed Kuddûsî, Hazînet-ül-Esrâr ve Ganîmet-ül-Ebrâr,
Medâyıh Risâlesi, Muhtasar Tıbb-ı Nebevî, Mektuplar, Çeşitli konularda Arabça
risâleler
KEFENİMİ NİĞDE BEZİNDEN YAPIN
Ahmed Kuddûsî hazretlerinin vasiyetnâmesi şöyledir:
Ey evlâdım, eşim, akrabâ-ı taallukatım! Size vasiyet ederim ki: Allahu Teâlâya
ve Resûlüne (sallallahü aleyhi ve sellem) itâat edesiniz, benim için ağlamayasınız
Gece vefât edersem, gasl edip sabah namazının akabinde birkaç komşu ile cenâze
namazımı kılıp, Eski Mezâr'da uygun bir yere defnedin
Halka zahmet olmasın
Beni medhetmeyin
Zîrâ kabirde; 'bu söylenilen sıfatlar sende var mıydı?', diye melekler sorarlarmış
Hemen duâ ve istiğfâr edin
Kur'ân-ı kerîm ve tevhîd okuyup, rûhuma hediye edersiniz
Nasîhat kitaplarımı okuyup, nasîhat alasınız
İnşâallah bana ve size faydalı olur
Beni seven talebelerim; evlâdıma nasîhat, hüsn-i nazar ve terbiye etsinler
Nasîhatta esrâr ve çok faydalar vardır
Zikr ederken Allahu Teâlânın emrine yapışmak niyeti ile etmelidir
Kefenimi Niğde bezinden yapın
Cesedime ve kefenime yazı yazmayın
Kabristanda tegannî ile Kur'ân-ı kerîm okuyarak, oradaki Müslümanları
bıktırmayın
Allahu Teâlâ benden râzı olur ise, tegannîsiz üç İhlâs-ı şerîf yeter
Allah korusun râzı olmaz ise her biriniz bir hatm-i şerîf okusanız fayda vermez
İlmi, tâliplerine ve fukarânın sâlihlerine verin
Dostlarınızın ne kadar kusurları çok olursa da, onlara muhabbet besleyin ve
ihsân edin
Dervişlerin İslâm dînine uymayanlarından uzaklaşın
Ekseri sihir ve simyâ kullanarak herkesi aldatıp, mürşid-i kâmiliz derler
Kıyâmet, yeryüzünde âlim var iken kopmayıp, câhil üzerine ve Allahu Teâlânın ism-i
şerîfini bilip söylemeyen kimselerin üzerine kopacaktır
Siz bu durum karşısında mağrur olup, nefsin hevâsına tâbi ve Allahu Teâlânın
mekrinden emîn olmayasınız
İblis ve emsâlini düşünesiniz
Sâlih amel işledikten sonra hamd ve şükür etmeli
Beşeriyet sebebiyle günâh sâdır olur ise hemen istiğfâr etmeli, Allahu Teâlâ'nın
rahmetinden ümîd kesmemeli
Bu vasiyetnâmemi mümin kardeşlere gösteresiniz
ÖLÜM VAR
Cem' eyleme bu cîfe-i murdârı ölüm var,
Kenz etme sakın dirhem-ü-dînarı ölüm var
Şeddâd ile Nemrûd'u ölüm neyledi fikr et,
Mahv oldu kamu asker-ü câhları ölüm var
Kârun ile Fir'avn'ı düşün var ise aklın,
Kurtaramadı kenzleri anları ölüm var.
Zikr eylese çok ölümü insan uyanır hemân,
Der nefsine hiç işleme evzârı ölüm var
Kuddûs-i miskîn sözünü tut, sana der ki,
Hak isteyelim, neydelim ağyârı ölüm var
1) Osmanlı Müellifleri; c 1,
s 150
2) Sicilli Osmânî; c 4,
s 58
3) Kuddûsî Dîvânı.
Ayrıca Bkz.:
Niğde Kültür ve Turizm Müdürlüğü
|
|
|