| |
İKİNCİ FASIL Hava unsurunun mahiyetini,
keyfiyet ve durumlarını, üç tabakasından üst, orta ve birinci
tabakalarda oluşan kâinat boşluğunu (atmosfer) dört madde ile açıklar. Birinci
Madde Hava küresinin yerini ve
tabiatını, uzaklık ve büyüklüğünü ve hareketini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki,
filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Dört unsurdan
ikincisi havadır. İki paralel yüzeyle kuşatılmış basit bir cevher ve
küre bir cisimdir. Üst yüzeyi yükselmiş olup, ateş küresinin alt
yüzeyine temas etmiştir. Alt yüzeyi, altında olan denizlerle yerin
yüzeyine teğet olduğu için dağlar ve dalgalar nedeniyle havanın yüzeyi
düzgün değildir. Şu halde, hava küresinin tabii yeri, ateş küresinin
altında ve ysu küresinin üstündedir. Kendi yerinde tabii olarak sakindir
ve ancak kendine özgü hareketleri vardır. Sâkin oldukça ismi: Havadır.
Hareke ederse, ona: Rüzgâr derler. Hava unsuru, latif, şeffaf ve
renksizdir. Tabiatı, sıcaklık ve rutubettir. Yükselici özelliğinden
dolayı, öteki unsurlara muhaliftir. Oluşum ve bozuşumla suretler bulmağa
kabiliyetlidir. Zira ki hava, kendi yerindeyken bile, diğer unsurlara
dönüşüp, başkalaşır. Rasatçılar, matematikçiler ve geometriciler
sözbirliğiyle demişlerdir ki: Havanın kalınlık ve derinliğinin toplam
mesafesi, yaklaşık onbeşbin yirmialtı fersah bulunup, üç tabaka itibar
olunmuştur. Üst tabakası, ateşe komşu
olduğundan sıcak olup, onunla ay feleğinin hareketine uyarak, doğudan
batıya onu teşyi ile döner. Bu tabakanın tarafları, ateşten
uzaklaştıkça, sıcaklığı az olup, kendi tabiatı olan keyfiyette
kalmıştır. Dairesel hareketi dahi yavaş yavaş olup, en alt tarafı sâkin
olmuştur. Bu tabakanın kalınlığı ve derinliği, onbin fersah bulunup,
ateş tabakasına nispetle ikinci tabaka sayılmıştır. Aşağıdan yükselen
dumanlar, bunda ayrışıp, kaybolduğundan, buna: Duman tabakası adını
vermişlerdir Bunun nice sırlarına yetmişlerdir. İkinci Madde Havanın üst tabakasında
gözlenen atmosferi bildirir. Ey aziz, malum olsun ki,
filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hava unsurunun
üst tabakasının yukarı tarafında kuyruklu yıldızlar ve çeşitli şihab
oluşur. Şihabın aslı, maddesi latif oan dumandır ki, güneş ışınlarının
yansımasıyle yerden havaya çıkıp, soğuk tabakadan soğumadan geçip, duman
tabakasından ateş küresine ulaşır. Eğer bu dumanın alt tarafı, yerden
kesikse, pamuk fitilin ucunun mum alevine dokunup yanması gibi, o latif
duman dahi alevlenip ateşe dönüşür. Çok süratli yandığından söner gibi
görünür. Çünkü ateş şulesi, önce o dumanı üst tarafına düşüp sonuna
kadar yakar. O şule, dumanın sonuna vardığında üst tarafa uzayıp, fişek
gibi hareketli görünür. İşte şihab dedikleri budur. O dumanda bulunan
yersel parçalar ayrışıp, ateş unsuru gibi halis ateş ve renksiz olarak
görünmez olur. Eğer ateş tabakasına ulaşan duman, kesif ve koyu ise, ona
ateş değdiğinde, koyuluğu bir süre kalır. Günlerce, aylarca sönmeyip,
dumanın maddesinin gereği olan renk ile ortaya çıkar: Ya örülü saç, ya
yuvarlak top, ya kuyruklu yıldız veya kısa ok veya dik koni şekillerinde
veyahut ahna suretinde görünür. Eğer dumansal maddesi kesif ise, ateşe
ilk ulaştığında, ondan öyle büyük bir şua zuhur eder ki, havanın içi ve
yerin yüzü aydınlanır. Meşhurdur ki, Hazreti İsa
aleyhisselamdan çok sonra gökte, kuzey kutbu tarafında bir ateş
parlayıp, tam bir sene kalmıştı. Onun dumanı yeryüzünü öylesine
kuşatıştı ki, günün ilk dokuz saatinden sonra, kimse bir nesne
göremezmiş. Gökyüzünden kül gibi parçalar indiğinden, o ateşin altında
insanlar duramazlarmış. (Allah'ın gazabından yine Allah'a sığınırız.)
Eğer ateş tabakasına ulaşan duman kesif ve koyu olup, alt tarafı yere
bitişik ise, mesela sönmüş olan lambanın dumanıyle, üstünde bulunan
lambanın ateşi inip sönmüş lambayı yaktığı gibi - ateş unsuru o dumandan
tutuşup, yere kadar iner ki, buna: Doğa yangını derler. Çünkü bütün
kâinatın atmosferi, dört unsura karışmaksızın meydana gelir. Bunu
içindir ki, gökte olanlar, dört unsurdan karışmayla bileşen üç bileşik
gibi bir zaman sâbit olmayıp, hemen o anda bozuşumu uğrayıp, yok olurlar
veya şekillerini koruyamayarak, başka bir surete girip, başka bir
keyfiyete ererler. Üçüncü Madde Hava küresinin orta
tabakasının ölçüsünü, vasıflarını, tavırlarını ve burada oluşan bazı
atmosferik olayları bildirir. Ey aziz, malum olsun ki,
filozoflar ve astronomlar demişlerdir ki: Hava küresinin orta tabakası,
ateş tabakasına nispetle üçüncü tabakadır ve kendi yerine sâkindir. Bu
tabakanın kalınlığı, takriben beşbinon fersah mesafedir. Bu tabakaya
ateş üresinin sıcaklığı inmeyip, güneşin yeryüzünden akseden şuaları
dahi buraya yükselmediğinden; bu, hava su buharlarıyla karışıp, onlardan
oldukça soğuk bir nitelik kazanmıştır. Onun için soğuk tabaka namıyle
şöhrete yetmiştir. Bu tabaka, bulutların, yağmurların, karların menşei
olmuş; gök gürültüleri, şimşekler ve yıldırımlar buradan
kaynaklanmıştır. Bütün bunlar, burada oluşup, sonra aşağı tabakaya
inmişlerdir. Bunların çoğunlukla sebebi küçük su damlacıklarıdır. Bu
damlacıklar, güneşin sıcaklığıyle incelip, hava parçacıklarıyle
karışarak, yukarıya yükselip buharlaşan parçaların yoğunlaşmasıdır.
Çünkü güneş, deniz ve toprak üzerine ışık saçıp, şualarının aksinden
oluşan sıcaklığıyle suyun küçük parçalarını çıkarıp, duman ederek, bu
sıcak buhar ve dumanı havanın yukarı tabakasına çekerken, yolda soğuk
tabakaya rastlar. Hava, bunlarla harekete geçip çeşitli yönlere hareket
eder. Üstten soğuk tabakanın soğuğu, alttan da su buharı ve duman
biribirine sokulup, o kavgalar arasında, soğuk vasıtasıyle yoğunlaşma
olur. Eğer soğuk şiddetli değilse, buhar toplanıp, ondan bulutlar
meydana gelir. Bulutlar ne kadar yukarı çıkarsa, o kadar buhar zerreciği
birbirine eklenip, duman da havaya dönüşüp hareketiyle rüzgâr olur.
Buhar zerrecikleri suya dönüştüğünden, bu yoğunlaşmadan ağırlık hâsıl
olduğu için yağmur olup aşağıya damlamaya başlar. Eğer buharın yükselişi
gece olup, havanın soğukluğu şiddet ve kuvvet bulup, bulut zerrelerine
toplanmalarından önce ulaşırsa, kar olup, güzel güzel iner. Eğer soğuk
çok şiddetli olsa bulut zerrelerini toplanmalarından sonra bulsa hemen
dolu olup, vurucu bir biçimde düşmeye başlar. Eğer yukarı çıkan buharın
sıcaklığı, havanın soğukluğuna nispetle az olursa ve soğuk tabakaya da
ulaşamazsa; ya siyah veya beyaz bulut olur ki, bahar günlerinde atılmış
pamuklar misali bir birinin üzerinde dağlar gibi toplanıp, çeşitli
şekillere girip, letafetinden ve sıcaklığının düşüklüğünden dolayı
havaya dönüşür. Eğer sıcaklığı az olan bu buharın kendisi de az ise;
bunun durumları kendi mahilli olan aşağı tabakada açıklansa gerektir.
Öyle olur ki, bazı zamanlarda şiddetli soğukla hava kapanmış olur ve bu
durumda soğuk tabakada bulut oluşur ki, ondan yağmur, kar ve dolu hâsıl
olur. Dördüncü
Madde Hava küresinin orta
tabakasında oluşan atmosferik olayları, yani gök gürültüsü ve yıldırımı
hakimâne bildirir. Ey aziz, malum olsun ki,
filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Gök gürültüsü,
şimşek ve yıldırımın sebebi budur ki; güneşin şiddetli hareketinden
iyice incelen küçük yersel parçalar ve küçük ateşî parçalar birbirine
karışır ki, buna: Duman derler. Bu duman, yukarıda anlatılan buhar ile
karışıp, böylece beraber yükselip, soğuk tabakaya ulaştığında, buhardan
bulut oluşup, duman da bulutun içine hapsolsa; bu anda sıcaklığı baki
ola duman yukarıya çıkmak istedikte veya sıcaklığı giden duman aşağıya
inmek murat eyledikte, o dumanlar, iniş ve çıkışta bulutu öylesine hızlı
yarar ki, bundan korkunç bir ses hâsıl olur. İşte gök gürültüsü budur.
Hızlı sürtünmeden o duman ateş alsa: Eğer latif olup çabuk sönerse ona:
Şimşek derler. Eğer yoğun olup, yere ulaşana dek sönmezse, ona: Yıldırım
derler. Öyle olu ki, bu yıldırım incelip, ayrışan cisimlerden geçip,
ayrışmayan cisimleri yakar. Mesela, kese içindeki altın ve gümüşü
eritip, keseyi yakmaz, ancak içinde eriyenlerin sıcaklığı yakar. Baza
olur ki, yıldırım oldukça kesif olup, her neye isabet eylese, onu yakar.
Büyük bir dağa düşüp, parçaladığı bile olur. Gök gürültüsü ve şimşek
beraber olur. Lakin gök gürültüsü işitilmezden önce, şimşek görülür Zira
ki bu, gözle görülür ve o kulakla hissedilir. İşitme, sesin kulağa
ulaşmasına bağlıdır. Sesin ulaşması ise mesafe ve hava titreşimlerine
bağlıdır. Oysaki göze şuaların ulaşımı, sesten daha hızlıdır. Nitekim
çamaşırcıya bakarsın ki, çamaşırı taşa vurur, bir zaman sonra sesi
kulağına erer. Kış mevsiminde, buharın
dumanı az olduğundan, şimşek ve yıldırım nâdiren olur. Onun için soğuk
ülkelerde kar yağarken asla gök gürültüsü, şimşek ve yıldırım olmaz.
Zira ki kar inen bulutlarda asla duman buharı bulunmaz. Soğuğun şiddetiyle buharın
dumanı sönüp, eseri bile kalmaz. Yağmur fazla olduğunda, bulut zerreleri
yoğun olduğundan, gök gürültüsü, şimşek ve yıldırım dahi çoğalır.
Bulutlar çok yoğun olduğunda, yağmurun suyu onlarda hapsolmuştur. Onun
için, onlardan yağmur şiddetle iner. Nitekim bir yerde mahpus olan su
ondan yol bulsa kuvvetli akar. (Hakim ve Gani olan Allah münezzehtir.
Celle celalühü ve amme nevalihi. Ondan başka ilah yoktur.)
| |