|
2.FEN/1.BAB | ||
İKİNCİ
FASIL
Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini, uzuvların tabiatlarının mahiyetini, insan
hayatının mizaçlarını, dört rüknün karışım ve bileşiminin, karışımların
sebeblerini, durumlarını ve faydalarını ve onlardan oluşanı dört madde ile uzun
uzun açıklar.
Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esas ki,
(rükün) basit cisimlerdir, insan bedeni ve diğer hayvanların ilk cüzleridir.
Zira ki bileşik cisimlerin çeşitli nevileri, özlerin birleşmesiyle meydana
gelir. Esaslar ise dörttür: İkisi hafif, ikisi ağırdır.
Hafifler: Ateş ile havadır. Ağırlar: Su ile topraktır. Çünkü ateş unsuru, havaî
cevherinin sirayetiyle diğer unsurlarda cereyan edip, bileşip, hararetiyle iki
ağır ve soğuk unsurun, soğukluklarını kırar. Onlar, unsurluklarını terkedip,
mizaçlık mertebesine giderler. Şu halde iki ağır unsur, uzuvların sükûn ve
oluşumuna metin madde olur. İki hafif unsur, uzuvların hareket ve hayatlarına
yardımcı olur.
İlk esasların kuvvetleri ki, dört keyfiyettir, onlar, sıcaklık, soğukluk,
rutubet ve kuruluktur. Bu dördü, unsurların anneleridir. Esaslarda mevcuttur. Bu
unsurî keyfiyetler, tabiî suretler üzerine eklenmiştir. Zira ki onlar, sıcaklık
ve soğukluk gibi keyfiyetlerde geçici ve değişicidir.
Hâlbuki tabiî suretlerin her iri, kendi zatıyle bakidir. Eğer dört keyfiyet,
tabiî suretlerin aslı olsaydı, onlar dahi değişici olup, sabit kalmazlardı. Şu
halde eğer basit cisimler olan dört esas, küçülüp bir araya gelseler, tam
bileşik cisimler olan üç bileşikde (mevalid-i selase) teğet olup, bu zıt
keyfiyetleriyle birbirine tesir etseler ve o basitlerin her biri öbürünün
şiddetli keyfiyetini kırsa; o zıt keyfiyetler arasında her birinden tümünde eşit
ve benzer aracı keyfiyet hâsıl olur ki, ona: Mizaç derler. Üç bileşik yani
maden, bitki ve hayvan hep onunla vücuda gelirler. Lakin yarı bileşik cisimler
olan bulut ve şihap gibi atmosferik şeyler, unsurlardan mizaçsız meydana
gelirler. Onun için süratle yok olurlar.
Beden uzuvlarının tabiatlarının mahiyetini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: O şekil verici ve
yaratıcı olan Allah Taâlâ hazretleri, âlemde her nesneyi, münasip ve muvafık
yerli yerinde, güzel ve mutedil yaratmıştır. Her canlıya uygun ve her uzvunun
haline muvafık olan mizacı vermiştir. Âlemin cüzlerinin tümünde olan mizaçların
en layık ve en uygununu insan bedenine kerem kılıp, her bir uzvuna en münasip
ola mizacı bahşetmiştir. Bazı cüzlerini ziyade sıcak, bazısını ziyade soğuk,
bazısını ziyade rutubetli ve bazısını ziyade kuru etmiştir. Bedende fazla sıcak
olan o ruhtur ki, latif buhardır. Sonra yürektir ki, ruhun menşeidir. Sonra
kandır ki, muttasıldır. Sonra karaciğerdir ki, kan ondan doğmadır. Sonra halis
olan ettir. Sonra sinirdir ki, et ile karışmış olan sinirdir. Sonra dalaktır ki,
onda kan vardır. Sonra böbrektir ki, kanı azdır. Sonra atardamarlardır ki, ruhun
çevresinde olan kanın zarflarıdır. Sonra toplardamarlardır ki, mutlak kanın
zarflarıdır. Sonra el derisidir. Bedende gayet soğuk olan balgamdır. Sonra
saçlardır. Sonra kemiklerdir. Sonra kulak kemiğidir ki, kıkırdaktır. Sonra
kirişlerdir. Sonra perdelerdir. Sonra sinirlerdir. Sonra murdar iliktir. Sonra
dimağ (beyin)dir. Sonra iç yağıdır. Sonra deridir. Bedende gayet kuru olan
saçtır ki, duman buharındandır. Sonra kemiktir ki, uzuvların en sertidir. Sonra
kıkırdaktır. Sonra kemik başlarıdır. Sonra kiriştir. Sonra zardır. Sonra
damarlardır. Sonra toplardamarlardır. Sonra hareket sinirleridir. Sonra
yürektir. Sonra bedenin sinirleridir. Sonra deridir.
İnsanın yaşlarının mizaçlarını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yaşların mizaçları
muhtelif olduğundan, insanın yaşları topluca dörttür. Biri büyüme çağıdır ki
delikanlı yaşı da derler. Bunun müddeti insanın otuz yaşına dektir. Sonra
duraklama çağıdır. Buna gençlik yaşı dahi derler. Bunun müddeti insanın altmış
yaşına dektir. Sonra açık düşüş yaşıdır ki, buna ihtiyarlık dönemi dahi derler.
Bunun müddeti ömrün sonuna varıncaya dektir.
Lakin delikanlılık çağı da iki kısımdır. Biri çocukluk çağıdır ki, on beş yaşına
dektir. Sonra delikanlılık çağıdır ki, delikanlılık çağının sonuna dektir.
Çocukların mizacı mutedildir. Delikanlılığın mizacı sıcaklık ve rutubettir.
Gençliğin mizacı sıcak ve hiddetlidir. Duraklama çağının müddetinden sonra
sıcaklığın maddesi olan rutubeti, bizi kuşatmış olan hava çektiğinden sıcaklık
noksan bulmağa başlar. Zira ki, geçen bölümde açıklandığı üzere cismanî
kuvvetlerin ve cüzlerin hepsi nihayete erer. Ayrışanların bedeli için eşitlik ve
bir minval üzere sürekli soğumadır. Lakin bozulma gün gün arttığından ayrışan
rutubetle beraber karşılığı gelmez. Şu halde gelen ile sarf olunan bedende
eksilme ve geri dönme üzere olduğundan, rutubet yok olup, hararet söner. Tabii
ölüm budur. Şu halde her bir şahsın ilk mizacı hasebince rutubeti içine alan
kuvveti ne miktar ise, onun tabii ecel miktarı odur. Eğer dışardan bir kazaya
uğramazsa odur ki, ömrü de odur.
Zira ki, Allah'ın kudreti ile ulvî cisimlerin süflî cisimlerde çeşitli tesirleri
daima birbirini takip ettiğinden bütün halkın şekil ve durumları ahlak ve
tavırları henüz anaların rahimleri içinde nutfe iken tesadüf eden baht ve
talihleri tesirleri ile ortaya çıkmıştır ki, ana karnına nutfe düştüğü saatte
baba ve ananın talihleri ne işte ise ve her birinin yıldızı neye bakıyorsa: Eğer
kutlu, uğursuz, o nutfenin zatına tesiri ile nakşedilir. Mesela saadet, şekavet, anlayış, hamakat,
cimrilik, cömertlik, korku, şecaat, sevgi, düşmanlık, hırs, kanaat, himmet,
alçaklık, fakirlik, zenginlik, rahat, güzellik, kemal, yorgunluk ve üzüntü her
ne konum üzerine ise o nutfenin zatına tâbi olur. Zira ki o nutfe, ceninin
cisminin levh-i mahfuzudur Levh-i mahfuz bu âlemin aynasıdır. Şu halde her kim
ki, sait olmuştur, o saadetini ana karnında bulmuştur. Her kim ki şakî
gelmiştir, o dahi şekavetini anası karnında almıştır. Nitekim Habib-i Ekrem
Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri: "Said anası karnında saittir. Şaki anası
karnında şakidir," buyurmuştur. Herkesin talihinin tesirini remz ile
duyurmuştur. Çünkü halkın bütün şekilleri, vasıfları ve mizaçları felekî
konumlar gereğince rahimlerde muhtelif bulunmuştur. Şu halde eceli müsemmaları
dahi mizaçları hasebi ile onda muhtelif takdir olunmuştur.
Elhasıl delikanlı ve çocuk bedenleri, itidal üzere sıcak ve rutubetli müşahede
kılınmıştır. Gençlik bedenleri hiddetli, sıcak bilinmiştir.
Kırarma ve ihtiyarlık bedenleri, buhar ruhu ve sıcak kandan yukarıda anlatıldığı
üzere geçkin oldukları için soğuk ve kuru bulunmuştur.
Kadınların mizacı erkeklerden daha soğuk ve daha rutubetli olduğu tecrübe
kılınmıştır.
Bedenlerin dört karışımının keyfiyetini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedenin ilk
rutubetleri olan dört karışım akıcı ve rutubetli cisimlerdir ki, gıdalar önce
ona dönüşüp, onlardan bedenin cüzleri gıdalanır. Değerleri karışımın rutubetleri
dört cinstir ki: En faziletlisi kan cinsidir. Sonra balgam cinsidir. Sonra safra
cinsidir. Sonra siyah köpük cinsidir. Bu karışımların her biri tabiî ve tabiî
değildir. Tabiî kan, sıcak ve rutubetlidir. Rengi kırmızı, tadı tatlıdır.
Faydası et, yağ ve uzuvların gıdası olmaktır. Tabiî olmayanı soğuktur ve rengi
bulanıktır. Tadı acı olup, faydası olmaz. Tabiî balgam, soğukçadır. Rengi
yumurtanın beyazı gibidir. Tadı tatlıdır. Faydası ya kan veya kanın yerini
tutup, uzuvların gıdası olmaktır. Tabiî olmayanı kuru mizaçlı ve değişik
renktedir. Acıdır. O, ya tuzlu veya asitli olur. Tabiî safra sıcak ve kırmızıya
yakın, yapışkandır. Faydası kana karışıp ve yardımcı olup bedenin cüzleri
olmaktır. Tabiî olmayanı, yakıcıdır ve zehir cevheridir. Tabiî siyah köpük tabiî
kanın altında kalan tortudur. Tadı tatlıya yakındır. Yeri dalaktır. Faydası
açlığı ve şehveti tahriktir. Tabiî olmayanına zehirli kara köpük derler.
Dört karışımın doğuş keyfiyeti böyledir ki: Önce gıdanın çiğnenme ile hazm
olması vardır ki, ağız yüzeyi ve mide yüzeyi ile bitişik ve bağlantılıdır. Şu
halde onda dahi hazmetme kuvveti hâsıldır. Zira ki, çiğnenmiş nesnenin önceki
tad ve kokusu gitmiştir. Sonra çiğnenmiş gıda mideye vardığında, midenin ağzı
kapanıp, tamamen ona hazmolunur. Lakin sadece midenin harareti ile değildir.
Belki ağ taraftan karaciğerin, sol taraftan dalağın ve onda olan atar ve
toplardamarların, harekete kabiliyetli olan iç yağının, midenin üstünde ve
zarının ötesinde yüreğin, bütün bunların hararetleri ile tamam olup iki üç
saatte ilk hazım hâsıl olur. Midede keşkek suyu gibi akıcı cevher olur. Sonra
onun kesifi mideden bağırsaklara çıkışa yol bulur.
Latifi mideye bitişik olan damarlar yolundan karaciğere bitişik olan ince kıllar
gibi damarlar ile süzülüp, karaciğere çekilir. Şu halde karaciğer o latif
cevhere kavuşup; sünger gibi emer. Onda da önceki sindirim süresi kadar zamanda
pişer. İkinci hazım da hâsıl olur. O pişen kırmızı rengi boyanıp, onun yüzünde
kaymak gibi nesne ve dibinde tortu gibi nesne hâsıl olur. Eğer ifrat derecede
pişerse bir yakıcı nesne hâsıl olur. Eğer az pişerse hint kavunu gibi bir nesne
peyda olur. O kaymak safradır veya siyah köpüktür. Bu ikisi tabiîdir. Yakıcı
olanın latifi itilen safradır, kesifi itilen siyah köpüktür. Bu ikisi tabiî
değildir. Hit kavunu, tabiî balgamdır.
Hepsinden saf ve hasi olanı kandır. Lakin suyu fazladır ki, karaciğerden
ayrılmazdan önce suyu, böbreklere inen damarlarla çekilip, kendilerine gıda
olacak yağ ve kanı alıp, artığı mesaneye süzülüp, dışarı çıkmaya yol bulur.
Kıvam bulmuş halis kan, karaciğer üstünde doğan büyük damara çekilip, ondan
ayrılan atardamarlara akar. Sonra yüreğe ve buradan bütün vücuda yayılır,
uzuvların besini olur.
Karışımların oluş sebeblerini, tabiat ve faydalarını ve hareket sebeblerini;
buharlardan doğan tabiî ruhu bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Tabiî kanın fail
sebebi, mutedil hararettir. Maddî sebebi, gıdaların ve içeceklerin mutedil
olmasıdır. Tam sebebi bedenin beslenmesidir. Tabii safranın fail sebebi, mutedil
hararettir. Maddî sebebi, sıcak, latif, tatlı ve yağlı gıdadır. Sureta olan
sebebi, fazla çiğnenmektir. Tam sebebi, kan karışımı ve bedenin beslenmesidir.
Yakıcı safranın fail sebebi, karaciğerin aşırı hararetidir.
Tabii siyah köpüğün fail sebebi, mutedil hararettir. Maddî sebebi, rutubeti az
olan çok sıcak ve katı gıdalardır. Sureta olan sebebi, akmayan ve ayrışmayan
gıdalardır. Tam sebebi, kanı kuvvetlendirip, bedenin gıdası yapmaktır. Yakıcı
siyah köpüğün fail sebebi, az hararettir. Maddî sebebi, az çiğnemektir. Tam
sebebi, kan karışımı ve bedenin beslenmesidir.
Şu halde, karışıkların doğuş sebebleri, sıcaklık ve soğukluktur. Zira ki mutedil
hararetten kan; fazla hararetten yakıcı safra ve çok fazla hararetten yakıcı
siyah köpük; soğukta balgam doğmuştur.
Kan ile damarlardan akan karışımların, damarlar içinde dahi iki üç saat
müddetinde üçüncü hazmı vardır. Azaya tevzi edildiğinde; her uzuvda kendi
nasibinin bu müddet içinde de dördüncü hazmı vardır. Damarlar içinde olan üçüncü
hazmın ve azada olan dördüncü hazmın fazlaları geçen bölümde açıklandığı gibi
kulak kiri, göz çapağı, burun kiri olup, sa ve tırnak suretini bulup; bedenin
azalarından ayrışan ter, kir, yara ve cerahat şeklinde vücuttan atılır.
Sözü edilen karışımların doğuş sebebleri olduğu gibi, hareket sebebleri de
vardır. Zira ki bedenin hareketi ve sıcak eşya, kanı ve safrayı tahrik eder.
Bazı kere siyah köpüğü dahi tahrik eder. Lakin hareketsizlik, balgama kuvvet
verir. Güzel şeyler düşünmek de dört karışımı harekete geçirir.
Nitekim dört karışımın kesafetinden, bir kesif cevher doğar ki, uzuvdur veya
uzvun bir cüzüdür. Bunun gibi karışımın latif buharlarından, bir mizaç hasebiyle
latif bir cevher doğar ki, tabiî ruhtur. Hayvanî ruhu kabul istidadını
bulmuştur. Mizaç üzere önce bu ruh doğup, sonra bütün uzuvlara, nefsanî
kuvvetleri ve başkalarını kabul istidadını veren budur. Şu halde nefsanî ve
hayvanî kuvvetler insan bedeninin uzuvlarında hâsıl olmaz. Ancak bu tabiî ruh
vasıtasıyle olur. Eğer bedenin bir uzvu nefsanî ve hayvanî kuvvetlerden kesilip,
tabiî ruhtan kesilse, o uzuv henüz hayattadır. Zira ki uyuşmuş veya felç olmuş
olan uzuv, his ve hareket kuvvetini yitirmişken yine hayatiyeti vardır. Eğer
ölmüş olsa, kokuşur ve bozuşurdu. Şu halde felç olmuş uzuvda, onu koruyan bir
kuvvet vardır ki, bu tabiî ruhtur. |