|
2.FEN/1.BAB | ||
ÜÇÜNCÜ
FASIL
Azanın fayda, mahiyet ve keyfiyetlerini, isim ve kuvvetlerini, doğuş ve
özelliklerini dört madde ile ayrıntılı olarak açıklar.
Azaların mahiyet ve keyfiyetini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esasın birinci
mizacından doğan bedenin karışık cisimleri olduğu gibi, dört karışımın dahi
birinci mizacından doğan beden azalarının cisimleri olmuştur. Bazı aza tek ve
bazısı bileşik suret bulmuştur.
Tek uzuv odur ki, hangi his olunan cüzünü alsan, sayı ve cisimde cüzü bütününe
ortak olur. Kemik, et ve sinir gibi. Bunlara, cüzleri benzeşen azalar denir.
Bileşik uzuv odur ki, hangi cüzünü alsan, ne sayıda, ne isimde bütününe ortak
olmaya. Yüz, el ve ayak gibi. Zira ki, yüzün bir cüzü, yüz değildir. Bunlara:
Alet uzuvlar derler. Zira ki hareket ve işlerde tamamen nefsin âletleri
olmuşlardır. Cüzleri benzeşen azanın birincisi kemiktir. Sert yaratılmıştır.
Zira ki kemik, bedenin esası, uzuvların hareketinin direği bulunmuştur. Sonra
kıkırdaktır ki, yumuşaktır. Katlanabilir. O, kemikten daha yumuşak, sair
uzuvlardan daha sert kılınmıştır. Bunun yararı; yumuşak uzuvlara kemiklerin
bağlantısı bununla gökçek olmaktadır. Ta ki yumuşak ile sertin vasıtası olup;
vurma ve düşme zamanlarında her uzuvdan, yumuşak olan uzuv incinmeye. Sonra
sinirlerdir ki, dimağdan ve omurilikten bitmişlerdir.
Katlanmakta esnek, gerilmekte sert olan beyaz cisimlerdir. His ve hareket için
olan aza, bütünüyle sinirlerle tamamlanır. Sonra kirişlerdir ki, adalelerin
çevresinde bitmiş, sinirlere benzer cisimlerdir. Hareketli uzuvlara tam
bağlıdır. Kâh adalelerin sıkılması ile kirişler dahi çekilmiş olup; hareketli
uzuvları çeker. Kâh adalenin yayılmasıyla ve kendi yerine dönmesiyle kirişler
rahatlayıp, uzuvları durumu üzere yayarlar. Sonra kemik başlarındaki
iplikçiklerdir ki, kemiklerden bitmiş, sinirlere benzeyen cisimlerdir. Bunların
adalelere uzananlarına, mutlak bağ derler.
Kemiklerin mafsallarını ve sair uzuvları bağlayanlara ökçe bağı derler. Bu adı
geçen bağların hiçbirin hissi yoktur. Ta ki kendilerine lazım gelen hareket
fazlalığıyla diğer işlerde incinmeyeler. Bunların faydası, uzuvları birbirine
bağlamaktır. Sora atar damarlardır ki, yürekten çıkarlar.
Uzun ve içleri boştur ki; uzunları sinirlere, cevherleri bağlara benzerler.
Bunların öyle açılıp kapanan hareketleri vardır ki, sükûnet ile ayrılmıştır.
Bunlar can damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar, yürekten duman buharını
saçmakla, ona rahat verip, ruhu bedenin uzuvlarına tevzi için halk olunmuştur.
Sonra toplardamarlardır ki, toplardamarlara benzer cisimlerdir. Karaciğerden
bitmişlerdir. Hepsi de sakindir. Bunlar kan damarlarıdır. Faydaları budur ki,
bunlar karaciğerden kanı, bedene tevzi için yaratılmıştır. Sonra zarlar
(perdeler)dir ki, ince ve hisleri olmayan latif sinirlerden dokunmuş
cisimlerdir. Sair cisimlerin yüzeylerini örterler. Nice faydaları vardır ki:
Biri, bütün uzuvları yapı ve şekilleri üzere korurlar. Biri dahi kendi lifine
bitişik olan sinir ve bağlar vasıtasıyla uzuvları birbirine bağlarlar.
Böbrekleri sulbe bağladıkları gibi. Bir faydası dahi akciğer, karaciğer, böbrek,
dalak benzeri hissî olmayan uzuvların cevherlerinde, bu zarların kendilerine
değen bizzat hassas olup, lifli olan cisimlerine değeni ârizî olarak hissedici
olmalarıdır. Sonra ettir ki, bedende olan bütün bu azanın aralarındaki
boşlukları doldurur.
Alet olan uzuvlar, bunlardan bileşen uzuvlardır ki, inşaallah bundan sonra onlar
dahi açıklanır.
Uzuvların isimlerini ve kuvvetlerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: bedende olan azadan
her bir uzvun kendi nefsinde tabii bir kuvveti vardır ki, o uzvun beslenmesi
işi, ancak o kuvvetle olur. O kuvvet gıdayı, çeker, tutar ve ondan fazlayı
dışarı atar. Uzuvların hepsinden kuvvetli olan, dimağ ve karaciğerdir. Zira ki
bu ikisi yürekten hayati kuvvet, tabiî hararet ve ruhu kabul edip, dimağ bütün
hislerin başlangıcı olup; karaciğer, bedenin bütün uzuvlarının besleyicisi
olmuştur. Yürekten gayri. Zira ki yürek, göğsün içinde sol meme altında
karaciğer nevinden ve onun renginde fincan şeklinde şerefli ir uzuv ve latiftir
ki, onun aşağı tarafında, alt yüzeyi ortasında gözbebeği, benzeri siyah bir
nokta vardır ki, en latif azadır. İsmi süveydadır. Ruhun kaynağı ve
kuvvetlerinin toplamıdır. Hayvanî ruhun ve insanî nefsin birlikte bulunduğu yer
ve Rabbanî ilhamların iniş yeri, Hüda'nın nazargâhıdır. Bütün uzuvlara hayat,
hareket, idrak ve gıda verip, besleyendir. Bütün kuvvetlerin ve uzuvların
hizmetçisi ve uşağıdır. O, bedenin emîridir. Şu halde bedenin bazı uzuvları
reis, bazısı reis hizmetçisi ve bazısı ne reistir ne de hizmetçi.
Reis uzuvlar, o azadır ki; bedende olan ilk kuvvetlerin başlangıç yerleridir.
Şahsın bekası ve nevin bekası onlara muhtaçtır. Şahsın bekası hasebiyle olan
reis uzuvlar üçtür: Biri yürektir ki, hayat kuvvetinin başlangıcıdır. Biri
dimağdır ki, his ve hareket kuvvetinin başlangıç yeridir. Biri dahi karaciğerdir
ki beslenme kuvvetinin başlangıç yeridir. Nevin bekası hasebiyle reis olan
uzuvlar, yine yukarıda sayılan bu üçüdür. Nevin bekasına mahsus olan dördüncü
uzuv tenasüldür ki, onlar nesli koruyan meniyi doğurmak için kendilerine muhtaç
olunandır. Erkek ve kadın organlarının tam yapısı olan mizacı ifade ederler.
Hizmetçi olan uzuvların bazısına hazırlayıcılık, bazısına yerine getiricilik
gibi hususi hizmetler vardır. Hazırlayıcılık hizmeti reisin işinden önce, yerine
getiricilik hizmeti reisin işinden sonradır. Yüreğin hazırlayıcılık hizmetini
gören akciğer, yerine getiricilik hizmetini gören atar damarlar gibi. Dimağın
hazırlayıcı hizmetçisi karaciğer ve sair ruh uzuvları ve gıda uzuvları gibidir.
Yerine getirici hizmetçisi sinirler gibidir. Karaciğerin hazırlayıcı hizmetçisi
mide gibidir. Yerine getirici hizmetçisi toplardamarlar gibidir. Tenasül
uzuvlarının hazırlayıcı hizmetçisi, onlardan önce meniyi doğuran aza gibidir.
Yerine getirici hizmetçisi, erkeklerde zekerin deliği ve husyeler arasında olan
damarlardır. Kadınlarda meniyi iten damarlardır. Rahimdir ki, meninin
yararlanışı onda tamam olup, cenin oluşacak yerdir.
Ceninin azasını oluşumunu bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cüzleri benzer olan
beden uzuvlarının hepsi, iki meniden oluşur. Et ve yağ buna girmez. Zira ki bu
ikisi, kandan oluşur. Şu halde et ve yağdan başka cüzleri benzer olan uzuvlar,
peynir mayadan bağlandığı gibi, babanın menisinden bağlanır.
Bütün bu uzuvlar peynir sütten oluştuğu gibi ananın menisinden oluşur. Nitekim
mayanın ve sütün her biri, kendilerinden hâsıl olan peynirin bütün
cevherlerinden birer cüzdür. Bunun gibi menin her birisi, rahimde olan ceninin
bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bundan sonra hamile kadının hayız kanı,
rahimde oluşan ceninin göbeği yolundan gıdası olup, onunla büyüyüp gelişir.
Pıhtılaşıp, öneki azası arasında olan boş yerleri doldurup, et ve yağ olur.
Kanın fazlası, nifas vaktine kadar kalıp, ondan analık tabiatı dışarı atar.
Doğumda sonra, çocuğun karaciğerinin oluşturduğu gıda kanı, göbekten aldığı
kanın yerine gidip, göbeği kapayıp, o kandan oluşan et ve yağ, bu kandan
oluşmaya başlar.
Et, kanın metininden oluşup, sıcaklık ve kurulukla bağlanır. Yağ, kanın sulu ve
yağlısından oluşup, bağlanır. Onun için sıcaklıkla çözülür. İki meniden oluşan
azanın birisi bedenden ayrılsa, bir daha o uzuv hakiki bir bitişmeyle yerine
gelmez. Bir cüzü eksik olsa, onun karşılığında bir şey bitmez. Ancak çocukluk
çağında, çocuğun dişi biter. Kandan oluşan uzuv, telef olmasından sonra yine
tamam bitip, benzerine bağlanır. Et gibi.
Beden uzuvlarının faydalarını ve özelliklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hassas ve hareketli
olan bütün uzuvların his ve hareketinin başlangıç yeri kâh bir sinir olur ve kâh
farklı olup, her kuvvetin başlangıç yeri bir başka sinir olur. Zarlara sarılmış
ola iç organların zarlarının kaynağı, göğüs ve karnın iki tarafında bulunan
zarların birisindendir.
Göğüste olan zarlar; akciğer, atar ve toplardamarlar gibi azanın zarlarının
kaynağı kaburga kemiğidir. Boşlukta olan aza ve damarların zarlarının kaynağı
karın adalesindendir.
Etten olan bütün aza, ya liflidir, adalede olan et gibi. Veya onda lif olmaz,
karaciğer gibi. Bedenin hareketleri ise ancak lifi ile olur. Gerek iradî olsun,
gerek tabiî olsun: İradî hareket, adale lifiyle olur. Tabiî hareket, et ve damar
gibi. İradî hareketle tabiî hareketten bileşen hareket: Bu iki hareket uzunluk
ve en bulunan bir yapıya mahsus lif olur.
Şu hale çekmek için uzlaşan, itmek için tersi ve tutmak için ikisi arası lif
gereklidir. Azadan aort gibi bir tabakalı olan uzvun üç kısım lifi birbirine
benzerdir. İki tabakalı olan uzvun dış tabakasında lif birbirine muhaliftir. İç
tabakasında lif enlidir. İçinin iç yüzeyinde lif uzunlamasınadır. Ancak bir tarz
üzere yaratılmıştır ki, çekme lifi ile itme birlikte olmayıp, belki çekme lifi
ile tutma lifi birlikte olsunlar. Ancak bağırsaklarda değil. Zira ki,
bağırsakların tutmaya şiddetle ihtiyacı yoktur. Her zaman çekmeye ve itmeye
muhtaçtırlar.
Kendi cevherinden uzak olan cisimleri kuşatan sinirsel azaların bazısı bir
tabakalı, bazısı iki tabakalı bulunmuştur. İki tabakalı yaratılanlarında nice
faydalar vardır. Birinci fayda: İçlerinde olan cisimlerin hareketi kuvvetiyle
yarılmaktan korumaktır. Can damarları gibi. İkinci fayda budur ki: İçlerinde
bulunan saklı cisimler, ayrışma ve çıkmadan iki kat korunmuş olur. Can
damarlarında olan ruh ve kan gibi. Üçüncü fayda budur ki: İtme ve çekmede, o
uzuv kuvvetli harekete muhtaç olduğunda, itme âleti bir tabakasında, çekme âleti
bir tabakasında başka bulunsunlar. Mide ve bağırsaklar gibi. Dördüncü fayda
budur ki: O uzvun sinirsel iç tabakasını korumak için, dış et tabakası hazım
için ayrılmış olsun. Zira ki
hazmeden, hazmedenle karşılaşmaksızın kuvvetiyle ulaşır olmak mümkündür.
Bazı uzuvların mizacı kana yakın olup, kan ona gıda olmak için birçok
değişikliklerde tasarruf etmeğe muhtaç olmaz. Et gibi. Onun için ete ulaşan
gıda, bir müddet kalıp sonra et gıdası olmak için onda boşluk ve karıncık
yoktur. Gıda, ete düştüğü saatte, ona meyledici olur. Bazı aza, kandan uzak
mizaçlı olup, kan ona değişmekte çok değişime muhtaç olur; kemik gibi. Onun için gıdası, onda bir müddet kalacak ya bir boşluk vardır; ayak ve bilek kemiği gibi. Veya ayrı boşluklar vardır; alt çene kemiği gibi. Böyle olan aza, vaktinde gıdadan ihtiyaç üstü alır ve çeker. Ta ki yavaşlıkla kendi nefsine dönüştüre. Kuvvetli aza, kendi fazlalıklarını zayıf olan komşularına iter. Yürek iç organlara, dimağ kulak arkasına, karaciğer burnun iki yanına ittikleri gibi. |