|
2.FEN/2.BAB | ||
İKİNCİ
FASIL
Omurga kemikleri, boyun kemikleri, kaburgalar, eğe kemikleri ve köprücük
kemiklerinin bileşim keyfiyetini beş madde ile açıklar.
Omurga kemiğinin bileşim keyfiyetini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilgileri demişlerdir ki: Omurga kemiği nice
faydalar için yaratılmıştır. Bir faydası budur ki, canlının bekasında kedisine
muhtaç olunan murdar iliği (omurilik) içinde bulundurmuştur. Zira ki bütün
uzuvların sinirlerinin çakış yeri dimağ olsaydı, insanın başı şimdiki
görünüşünden fazla büyük olmak gerekirdi. Bedene ağır bir yok olurdu. Sinirler,
uzak uzuvlara ulaşmakta, uzun mesafeye muhtaç olup; âfetlere ve kopuntulara açık
olmaktan başka, ağır uzuvları yerlerine çekmekte kuvvetleri az olurdu. Şu halde
yaratıcı Allah Taâlâ, hikmet ve inayetiyle dimağdan bir cüz olan omuriliği
bedenin aşağısına erimiş bir maden gibi akıtıp, omurgayı ona muhafız etmiştir.
Ta ki omurga etrafında sinirlerin bölümleri tevzi olunmak uygun olup, daha güzel
ola. Omurganın bir faydası budur ki: Önünde konulmuş olan azaların koruyucu
kalkanı bulunmuştur. Onun için boğumlar ve çıkıntıları vardır ki, onlar: Senaşen
ismiyle isimlendirilmişlerdir. Bir faydası dahi budur ki, beden kemiklerinin
yaratılışına esas ve temel bulunmuştur. Nitekim gemi omurgası gibi olduğu
yukarıda bilinmiştir. Onun için omurga kemiği gayet metin ve muhkem
yaratılmıştır. Bir faydası dahi budur ki, insanın ayağa kalkması için ve
hareketine imkân içi müstakil bulunmuştur. Onu için omurga kemiğinin düzeni
omurlarla nazm olunmuştur. Hepsi tek kemik veya büyük kemikler olmayıp, güzel
intizamı, en iyi yaratılış üzere kılınmıştır. Omurlar arasında bulunan mafsallar
e yumuşaktır ki, kıvamı za'f bula ve ne serttir ki katlanmaya engel ola. Belki
böyle ara ara yaratılmıştır. Omurganın omurları bir kemiktir ki, ortasından
omurilik nüfuz edecek delikleri vardır. Bazı omurların sağ ve solundan deliğin
iki tarafından dört çıkıntısı bilinmiştir. Bazısı yukarıya ait, bazısı aşağıya
aittir. Bazı omurların atı çıkıntısı olup, dördü bir tarafında, ikisi bir
tarafında bulunmuştur. Bazı omurların sekiz çıkıntısı müşahede kılınmıştır. Bu
çıkıntıların faydalarının biri budur ki: Bunlarla afsala nasb ve bitişme ile
omurlar arası muntazam olup; birinin çıkıntılarının başları, birinin oyuklarına
girmiş olup, metanet bulmuştur. Bu omurga omurlarının çıkıntılarındın gayri,
başka çıkıntıları vardır ki, onların faydaları; çarpmadan koruyup,
mukavemetleriyle kalkan olmaktır. Bu çıkıntılar, sert ve geniş kemikler
bulunmuştur ki, omurların uzunlaması üzerine konulmuştur. Bunların gerisinden
yana yerlerine şevk ve senasen denilmiştir. Sağda ve solda ulunanlarına kanatlar
derler. Bunlar, bedenin uzunlamasında olan sinir, damar ve adaleleri korurlar.
Kenarlara yakın olan kanatların bir faydası dahi budur ki: Kenarların üst
tepeleri bunlara çakılmış olup, oyuklarıyla raptedilmiş olu. Zira ki her kanadın
iki çukuru ve her kenarın iki yumru çıkıntısı vardır. Bu omurların orta
deliklerinden başka ince delikleri vardır ki onlardan sinirler çıkıp, damarlar
girer. Bu delikler onun için omurların iki tarafından yaratılıp, gerisinde
bulunmamıştır. Zira ki onda, giren ve çıkan damarları çarpmadan koruma gerekmez.
Damarlar ve sinirler, eğer omurganın önünde yaratılsaydı, bedenin tabiî
ağırlığıyla ve iradî hareketiyle meyilli olan yerlerde vaki olmakla, zayıf olup,
raptedemezlerdi. Bu, koruma için olan çıkıntıların üzerine sinir ve rutubet
akıcı olup, kaplamış ve örtmüştür ki, teğet olduğu et, incinmesin.
Mafsalların çıkıntılarının da durumu budur. Onlar, birbirini takip ile muhkem
tutup, her taraftan raptederler. Lakin önden olan takip gayet sağlamdır. Geride
ola selistir. Zira ki ön tarafa eğilme, arkaya eğilmekten ziyade gerekir. Şu
halde omurganın omurları, takip ve
irtibatlarıyle böyle muhkem olduklarından, tek bir kemik gibi sebat ve sükûn
için yaratılmamıştır. Eğime ve katlanmayı kabul etmeleriyle esnek olduklarından,
birçok kemikler gibi hareket ve esneklik için konulmuştur.
Boyun omurlarını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omurları
akciğer için, akciğer nice faydalar için yaratılmıştır ki, açıklansa gerektir.
Boyun omurlarının, omurga omurlarının üstündeki, altında olan omurun üzerinde
yüklenmiş olduğundan, her bir omur, kendi taşıyıcısından küçük ve hafif
yaratılmıştır. Ta ki âzanın hareketi hikmeti bir düzen üzere bulunmuştur.
Omurganın en altında ve sonunda olan omur, hepsinden daha büyük ve daha sert
yaratılmıştır. Ana karnında, kemiklerin nizamından önce bulunmuştur. Kair içinde
hepsinden sonra çürüyüp, toprak olur denilmektedir. Omuriliğin en üstü,
yeraltındaki suyolu gibi çok ve katı olduğu için boyun omurlarının delikleri
daha geniş kılınmıştır. Zira sinir bölümlerinden yukarıya mahsus olan, aşağıya
mahsus olandan çoktur. Şu halde boyun omurları küçük ve delikleri geniş olması,
ince cisimlerin gereği olarak, hepsinden sert ve sağlamdır. Senasenleri küçük,
kanatları büyük ve ikişer başlı yaratılmıştır. Bu omurların harekete ihtiyacı,
sebata ihtiyacından fazla olduğundan, üst mafsalları alt mafsallarından selis ve
yumuşak kılınmıştır. Bu mafsalların şiddet ve sağlamlığa ihtiyacı az olduğundan
boyun altındaki gibi, üst alta bağlı olan mafsal çıkıntıları büyük ve geniş
olmayıp, küçük bulunmuştur.
Boyun omurlarının sayısı yedi olması, uzunluğu mutedil olmak içindir. Bu
omurların birincisinden başka, her birinin onbirer çıkıntısı vardır ki, birer
sinüse, ikişer şube, ikişer kanat ve yukarı tarafa çıkmış olan dörder çıkıntı ve
aşağıya dörder çıkıntılıdır. Sinirlerin çıkış yerinin yuvarlak deliği, her iki
omur arasında, yarım üzere taksim olunmuştur. Fakat ilk omur ile ikinci omurun
nice özellikleri vardır ki, sair omurlarda bulunmaz.
Zira ki, başın sağ ve sola olan hareketi, kendi ile birinci omur arasında
bulunan mafsal ile bağıntılı olmuştur. Başın ön ve arkaya olan hareketi, kendisi
ile ikinci omur arasından bulunan mafsal ile vücut bulmuştur. Ama ilk mafsal,
birinci omurun şahsiyeti üzerinde sabit olmuştur. Bu omurun üt tarafında iki
oyuğu vardır ki, onlara baş kemiğinin iki çıkıntılı tarafı girmiştir. Vakta ki
bu iki çıkıntının birisi oyuğundan yukarı çıkıp, öbürü oyuğuna tamamıyla
gömülse; baş ondan yana meyledip, o tarafa eğilir. Ama ikinci mafsal, ikinci
omurda bulunmuştur. Bu omurun ön tarafında uzun bir çıkıntı yaratılmıştır ki,
birinci omurun omuriliğin önünde olan deliğinden girip, baş kemiğinde bulunan
omuruna ulaşır. Vakta ki, sözü edilen çıkıntı, o omurun deliğinden geçip, omura
girse, baş ön tarafa meyledip eğri olur.
Göğüs omurlarını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omurlar kemiklerdir
ki, kaburga kemiklerine bitişik olup, önemli azaları toplayıcı ve muhafızdır.
Bunlar oniki omurdur ki, onbirinin sensenesi ve kanatları vardır. Birinin kanadı
yoktur. Senseneleri eşit değildir. Zira ki, bunlardan yürek gibi mühim azaya en
yakın olup, bitişik oanı daha büyük ve daha kuvvetlidir. Göğüs omurlarının
kanatları diğerlerinden sert olup, kaburgalar onlara ulaşmazlar. Göğsün yedi üst
omurunun senseneleri büyük ve kanatları kalın olup metanet bulmuştur. Ta ki,
uzuvların demiri olan yüreği en iyi şekilde koruyalar. Çünkü bu omurların
cisimleri, sensene ve kanatlarına gitmiştir. Şu halde bunların mafsal
çıkıntıları, kısa ve geniş suret bulmuştur. Onuncu omurun üzerinde bulunan
omurların üst tarafa doğru olan mafsal çıkıntılarında setli çukurları vardır.
Aşağıya doğru olan çıkıntıları yumru tarafları, o çukurlara girip, senseneri
aşağıya varmıştır. Onuncu omurun sensenesi kubbe gibidir. Mafsal çıkıntılarının
iki tarafında olan çukurları setsiz bulunmuştur. Zira ki, üstü, altıyla birlikte
setlenmiştir. Onuncunun altındaki çıkıntıları üst tarafına ve çukurları aşağı
tarafına meyilli olup, senseneleri üst tarafına kavisli bilinmiştir.
Onikinci omurun kanatları olmaz: Zira ki, onda kaburga kemiği varken gerek
kalmaz.
Midenin zarları tarafı, bu onikinci omura bitişiktir bu omurun üstü küçük yapılı
olduğundan, kendisinde fazla mafsal çıkıntısı yoktur. Göğüs omurları, boyun
omurlarından büyük olduğu için müşterek delikleri iki omur arasında eşit
bölünmeyip, derece derece yukarıdakinde fazla ve aşağıdakinde az olup, sinir
deliği tamamıyle onuncu omurda bulunmuştur. Göğsün diğer omurları ve iki uyluk
arası olan böğürün bütün umurları, bu delikleri tamamiyle içine aldığı için
onların olmaları ve sinirlerin çıkışı için bu omurların sağ ve solunda birer
delik yaratılmıştır. Göğüsün omurlarının üzerinde sensene ve geniş kanatları
vardır. Mafsal çıkıntılarının aşağıları, koruyucu kanatlara benzer
genişliklerdir.
Böğürün omurları beş kemik olmuştur. Böğür, kuyruk sokumu ile beraber kasığın
tamamına kaide gibi olup, o direk kemiğin taşıyıcısı ve bacak sinirlerinin çıkış
yeri olmuştur. Böğür kemikleri üçtür ki, onlar bütün omurlardan daha sert,
mafsalları daha sıkı ve kanatları daha geniş bulunmuştur. Sinirler için ön ve
arka taraflarında delikler vardır ki, oyluk mafsalları onlara mâni olmaya. Bu
böğür kemikleri açıklanan böğür kemiklerine benzer. Kuyruk kemiği, üç kıkırdak
omurdan meydana gelmiştir. Çıkıntıları yoktur Küçük olduklarından, boyun
omurları gibi sinirleri ortak deliklerden bitmiştir. Üçüncü omur tarafından bir
sinir çıkmıştır. Şu halde bu açıklamadan anlaşılmıştır ki, omurganın tamamı bir
tek nesne gibidir.
Fazlalık ve şekillerse yuvarlaktır. Zira ki çarpma âfetlerini
Kaburga kemiklerini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kaburga kemikleri,
kuşattıkları nefs âdetlerini ve gıda âletlerinin yükseklerini korumak için
yaratılmıştır. Şu halde bunlara ağırlık olmak için ve birine eren âfet hepsine
ermek için gıda ve nefesten göğüs boşluğu dolup, geniş yere muhtaç olduğundan
açılmak kolay olmak için ve teneffüs işlerine tayin olunan göğüs adalesi
çözülmemek için müteaddit kaburga kemikleri olup, hepsi tek kemik olmamıştır. Bu
göğüs kemikleri, baş aza olan yüreği ve onun ardında bulunan azayı
kuşatmışlardır. Zira ki, o azalara ârız olan âfetlerin tesiri, büyük iş
olduğundan, onları tam bir ihtiyat ile korumak lazımdır. Onun için üstteki yedi
kaburga, kedi içlerinde olan nefsanî aza üzerinde, göğüs yanında birleşip,
yüreği her yönden korumakla her yönden kuşatmışlardır. Ama gıda azasına komşu
olan alt kaburgalar, arka taraftan koruyucu kalkan gibi, karaciğer dalak vesair
azayı korumak içindir ki, birbirine bitişik olmayıp derece derece kısalmıştır.
Yukarıdakilerin uçarı arası yakın ve aşağıdakilerin uzak bulunmuştur. Ta ki,
midenin yeri geniş olup, gıda ve nefesten dolduğunda güçlük çekip, incinmiş
olmasın.
Üstteki yedi kaburga, göğüs kaburgaları ismiyle isimlendirilmiştir. Bunlar, her
taraftan yedişer kaburgadır ki, iki ortaları büyük ve uzun, etrafı kısa
kılınmıştır. Zira ki bu şekil, her yönden insanın uzuvlarını daha iyi sarmıştır.
Bu kaburgalar, yumruları üzere, önce aşağıya meyledip, ondan yukarıya dönerek,
kemikler, göğüse bitişmiştir ki, sardıkları mekân geniş bulunsun. Nitekim
kaburgaların her birinden iki çıkıntı, omurga omurlarının her bir kanadında olan
iki çukur omura girip, katmerli mafsal hâsıl olmuştur. Bunun gibi, bu yedi
kaburganın göğüs kemikleri ile bulunan bileşimi, aynen omurga omurlarının omurga
ile olan bileşimi gibi suret bulmuştur.
Geri kalan beş kısa kaburga, arka kemiklerdir. Uçları sivridir. Uçları
kıkırdaklarla korunmuştur ve çarpmalardan uzaktır. Kırılmaktan emin,
yumuşaklıkla sertlik arasında ota bir kıkırdak cisim ile yumuşak uzuvlara
bitişik ve gömülüktür.
Göğüs kemiği, yedi kemikten oluşmuştur. Onun tek kemik olduğu, yine hafiflik
için bilinmiştir. Kendi, yumuşak kıkırdaklarla bağlanmış ve mafsalları sağlam
yaratılmıştır. Ta ki, solunum organlarının genişlemesinde yumuşaklıkla
müsaadeleri bulunsun. Bu kemiklerin sayısı, kendilerine bağı olan kaburgaları
sayısınca yedi bulunmuştur. Göğüs kemiğinin en altına geniş bir kıkırdak kemik
bitişmiştir ki, onun aşağı tarafı yuvarlak gibi olup, hançere benzemekle, hançer
kemiği nâmıyle şöhret bulmuştur. Bu kemiğin faydaları: Midenin ağzını koruyup,
göğüs kemiği ile yumuşak uzuvlar arasında aracılık edip, sert ile yumuşak
arasını birleştirmekte uyuntu vermektir.
Köprücük kemiğini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Köprücük kemiği,
göğüs kemiğinin iki yanından her birinin üzerine konulmuş bir kemiktir ki, onun
boşluğundan boğazın yanında boş bir açıklık kalmıştır. Ta ki ondan dimağa
yükselen damarlar ve inen sinirler geçip yol bulmuştur. Bu kemik, boşluğa
meyledip, omuz tarafına da bitişmiştir. Omuz, bu kemikle bağlanmış olup, ikisi
birilikte kol kemiğine bağlanmıştır. Omuz kemiği ince faydalar için vücuda gelmiştir. Bir faydası budur ki: Kol ile el ondan asılı olup, göğse bitişsin. İki elin, birbirine hareketi kolay olup, selasetten kalmasın. Bir faydası budur ki: Omuz, kaburga kemiklerinden uzak olup, iki kolun hareketi geniş kalıp, engel olmasın. Bir faydası budur ki: Göğse hasredilmiş olan uzuvlara kalkan olup, omurga omurlarının senasin ve kanatları makamında durup, göğse âfet ermesin. Bu omuz kemiği, göğüs boşluğundan yana ince, enseden yana kalın olmuştur. Boşluk tarafı üzerinde bükülmemiş bir boşluk vardır ki, kolun dönen tarafı ona girmiştir. Bunun içi çıkıntısı vardır ki, birisi arka ve süt tarafına kalkılmıştır. O, karga burnu nâmını bulmuştur. Onunla omuz, köprücüğe bağlanmıştır. O çıkıntıdır ki, kolun ucunu üst tarafa eğilmekten engel olmuştur İkinci çıkıntısı, aşağı ve ön tarafa gelmiştir. Yine kol kemiğinin çıkmasına engel olmuştur. Şu halde göğüsten yana uzaklaştıkça, geniş olup, yayılmıştır. Bu çıkıntının dışı üzerinde üçgen gibi bir çıkıntı vardır ki, onun kaidesi, boşluktan yana, dar açısı göğüste yana gelmiştir. Ta ki sırtın düz olmasına halel gelmemek için, omurga omurlarının senasini yerinde koruyucu olmuştur. Bu çıkıntıya bitişik olan kıkırdağın yuvarlak tarafıyle omuz genişliği son bulmuştur. Bu kıkırdağın bitişmesi de, diğer kıkırdaklar gibi bilinmiştir.
|