|
2.FEN | ||
BEŞİNCİ BAB
İnsanı âleme tatbik, enfüsü âfaka tevfik edip; cihanın mânâ ve cüzlerinin benzerlerini bu insan vücudunda bulup, bedeninde olan aza e kuvvetlerin bütün eşyaya tek tek vücuh il benzerliğini; bedenin sıhhatinin korunma ve devamlılığını; tabii ölümle ruhun bedenden ayrılmasını dört bölüm ile ayrıntılı olarak anlatır.
BİRİNCİ
FASIL
İnsan bedeninin zamanlara ve mekânlara benzerliği sekiz madde ile bildirir.
Âlemin,
adem için yaratıldığını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: Hak Taâlâ iki cihanı ve onlarda
olanın tamamını insan için icat ve mevcut eylemiştir. Ta ki âlemde olan
sanatlara bakıp, eşyada bulunan hikmetleri bilsin. Hepsinin benzerini kendi
vücudunda buldukta; nefsini bilmeye erip, ondan Allah'ı tanıma kolay olsun. Zira
ki Hak Taâlâ Nazm-ı Kerim'inde: Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet
etsinler diye yarattım, (51/56),
buyurmuştur. Hadis-i kudside:
Ey insan! Beni tanımak için nefsini bil, emr-i şerifiyle, nefsi bilmenin Rabbi
tanımaya vesile olduğunu duyurmuştur. Çünkü Hak Taâla insanı, kendi tanınması
için yaratıp, kendi tanınmasını, insanın nefsini tanımasına bağlı kılmıştır. Şu
halde elbette insana, kendi nefsini bilmek istidadını vermiştir. Ta ki nefsini
bilmekten, yaratıcısını bilmeye erişsin. Nitekim haberde: Nefsini bilen, Rabbini
bildi, vârit olmuştur. Allah'ı tanımanın anahtarı, nefsi bilmek bilinmiştir.
Nefsi bilmenin anahtarı, âlemi bilmek kılınmıştır. Lakin Hak Taâlâ'nın âlemin
ufuklarında olan eserlerinin benzersiz sanatını herkes görüp, sırlarına ermek,
insana nefslerinde bulunan kudretinin kemal ve tavırlarını tamamıyla bilip,
nurlarını görmek, ondan yüce istek olan Mevla'yı tanımaya ermek çok suğul, zor
ve esrarlı iş bulunmuştur. Zira ki insana, mümkün ve müyesser değildir ki;
dağların tepesine çıka, denizlerin dibine ine ve yerin içine görüp, süflî âlemin
her birini görebile ve bütün durumlarına ve sırlarına muttali ola. Göğün üstüne
çıkamaz ki, feleklerin ve yıldızların incelik ve hakikatlerine tamamiyle erip,
ulvî âlimin durum ve sırlarına gereği gibi vâkıf ola. Göklerin melekût âlemine
giremez ki, ruhlar âleminin durum ve sırlarını gereği gibi vâkif ola, feleklerin
nefs ve akıllarını müşahede kıla. Ondan alemin yaratıcısının bunca kâinatı
yaratmasından ve âlimin cüzlerini zerre zerre an an değiştirip, yetiştirmesinden
işlerini temaşa ile isim ve sıfatlarına muttali olup, ondan zatını tanımaya yol
bula.
Şu halde rauf ve rahim olan âlemlerin Rabbi hazretleri, esirgemesinin
olgunluğundan, inayetinin sonsuzluğundan, iç ve dış âlemde, ulvi ve süflî
eşyadan her ne ki bu insan vücudunun dahi iç ve dışını o tavır ve tarz ile en
güzel biçimde üzere âlimin nümunesi olarak yaratmış ve tasvir etmiştir.
Her ne vasıflar ile ki, pak zatı sıfatlanmıştır, bu insan ruhu dahi o vasıflar
ile sıfatlanmıştır. Nitekim âlemi, bütün cüzleriyle kendisine itaatli ve boyun
eğici eylemiştir. Ta ki bu insan, kendi vücuduna bakıp, azasının bileşiminden ve
kuvvetlerinin düzeninden süflî ve ulvî âlemde kolaylık üzere benzer ve
alâmetlerini bulup, kendini âlemin numunesi bilsin. Kendi ruhunun cisminde olan
türlü tasarruf ve tedbirlerinden Hak Taâlâ'nın âlemde olan türlü tasarruf ve
tesirlerini bulsun. Ondan fiillerine ve sıfatlarına vâkıf olup, pak zâtına
muhabbet ve ibadet kılsın. Onu tanıma saadetine erip, âriflerden olsun. Nâzm:
Bil ey insan / Elbet sen kâinatın toplamısın
Varlığı içine alansın / Varlık senin yanında göresin
Görünmez sana görünür / Basiret ve irfanla
Onu şu anda hatır bil / Cismin karanlık ve süflî
Ruhun nurlu ve ulvî / Sırrın Rabbanî ve safî
Zatınla sevin / Sıfatını anla ve oku
Müjde sana, topla dağınıklığını / Kalbin Rahman'ın evidir
Beyanını yüksek ve geniş / Ey ârif kadrini bil
Güzel tatlı latifelerin / Bilgiler sendedir uyan
Dostlar içinde giy taç / Zamanlar içinde an hayatını
Sabit ve sakin ey şaşkın / Dairelerin kutbu sensin
Gözler senden ışıklanır / Ondan öğren ey insan
Sen elbette hazreti insansın
İnsan âlemini, büyük âlime tatbik ve bazı uzuvlarını yeryüzüne uydurmak yolunu
bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeni, küçük âlemdir.
İnsan ruhu, büyük âlemdir. Zira ki, her ne ki âlemde yaratılmıştır, hepsinin
benzeri insan vücudunda bulunmuştur. Şu halde insanın cisim ve canlı, bütün
âlemin nüshasıdır. İki âlem tamamıyla insanda mevcut ve belirli bilinmiştir.
Mesele bütün hissedilen cansızlara misal uzuvlarıdır. Bütün canlılara misal,
insan ahlakıdır. Dört mevsime misal, insan dişleridir. Adet ve sanayiye misal,
insanın his ve kuvvetleridir.
Berzah âlemine misal, insanın hatıra ve fikirleridir. Melekût âlemine misal,
insanın gönül ve canıdır. Bu misal ve benzerliklerin ayrıntısı sınırsızdır. Bu
kitaba değil, böyle yüz bin kitaba sığmaz. Ancak ârifin kalbine sığar. Biz
burada, güneşten zerre, deryadan damla açıklarız. Ta ki bu insan, büyük âlem
olduğunu öğrenip, nefsi bilmeye burhan ola, Onunla Allah'ı tanıma kolay ola.
Alemin nüshası olan insanın şerefli bedeni, yer ve gökler mesabesindedir ki, bu
cihandır. Ay ve yıl mesabesindedir ki, zamandır. Belde mesabesindedir ki,
mekândır. İnsan bedeninin yere bir
benzerliği budur ki, yerde dağlar olduğu gibi, bedende de kemikler olur. Yerde
ağaçlar ve bitkiler olduğu gibi, bedende de saç ve uzuvlar olur. Bir benzerliği
budur ki, yerde iklimler ve kıtalar olduğu gibi, bedende uzuvlar vardır. Yerde
zelzele olduğu gibi, bedende titreme ve aksırma vardır. Yer vadileri arasıda
akan nehirler var ise, beden damarlarında akan kan vardır. Yerde değişik tatta
kaynaklar varsa, bedende de, kulak akıntısı, gözyaşı ve burun akıntısı gibi
değişik tatlarda kaynaklar vardır. Kulak akıntısının acı olduğuna hikmet budur
ki, insan uykuda iken kulağına yer haşereleri girmek istediğinde, kulak
akıntısının hissine ulaşıp, geri dönsünler. O uyuyanın kulağına girmekle onu
helak etmesinler. Gözyaşı o yönden tuzludur ki, gözün akı yağdandır. Yağ ise
tuzsuz bozulur. Ta ki, akı taze kalıp, sürekli gözü aydınlık olsun.
Burun karışımları onun için nâhoştur ki, onda olan koklama hissi, güzel
kokulardan kokulanıp, lezzet alsın. Zira ki eşya, zıtlarıyle bilinir. Ağız suyu
onun için hoştur ki, dilde olan tat alma kuvveti, daima lezzette bulunsun. İnsan
bedeninde bulunan ilahî hikmet sonsuz bilinmiştir. Burada ancak iki âlem
birbirine tatbike ve uyuma ihtimam olunmuştur. Nitekim dış âlemde bulunan eşya, insan âleminde
bulunan eşyaya nümune bulunmuştur. Rubâi:
Ey ilahî nüsha ki sensin
Alemde olanlar hep sendedir
Ey Şah'ın cemal aynası ki sensin
İstediğini kendinde ara ki sensin.
İnsan âleminin feleklere benzerliğini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin göklere bir
benzerliği budur ki, burçlar sahibi göğün on iki burcu olduğu gibi, bedenin de
dışından içene oniki yolu vardır: İki kulak, iki göz, iki burun deliği, ağız,
iki meme, göbek ve iki abdest yolları. Bir benzerliği dahi budur ki, feleklerde
yedi gezegen olduğu gibi bedenin içinde de yedi aslî uzuv vardır: Akciğer aya,
mide utarite, böbrek zühreye, yürek güneşe, safra merihe, karaciğer müşteriye,
dalak zühale benzer bulunmuştur. Gökte birçok sabit yıldız olduğu gibi, bedende
de çok sinir vardır. Felekte yirmi sekiz meşhur menzil olduğu gibi, bedende de
yirmi sekiz his ve sayılan güçler vardır. Felekte üç yüz altmış derece olduğu
gibi, bedende de açıklanan üç yüz altmış kan damarı vardır. Küllî ve cüzî
feleklerin, sabit ve gezegen yıldızların türlü tabii hareketleri olduğu gibi,
bedenin de bu tavır üzere türlü zorunlu ve ihtiyarî hareketleri vardır. Felek
dört unsuru kuşattığı gibi, beden dahi dört karışımı kuşatmıştır ki: Safra, ateş
gibi kuru ve sıcaktır. Kan, hava gibi sıcak ve rutubetlidir. Balgam, su gibi
rutubetli ve soğuktur. Siyah köpük, toprak gibi soğuk ve
kurudur. Dört unsurdan üç ana bileşim doğduğu gibi, bedende de dört karışımdan
uzuvlar doğmuştur.
Gündüze misal, insanın sürurudur.
Geceye misal, onun hüznüdür.
Açık havaya misal, yayılmasıdır.
Buluta misal, sıkılmasıdır.
Gök gürültüsüne misal, sesidir.
Şimşeğe misal, onun gülmesidir.
Yağmura misal, onun ağlamasıdır.
Rüzgâra misal, onun nefesleridir.
Oluşum ve bozuşuma misal, kelamının lafızlarıdır.
Gökkuşağına misal, yay kaşıdır.
Hilale misal, kulağıdır.
Dolunaya misal, yuvarlak yüzüdür.
Gece karanlığına misal, onun saçıdır.
Sabaha misal onun alnıdır.
Dış âlemin, bu insan âleminin açıklanan benzerliklerinden gayri, benzerliği
çoktur. Lakin ârife işaret yetmekle, uzatmaya hacet yoktur. Nâzm:
Can vilayetinde gökler sınırsız
Ruh yolunda alt ve üstler vardır
Cihan gökleri gibi iş yaparlar
Yüksek dağlar engin denizler vardır.
İnsan bedeninin zaman ve mekâna yani ay ve yıla ve onda, ruhun sultana
benzerliğini bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin ay ve yıla
benzerliği budur ki, bir senede dört mevsim olduğu gibi bedende de dört karışım
vardır ki: Balgam, ilkbahar gibi rutubetli ve soğuktur. Safra, yaz gibi sıcak ve
kurudur. Kan, sonbahar gibi sıcak ve rutubetlidir. Siyah köpük, kış gibi kuru ve
soğuktur. Bir benzerliği dahi budur ki; İlkbahara uygun, çocukluk yaşıdır. Yaza
benzer, gençlik ve olgunluk yaşıdır. Sonbahara uygun duraklama yaşıdır. Kışa
uygun ihtiyarlık yaşıdır. Bir benzerliği dahi budur ki, bir senede on iki ay
olduğu gibi, bedende de oniki menfez vardır. Bir haftada yedi gün olduğu gibi,
bedende de yedi uzuv vardır. Bir haftada yedi gün olduğu gibi bedende de o
sayıda kan damarı vardır.
Bedenin şehre benzerliği budur ki, şehre bir padişah olur. Sonra veziri, emniyet
âmiri, maliyecisi olur. Padişahın sarayı, memleketi, bineği, tabası, hazinedarı,
bekçileri, elçileri, casusları ve hakimleri olur. Şehir içinde sanatkârlar olur.
Mesela mimar, yapı ustası, ekmekçi, tabib, kasap, kuyumcu vesaire olduğu gibi,
insan bedeninde de bütün bunların benzeri vardır ki: İnsan ruhu, âlemin
padişahıdır. Nazari akıl, veziri azamdır, gazap kuvveti emniyet âmiridir. Şehvet
kuvveti, maliyecidir. Bu padişahın sarayı, yürektedir. Memleketi bu bedendir.
Bineği, hayvanî nefstir. Tabası, beden uzuvlarıdır. Hazinedarı, tutma
kuvvetidir. Bekçileri, gözlerdir. Elçileri, kulaklardır. Polisleri, ellerdir.
Casusları, koku alma kuvvetidir. Hakimi, tatma kuvvetidir. Bedende de sanayi
erbabı vardır ki: Mimar, ameli akıldır. Bina tabiattır. Marangoz, çekme
kuvvetidir. Değirmen, dişlerdir. Ekmekçi, sindirim kuvvetidir. Tabib, ayırma
kuvvetidir. Kasap, şekil verme kuvvetidir. Kuyumcu, büyütme kuvvetidir ki, beden
şehrine neşvü nema verip, zengin eder. Çöpçü, itme kuvvetidir ki, beden
şehrinden fazlalıkları itip, çıkarır. Şehrin sair sanat erbabı benzerleri,
bedenin sair kuvvetleridir. Şimdi, bu açıklamadan ortaya çıkan budur ki; insan
ruhu, şehrin sultanıdır ve vücut ve bedende, diri ve dost olan Allah'ın halifesi
olmuştur. Nâzm:
Seyyid-i âlemdir âdem gayriden sevdayı kes
Zâhidin vehmi gerçi ıraktan sevk eyler feres
Dilde dildarın misali mahmil içre yârdır
Bu maiyyetten habir olmaz figan eyler çeres
(İnsan, âlemin efendisidir, gayriden sevdayı kes. Zahidin vehmi gerçi ıraktan at
sevk eder. Gönülde sevgili misali, mahmil (hayvan sırtındaki kafes) içinde
yârdir. Bu beraberliği bilmediği için çeres figan eyler.)
İnsanın kalbinde bulunan kötü
ahlakın hayvan suretlerine benzemesini, vakaların ve rüyaların tabirlerini harf
sırasıyla bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: ëlemde insan ahlâkı, türlü
hayvanların şekil ve suretlerinin benzer ve misalleri, insan nefsinde de vardır
ki, hayvanî kötü ahlâklardır. Meselâ kibir sureti, kaplana benzerdir. Tasallut
sureti, aslana benzerdir. Haset sureti, kurda benzerdir. Nitekim hazreti Yakub
aleyhisselam evladının hazreti Yusuf aleyhisselama olan hasetlerinden, ayrılık
olayından önce, rüyasında, yedi kurt suretinde Yusuf aleyhisselamın üzerine
hamle ile hücum eder görmüştü. Onun için çocukları ona: Onu bizimle gönder,
dediklerinde, onlara: Onu kurt yemesinden korkarım, demesiyle bahane buyurmuştu.
Şu halde, gönülde gazap sureti, köpektir: hile sureti, tilkidir; gaflet sureti,
tavşandır; ferce yönelik şehvet sureti, eşektir; arkadan yaklaşma sureti
domuzdur; midevî şehvetin sureti, koyundur; oburluk şehvetini sureti, inektir;
tama sureti, karıncadır, cimrilik sureti, faredir; kin sureti, beyaz devedir;
vecdin sureti, kırmızı devedir; düşmanlık sureti, yılandır; ezanın sureti,
akreptir; vesvese sureti, sarı arıdır ve diğer ahlâk suretleri, sair hayvanların
şekillerine benzerdir. Hatta kötü ahlaktan birine galip olan gönül, rüyada
kendini o surette olan hayvana dahi galip görür. Mesela ferce yönelik şehvete
üstün gelen kimse, rüyasında bile eşeğe binici olur. Eğer mağlup ise, kendini
eşeğin altında bulur. Diğer ahlaklar dahi bu kıyas ile malûm olur. Çünkü insan,
dolayıcı berzah ve her şeyin ortaya çıktığı yerdir.
Bu durumda, bütün hayvan suretleri ve kâinatın şekilleri, insanın içinde ve
dışında suret bulup, şekillenmiştir. Gereğince meydana gelmiştir. Ahlakını
güzelleştiren gönül, ayna gibi safi olup, her şeyi kendinde bulmuştur. Safî
olmayan gönül, uyku halinde rüya ile geçmiş ve gelecek işlerden haber almıştır;
ya misal ile veya tabir ile bilmiştir. Anlaşılması güç olan rüya, bu manzume ile
açık olmuştur. Nâzm:
Çün buhar-ı gıda dimağa gelir
Ruh-u hayvanî ol zaman ne eder
Pes havass-ı burun muattal olur
Çün dimağın havassı kalbe iner
Kalbe ilham olur işaretler
Bî vesait bulursa nâfiadır
Kalb eğer vasıta ile olsa habîr
Pes gelir kalbe gördüğü rüya
Arabî ismin evveli alınır
Elif ululuğa işaret olur
Evvel havas buruna hail olur
Zahir-i cismi kor derune gider
Halet-i nevmi cism onunla bulur
Kalb o dem enderun-u ruha döner
Asıldan kalb alır beşaretler
Aynı vâki olur ki vâkıadır
Gördüğü düşten olunur tabir
Ya işaret veya beşaret ona
Ne ise ol huruf ile bilinir
Ref'at-i gadrine beşaret olur
Ba ise cism ve cana rahattır
Se ise düşman üzre nusrettir
Ha ise izzet ve saadettir
Dal ise zahmet ve meşakkattir
Ra dahi devlete delalet eder
Sin emin olmağa alâmettir
Sat kâm olmağa beşarettir
Tı ise düşmanı helak olacak
Ayn ise dilde bula teşvişi
Fe ise rütbesi olur âli
Kef ise gaibi gelir hurrem
Mim olursa muradını alacak
Vav ise işleri olur âsân
Ya ise taate muvaffak olur
Ta ise ol husul-ü hacettir
Cim ise fırsat ve ganimettir
Hı ise her murada vuslattır
Zel ise malü mülkü devlettir
Zı metin itakade kalbi yeder
Şin ise fiiline nedamettir
Dad mal bulmağa işarettir
Zı ise kalbi hüzün ile dolacak
Gayn ise zulmü nefs olur işi
Kaf ise bula devlet ve mali
Lem ise ol emin olur hoş dem
Nun ise hâtırı melül olacak
He ise hüzün ile olur giryan
Hep bu tabirler muhakkak olur
(Gıdanın buharı beyne geldiğinde, önce burun hislerine hail olur. Hayvanî ruh o
zaman ne eder? Vücudun dışını bırakıp, içine gider, O an burun hisleri muattal olur. Uyku halini cisim, onunla
bulur. Beynin hisleri kalbe indiğinde, kalb o an ruhun içine döner. Kalbe
işaretler ilham olur. Asıldan kalb muştular alır. Vasıtasız bulursa faydalıdır.
Aynısı çıkarsa vakıadır. Kalb eğer vasıta ile haberdar olsa, gördüğü düşten
tabir olunur. O an gelir kalbe gördüğü rüya; ona ya işaret veya müjdedir. Rüyada
görülen şeyin Arapça isminin ilk harfi alınır. Ne ise o harflerle bilinir. Elif,
ululuğa işaret olur. Kadrinin yükseleceğine müjde olur. Be ise, cisim ve cana
rahattır. Te ise, hacetin elde edilmesidir. Se ise, düşman üzere yardımdır. Cim
ise, fırsat ve ganimettir. Ha ise, izzet ve saadettir. Hı ise, her murada
kavuşmaktır. Dal ise, zahmet ve meşakkattir. Zel ise mal, mülk ve devlettir. Rı
ise, devlete delalettir. Zı, metin itikade kalbe yeder. Sin, emin olmağa
alâmettir. Şin, yaptığına nedâmettir. Sad, kâm almağa müjdedir. Dad, mal bulmağa
işarettir. Tı ise, düşmanı helak olacak. Zı ise, kalbi hüzün ile dolacak. Ayn
ise, gönülde karışıklık bula. Gayn ise, nefsine zulüm olur işi. Fe ise, rütbesi
yükselir. Kaf ise, devlet ve malı bula. Kef ise, kaybettiği sevinçli gelir. Lem
ise, o emin olur hoş dem. Mim olursa, muradını alacak. Nun ise, hatırı melûl
olacak. Vav ise, işleri kolay olur. He ise, hüzün ile gözyaşı döker. Ye ise,
taate muvaffak olur. Bu tabirler hep, muhakkak olur.)
Ufukların ve nefslerin birbirine tatbik olunduğunu, insan âlemi şeklinin büyük
âlemin yapısının aksi kılındığını ve iki âlemin gönül âleminde tamamen
bulunduğunu bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: Her yönden afâka her vecihle
nefsler uygun ve mutabık bulunmuştur. Zira ki, bütün âlemin bazı cüzleri açık,
bazı cüzleri gizli kılınmıştır. Açıktakiler, dokuz felekler, dört unsur ve üç
bileşiktir. Gizli olanlar, on akıl, dokuz nefstir. İnsanın dahi dışı ve içi
vardır ki, dışı beden uzuvlarının hepsidir. İçi, on histir ki, bütün eşyayı
idrak edendir. Şu halde insan vücudu cihan kitabıdır. Bir mecmua kılınmıştır ki,
âlemde her ne bulunmuşsa, bir insanda da bulunmuştur. Bu insan sureti, bir küçük
âlemdir ki, büyük âlemde bulunan feleklerin ve unsurların benzerleri, onda da
bulunmuştur. Nitekim defalarca açıklanmıştır. Lakin bu küçük âlem, büyük âlemin
yapısı aksince bilinmiştir. Zira ki, büyük âlemin dış kabuğu çevresi hududu
bulunan atlas feleğidir ki, şeriatçıların dili ile en büyük yerdir. Onun içinde
burçlar feleğidir ki, o kürsüden ibarettir. Onun içinde zühal feleğidir, onun
içinde müşteri feleğidir. Onun içinde merih feleğidir. Onun altında güneş
feleğidir. Onun altında zühre feleğidir. Onun altında utarit feleğidir. Ondan
içeri ay feleğidir. Onun içinde su küresidir. Onun içinde âlemin iç dudağı olan
toprak küresidir ki, büyük âlemin yapı ve şekli böyledir.
İnsan âleminin yapı ve şekli onun aksidir. Zira ki, bunun kuşatıcı kabuğu
topraktır ki, bu bedenin derisidir. Onun içinde sudur ki, kandır Onun içinde
havadır ki canın buharıdır. Onun içinde ateştir ki, yürekte hayvanî ruhtur. Onun
içinde yedi göktür ki, kalbin yedi tavrıdır. Gönül içinde insanî ruhtur ki, onun
dışı kürsi ve içi Rahman'ın Arş'ıdır. Zira ki, âriflerin kalbi Hazret-i
Rahman'ın evidir. Nitekim Hak Taâlâ: 'Yere göğe sığmam, lakin vera' sahibi
mü'min kulumun kalbine sığarım,' buyurmuştur. Bu insan ruhu, en büyük âlem
olduğunu duyurmuştur. Şu halde bu Hazreti insan, mânâda en büyük âlemdir. Gerçi
surette en küçük âlemdir. Ruh ile âlemin babasıdır. Gerçi bedenle insanın
çocuğudur. Huzur ile hepsinden öncedir. Gerçi meydana gelişle hepsinden
sonradır. Meselâ: Büyük âlem cüz'leri ile bir ağaçtır ki, insan âlemi ondan
vücuda gelmiş meyvedir. Şu halde âlemin son gayesi bu insan türüdür. Nitekim
ağacın aslı meyvenin çekirdeğidir.
Bunun gibi cihanın aslı, bu insan ruhudur. Nitekim ağacın neticesi ortadadır.
Onun gibi âlemin sonucu insan bedenidir. Nitekim her meyvenin çekirdeklerinde
kendi ağacı topluca mevcuttur. Onun gibi bu insan ruhunda bütün kâinat toplu
olarak mevcuttur. Nitekim meyvenin vücudu, dalların olgunluğu sonucudur. Onun
gibi insanın vücudu esasların mizası sonucudur.
Nitekim meyvenin cüz'leri ağacın bütün
cüz'lerinden yükselip, tepesinden ortaya çıkmıştır. Onun gibi insan
vücudunun cüz'leri bütün cihan cüz'lerinin yükseklerinden geçme ve alçaklarından
yükselme ile her cüz'ünden bir menfaat, bir zarar ve bir özellik alıp, hepsini
toplayarak ortaya çıkmıştır. Feyz kabulüne istidatlı olup, bu derece ile sair
yaratıklar arasında tek olup, bunca kerem, fazilet ve en güzel şekil ile bu
yüksekliğe yetmiştir.
Beyt:
Çâr unsurdan mürekkep nefs-i vâhittir cihân
Sen gerek âdem-i hayal eyle, gerek âlemi hayal eyle
(Dört unsurdan bileşmiş tek nefstir cihân, sen ister insan hayal et, ister âlem
hayal et.)
Beyt:
İki görmek şaşılıktır, gayr-ı bilmek ayn-ı cehl
Âlemi hem âdemi bir kendi nefsin buldu ehl
(İki görmek şaşılıktır. Başka bilmek göz yanılmasıdır. Arifler, âlemi de insanı
da sadece kendi nefsi buldu.)
Çünkü cihanın başlangıcı ve aslı bu insan ruhu bulunmuştur. Cihanın dönüş yeri
yine bu ruh kılınmıştır. Zira ki, bu insanî ruh, ilâhi aşkın feyzi bilinmiştir.
Hâlbuki ilâhi aşk küllî akıl ve izâfî ruhtur. Küllî akıl ise bütün cihan
cüz'lerini kuşatıcıdır. Her anda bütün işleri tedbir edicidir.
Şimdi nefsi böyle müşahade eden ârif, Mevlâ'sını bilmiştir; cihana can olup
ebedi hayat bulmuştur. Büyük âlemi gönlünde görüp, en büyük âlem olmuştur.
Nitekim bir ârif, bu mânâyı eda kılmıştır: Nâzm:
Devan sendedir, şuurunda değilsin İlacın senden, görmüyorsun
Cisminin küçük olduğunu sanırsın en büyük âlem sende toplanmıştır.
İnsanın iç ve dışının, cihanın iç ve dışına uygun olduğu hâkimâne bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: İnsana önce kendi nefsini
bilmek lâzımdır. İç ve dışı ne hakikat ve yaratılışta, ne özellikler taşımakta.
Ta ki bu sanattan sanatkârını bilip, onun isim ve fiillerini, tecelli ve
tasarruflarını âlemin içinde ve dışında bula.
Nefsinden, Rabbine gönül yolundan dönüşle revan ola. Ona eşyanın hakikatleri ve
mânanın incelikleri açık ola. Huzur ve ünsiyet ile ebedî kala. Zira ki insan
suretinde bir küçük âlemdir ki, ondan dışta bulunan büyük âlemdir. Çünkü büyük
âlemde her ne var ise, onun benzeri bu küçük âlemde de bulunmuştur. Nitekim
büyük âlemin, dört denizi bilinmiştir. Onun gibi insan âleminin dahi dört denizi
bulunup, ona uydurulmuştur. Büyük âlemin dört denizi: Gizli hazine sevgisi, ilk
cevher, melekût âlemi ve mülk âlemidir. İnsan âleminin dört denizi: Baba
sülbünde meni, ana rahminde nutfe, iç ruh ve dış bedendir. Çünkü Hak Teâlâ ezeli
sevgisiyle: 'Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi sevdim,' buyurmuştur. Yani
sevginin, âlemin yaratılma esası olduğunu duyurmuştur. O ilâhî sevgiden, büyük
âlemin cevheri vücuda gelmiştir. O, büyük âlemin ikinci denizi olmuştur. O
cevherin içi ve dışı vardır ki, içinden felekler ve unsurların hayatı hâsıl
olmuştur. O, melekût âlemidir ki, büyük âlemin üçüncü denizidir. O cevherin
dışından felekler ve unsurlar olan basit cisimler vücuda gelmiştir. O, mülk
âlemidir ki, büyük âlemin dördüncü denizi olmuştur. Onun dört denizi bununla son
bulmuştur.
Yedi gezegen feleğine yüksek babalar; unsurlara ve dört tabiata aşağı analar
denilmiştir. Bu babalar ve analar sürekli hareket kılmaktadır. Bunlardan üç
bileşik vücuda gelmektedir. Nitekim Hak Taâlâ: 'Nun ve kalem, bir de
yazdıklarına and olsun,' /63/1), buyurmuştur. Yani (nun) gizli hazine sevgisi,
(kalem) ilk cevher, (yazdıkları) mülk âleminin müfredatı ve melekût âleminin
mücerretleri olduğunu duyurmuştur. Fertler ile mücerretler an an yazılmadadır. O
yazılmadan, bu bileşik cisimler vücuda gelmededir ki, bunlar kitabın kelimeleri
benzeri hikmetle düzen bulmuştur. İlâhî kelimelerin sonsuz olduğunu, Hak Taâlâ
bize lütfûyle duyurmuştur. Nitekim Kur'an'da: 'Allah'ın kelimeleri tükenmez,'
(31/27), buyurmuştur. Nâzm:
Aya nice bir devr ide bu çâr anâsır Kim ona ne evvel ola malûm ve ne âhir
Kâh eyleyeler âlem-i tefridde seyran Kâhi olalar âlem-i terkibde sâir
Tefridde çâr ola ve nâçâr ola devri Terkibe gelince se mevalid ola zâhir
Bu cümle mezahirde ola muteber İnsanın ola cümle tufeylisi mezahir insan
İnsan âleminin yaratılış mâyesi, baba sülbünde olan menidir ki, o, onun evvelki
denizi bulunmuştur. Birinci cevher, ana rahminde bulunan nutfedir ki, o, onun
ikinci denizi bilinmiştir. Nutfenin iç ve dışı vardır ki, melekût ve mülk
âlemlerine tatbik olunmuştur. Nutfenin içinden ceninin his ve kuvvetleri hâsıl
olmuştur ki, onun üçüncü denizi kılınmıştır. Dışından cüz ve uzuvları vücuda
gelmiştir ki, onun dördüncü denizi itibar olunmuştur. İnsan âleminin dahi dört
denizi bununla son bulmuştur. Zira ki meni, baba sülbünde gizli iken, salt sevgi
idi. Ondan bir hareketle ortaya çıkıp, ana rahminde birinci cevher olmuştur ki,
iç ve dışı, doğanın can ve cismi olup, insan âlemi vücuda gelmiştir. Büyük âlem,
bu insan âlemine hizmetçi ve dalkavuk olmuştur. Nâzm:
Nedir hikayet-i leylî ki doldu arsa-i hak
Ne idi halet-i mecnun-u mest damen-i çak
Şarab-ı aşk idi nuş etti hüsn-ü leylîden
Zehi şarab-ı mustafa zehi piyale-i pâk
Cemal ü aşk-ı hüdadan bulur bu mevcudât
İlâhî ente ilahî ve la ilahe sivak
Cihan mezahir-i sun'-u sıfat-ı Mevladır
Bu seyr zevkin eder can-ı ârif çâlâk
Velik mazhar-ı insan ki hâs mazhar odur
Kıyas olunmaz ona gayri mazhar et hâşâk
Felek-i mülkte yoğ insan misali bir cevher
Hezâr bâr aradım onu bulmuşum derrâk
Kemal-i illet-i gaiye nev-i insandır
Delil Hakkı edersen taleb oku levlâk
(Leyla hikâyesi nedir ki, yeryüzü doldu? Ne idi mest olmuş ve eteği parçalanmış
Mecnun'un hali? Leyla'nın güzelliğinden içtiği aşk şarabıydı. Mustafa'nın şarabı
ne hoş, pâk piyale ne hoş! Güzelliği ve aşkı Hüda'dan bulur bu varlıklar. İlahî,
sensin İlah, senden gayri ilah yok. Cihan, Mevla'nın sanat ve sıfatlarının
tezahürüdür. Arifin hareketli canı, bu seyr zevkini eder. Lakin insanın ortaya
çıkışı ki, has mazhar odur. Görünen hiçbir şey ona kıyas olunmaz. Mülk feleğinde
insan benzeri bir cevher yok. Binlerce kez aradım onu, bulmuşum onu süratli
idrak edici. Bu sebebin kemalinin gayesi, insan türüdür. Hakkı, delil istersen,
oku 'levlak' hadisini.)
İnsan âleminin âhiret âlemine çeşitli yönlerle benzerlik ve ortaklıklarını
bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: Peygamberlerin (selam onlara
olsun) rumuzlarının bir münasebeti, yani insan âleminin bekâ âlemine bir
benzerliği budur ki, beka âleminin giriş yeri olan ölüme misal, insan âlemidir.
Birinci, gıdanın hazmıdır. Bedenin yok olmasına misal, ikinci hazmdır. İkinci
neşveye misal, üçüncü hazımdır ki, halis kan vücut bulur.
Cesetlerin haşrine misal, dördüncü hazımdır ki, menî hâsıl olur. Mahşere misal,
babanın sülbüdür ki, meni onda toplanır. Hesap, kitab ve mizana misal, nutfe
cevherinde hâsıl olan felek konumlarının tesirleridir. Sırata misal, babanın
mesane yoludur. Cehenneme misal, fercin içidir. Kevsere misal, ananın
nutfesidir. Cennete misal, rahimdir ki, onda nimet türleri olan his ve kuvvetler
ile hayat ve can bulur. Mevla'ya kavuşmaya misal, ondan doğmaktır ki, insanın
güzellik ve cemalini görüp, yerin diyarına hayran olur. Bir benzerliği budur ki,
ölüme misal, uykudur. Şeytana misal, vehmetmedir. Berzaha misal, rüyadır.
Melekûta misal, sadık rüyadır. Mezara misal, göğsün içidir. Münker ve nekire
misal, tedbir ve ihtiyardır. Kabir karanlığına misal, Hak'dan gaflettir. Kabir
azabına misal, kendini bilmemektir. Kabir nuruna misal, gönül huzurudur. Kabir
nimetine misal, kendini bilmektir. İsrafil'e misal, İlâhî aşktır. Sura misal,
insan boğazıdır. Mahşere misal, müşterek histir. Amel defterine misal, hafıza
kuvvetidir. Mizana misal, nazarî akıldır. Sırata misal, fikretmedir. Cehenneme
misal, tabiat zindanıdır. Zebanilere misal, kötü ahlaktır. Acıklı azaba misal,
şirk ve hevadır. Masivayla şuğullanmaktır. İtiraz ve şikâyettir. Zira ki hep
edip eyleyen bir Mevla'dır. Kevser havuzuna misal, muhabbet şarabıdır. Cennet-i
âlâya misal ârifin kalbidir. Huri ve gılmana misal, güzel ahlaktır. Dört nehre
misal, ilim suyu, ilim sütü, rıza balı ve aşk şarabıdır. Ebedî nimete misal,
çoklukta teklik bulmaktır ki, toplulukta halvettir.
Beyt:
Ebediyet nimeti helâldir
Elini ve dudağını dünya nimetlerine sürmeyene
Mevla'ya kavuşmaya misal, hakiki fakrı bulup, fâni olmaktır. Sidreye misal,
insanın başı ve yüzüdür. Tuba ağacına misal, kadınların saçıdır. Süslü tubaya
misal, düzenli beden uzuvlarıdır. Zira ki eller, ayaklar ve parmaklar, turbanın
dalları gibi aşağıya doğrudur. Levh-i mahfuza misal, hâfıza kuvvetidir. Kaleme
misal, hayal kuvvetidir. Geniş kürsiye misal, dimağın tamıdır. Onda olan yerde
ve gökte bulunan meleklere misal, bedenin his ve kuvvetleridir. Büyük arşa
misal, kâmil insanın sırrıdır. O Hak'ka ulaşıcıdır.
Beyt:
Gönül tahtı mamur ve hevadan pak oldu
Rahman olan Allah, arş üzerine hükümrandır.
Hak Taâlâ'nın misali olmaz ki, insan ruhuna misal ola. Nitekim Kur'an'da: 'Hiç
bir şey onun misli olmadı,'(42/9) buyurmuştur. Allah'ın misilden münezzeh
olduğunu duyurmuştur. Nâzm: 1.
Ey gönül sendedir ol kaf-ı kanaat sende Sendedir akl ü edeb nutk ü belagat sende. 2. Sendedir aşk ile can, hüsn ü melâhat sende, Sendedir baht-ı âla necm-i saadet sende. 3.
Sendedir ilm-i ledün remz-i beşaret sende Sendedir sırr-ı Hüda bâr-ı emanet sende. 4.
Sendedir genc-i nihan ayn-ı keramet sende Sendedir dürr-ü kan-ı kerem zât-ı hidayet sende. 5.
Sendedir hamr-ı ezel sekr ü feragat sende Var iken tanı özün bunca feraset sende. 6.
Sendedir nur-u Hüda lütf ü inayet sende Hâsılı sendedir ol gayet-i gayet sende. 7.
Sendedir dürlü hüner dürlü maharet sende Sendedir zabt ile rabt emre itaat sende. 8.
Sendedir hulk-ı cihan cümle imaret sende Sendedir bahr ile ber cümle vilayet sende. 9.
Bu cihan varlığı hoş buldu nihayet sende Varlığın aşka değiş eyle ferağat sen de 10.
Sendedir dûzih-i sûzan dahi cennet sende Sendedir iki cihan mülkü tamamet sende. 11.
Gafil olma gözün aç âlem-i kübra sensin
Sidre ü levh ü alem arş-ı mualla sensin
1. Ey gönül, o kanaat dağı sendedir. Akıl ve edeb, konuşma belagati sende. 2. Sendedir aşk ile can, güzellik ve melahat. Saadet yıldızı ve yüce baht sendedir. 3. Müjde remzi ve ledün ilmi sendedir. Hüda'nın sırrı ve binler emanet sendedir. 4. Keramet pınarı, gizli hazine sendedir. Hidayet verici zat, kerem ve kâm incisi sendedir. 5. Ezel şarabı, sekr ve feragat sendedir. Sende bunca feraset varken özünü tanı. 6. Hüda'nın nuru, lütfu ve inayeti sendedir. Hâsılı, o gayelerin gayesi sendedir. 7. Türlü hüner, türlü maharet sendedir. Zabt ile rabt ve emre itaat sendedir. 8. Cihanın halkı ve bütün imaret sendedir. Kararlar, denizler ve bütün beldeler hep sendedir. 9. Bu cihan varlığı, sende nihayet buldu. Varlığını aşka değiş, sen de feragat eyle.
10. Cehennem ateşi ve cennet sendedir. İki cihan mülkünün tamamı sendedir. 11. Gafil olma, gözünü aç, büyük âlem sensin. Sidre, levh, kalem ve arş sensin.
|