|
2.FEN/5.BAB | ||
ÜÇÜNCÜ
FASIL
Muhafazası lazım olan cânın bileşik uzuvlarının mahiyet, yer ve menfaatlerini;
insan bedeninin sıhhatinin esaslarını; bazı münferit gıda ve ilaçların tabiat ve
hükümlerini; bazı yiyecek ve meyvelerin fayda ve faziletlerini; insan vücudunu
ısıtan ve güzelleştiren bazı elbisenin şekil ve renklerini onbir madde ile
bildirir.
Ruhun, muhafazası lazım gelen bileşik uzuvlarının mahiyet, yer ve menfaatlerini
bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tabibler demişlerdir ki: insan bedeninde bulunan canın
bileşik uzuvları, bu sayılandır ki: Dimağ, gözler, kulaklar, dil, akçiğer, kalb,
diyafram, göğüs, mide, bağırsaklar, karaciğer, safra, dalak, böbrekler, mesane,
husyeler, kamış ve kadınlarda rahim ve memelerdir. Bunların hepsi, muhafazası
vâcib olandır.
Dimağ (beyin): Yumuşak ve bağımlı bir cevherdir ki, rengi beyaz bulunmuştur. O,
atar ve toplardamarların özünden, dimağın anası olan zardan ve kafatasına
bitişik olan zardan bileşmiştir. Dimağın yapısı bir üçgene benzer ki, onun
tabanı başın ön tarafında, iki kenarı ile kuşatılmış olan açıları başın arka
nahiyesinde kılınmıştır. Bedenin his ve hareketi, dimağ ile tamamlanmıştır ki,
beden hisleri yumuşak sinirler ve uzuvların hareketleri, sert sinirler
vasıtasıyla bulunmuştur. Hikmetleri yukarıda bilinmiştir.
Gözler: İkisinden her birisi yedişer tabakadan ve üçer rutubetten bileşmiştir.
Toplamı, on tabaka demekle bilinmiştir. Birinci tabaka, mültehimedir ki, havaya
temas eden tabakadır. İkinci tabaka, kariniyyedir ki mültehimeden sonradır. O,
renksiz yaratılmıştır ki, altında
olan tabakanın rengiyle renkli kılınmıştır. Üçüncü tabaka, ayniyyedir ki, ya
siyah veya şehlâdır. Ya sarı veya mavidir. Mültehimenin altında, rengiyle
benzeşmiş zehradır. Ayniyye tabakasından sonra beyaz rutubettir ki, şeffaf ve
berraktır. Bundan sonra camsı rutubettir ki, erimiş cama benzer. Beşinci tabaka,
şebekiyedir ki, camsı rutubetten sonradır. Altıncı tabaka, meşimiyedir ki, ona
benzemiştir. Yedinci tabaka, salbeyidir ki, hepsinden sert ve göz kemiğine
bitişik bulunmuştur. Bu tabakaların faydaları uzun bir zeyl olduğundan, kısa
geçilmiştir.
Kulaklar: İkisinden her birisi sadece et, kıkırdak ve hassas sinirden
bileşmiştir. Menfaatleri, sesi kabul etmek bilinmiştir.
Dil: Et, atar ve toplardamarlar ile hassas sinirden ve yemek borusuna bitişik
olan zardan bileşmiştir. Menfaati, yemeğin tadını almak, lokmayı çevirmek,
kelamı eda etmek ve yutmayı tamamlamak bulunmuştur.
Akciğer: Kırmızı gül renginde olan etten ve kendi borusunun kıkırdaklarından ve
yürekten biten atar damarlardan bileşmiştir. Akciğer, kendi zatında hissizdir.
Lakin zarının az bir hissi vardır. Bunun menfaati, yürekte doğan tabii
hareketten bedeni revaçlandırmak bilinmiştir.
Yürek: Kozalak şeklinde koni bir cisimdir ki, tabanı göğsün ortasında, tepesi
sol tarafta konulmuştur. Rengi kırmızı nar bulunmuştur. O, latif et ile sert
zardan bileşmiştir. O, tabii hareketin menbaı bilinmiştir. Onun iki karıncığı
vardır ki, sağ karıncığı, az ruh ve çok kan ile dolu olmuştur.
Onun kanalları vardır ki, onlarla yürekten akciğer tarafına gıda gidip,
akciğerden yüreğe ferah hava gelmiştir. Onun sol karıncığı, az kan ve çok ruh
ile dolmuştur. O, atardamarların bitiş yeri olmuştur.
Diyafram yani göğüs perdesi: Sağlam et, hassas ve hareketli sinirden
bileşmiştir. Bunun menfaati, göğsün yayılması ve büzülmesi bulunmuştur.
Mide: Yumru bir organdır ki, et, sinir, atar ve toplardamarlardan bileşmiştir.
O, üç cüze bölünmüştür. Bir cüzüne yemek borusu, birine mide ağzı ve birine mide
dibi denilmiştir. Yemek borusu, ağızdan gelip, bağır kemiği bitiminde son
bulmuştur. Mide ağzı, yemek borusu bitimindedir ki, etsiz kılınmıştır. Mide
dibi, etli yaratılmıştır. Yeri, göbeğin üstüdür. Midenin menfaati, gıdayı
hazmetme bilinmiştir.
Bağırsaklar: Katlanmış hassas sinirsi cisimler bulunmuştur. Sinir, yağ, atar ve
toplardamarlardan bileşmişlerdir. Bunlar sayıca yedidir ki; birine kapakçık,
birine oniki parmak, birine tutucu, birine ince, birine eğri, birine kolon ve
birine düz denilmiştir. Düz barsak, makat halkasına bitişiktir. Bunların
menfaatleri artık gıdayı atmak bilinmiştir.
Karaciğer: Et, atar ve toplardamarlar ile kendini örten zardan bileşmiştir.
Bunun kendi zatında hissi olmayıp, zarının hissi çok bulunmuştur. Bunun rengi,
donmuş kana benzetilmiştir. Karaciğer ki, kan damarlarının bitişik yeri
bulunmuştur. Bunun yeri, sağ tarafta uygundur. Dışı, arka kaburgalara bitişik,
içi mideye mutabık, üstü göğüs diyaframına yetişik, altı, leğen kemiğine ulaşık
bulunmuştur. Bunun menfaati, uzuvlara gıda vermek için, kan üretmek bilinmiştir.
Safra: Karaciğere yapışık yaratılmıştır. O, safra (öd) kesesi kılınmıştır. Bunun
menfaati, safrayı, karaciğerden çekmek bilinmiştir.
Dalak: Boğumlu bir cisimdir ki, et ve atardamarlardan bileşmiştir. Rengi,
karaciğere benzer bulunmuştur. Kendi zatında hissi olmayıp, zarı hassas
kılınmıştır. Bunun yeri, sol tarafta, arka kaburgalar ile midenin arasında tayin
olunmuştur. Siyah köpüğe kese bulunmuştur. Bunun menfaati, o ödü karaciğerden
kendine çekmek bilinmiştir.
Böbrekler: İkisinden her birisi, az kırmızı olan sert et ile çok yağdan ve atar
damarlardan bileşmiştir. Böbrek ki, onun kendi nefsinde hissi olmayıp, zarının
hissi çok bulunmuştur. Bunun yeri, sırtın altında kılınmıştır. Menfaati,
ciğerden idrarı çekip, mesaneye akıtmak bilinmiştir.
Mesâne: Damarlar ile katlanmış sinirsel bir cisimden ve atar damarlardan
bileşmiştir. Bunun yeri, makat ile kasık arası bulunmuştur. Menfaati, idrarı
toplama ve dışarı atma bilinmiştir.
Husyeler: İkisinden her birisi, yağlı beyaz etten ve çok sayıda atardamardan
bileşmiştir. Menfaatleri, meniyi pişirip, oluşturmak bulunmuştur.
Kamış: Az etten, çok sayıda atar ve toplardamardan bileşmiştir. Menfaati,
yukarıda uzuvların hikmeti bahsinde bilinmiştir.
Rahim: Sinirsel bir cisimdir ki, kadınlarda yaratılmıştır. Yeri, düz barsak,
göbek ve mesâne arasında
kılınmıştır. Onun boynu uzun olup, ferce ulaşıp, dibinde iki husye konulmuştur.
Menfaati, nutfeyi çekme ve cenini koruma bulunmuştur.
Kadın memeleri: İkisinden her birisi yumuşak et, beyaz yağ, çok sayıda atar ve
toplardamarlardan bileşmiştir. Yeri, sinenin dışında, müşahede kılınmıştır.
Menfaati, kanı pişirmek ve süt oluşturmak bilinmiştir.
İşte böyle sanat şaheseri bir binayı, sınıf sınıf imaretlerle tamir edip
güzelleştirmek, dışını ve içini türlü kemallerle süsleyip, güzelleştirmek,
hepsinden daha önemli ve lüzumlu bulunmuştur. Bu sanatları hayretten nice yüz
ibret alınmıştır. (İnsanı en güzel biçimde yaratan, hakîm, musavvir, bâri ve
hâlik olan Allah münezzehtir. Yaratıcıların en güzeli Allah ne yücedir!)
İnsanın beden sıhhatinin korunması esasları olan mizacları bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tabibler demişlerdir ki: Tıb ilmi, beden ilmidir ki
onun nazarisi ve amelîsi haddizatında iki ilimdir. Birinci ilim, hıfsızsıhha,
sıhhati koruma ve ikincisi tedbir-i illet, tedavidir. Hâlbuki beden sıhhati bir
büyük nimettir. Din ve dünya ehline devlet sermayesidir.
Vücudu korumak saadettir. Kadir ve kıymetini bilip, kaide ve erkânıyla âmil
olmak hoş ganimettir. Çünkü vücudunun sıhhatini koruyan akıllı kimse, âfiyet
bulur. Cismine illet ârız olmayıp, selamet kalır. Tedbir ve ilaca ihtiyacı
kalmayıp, rahat bulur. Bol vakit bulup, Mevla'nın marifetine nail olur. Şu halde
'Marifetnâme' de ancak sıhhati korumanın kaide ve esaslarını yazmak ve açıklamak
lazım gelir. Ta ki, o devlet ve saadetin kadir ve kıymetini bilip, fırsat elde
iken onu koruyasın. Ömrün oldukça sıhhat ve âfiyette kalasın. Allah ile dolup,
Mevla'yı tanımaya meşgul olasın. Sıhhati korumanın kaidelerini bili, amel eden
kimse, Hak'kın yardımı ile vücut sıhhatine malik olabilir. Lakin mütehassıs
tabib olsa bile, gençlik ve kuvveti baki edemez. Her şahıs, en uzun ecel olan
yüz yirmi sene yaşına gidemez. Özellikle zaruri iş bulunan tabii ölümün vakti
geldiğinde, o nu bir kimse tehir edemez. Zira ki bedenin oluşum ve bekası, o
rutubetle mümkündür ki, onu gıda edip, fazlalarını atan sıcaklığa yakındır. Şu
halde bu tabii hararet, o maddesi olan tabi rutubeti ayrıştırarak, o rutubet az
kaldığında, bu hararet dahi azalıp, gıda hazmı da zayıf olur. O îrâdı noksan
bulur ki, eğer o îrat olmasaydı, bu beden oluşum müddetinde beka bulmazdı. O
halde bedene dahi gün gün zaaf ve noksan gelir. Ta tabii rutubet yok olduğunda,
tabii hararet dahi söner. Her şahsın kendine mahsus olan mizac ve kuvveti
hasebiyle ömrü müddeti ve mukadder eceli bulunan tabii ölüm ancak budur.
Bu durumda sıhhati korumanın gayesi budur ki, önce mizacları bilip, onda zaruri
sebebleri, açık sebeblerle bedende bulunan tabii rutubeti bozulmaktan korumak ve
fazla ayrışmadan koruyup, ecele varıncaya dek, dışarıdan bir zarar isabet
etmezse, dört çağdan her yaşı, kedi gereğince koruyarak, sıhhat ve âfiyette
gönül safasıyle ömrünü tamam eder.
Bedenin mizacları, on alâmetle bilinmiştir. Zarurî sebebleri altı adet
bulunmuştur.
İkincisi: Et, yağ ve iç yağdır. Bunların çokluğu bedenini rutubetine, azlığı
kuruluğuna alâmettir. Fakat etin çokluğu, bedenin rutubet ve hararetine, sadece
yağ ve içyağın çokluğu, bedenin rutubet ve soğukluğuna alâmetidir.
Dördüncüsü, beden rengidir ki, onun beyazı, soğukluğuna ve balgam çokluğuna
alâmettir. Kırmızılığı, hararetine ve kan üstünlüğüne alâmettir. İkisinin
bileşimi, itidale alâmettir. Buğday rengi, hararetine alâmettir. Sarılığı,
hararetine ve safra üstünlüğüne alâmettir. Siyahlığı, soğukluğunun ifratına ve
siyah köpük üstünlüğüne alâmettir.
Beşinci, uzuvların yapısıdır ki, göğsün genişliği, nabzın fazla hareketi,
damarların dışta oluşu ve kalınlığı, el, ayak ve kemiklerin büyüklüğü, bedenin
hararetine alâmettir. Bu uzuvların zıt olması, bedenin soğukluğuna alâmettir.
Altıncısı infial keyfiyetidir ki, süratli infial hangi keyfiyetten olursa beden
dahi o keyfiyette olduğuna delalet eder. Mesela soğukluk keyfiyetinden süratle
müteessir olmak, o bedenin soğukluğuna delalet eder.
Yedincisi tabii fiillerdir ki, fiillerinde olgun olan tabiat, kendi itidaline,
eksik veya bâtıl olan soğukluğuna, yavaş bulunan hararetine alâmettir. Tabiat
sürati hararetine, yavaşlığı soğukluğuna alâmettir.
Sekizincisi uyku ve uyanıklıktır ki, uykunun çokluğu bedenin soğukluk ve
rutubetine, uyanıklığın çokluğu, hararet ve kuruluğuna alâmettir. İkisinin
itidali bedenin itidaline alâmettir.
Dokuzuncusu büyük abdesttir ki, onun keskin kokulusu ve sağlam renklisi bedenin
hararetine, bunun zıttı bedenin soğukluğuna alâmettir.
Onuncusu nefsânî intikallerdir ki, onların kuvvet, sürat ve çokluğu bedenin
hararetine, yavaş hissi bedenin soğukluğuna alâmettir. Devamlılık ve sebatı
bedenin kuruluğuna, çabuk bitişi rutubetine alamettir. Gazap ve şiddet, cür'et
ve hiddet, kelamda sürat ve çokluk bedenin hararetine; vakar ve haya çokluğu
soğukluğuna; kalp zaafı rutubetine; korkaklık ve ürkeklik onun kuruluğuna
alâmettir.
Sayılan bu on alâmetten başka insan bedeninde olan dört karışımdan her birinin
ziyadeleşme ve galebesinin nice alametleri vardır ki, bu söyleneceklerdir: Kan üstünlüğünün
alâmeti, baş ağrısı, sallanma, esneme, durgunluk, hislerin bulanıklığı, dil
kızarması, çıban ve basur çıkması, yüz yarılması ve burun kanamasıdır. Rüyada kızıl eşya görmek,
uyanma anında ağız tatlılığıdır.
Balgam üstünlüğü: Beyaz renk, hissizlik, deri yumuşaklığı, deri soğukluğu,
tükürük çokluğu, susama azlığı, hazım zayıflığı, vurdumduymazlık, geğirme, çok
uyuma, rüyada su ve kar görme, uyanma anında ağzın tuzluluğudur.
Safra üstünlüğünün alametleri: Renk sarılığı, göz sararması, ağız kuruması,
burun ucu kuruması, şiddetli susama, iştah zayıflığı, kusma çokluğu, dil
sertleşmesi, düşte ateş görme ve uyanınca ağız ekşiliğidir.
Tıpçıların tecrübe ile bildikleri bunlardır.
Her şeyi en iyi bilen Allah'tır.
İnsan bedeninin sıhhatini koruma kaide ve esaslarından olan altı zarurî sebebi
bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tabibler demişlerdir ki: Bedenin oluşum bekasının
zarurî sebebleri altıdır.
Birinci sebeb: Bizi kuşatan havadır ki, onu teneffüs edip, akciğer içinde ruhun
dumansı buharı olan fazlalıklarını nefesin itilmesiyle çıkarıp, ruha itidal
vermek için zorunlu olmuştur. Bu hava, madem ki hali üzere safî ve mutedil
kalıp, piş rüzgârlar ve çirkin dumanlarla karışmamıştır. Bedenin oluşum bekasını
ve vücut sıhhatini koruyucu bulunmuştur.
İkinci sebeb cismani sükûn ve harekettir. Bu beden hareketi, zaaf ve kuvvete,
azlık ve çoğunlukta, yavaşlık ve süratte muhtelif olduğundan; az ama çok
kuvvetli ve süratli hareketin, bedeni ayrıştırmasından ısıtması daha çok
bulunmuştur. Zayıf ve yavaş olan çok hareketin tesiri, onun aksi bilinmiştir.
Hareket ve sükûnun ifratı bedeni soğutur. Hareketin itidali, yeme ve içmeyi
düzenler ve hazma yardım eder.
Üçüncü sebeb: Nefsanî hareket ve sükûndur. Bu nefs hareketi, ruh ile kanın
hareketiyle olur. Bu durumda ruh, ya bedenin dışına defaten hareket eder,
şiddetli gazap halinde olduğu gibi. Veya tedric ile hareket eder, ferah ve
lezzet sırasında bulunduğu gibi. Veya ruh bedenin içine defaten hareket eder.
Korku ve ürperme halinde olduğu gibi. Veya yavaşlıkla hareket eder, hüzün ve
keder vaktinde bulunduğu gibi. Veyahut iç ve dışa ard arda hareket eder. Hacalet
zamanında bulunduğu gibi. Ruhun bu anılan hareketlerinde bedenin üzerine hareket
olunan tarafının suhuneti ve kendisinden hareket olunan tarafın soğukluğu
lazımdır. Zira ki, bedenin ısınması kanın hararetindendir. Soğuması,
azlığındandır. Bu hareketin ifratı helak edicidir. Bu durgunluğun ifratı,
soğutucudur.
Dördüncü sebeb, uyku ve uyanıklıktır ki, uyku sükûna benzer, uyanıklık harekete
benzer. Zira ki uyku halinde, ruh, kendi hararetiyle yemeği hazım içim beden
içine yönelip, bedenin dışı, soğukluğu üzere kalır. Onun için beden, uyurken
uyanıklık halinden ziyade örtünmeye muhtaç kalır. Uykunun ifratı, bedeni
ziyadesiyle rutubetlendirir ve soğutur.
Beşinci sebeb yiyecek ve içeceklerdir. O, bedene ya keyfiyetiyle tesir eder ki,
o halis ilaçtır. Ya salt maddesiyle tesir eder ki, o halis gıdadır. Veya sadece
suretiyle tesir eder ki, eğer onun özelliği bedenin mizac ve hayatına uygun ise
tiryaka şamildir. Eğer muhalif ise, öldürücü zehir gibidir. Veya hem maddesiyle,
hem keyfiyetiyle tesir eder ki, o has gıdadır.
Veya hem keyfiyeti hem suretiyle tesir eder ki, o, özel etkisi olan ilaçlar
böyledir. Sekmoniya gibi. Veya hem maddesiyle hem suretiyle tesir eder ki, o,
özelliği olan gıdadır. Elam gibi. Gıda ise kâh latif, kâh kalın ve kâh orta
olur. Bunların her birinin bedene gıdası ya çok olur veya az olur. Mutlak su
basit olduğundan bedene gıda olmaz, ancak o, gıdayı yumuşatmak ve pişirmek için
ve onu dar yollara geçirmek için kullanılır.
Altıncı sebeb istifra ve hapsetmedir. Bunların mutedili cisme faydalı ve sıhhati
koruyucudur. İstifranın ifratı, bedeni soğutur ve boşaltır. Meğerki o istifra
olunan kan ve safraya üstün olan balgam ve sevda gibi soğuk ve kuru ola. O
surette ifrat derecede istifra, bedeni rutubetlendirir. İfrat derecede hapsetme,
kan kanallarını doldurur, kokuşma, rutubet, iştah kesilmesi ve ağırlık yapar.
Soğuk su ile gül suyu yüze çarpılsa, her hareketi itip, tabii harekete takviye
verip, fenalığı önler. Ancak ârif ve âgah olan hepsini Allah'dan bilir.
Altı zaruri sebebden üç sebebin tadillerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tıb bilginleri demişlerdir ki: Sıhhati koruma, vücudunu
gözetme gerekli iştir ki, sayılan altı zaruri sebebi tedbir ile gözete. Ama
kuşatan havayı gözetmek önce gereklidir. İlkbaharı kan aldırma ile karşılayıp,
kusarak istifra ede. Kavrulmuş şeyleri kullanıp, nar gibi teskin edici maddeleri
yiye. Kuvvetli hareketler, tatlılar, sıcak hamamlar gibi sıcaklıklardan kaçınıp,
gıdayı azaltma ve elbiseyi hafiflete. Yaz mevsiminde hareketsizliğe devam,
gölgeye sığınma, safrayı mahveden latif soğuk gıdaları yiyip, her ısıtan ve
boşaltan gıdadan sakına. Hıyar, kavun ve karpuz gibi rutubetli meyveleri seçip,
beyaz elbise ve soğukluk veren keten giye, Sonbaharda çok cimadan, soğuk su ile
yıkanmaktan ve bütün kuru şeylerden kaçınıp, soğuk içeceklerden, yaş meyve
yemekten, kusmaktan, baş açmaktan, gecenin soğuğundan ve öğle sıcağından sakına.
Kış mevsimini kürk ve kalın giyeceklerle karşılayıp, et ve keşkek gibi çok sıcak
gıdaları seçe. Bu mevsimde ani ve kuvvetli hareketler bedene faydalıdır. Bunda
kusmak, kuvveti zayıf edendir.
Cismanî hareket ve sükûnda itidal: çünkü bedenin içinden ve dışından bulunan
sebebler ile daima ondan ayrışan cüzlere bedel, gıdaya muhtaç olmakla, beden
gıdasız beka bulmaz. Hiç bir gıda yendiği şekilde bir uzva cü olmaz. Belki dört
hazmdan her birisi yanında gıdadan bir farzla bir lahza kalır ki, onda bir fayda
kalmaz. O fazlanın atılmasına, tabiat fırsat bulduğundan, ona iltifat kılmaz. Şu
halde eğer o fazlalar terk olunup, uzun müddetle çoğalırsa, o kadar madde
toplanır ki, bedene keyfiyetle zarar verir. Yani bedeni ya ısıtır, ya pörsütür,
ya soğutup yahut sıcaklığını söndürür. Veya kemiyeti ile zarar verir. Yani kan
kanallarını kapatıp bedene ağırlık verip, kabızlık hastalıklarını verir. Eğer o
toplanan madde istifra olursa elbette beden o tedaviden incinir. Zira ki istifra
edilenin çoğu zehirlidir ki, bedene yararlı olan karışımı dışarı çıkarmaktan
hali değildir. Şu halde biriken fazlalıklar terk olunsa da, istifra olunsa da
zararlıdır. Hâlbuki riyazet adı verilen beden hareketi o fazlalıkların
doğurduğunu bile men eder. Zira ki beden hareketi bütün uzuvları ısıtıp,
fazlalıklarının öyle bir derece izale eder ki, hiçbir hazım yanında bir fazla
kalmaz. Eğer mutedil hareket açıklanacak zamanlarında yapılırsa o bir riyazettir
ki, cisme sürur ve hafiflik verip, onu gıdayı kabul edici eder.
Mafsallara sertlik verir, rutubetleri ayrıştırma ile sinir ve damarlara metanet
verir. Bütün maddi hastalıklardan emin edip, mizaci hastalıkların çoğundan uzak
eder. Bu riyazetlerin vakti, gıdanın alınması ve hazmının tamamlanmasından
sonradır. Yani akşam yemeği, mide, karaciğer ve damarlar içinde hazm olunup, son
yemeğin vakti geldiği zamandır. Mutedil hareket odur ki, onunla yüz rengi
kızarıp, deride damar ortaya çıkar. Ama o hareketler ki, onda kanın akışı
çoğalır. İfrat ola odur ki, onunla bedene hararet gelip, kuruyup rutubeti gider.
Hangi uzvun mutedil hareketi çok olursa, o uzuv dahi kuvvetli olur. Özellikle o
hareketin türünde ziyade kuvvet bulur. Mesela elin hareketi, yük taşımada çok
olsa, onun kuvveti eşyayı itmede ham ellerden ziyade olur. Belki her kuvvetin
şanı uzvun hareketi gibidir.
Nitekim hıfza devam edenin hafıza kuvveti kuvvet bulur. Çünkü her uzvun bir özel
riyazeti olur. Şu halde dimağın riyazeti aksırmak olur ki, o hareketle tabiat,
onda bulunan ezayı ve onu genizden bitişen habis rüzgârları iter. Akciğerin
riyazeti, öksürüktür ki, o hareketle tabiat, onda olan galiz balgamı veya göğüse
isabet eden şiddetli soğuğu ondan atar.
Uzuvların ihtilaç (seğrime) illeti
bir galiz rüzgardır ki, onunla adaleler ve onlara yapışık olan deri hareket
eter. Tak ki, o yel onlardan ayrılsa, titreme, hareket etme kuvvetinin adaleyi
hareket ettirmekten aczi sırasında hâsıl olur. Nitekim o, korku, gazap, zihin
karışıklığı, gam ve gayretten meydana gelir. Göğüsün riyazeti okumadır. Onda
yavaşlıkla başlayıp derece derece sesi yükseltmek rahattır. Kulağın riyazeti
güzel sesler ile leziz nameleri dinlemektir. Gözün riyazeti, güzel eşyaya
bakmaktır. Elin riyazeti, yakalamak ve ayağın riyazeti gitmektir. Mutedil olan
at binme güzel bir beden riyazetindendir. Bedeni ısıtmasından ziyade
ayrıştırandır.
Bağlanılmış iple (salıncak) sallanmaktır. Bu, at sırtında mutedil gitme gibidir.
Top ve çevgan oyunu nefislerin ve bedenlerin riyazetidir. Zira ki, galip olan
sevinçli ve neşelidir. Mağlup olan gamlı ve gazaplıdır. Müsabaka dahi nefs ve
bedenlerin riyazetidir. Gemiye binme, karışımları hareket ettirici ve mideye
faydalıdır. İstiska ve cüzzam gibi müzmin hastalıkları def edicidir. Zira ki,
nefs onda ferah ve elemi ardarda toplayıcıdır. Eğer onda kusma gerekirse,
tutması ki, beden gayet faydalıdır. Uzuvları ovma dahi, bu riyazetten sayılır.
Eğer ovmak sert hırka ile olursa, kanı derinin dışına çekip, rengi kırmızı
görünür. Normal ovma uzuvlara kuvvet verip, ifratı zahmet verir.
Nefsanî sükûn ve hareketin itidali gerçekten ruh hareketlerinin kaynağı onun
kendisinde olan gazap ve şehvettir. Gazabın aşırısı tehevvür, azı cüben ve
itidali şecaattır. Bu mutedil hareket bedene sıhhat, nefse izzet, dünya ve
diyaneti korumaktır. Şehvetin aşırısı şere, azlığı humut ve itadali iffettir. Bu
mutedil hareket bedene sıhhat, nefse lezzet ve iki cihanda rahat ve selamettir.
Şere nefsin istilasi ile aklı yendi ise, ona mecezi aşk derler ki, mal-i
hülyanın bir türüdür. O bir hastalıktır ki, çoğunlukla gençlere ve bekarlara
ârız olup, âşık olduklarından başkasından onları yüz çevirttirir. Bu aşkın sır
ve sebebi, sevgilinin şekil ve şemalini aşırı derecede güzelleştirme ile
fikretme ve düşünmeye yapışma ve devam etmedir. Çoğunca o fikir ile cima,
şehveti dahi bulunur. Bunun alameti renk sararması, beden zaafı, yağ kuruması,
göz morarması bilinir. Bu âşığın gözünün hareketi güleç ve sevinçlidir, sanki
bir leziz nesneye bakar gibidir. İçi ah ile sesi hazin gelir. Onun tavır ve
halleri, düzensiz olur. Az uyumaktan seherlerde uykusuz kalır. Eğer bir tabib
onun nabzına el basıp, nice akran ve yaranı vasıflarını saysa, hangi isim ile
nabzı değişip, yüzünün rengi değişirse o ismi, onun sevgilisi olduğunu bilir.
Ona kavuşma gibi ilaç olmaz. Eğer ona sevgiliye kavuşma meşru yol üzere mümkün
değilse, ona sevgilisini kötüleme ve buğuz etme ile ilaç verilir. Eğer, o
akıllılardan ise, nasihat kabul edip, o sevdadan vazgelir. Ancak onu küçümseme
ve alay etme, aşka delilik ve sevda deme bu hastalıktan kurtarır. Eğer dinlemeyi
terk ve cimayı çoğaltma ile acilen ilaç olunsa, aşk onun tabiatını dahi istila
edip, helak olur.
Beyt: Aşka feda olana ilaç yoktur,
Mesih ona tabib olsa bile
Zaruri altı sebebden kalan üçünün itidalini bildirir.
Ey aziz malum olsun ki, top âlimleri demişlerdir ki: Bedenin sıhhatını korumaya
taahhüt ve iltizam eden kimseye gerekli iştir ki, meşhur altı sebebin kalan
üçünü dahi tedbir ile itidal edip, ömrünün sonuna dek sıhhat afiyetle gide.
Uykunun itidali ve uyanıklığın itidali: Uykunun en iyisi odur ki, süresi mutedil
ola. Yani dört saat geçecek kadar değin ola. Hazm olunduktan sonra kestirirse
yani yemem içmeden sonra iki üç saat
geçmesinde uyku bastırıp, ikinci hazımda bulunma. Eğer midesi zayıf olan
kimse yemek hazmına uyku il yardımcı olursa, önce yarım saat kadar sağ tarafı
üzerine yatmak lazımdır.
Ta ki, gıda, sağ tarafa eğit olan mideye karaciğerin çekmesi ile kolay olup,
karaciğerin harareti onu ısıta. İki saat kadar solu üzerine yatıp uyumak
lazımdır. Tak ki, karaciğer mide üzerine yorgan gibi örtülüp, onu ısıtıp,
birinci hazımda mideye yardımcı ola. Sonra yine iki saat kadar sağ tarafı
üzerine yatıp uyumak gerektir. Ta ki ikinci hazm içi karaciğer gıdanın inişine
yardım ede. Uykunun içteki hareketi uyanıklıktan fazladır: Maddenin tabiatını
istila bakımından. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan,
maddeye ziyade üstün olur. Uyanıklığın terletmesi, maddenin rutubetini istila
bakımından daha çoktur. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan,
maddeye ziyade üstün olur. Uyanıklığın terletmesi, maddenin rutubetini istila
bakımından daha çoktur. Zira ki uyanıklıkta hararet dışa yönelip, maddeyi
ayrıştırır ve akıtır. Kimin ki uykuda terlemesi sebebsiz çok olur, o, gıda ile
ya karışım ile dolu olur.
Kimin ki uykusu ağır ve uzun olur, yani sekiz saatten ziyade uyur kalır, onun
dimağında rutubet üstün olur. O, kuru gıdalarla uykusu hafif olup, itidal bulur.
Kim ki uykusuzlukla mübtela olur, yani yirmi dört saatten ziyade uykusuz kalır;
o hamam ile rahat bulur. Süt ve arpa
suyu benzeri rutubetler ile uyku gelir.
Boğucu kâbus ki, uyuyan uyku esnasında tahayyül eder ki, üzerine bir ağır nesne
düşüp, onu sokup, hareketten menedip, nefsini daraltır; bu boğucu kâbus buharı
ayrıştıran uyanıklık ve hareketinin yokluğu sırasında kanın ya balgamın veya
sevdanın buharı dimağa çıkmasından ortaya çıkar. Şu halde bunun ilacı, istifra
ile beynin temizlenmesidir.
Yiyeceklerde itidal: Her sıhhat ki, onun hali üzere kalması murat olunur. O
bedenin keyfiyetinde benzeri ona verilmek gerektir. Eğer bozulmuş bir sıhhati,
kendisinden daha iyi olan sıhhate nakletmek murat olunsa, ona zıttı verilmek
lazımdır. Şu halde vücudunun sıhhatini hali üzere korumaya özenen kimseye
lazımdır ki, gıdalardan siyah taneler gibi
pisliklerden temizlenmiş buğday ekmeğiyle, mülayim tatlılar, koyun eti,
kümes hayvanları eti ile yetine. Lokmayı küçük alıp, çiğnemeyi çok ede.
Meyvelerden ancak incir, üzüm kuru üzüm seçe. Ama ilaç olan meyvelere iltifat
etmeye. Meğerki mizac itidali için yenile. Veyahut hazır yiyecek onda buluna.
Zinhar iştihasız yemek yemeye, İştihasını giderip, geri bırakmaya. Yaz
günlerinde soğuk gıdalar, kışta sıcak gıdalar ala. Hazmolunmuş yemek üzerine
başka yemek sokmaya, Yemek saatlerini uzatmaya. Ta ki gıdanın evveliyle
sonuncusu hazımda karışmaya. Yemek çeşitlerini çoğaltmaya, ta ki hazımda tabiata
şaşkınlık gelmeye, Çok olmazsa leziz gıdalar en faydalıdır. Ekşi gıdalar
zararlıdır, ihtiyarlığı çabuklaştırıcı ve uzuvları kurutucudur. Tatlı gıdalar,
mideyi rahatlatıcı, bedeni ısıtıcı ve safrayı hareket ettiricidir.
Tuzlu gıdalar, bedeni kurutucu, safrayı doğurucu ve uzuvlarla kuvvetlere zarar
vericidir. Zararlı tatlıyı, ekşi defeder. Ekşiler, tatlı ile gider. Tuzsuzlar
tuzluyu, tuzlular tuzsuzu mutedil eder. Nefsinden gıda iştihası kalmış iken,
ondan el çekmek lazımdır. Yemek vakitlerini gözetmek elbette lazımdır, vacibtir.
Lakin kötü gıdalar alışmış olan, devam etmeyip, yavaş yavaş terk etsin. Yemek
vakitlerini düşürerek, birle yetinsin. Zira ki gündüzde bir kere gıdalanmak, bir
kere gecede yemek, karıştırmak tabiata müşküldür. Zira ki bu iki su, biri birine
incelik ve kalınlıkta uygun değildir. Suların en iyisi nehir suyudur. Özellikle
pak yerde akıp, her şeyden saf gele veya taşar üzerinde akıp, kokuşmuş şeylerden
uzak ola. Özellikle kuzeye veya batıya aka. Yüksek bir yerden aşağıya inip gide.
Kaynağı uzak olup, uzun süre akmakla incele, İnceliğinden ağırlığı hafif ola.
Çok olup, şiddetli aka gele. Bu vasıflar ile vasıflanmış olan bir sudur ki,
faziletten nihayet bulmuştur. Mübarek Nil suyu bu güzelliklerin çoğunu
toplamıştır. Menba suyu hareketinin azlığından kalın kalmıştır. Toprak altında
olan kerhizler içinde akan sular sertlik bulmuştur. Mağara suları ve kuyu suları
onlardan daha serttir. Su içmek, yemekten iki üç saat geçmesinden sonra faydalı
bilinmiştir. Yemek arasında su içmek, hastalığı körükler. Hemen sonra içmek,
bozucu ve kötüdür. Lakin midesi sıcak olan kimse yemeğin arasında ve akabinde su
içmekle istifade eder. İştihası zayıf olan kuvvet bulur. Zira ki, o zaaf,
hararet çokluğundan gelir. Şu halde su içmekle hararet mutedil olur. Aç karnına
ve terli iken, özellikle cima, hamam, müshil içme kaplarında, meyveler üzerine
özellikle kavun üzerine su içmek;
soğuk içecekler oldukça kötüdür.
Nâzm:
Beş yerde su içmekten sakın
Çünkü o hastalığı çeker
Hamam, yorgunluk akabinde
Yemek akabinde ve yatakta
Tutma ve istifrada itidal: Vücut sıhhatini muhafaza edene gereklidir ki, daima
kendi tabiatını mukayyet ve gözetleyici ola. Eğer tabiatı kabız olursa, onu
incir ve sinemaki gibi içeceklerle yumuşatsın, özellikle ihtiyarlık tabiatına
yumuşaklık, rahat ve selamettir. Eğer tabiatında aşırı yumuşaklık bulursa, onu
sumak ve kavruk gibi şeylerle tutsun. Eğer dolarsa gıda fazlalığından midede
hasıl olup, geğirmekle çakan duman ile ekşime ile veya sadece ağırlıkla gıdayı
bozucu bulursa, o saat kusmaya can atsın. Eğer kusmak ona zorsa veya vakti
değilse, sakızla kaynamış sıcak su içip, sağ yanı üzerine yatsın. Veyahut bir
parmak bala ince tuz katsın. Ve pamuk ile makatında yarım saat kadar taşımaya
tahammül etsin. Ta ki, yumuşaklık bulup rahatla o bozucu gıda gitsin. Sonra elma
gibi mideye kuvvet veren şeyleri yiyip hamamda yatsın. Eğer ishal olursa gül
yaprağı, dövülmüş mazı, nohut sakızı, ermeni çamuru, fesleğen tohumu, tebeşir ve
kimyon gibi kuru şeylerden yesin. Veyahut elma, sefercen ve ekşi nar gibi
meyveler yesin. Ta ki, tabiatın yine normale yetsin. Küçük ve büyük abdesti
fazla tutmak zararlıdır. Titreme verir ve ihtiyarlığı çabuklaştırır. Alışılmış
olan boşalmaların en kolayı cima ve hamamdır.
İnsan hayatının temeli mide
Eğer bağlanırsa ki açılmamalı
Eğer bağlanmamacasına açılırsa
Dört tabiat muhalif ve serkeş
Eğer gâlib olursa dörtten biri
Elbette ârif ve kâmil olanlar
Yavaş yavaş gitmeli olmamalı gam
Bağlanırsa gönüle elem verir
Dünya hayatından götürür ölüme
Nice günler hoş kaynaşmışlar
Söker kalıptan can koymaz diri
Geçici dünyaya gönül bağlamazlar
Sıhhat durumunda alışılan istifranın en güzel türleri bulunan cima ve hamamın
itidalini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, top bilginleri demişlerdir ki: Sıhhatteyken alışılan
boşalımların en kolay ve en faydalısı, cima ve hamamdır. Cimanın en faydalısı,
birinci hazımdan sonra vâki olanıdır. Bedenin hararet, rutubet ve kuruluğunda,
boşluk ve doluluğunda itidali sırasında bulunandır.
Eğer o, hata ile bu itidallerin dışında bulunduysa; bedenin hararet, rutubet ve
doluluğunda bulunan cimaın zararı, onun soğukluk, kuruluk ve boşluğunda
bulunandan daha az ve daha kolaydır. Cima şehveti kuvvet bulmadıkça, âlet
düşünmeksizin ve bakmaksızın yayılmadıkça, ona öne alma ile girişme, vücuda
zararlı bir oyundur.
Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik, tam neşe,
yemek isteği ve uyku gele. Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola. Zira
ki mutedil cima, tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır. Yemek ve
beslenmeye bedeni hazırlar. Gazabı zayıflatıp, kötü vesveseyi ve sevda
düşüncelerini giderir. Balgam hastalıklarının
çoğu onunla gider. Çok olur ki, cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar
dimağına çıkıp, baş dönmesi ve göz kararması gibi belalar başına gelir. Meni
buharı, bedenin içinde hapsolup, kaplarına dolduğunda husyeleri şişer, kasık
acısı ve beden ağırlığı hâsıl olur. Cima yapıldığında sürate hafiflik ve şifa
bulur. Çok cima, endamı boşaltır, kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır.
Mübtelasını titretip, sinirlerini boşaltır. Acuzeye, çirkine, hastaya, küçük
bâkireye ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir. Zira
ki bular, elbette kuvveti çeker, âleti yumuşatır, rutubeti kurutur ve üzüntü
verir. Pişmanlığa sebep olur. Livata, tabiata aykırı ve zararlıdır. Zira ki
ihanet ve eziyeti toplar, inzal zevkini önler. Genç ve güzel kadınla cima,
vücuda sıhhat, hislere kuvvet verip, tabiatı mesrur ve kalbi huzur dolu eder.
Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan, meni boşalması çok olup, o fazla madde
bedenden gider. Cima şekillerinin en iyisi odur ki: Kadını sırtı üzerine
yatırıp, açılmış baldırları arasında dize gele. Önce oyun, konuşma ve iltifat
ile göğüs, dudak ve yanağını öpmeli. Göğüs ve kasığını ovmalı. Sonra âletiyle
bız'a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı. Ta ki şehvetin şiddetinde ikisi de eşit
ola. Vakta ki kadının gözü değişip, göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği
göğsüne ala. O zaman üzerine düşüp, sokma ve çekme ile
inzali vaktine hazır ola. İnzalden sonra kadının karnı üzerinde bir miktar kala.
Ta ki iki meni karışıp, rahme girmeye yol bula. Evlat arzu eden bu âdab üzere
hareket kıla. Ta ki inzalı kolay olup, kadın dahi ondan lezzet ala. Tam bir
çocuk vücuda gelip, hepsi âfiyet bula. Boşalma tamam ola. Zinhar kendi yatıp
kadını üzerine almasın. Ta ki artan meni mesane yolunda kalmasın ve onda kokuşup, hastalık
olmasın. Bız'ın rutubeti ona damlayıp, ondan, mesane iltihabı kalmasın. Cimaı
tahrik eden şeylerin biri, insanların cima ettiğine muttali olmaktır. Biri kadın
seslerinin nağmesini duymaktır. Biri dahi hayvanların cima ettiğini görmektir.
Biri de cima ile ilgili hikâyelerdir. Kasık kıllarını kesmek de şehveti
uyandırır. Bu durumda başka şeyler düşünerek, bu arzuyu yenmek gerekir. Beyt:
Nazar-ı şehvet için rup-u zenan ağ olsun
Zeni olmazsa kişinin sağ eli sağ olsun
Deyip, eliyle istimna etmek, üzüntü ve sıkıntıya sebebtir. Cima ile boşalımı
terk edinin cildinin içinde olan hararetle rutubetten bit oluşup, hareketiyle
ürer. Kâh olur ki, bit bedende defaten hâsıl olur. Bu derece çoğalır ki, rengi
sarartıp, uykuyu kaçırır ve şehveti keser. Onun için erkekler ziyade bitli olur.
Onun ilacı beden ve elbiseyi temizlemede ihtimamdır. Tuzlu su ile yıkanmaktır.
Sonra tatlı su ile yıkanma ve ipek gömlek ile hamamdır.
Hamamın en iyisi, binası eski, içi geniş, suyu tatlı, sıcaklığı orta olandır.
Onun ilk odası soğuk ve rutubetli, ikincisi sıcak ve rutubetli, üçüncüsü sıcak
ve kuru olandır. Böylece vücud sıhhatini koruyup, ter boşalımı için hamama giden
onun sıcak olan üçüncü odasına yavaşlıkla girsin. Ondan çıktığında yine yavaş
yavaş dışarı gelsin. Hamamın içinde uzun bekleme, baygınlık, bulanıklık,
ıztırap, kuruluk ve hafakan verir. Mizacı kuru olan, suyu havadan çok
kullanmalıdır. Şu halde rutubete şiddetli ihtiyacından, evinin döşemesine su
serpip yatmalıdır. Rutubetli buharı çoğaltmak için, hamamın içine su dökmeli ve
hapsetmelidir. Mizacı rutubetli olan havayı, sudan çok kullanmalıdır. Şu halde
ayrışma ve kurumaya ihtiyacının çokluğundan, su kullanmadan önce, çok
terlemelidir. Sıhhatini koruma bakımından hamamda çok ter ayrışması gerekir.
Zira ki cildi, rutubetli ve kızarmıştır. Beden pörsümeye ve sıkıntı gelmeye
başlarsa, o vakit süratle dışarıya gelmelidir. Hamamdan sonra, örtünme ve
kurulanma her mevsimde ziyade kılınmalıdır. Zira ki beden, hamamın havasından
daha soğuk olan havaya çıkar. Beden hamamın suyundan emip, çektiğinden, onun
ârizî hareketi, ondan süratle gidiyor, tabii olarak soğuk olan su, soğukluğunu
bulduğunda, bedeni dahi soğutur. Eğer hamam, yemekten sonra vâki olduysa,
bedenin yağlanmasına sebeb olur. Lakin sirke balı içerse, hastalıktan emin olur.
İtidal üzere yağlanır. Eğer hazmolunduktan sonra hamama giderse, yağlanır ve
hastalıktan emin olur. Midenin boş olduğu zaman hamam yapmak, bedeni kurutur.
Zira ki aslî hareket ile arazî harareti toplar. Riyazeti az olan kimse, hamamda
terlemeyi çoğaltsın. Ta ki riyazî hareketlerle ayrışacak fazlalıklar, hamam ile
ter olup gitsin. Bu boşalma ile vücut, mizacının itidaline yetsin. Soğuk su ile
yıkanma, gençlerin bedenine güç verir. Yaz günlerinde, öğle öncesi sıcak mizaclı
ve normal etli olan kimselere sıhhattir. Ama ihtiyarların, çocukların, ishal ve
nezlesi olanın, hazmı eksik olanın bedenine zarar ve ziyan eder. Kükürtlü
kaplıcaları kullanma, yani kükürtten kaynayan ve galeyan eden sıcak su ile
yıkanma, fazlalıkları atıcı, titreme ve felce ilaçtır. Uyuzu iyileştirir, mafsal
ve romatizmaya şifa verir. Madenî suların hepsi, beden kokularını giderir,
yaralara merhemdir. Bu ilaçların vücuda olan menfaatlerini Allah Taâlâ en iyi
bilir.
Çok kullanılan ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini, özellik ve hükümlerini
(ebced) harflerinin terkibince bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki: Herkes kendi vücudunun
hekîmi olmalıdır. Kullandığı ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini
bilmelidir. Her birisini hükmüyle kullanmalıdır. Ta ki vücudu sıhhat üzere
kalmalıdır. Gıdalardan her birinden her bir deva ki, insan bedeninde
keyfiyetiyle tesir eder. Gerçek o ilaç, insan bedenine gelip, onunla beden kendi
tabii hareketinden uyanırsa;
Gıdaların da hükümleri, bu ilaçlar gibi bulunmuştur. Hepsinin hükümleri hece
harfleri tertibiyle açıklanmıştır. ELİF
İbrişim:
Sıcak ve rahattır. Özellikle hamı faydalıdır. Kurusu, bit türemesine engeldir.
İcsas (erik): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Onun tatlısı mideyi
bozar ve ishal eder. Ekşisi, kalbi teskin edip, safrayı söker. Eksisi,
tatlısından daha az ishal eder.
Ispanak:
Birinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Gıdası iyidir. Sıcak ve kuru olan
akciğere ve göğse faydalıdır. Karnı yumuşatır. Bel ve sırttaki kan ağrılarını
giderir.
Eftimon:
Bir kuru ottur ki, birinci derecede kuru ve ikinci derecede sıcaktır. Kokusu
müsekkin, düşkün ve yaşlılara faydalıdır. Sevda hastalıklarını ve balgamı
gidericidir. Sara ve malihülyayı defedicidir. Gençleri ve hararetlileri susatır.
Anason:
Bilinen bir tohumdur ki, üçüncü derecede kurutucu ve ısıtıcıdır. Böbrek, mesane,
rahim, karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar. Yeli ayrıştırmada tam etkisi
vardır. Baş ağrısı ve safravî hastalıkları teskin için buhar ve suyu faydalıdır.
Ezilmişi gülyağı ile kulağa damlatırsan, kulak içinde çarpma ve düşmeden ârız
olan ağrıları dindirir. Bevli ve hayzı söker. Balgamdan doğan susuzluğa
faydalıdır. Süt ve meniyi çoğaltıcı, zehrin zararını gidericidir.
İsmet:
İsfahan sürmesi denir. Öldürücü kurşun madeninin cevheridir. Birinci derecede
soğutucu ve ikinci derecede kurutucudur. Ekşisiz kurutucu ve kabız edicidir.
Gözü kuvvetlendirir, burun kanını keser.
Ürüz (pirinç): Bilinen gıdadır ki, birinci derecede ısıtıcı ve ikinci
derecede kurutucudur. Suyuyla yıkanmak, uzuvları kirden pak eder. Yenmesi,
mideyi temizler. Süt ile pişirilmesi meniyi fazlalaştırır.
BE
Basal (soğan): İkinci derecede kurutucudur. Üçüncü derecede ısıtıcıdır. O,
ayrıştırıcı, kesici, yumuşatıcı ve açıcıdır. Damarların ağızlarının açmak, onun
halidir. Kuvvetlisi, yüzü kızartır. Tuz ile siğili söker. Normal olarak yenmesi,
mide ve iştihaya kuvvet verir, çok yenmesi, baş ağrısı yapar ve aklı hafifletir.
Pişmiş soğan çok gıdalıdır. Lakin susatıcıdır.
Parlamaya faydalı, basur ağızlarını açıcıdır. İdrarı kuvvetlendirici, tabiatı
yumuşatıcı, zehirli rüzgâra faydalıdır. Pişmişi yaranın üzerine sarılırsa,
ağrıyı dindirir.
Bıttıh-ı asfar (kavun): Birinci derecede ısıtıcıdır. Süratle safraya dönüşür. Onu
sirke balı düzeltir.
Bıttıh-ı ahzar (karpuz): İkinci derecede rutubet verici ve soğutucudur. Bedeni kirden
açar. İdrarı çoğaltır. Mesanede oluşan ve böbrekte peydahlanan taşları
düşürücüdür. Yemek ile yenmesi faydalıdır.
Beyz (yumurta): En iyisi, yağ içinde yarı pişirilen tavuk yumurtasının
sarısıdır. En faydalısı, taze olan yumurtadır. Sarısı hararete, beyazı soğukluğa
ziyade meyilli olmuştur. İkisi dahi rutubetli ve faydalıdır. Beyazı yüze
sürülse, güneş tesirini ve ateş sıcaklığını manidir. Sarısı bal ile
karıştırılıp, yüzdeki sivilcelere sürülse, onu giderir. Beyazı, göz ağrılarına,
boğaz sertliğine, ses kesilmesine, nefes darlığına, öksürüğe ve kanın
havalandırılmasına faydalıdır. Tavuk yumurtası,
çabuk nüfuz edici, en iyi kimyon ve en çok gıda ve meni vericidir. Bayat
yumurtanın sarısı kabız edicidir. Dövülmüş mazı ile ishali kesicidir. Yumurta et
kuvvetindedir. Zira ki o, hayvanın cüzüdür. Belki kuvvetli hayvandır.
Bazican (patlıcan): İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Sevda, baş dönmesi,
tıkanıklık, uyuz ve cüzzamı doğurur. Rengi bozar, sarı ve siyah eder.
Bindük (fındık): Hararet ve kuruluğa meyillidir. Hazmı ağırdır. Cinsî kuvveti
artırır. Baş ağrısı ve mide bulantısı doğurur. Dimağa yararlı olup, öksürüğü
defeder. CİM
Ceviz:
Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır. Onun baş ağrısı vardır.
Hazmı güz ve harareti çoktur. Özelliği, ağzı tebşirdir. Bal ile soğuk mideye
faydası iyidir.
Hindistan cevizi:
İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Gözü kuvvetlendirici ve sebel
hastalığına faydalıdır. Kokusu güzel, yemeği hazmettiricidir. Karaciğer, dalak
ve mideyi kuvvetlendirici, idrarı getirici ve tabiatı kabzedicidir.
Cübn (peynir): Tazesi, rutubetli ve soğutucudur. Eskisi, ısıtıcı ve
kurutucudur. Normali gıda vericidir. Tuzlusu eski olursa zayıflatıcıdır.
Mesanede taş yapar.
Cüzür (havuç): Aslı ikinci derecede hararet verici ve birinci derecede
rutubetlidir. Mideyi üfürücü ve şehveti dalgalandırıcıdır. Onun tohumu idrarı
getirir.
DAL
Darçın:
Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Oldukça latif ve çekicidir.
Tıkanıklıkları açıcıdır. Her bozukluğu düzelticidir. Onun yağı, açıcı,
ayrıştırıcı ve eriticidir. Faydası, yüzdeki siğillere ve titremelere çoktur. Baş
ve göğüs ağrılarına faydalıdır. Soğuk nezleyi, rutubetli öksürüğü defeder.
Mideyi kuvvetlendirici, kalbi açıcıdır. Karaciğer tıkanıklığına, rahim ve böbrek
ağrılarına faydalıdır. Göz perdelenmesini ve kararmasını defedicidir.
Dik ve dücac (Horoz ve tavuk): Horozun en iyisi, henüz ötmeyenidir.
Tavuğun en faydalısı, yumurtlama vakti gelmeyendir. Horoz çorbası, mafsal
ağrısına, titreme, mideye, yele ve kulunca iyi gelir. Tavuk eti, aklı
güçlendirir, tabiatı açar, meniyi artırır, sesi saflaştırır. HE
Herise (Keşkek): Bir tanınmış gıdadır ki, et suyu ile pişirilmiş, buğdaydan
hâsıldır. O, kuruluk ve rutubette ısıtıcı ve mutedildir. VAV
Verd-i ahmer (kırmızı gül): Birinci derecede soğutucu, ikinci
derecede kurutucudur. Tohumu yaprağından ziyade kabız edicidir. Onun kurusu
dahi, ziyade kabız edicidir. O, tıkanıklığı açıcı, sevdayı yatıştırıcı, iç
uzuvları kuvvetlendiricidir. Gülsuyu, baygınlığa faydalı, ateşli baş ağrısını
gidericidir. Beden kokusunu güzelleştiricidir. Terbiyelenmişi, sıcaktır ki, mide
ve karaciğere kuvvet verip, hazma yardım eder. Tazesinden on dirhem kullanan,
ishal olup, on defa tuvalete gidendir. ZI
Zaferan:
Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır. Rengi güzelleştirir,
idrarı çoğaltır, şehveti düşürür, tıkanıklığı çözer ve damarları açar. Lakin
kabzı vardır.
Zencefil:
İkinci derecede kurutucu, ikinci derecede ısıtıcı ve rutubet vericidir. Cinsî
isteği köpürtür. Özelliğiyle karaciğer ve midenin soğukluğuna uygun gelir.
Onunla mide rutubeti gider. Tabiat dahi yumuşaklık bulur. Onun kullanılması
yaramdan iki dirheme kadar faydalı olur.
Zeyt-i ham (Zeytinyağı): Birinci derecede soğuk ve kurudur.
Dalından koparılan zeytin itidal üzere ısıtıcıdır. Rutubete eğilimlidir.
Eskisinde hararet ziyade hâsıldır. Her gün zeytin sürünmek, saçları
kuvvetlendirir ve beyazları düşürür. HA
Hınna (kına): İkinci derecede soğutucu
ve kurutucudur. Ayrıştırıcı, açıcı, kurutucu ve kabız edicidir. Ateşli
şişlikler ve balgam için pişirilmesi faydalıdır. Yağı, sinirleri yumuşatıcı,
zorlukları çözücü ve defedicidir.
Hımmes (Keten tohumu): Birinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Siyahı ve kırmızısı
iyisidir. Makbulü büyüğüdür ki, sırt ağrısına faydalıdır. Diş etlerindeki ve
yüzdeki şişlikleri giderir. Sesi saf edip, diğer tanelerden daha gıdalı olduğu
şayidir. Pişmişi, nefese faydalıdır. Taşları, böbrek ve mesaneden düşürür. Keten
tohumunun tesiri, meniyi çoğaltma ve şehveti kamçılamadır. İdrarı ve doğumu
kolaylaştırır.
Hınta (Buğday): Hararet ve rutubette mutedildir. İnsanın hararet ve
rutubetine muadildir. Onun tanesinin hazmı yavaştır. Kırmızı iri buğday en
iyisi, en kuvvetlisi, en lezizi en gıdalısıdır.
Hamam (Güvercin): Bunun uçanı, yavrusundan hafif ve gıdalıdır. Yavrusu daha
sıcak ve daha rutubetlidir.
TI
Tın-i Ermeni (Ermeni çamuru): İkinci derecede soğutucu ve
kurutucudur. Tabiatı, kanı gayetle tutucudur. Basur ve çıbanlara içilmesi ve
sürülmesi faydalıdır. Uzuvların pörsümesini ve ateşli nezleyi iyileştirir.
Tabaşîr (Hint hıyarı): İkinci derecede soğutucu, üçüncü derecede ısıtıcı ve
kurutucudur. Kalbi kuvvetlendirir ve ateşli hafakanı giderir. Safradan olan
hastalıklara faydalıdır. Mide hararetini ve iltihabını, karaciğer hararetini
teskin eder, ateşli hummaları durdurur. YE
Yaktin (Kabak): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Dönüşmesi seri,
karışması iyi ve gıdası latiftir. Koruk, sumak, sefercel veya ekşi nar ile
kabağın pişirilmesi, safraya faydalıdır. Lakin kulunca zararı çok fazladır. Bal
ile pişirilmesi, onu da giderir.
Çok kullanılan gıda ve ilaçların isim ve hükümlerini (kelemen sa'fes) harfleri
sırasınca bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki: K
Kafurdur: Üçüncü derecede soğuk ve kurudur. Afiyet verici olup,
hararetli şişlikleri gidericidir. Baş ağrısını geçiricidir. Ateşlilerin
hislerini kuvvetlendirir. Uyku getirici, cinsî istekleri artırıcıdır.
Kehribâ:
Birinci derecede sıcak, üçüncü derecede kurudur. Kandaki nefesi (oksijen)
tutucu, ateşe faydalı ve ishali kesicidir.
Kimyon:
İkinci derecede sıcak, üçüncü derecede kurudur. Yeli ayrıştırır. İdrar zorluğuna
faydalıdır. Kurutucu ve kabız
edicidir. Yaraları yapıştırıcı, taşları düşürücüdür.
Kem'e (mantar): Hükmü sert, gıdası kötüdür. Ancak onun suyu iyidir. Gözü
parlatır.
Kereviz:
Birinci derecede sıcak, ikinci derecede kurudur. Yağı ayrıştırır. Damar
ağızlarını açar. Ağrıyı müsekkin, kokusu güzel ve cinsî arzuyu körükleyicidir.
Karaciğere, böbreklere, dalağa ve mesaneye faydalıdır.
Kilye (böbrek): Sıcaklık ve soğuklukta mutedildir. Bir miktar kurudur. Hazmı
zor, karışımı kolaydır.
Kebed (karaciğer): Sıcaktır. Böbrekten iyidir, İyisi ördek ve tavuk
karaciğeridir.
Kira (paça): Tabiatı yumuşatıcıdır. Hazmı kolay, öksürüğü giderici,
fazlalıkları azaltıcıdır. L
Lübiya (böğrülce): Kurudur. Lakin onda fazla bir rutubet
vardır ki, karışımı, balgam rutubetidir. Göğsü yumuşatır, idrarı tutar. Akciğer
için dahi güzeldir. Onun ıslahı karabiber, tuz ve sirkedir.
Lûz (badem): Tatlısı, rutubetinden yana mutedil, acısı ikinci derecede
sıcaktır. İçilmesi durumunda idrarı tutar. Acı bademin gıdası az, açma ve
kusturması çoktur. Tatlı bademin sayılan tesirleri zayıf ve hafiftir. Lakin
bedeni yağlandırır ve öksürüğü defeder. Karaciğer ve dalak tıkanmasını açar.
Leben (süt): Kadınların sütü, hayvanların sütünden daha faydalıdır. Zira
ki insan mizacı hepsinden mutedildir. Kadınların sütünün en iyisi, göğsünden
emilendir. Her süt ki, çoktan sağılmıştır, kötü bulunmuştur. Her hayvanın ki,
hamilelik müddeti insanınki kadar olanın sütü, inek sütü gibi, iyidir. Sütün
suyu, sıcak, yumuşatıcı ve yıkayıcıdır. Onda hiç ekşilik olmaz. Onun özelliği,
yakıcı safrayı ishaldir. Eftimon ile yakıcı sevdayı dahi müshildir. Yoğurt,
soğuk ve kurudur. Taze yoğurt, rutubetli ve sıcaktır. Bütün süt türleri, bedeni
kuvvetlendiricidir. Zira ki, hepsi kan kuvvetindedir. Bal ile içteki yaraları
temizler. Dimağa kuvvet, meniye çokluk verir. Sütün hepsi, şehveti körükler.
Sıcak ve kuru mizaçlı olan az safraya faydalıdır. Öksürüğü def eder. Lakin
balgamlılara zararlıdır. Zira ki onlardan harareti, onu hazmedemez. Kana
dönüştüremez. İhtiyarlara rutubet verdiği için, faydalı ve uygundur. Bal ile
onların hazmını kolaylaştırır. Çok olur ki süt, karnı boşaltıp, bağırsaklardaki
fazlalıkları çıkarır. Sonra bedende dağılıp, tabiatı kabız edip, itidal üzere
gider. Süt mahsulleri şişkinlik verir. Pişirilirlerse hazmı kolaydır.
Lüba (ağız): Onun hazmı yavaş, karışımı kötü, bal düzelticisidir. Her
süt, karaciğer boşluğunu tıkar. Ancak deve sütü tıkamaz. Çok süt, vesvese ve
unutkanlığa ilaçtır. Lakin dişlere ve dişetlerine zararlıdır. Göz karartır. Onun
ıslahı şekerdir. Şekerli süt, rengi güzelleştirir, bedeni yağlandırır. Süt
cinsinin bileşimi, sulu, peynirli ve yağlıdır. İnek sütünün çoğu yağlıdır. Deve
sütün ince olduğundan suludur.
Lahm (et): En faydalısı toklu etidir. Buzağı ve oğlağın fazla kısmı
azdır. Her hayvanın erkeği, yağlı ve siyahı, daha lezzetli, daha hafif ve daha
iyidir. İnek eti, keçi etinden kurudur. Keçi eti, koyun etinden kurudur. Hazmı
zor ve tutucudur. Deve etinin gıdası ağır ve hazmı zordur. Tavşan eti, sıcak ve
kuru olduğundan sevdası çoktur. Et cinsinin gıdası bedeni kuvvetlendiricidir.
Süratle kana dönüşür.
Lâden:
Birinci derecede kuru, ikinci derecede sıcak ve latiftir. Rahim hastalıklarına
faydalıdır. Saç dökülmesini önler. Ağzı kapanmayan akar yarayı kapatır. M
Mastiği (Kendir): İkinci derecede sıcak ve kurudur. Gayet
latif, ayrıştırıcı ve kabız edicidir. İnce balgamı gidericidir. Balgamı çeker.
Öksürüğü giderir. Kan tükürmeyi keser. Mideyi yumuşatır ve güçlendirir.
Milh (tuz): Birinci derecede kuru, üçüncü derecede sıcaktır. Ziyade
ayrıştırması, kurutması ve parlatması vardır. Çeşitli yelleri giderip, donmuş
karışımları ısıtır ve eritir. Yarım dirhem kadar içilmesi kifayet eder.
Kavrulmuş tuz ile dişlerin kiri gider. Tuzu normal olarak kullanma, rengi
güzelleştirir, gıdayı oluşturur, fazlalıkları çıkarır. İshal ilacıdır. Şeffaf ve
billurî beyaz tuz, olmamış balgamı, siyah tuz, balgamla sevdayı kuvvetle söker.
Muluhiya (Ebe gümeci): Birinci derecede soğuk, ikinci derecede rutubetlidir.
Karaciğer tıkanıklığını açar.
Mişmiş (Zerdali): İkinci derecede rutubetli ve soğuktur. Çekirdeğinin yağı
ikinci derecede sıcak ve kurudur. Basurlara faydalıdır. Zerdalinin karışımı
çabuk bozulur. Kurusu, susuzluğu teskin eder. O, mideye şeftaliden hoştur. N
Nil otu: Birinci derecede sıcak, ikinci derecede kuru ve üçüncü
derecede kabız edicidir. Zayıflığı keser, yüzdeki sivilceleri giderir. Yeni
cerahate faydalıdır. Yaprağından çivit boyası olur.
Nane:
Kuru ve sıcaktır. Onda ayrıca rutubet vardır. Mideyi hemen ısıtır ve
kuvvetlendirir. Hazma yardımcıdır. Balgamı ve kan kusmasını önler. Meniyi
çoğaltır ve cinsî arzuları körükler. Yaprağı süte konsa kesilmesini önler.
Nahale-i dakik (ince kepek): Birinci derecede soğuk ve kurudur.
Yumuşatıcı ve özel kuvvet vericidir. Zaferen ve macunla sürülmesi, yüzdeki
sivilceleri giderir. S
Sumak: İkinci derecede soğuk, üçüncü derecede kurudur. Kabzedici,
kuvvetlendirici, tıkayıcı ve tutucudur. Safrayı boşluğa çeker, kanı durdurur.
Şişleri ve urları giderir. Diş ağrılarını keser, susuzluğu teskin eder, mideyi
düzeltir ve iştahı açar. Saçı siyahlaştırır. Bayılmaları önler.
Şeker:
Birinci derecede rutubetli ve sıcaktır. Eskisinde kuruluk vardır.
Semen (hayvanî yağ): Birinci derecede rutubetli ve sıcaktır. Zehirlenmelere
faydalıdır. Boğazı ve göğsü yumuşatır ve ayrıştırır. Fazlalıkları dahi azaltır.
Badem ile tesiri çoktur.
Sefercel:
İkinci derecede soğuk ve kurudur.
Kendisi ve çiçeği kabız edicidir. Ekşisi tatlısında ziyade kabız edicidir. Her
türü, susuzluğu teskin edici ve idrarı getiricidir. Şehveti kuvvetlendiricidir.
Özellikle bal ile dahi mideye kuvvettir. Çekirdeklerinin suyu, tabiatı
yumuşatır. Kabızlığı akabinde önler. Akciğeri yumuşatır, öksürüğe faydalıdır.
Çok alınması kulunç yapar.
Semek (balık): Rutubetli ve soğuktur. İyisi küçüğüdür ki, kanı az ve tadı
leziz olup, süratle bozulmaya, Akıcı lan tatlı su içinde doğup kılçığı çok
olmaya. Yahut tuzlu denizlerden tatlı nehirlerin akışına karşı hareket edip,
onda kalmaya. Deniz balıklarının iyisi odur ki, çok bayat olmaya. Ona tuzun
kuvveti üstün olup, sıcak ve kuru olmaya. Taze balık, sulu balgam yapar. Çabuk
bozulduğundan, sıcak olan mideden başkasına faydalı değildir. Balık etini bozan,
rutubetliler ve sütlülerdir. Onu tatlılar düzeltir. AYN
Anber: İkinci derecede sıcak, birinci derecede kurudur. Mide,
karaciğer, kalb, his ve kuvvetleri güçlendirir. Anber, müsekkinden ziyade
mutedil ve dimağ hastalıklarına devadır.
Ud:
İkinci derecede kuru ve sıcaktır. Mide, karaciğer, kalb ve his kuvveti için
faydası vardır. Tıkanıklığı açar.
Dimağa gayet faydalıdır. İltihabı iyileştirir ve yeli defeder.
Asel (bal):
İkinci derecede sıcak ve kurudur. Parlatıcı, açıcı ve çekicidir. Kokuşmaya
manidir. Karışımları dahi, biti öldürür. Yaraları temizler. Göz kararmasını
giderir. Mideyi kuvvetlendirir ve iştihayı açar. Karnı düzeltir. Yaraya
sürülürse ilaç olur. Zift ile çok etkili ve çekicidir.
Ineb (üzüm): Kabuğu soğuk ve kurudur. İçi rutubetli ve sıcaktır.
Çekirdeği hem soğuk, hem kurudur. Gıdanın iyisidir. Mideyi ve şehveti
kuvvetlendirir. İyisi olmuşudur. Asmada olanı beğenileni ve siyahı yararlıdır.
Mesaneye zararlıdır. Tatlı nar onu düzeltir. FE
Fızza (gümüş): Soğuk ve kurudur. Hafakanı önler. Suyu, mide ve kalbe
faydalıdır. Uykusuzluğu giderir.
Fıstık:
İkinci derecede kuru ve sıcaktır. Onda fazladan rutubet te vardır. Kalbi
kuvvetlendirir, karaciğer tıkanıklığını açar. Faydalı ilâçtır.
Fücl (turp): Gıdası az, balgamı çok ve karaciğer tıkanıklığını açıcıdır.
Bit doğurur. Bedendeki yelleri ayrıştırır. Kurtları öldürür. Yemek hazmına
yardımı çoktur. Lakin hazmolunması
zordur.
Fülfül (biber): Dördüncü derecede kuru ve sıcaktır. Siyahından ziyade
beyazında hararet vardır. Kırmızısının kuruluğu daha azdır. Biberler, mide ve
bağırsaklarda olan kalın yelleri ayrıştırır. Yapışık karışımları kesip, sinir ve
adaleyi ısıtır. SAD
Sandal: İkinci derecede soğuk ve kurudur. Sürülmesi ve içilmesi
sıcak şişliklere, ateşli baş ağrılarına ve hafakana faydalıdır. Sıcaklık ve
acıdan olan mide zayıflığına uygundur.
Sa'ter (keklik):
İkinci derecede sıcak ve kurudur. Latif, ayrıştırıcı ve faydalıdır. İçilmesi,
kokuyu giderir. Mideyi kurutur. İdrarı getirir. Gözü kuvvetlendirir. Kasık
ağrılarını kesicidir.
Sumg (ağaç sakızı): Kurutması kuvvetlidir. En latifi arap sakızıdır. Zira ki o,
göğüs sertliklerini çözüp, bağırsaklara kuvvet verir. Renkli haberlerle yazmayı
güzelleştirir.
Çok kullanılan ilaç ve gıdaların isim ve hükümlerini (karaşet) harflerinin
sırasınca bildirir.
Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki: KAF
Kusa (acur): Kavunun bir türüdür. Hıyar gibi uzun olur. İkinci derecede
rutubetli ve soğuktur. Olmuşu güzeldir. Hararet ve safrayı teskin eder. Lakin
karışımı ve bozuşumu ateş doğurur. Olmuşunun bozulması daha seridir. Koklaması
baygınlığa faydalıdır. Susuzluğu keser. Mesaneye uygundur. İdrarı ve tabiatı
yumuşatması vardır. Hıyar ise, acurdan daha soğuk ve latiftir. Şiddetli ateşleri
giderir. İdrar için oldukça faydalıdır. Az kere mide ve böbrek ağrılarına iyi
gelir. Bunun düzeltilmesi tuz, bal veya zeytinyağıdır.
Karanfil:
İkinci derecede sıcak ve kurudur: Kalbi kuvvetlendirir, basuru giderir.
Koklanırsa uyku getirir. RE
Reyhan: Birinci derecede sıcak ve kurudur. Kalbi kuvvetlendirir.
Basuru giderir. Koklanması uyku getirir.
Ravend:
Aç karnına iki dirhem kadar sabah içilmesi yara, kir, düşük, çarpma, karaciğer,
mide, fıtık, kasık, böbrek ve mesane için faydalıdır.
Razıyane:
Onun birisinin hararet ve kuruluğu üçüncü derecededir. Bahçede yetişeninin
hararet ve kuruluğu ikinci derecededir. Gözü kuvvetlendirir. Karaciğer
tıkanıklığını açar. İdrarı düzeltir. Soğuk su ile mide iltihabını giderir.
Reybas:
İkinci derecede soğuk ve kurudur. Kanı ve safrayı söker. Harareti teskin eder ve
keser. Usaresiyle sürme, göze faydalıdır. Yaraları ve safra ishalini giderir.
Rumman (nar): Tatlısı, birinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Ekşisi
ikinci derecede soğuk ve kurudur. İkisi, safrayı keser, dışa fazla akıntıya
engeldir. Ekşisinin bal ile macunu, kulak ağrısına faydalıdır. Yeşili çok idrar
yapar. Ekşisi, mide iltihabına faydalıdır. Boğaz ve göğüsü sertleştirir.
Tatlısı, onları kuvvetlendirir ve yumuşatır. Ateşli öksürüğe engeldir. Her türlü
hafakanı defeder. İyisi, sulu olanıdır. ŞIN
Şaîr (arpa): Birinci derecede soğuk ve kurudur. Gıdası buğdaydan azdır.
Arpa suyu, unundan gıdalıdır. Arpa suyunun un ile karışımı, göğüs, öksürük ve
yüz sivilcelerine iyidir.
Şuniz:
Siyah tanedir. İkinci derecede sıcak ve kurudur. Sıcaklığı ciladır. Kokusu
ayrıştırıcıdır. Kokusu ayrıştırıcıdır. Basuru giderir, kanındaki kurtları
öldürür. Keten torba içinde iki dirhem nohut ve ayranla karıştırılıp alna
konursa, nezleye faydalıdır. TI
Temr-i Hint (Hint hurması): İkinci derecede soğuk ve kurudur.
Mideyi kuvvetlendirir, safrayı
giderir. Kusmayı teskin eder, susuzluğu keser.
Tüffah (elma): Onun tatlısı, normale yakın sıcaklığa meyyaldir. Onda
fazladan soğuk bir rutubet vardır ki, onunla şişirir. Ekşisi çok soğuk olup,
rutubeti azdır. Ezilmişi harareti keser.
Tin (incir): Onun tazesi az rutubetli ve sıcaktır. Çok su ve gıdası
vardır. Mideden hemen emilir. Kurusu latif ve sıcaktır. Bütün meyvelerden
gıdalıdır. Olmuşu itidale yakındır. Etli yaraları iyileştirir ve yumuşatır.
Harareti müsekkindir. Cerahatli kanı dondurur, donmuş olanı eritir.
Hastalıklarla bozulan renkleri düzeltir. Macunu, çıbanları oldurur. Tozlu
balgamın hararetini yatıştırır. Müzmin öksürüğü giderir. Akciğer ve göğüse
faydalıdır. Karaciğer, dalak, böbrek ve mesane tıkanıklıklarını açar. Aç karnına
incir yemek, gıdanın geçiş yollarını açar. Badem ve ceviz ile yenmesi çoktur.
Lakin ağır yiyeceklerle yemek iyi değildir. Üç sabah sirke içinde sulandırılmış
üçer incir yiyen, ateşli hastalıktan kurtulur.
Safradan zarar görmez.
Dut:
Beyaz incire yakındır. Lakin ondan az gıdalıdır. Mideye kötüdür. Kırmızısı
rutubetli ve soğuktur. Onda kabız etme vardır. Boğazdaki şişleri giderir.
Yenmesinde ve suyunda iştiha ve gıda kuvveti vardır. Gıdaları mideden çabuk,
bağırsaklardan yavaş geçirir. İdrarı artırır. SE
Sum (sarımsak):
Aslı üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Suyu değiştirmek için, müzmin öksürük ve
göğüs ağrıları için gayet faydalıdır. Asalak ve kurtları döker. İdrarı getirir.
Bitleri öldürür. Buharının çokluğundan baş ağrısı yapar ve göze zararlıdır.
Selc (kar): Hapsedilmiş olan duman hararetinden susuzluk verir. Mide ve
sinire zararlıdır. Dişlerin hararetten doğan ağrısını teskin eder. H
Haşhaş: İkinci derecede soğuk ve kurudur. Siyahı şurup ve macun
olarak üçüncü derecede soğuk ve uyutucudur. Yenmesi nezleyi önler.
Hatmi:
Şebboy çiçeğidir. İtidal üzere sıcaktır. Onda, erdirici, yumuşatıcı, ayrıştırıcı
ve gevşetici özellikler vardır. Mafsal ağrılarını ve titremeyi önler. Tohumu
ateşli öksürüğü keser. Yaprağı göğüs şişkinliklerini giderir. Kaynatılan kökü,
bağırsak ve idrar yanmalarını, makat şişkinliklerini ve ishali giderir.
Huh (şeftali): Birinci derecede rutubetli ve ikinci derecede soğuktur.
Çabuk bozuşan ve yumuşak tabiatlıdır. Yonca suyu ve yaprakları ile kulak
kurtlarını öldürür. Göbeğe sürülmesi veya içilmesi karın kurtlarını öldürür. Çok
besleyicidir. Lakin gıdası zararlıdır. Yemekten sonra yemek iyidir.
Hal (sirke): Hararet ve rutubetten bileşmiştir. Soğukluğu çoktur.
Kaynatılırsa soğukluğu azalır. Kanı inceltir, safrayı söker. Sevdelilere
zararlıdır. Balgama zıttır. Hazma yardımcı ve uyuzu önleyicidir. Yanıklara
iyidir. Gül yağı ile baş ağrısına faydalıdır. Ağızda gargara edilirse diş
ağrılarını keser.
Hubz (ekmek): En iyisi temiz
buğday unundan olanıdır ki, ince elenmiş olup, mayası tuzlu ve hamuru normal
olanıdır. Tandırda pişirilmelidir. Buna yakın olanı, fırında pişirilen somundur.
Ekmeğin sıcağı zararlı, soğuğu yararlıdır. Peksimetin gıdası çoktur. Sert ve
kuru olduğundan nüfüzu yavaştır. Elenmemiş un ekmeği tabiatı yumuşatır. Pide
lezzetlidir. Fakat sertlik verir. Süt ile yoğrulanı çok besleyicidir. Fakat zor
sindirilir. Siyah buğday ekmeğini su ile yemek, şişmanlatır. Sıhhati korur.
Harmil (üzerlik): Üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Balgamı söker. Mafsal
ağrılarını giderir. Uyuzu izale eder. Şişkinlikleri indirir. Baş rutubetini
temizler. Yağı, kulak ağrısına
faydalıdır. Bal ile aç karnına yenmesi, akciğer tıkanıklığını giderir. ZE
Zeheb (altın): Latif ve mutedildir. Toz, sevdevî hastalıklara ilaçtır.
Kalbi kuvvetlendirir. Hafakanı önler. Ağızda tutulması ağız kokusunu giderir. DAD
Zarur: İkinci derecede
sıcak ve kurudur. Yaraları temizler. GAYN
Galiye: Kıymetli bir ıtırdır. Sert şişleri urları yumuşatır ve çok
derde ilaçtır. Soğuktan olan baş ağrısını giderir. Taşınması rahim ağrısını
giderir.
Bütün ilaçlar ve gıdalar, Hak'kın tesiri ile etkileyici olduğu muhakkaktır.
Bu sayılanların zannı sebeblerden olduğuna, tıbbî hastalıklar kesin delildir. Şu
halde bütün sebeb ve eşyalardan tesir eden ancak sebebleri yaratandır ki,
herkese o, zarar ve yarar verendir. Burada, ilim ikidir, tıp ve din ilmi,
sözündün bu miktar yazılma ve açıklama, tıp ilminin hülasasıdır. Geri kalanları,
tabibler arasında şayidir.
Vücut sıhhatine ait olan yeme ve içmenin âdâb ve kaidelerini ve bazı yiyecek ve
meyvelerin fazilet ve faydalarını bildirir.
Ey aziz, malûm olsun
ki, muhaddisler demişlerdir ki: Peygamberlerin (selâm onlara olsun) âdetleri
sürekli arpa ekmeği yemektir. Habib-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem
hazretlerinin yediği çoğu zaman o ekmek idi.
Veya ince buğday ile
karışık olan arpa ekmeği idi. Arpa ekmeği ile üç gece ard arda doymayıp çoğu
vakitleri aç ve susuzdu. Şu halde tenbih ve beyan buyurmuştur ki, gündüz
beyazlığı ve gece karanlığı içinde ikişer kere yemek ve içmek israf ve illettir.
Et yemek ve çorba içmeye devam etmek kasvet verir. Kırk gün kadar et ve yağlı
yememeye devam etmek ahlakı bozar, tabiatı değiştirir. tok karnına yemek ve
susamadan su içmek vücut sıhhatine zarardır. Nitekim gereksiz gülmek insanı
mahcup eder. Uykusuz gece ve gündüz ona tembellik verir.
Sıhhatini korumak
isteyen tokluğa devam etmeyip, açlığı kadar yemekle lezzeti bulur. Firdevs
ziyafeti için kudreti kadar aç kalsın. Ta ki,
aklı saf, göğsü geniş ve kalbi nurlu olsun. Mümkün oldukça gıdayı aklına
getirsin. Ta ki, bedeni sıhhat ve tabiatı kuvvet bulsun. Akşam yemeğini terk
etmesin ki, uzuvları düşkünlükten emin olsun. Türlü nimetlerle renkli servetleri
birleştirmeyip, bir yemek üzerine devam etsin. Ta ki, cismi sıhhat ve sürura,
kalbi hayat ve huzura yetsin. Zira ki her hastalığın aslı tokluk, her davanın
aslı açlık olduğu tecrübe edilmiştir. Edeple sadece ekmek yiyenin bedeni, ömrü
oldukça sıhhat ve afiyette bulunmuştur. Edep ise açlıktan sonra yemek ve
doymadan sofradan kalkmaktır. şu halde, az yeme ve içmenin dünyevî derecesi
karnın üçte birini yemek, üçte birini içmek ve üçte birini teneffüs için
ayırmaktır. Orta derecesi yeme ve içme ile ancak karnın yarısı dolmaktır. En üst
derece yemesi hasta yemesi; uyuması suda boğulanın uykusu olup, huzur lezzetini
bulmaktır. Tokluk üzerine yemekten kaçınmak mühim ve lüzumludur. Zira ki o,
israf ve haram olduğundan başka abraşlık verici, hastalık ve düşkünlüğe
sebeptir. Huzura gelen yemek ve içeceği ayıplamasın.
Bazı yiyecek ve
meyvelerin fazilet ve faydalarında nice Hadis-i Şerif varit olmuştur. Nitekim
Cibril-i emin Aleyhisselâm, Habib-i Ekrem Sallallah-u Aleyhi ve Sellem
Hazretleri’ne keşkek yemeği işaret kılmıştır. O zaman onu o, yiyip, kuvvet, cima
ve gece namazı için otuz kırk adım kadar güç bulmuştur. O'nun yanında bütün
yemeklerden arpa ekmeği, mercimek çorbası ve su kabağı daha iyi ve sevgili
olmuştur. Zira ki, Allah4ı andıkça ondan kalbi rikkat bulmuştur. Etten dimağ,
kulak, göz uzuvlar ve diğer cüzler kuvvet almıştır. Etin iyisi omuz eti ve sırt
etidir ki, hasta kalbi düzeltir ve hüzünlü kalbi rahatlatır. Katıkların en
faydalısı, sirke olmuştur. Hurma ve üzüm meyvelerden olup katık rütbesini dahi
bulmuştur. Üzümü ekmekle yemek tatlı ve güzel koku verenden reddetmeyip tatmak
ve koklamak haberde gelmiştir. Mübarek balı sabah ile aç karna yiyen ve içen her
hastalığından şifa bulmuştur. Hazret-i Peygamber' e bütün meyvelerden kavun,
karpuz ve taze hurma; içeceklerden, soğuk ve tatlı olanlar lezzetli gelmiştir.
Pirinç pilavı yerken, 'Peygamber' e Salât ve selâm olsun' lazım olmuştur. Zira
ki, pirincin nuru cevherinden meydana gelmiştir. Hadis-i Şerif varid olmuştur
ki: 'Her kim ki baklayı kabuğu ile yer, onda o kadar hastalık çıkar gider.'
Şüniz ki siyah
tanedir, o ölümden başka her hastalığa şifadır.
Peynir ve cevizi
yalnız yemek hastalık verir. Lakin ikisini birleştirene şifa verir.
Kuru üzüm yemek
kokuyu güzel, rengi saf eder. Balgamı keser. Sinire kuvvet verir. Onu yiyen
çekirdeklerini atsın ki, o zararlıdır.
Üzümü tane tane
yemek güzeldir.
Sefercel, kalbe
cila, zekâ ve korkağa cesaret vermede bedelsizdir. Onu pilav ile yiyen hamilenin
çocuğu üstün ve güzeldir.
Narı iç kabuğu ile
yemek mideyi temizler.
İncir yemek
kulunçtan kurtarır. Kalbe incelik verir.
Mübarek karpuz, her
yemekte olan lezzeti toplamıştır. Onun eti, çekirdeği ve kabuğu bütün uzuv ve
kuvvetlere faydalıdır. O, yemek, içmek ve reyhandır. Karın ve mesaneyi temizler.
Bel suyuna bereket ve şehvete hareket verir. Kokusu güzel olup, baş ağrısını
yatıştırır. Deriyi temizler ve süsler. Göze hiddet, yemeğe iştah ve lezzet
verir. Susuzluğu giderir. Bağırsak kurtlarını öldürür. Yetmiş hastalığı çıkarır.
Bedene faydalıdır.
Hıyarı tuz ile
cevizi tatlı ile yemek sünnettir. Meyveleri mevsiminde çok yiyen ve sonra
azaltan sıhhat bulur.
Patlıcanı yumuşatır,
süsleyerek, deva niyeti ile yemek illeti giderir, hikmet verir. Dimağa kuvvet,
cimaa kuvvet ve şehvete hareket verir.
İnce baklalar,
karpuz, kereviz... Bunlar Hazret-i İlyas'ın yemeğidir. Hafızayı güçlendirir,
deliliği ve cüzzamı önler.
Ak mantar ki, bir
tür Çemen' e benzer. Suyu göze şifa verir. Siyahı iyidir, bir yere giren oranın
soğanından yesin. Ta ki, o yerin vebasından emin olsun.
Pişirilmiş soğan ve
sarımsak yiyen lezzet ve kuvvet bulur. Pişmemişi yemesin ki kokusundan melekler
incinir.
Toprak yiyen kendini
öldürendir.
Zira ki o, mideyi
bozar, rengi sarartır, bedeni helak eder. Hadis-i Şerif gelmiştir ki: 'Üç şey
sineye sürûr ve bedene sıhhat verir. Biri güzel koku koklamak, biri bal şerbeti
ve biri güzel elbisedir.' O Hazret-i Peygamber ki, doğru söyleyendir. Zira ki,
'insanlar elbise ile iltifat görür' sözü bu mânâyı tasdik etmiştir. Şu halde
insanlar elbise ile süslüdür. Takva elbisesi ise hepsinden daha güzeldir. Cismi
canı korur.
Dini Mübin âdâbı üzere ve Resûl-ü Emin sünneti üzere güzel giyim ve elbiseyi
tayin ve bedeni süslemenin şeklini bildirir.
Ey azuz malûm olsun
ki, muhaddisler ittifak ile demişlerdir ki: Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve
sellem hazretlerine elbisenin en sevgilisi gömlek olmuştur. Gömleği,
parmaklarının ucuna kadar ulaşmıştır. Eteği topuklarının üzerine kadar ancak
gelmiştir. Elbiseyi kısaltmakla ümmetine vasiyet kılmıştır. Elbiseyi kısaltmak
sünnet, uzatmak bid'at ve kibre alâmet olmuştur. Halil'üllah aleyhisselam
erkekler ve kadınlar için şalvarı örtünme için elbise bulmuştur. zira ki şalvar,
avret yeri ile yer arasında bile hail olmuştur. Sarık hilim, vakar, makamdır.
Arap tacıdır ki, o Hazretin mübarek sarığı siyah kumaş olmuştur. Sarığın ucunu
iki omuz arasında iki karış miktarı uzatmak sünnettir. Çene altına çevirmek
bid'attir. İslâm sünnetlerinin birisi, sert elbise ve kaftan giymektir. Sert
elbise, damarları yayar, kalbi huşû üzere bulundurur. Kıl ve yün elbise, büyük
peygamberlerin sünnetidir. Aba Süleyman aleyhisselamındır. Tavazu ile miskinlere
benzemek için aba giymek Evliya-ı kiramın âdetidir. Habib-i Ekrem Sallallahü
aleyhi vesellem hazretlerinin gömleği, iç elbisesi ve şalvarları pamuktan beyaz;
aba, kaftan ve kuşağı yünden yeşil şaldır.
Yeşile bakmak kalbe
sürür ve göze kuvvettir. Şu halde yeşil elbise onun ümmetine sünnettir.
Erkeklerine sırf sarı ve kırmızı mekruhtur, bidattir. Halis ipek onlara haram,
karışık renkler mübahtır. Elbiseyi temizlemek, nimeti anmadır, zinnet, letafet
ve nezafettir. Ağırlığı, gamı ve kasveti atmadır. Gönül zenginliği ile eski
elbise giymek, insanın tevazuuna alâmettir. Hepsinden önce gömlek giyip, sonra
otururken şalvar giymek sünnettir. İnsanların buğzunu çekmekten ve kalbe gam
gelmekten emniyettir.
Bir elbiseyi
yamamadıkça atmamak kalbe rahattır. Eski elbiseyi bir fakire vermek âfetlerden
selamettir. Üç kat elbisesi oldukta; bir katını fukaraya bahşetmek cömertliktir.
elbisesini her çıkardıkça toplamak, onu şeytanın giymesinden korumaktır.
Elbisenin hal diliyle: 'Beni gece süsleyeni, gündüz süslerim,' demesi, ol
Hazretten rivayettir. Mevla'nın yaygısı olan yer üzerinde, ara sıra yalınayak
yürümek nefsi kırmaya delâlettir. Misk, anber, ud ve kâfur gibi güzel kokular ve
buhurlar ile kokulanma sünnettir, lezzettir. Sürme taşı ile her gözüne üç kere
sürmek sünnettir, zinettir. Kirpikleri bitirir ve göze kuvvet verir. Aşure günü
gözü sürmelemek, göz ağrısından korunmadır.
Temizlenmek,
süslenmek, yağlanmak, saç ve sakal taramak dahi sünnettir. Yağ sürmeye kaşlardan
başlamak, baş ağrısını giderici bilinmiştir. Bıyığı kısaltmak, koltuk ve kasık
kıllarını yolmak revatip sünnetlerindendir.
Kasık kılını,
arpadan ziyade terk etmek nehy olunmuştur.
Her perşembe yahut her cuma ikindiden sonra saçı olmayan kimse, başını kazıtmak,
sakalını boyundan ve eninden bir tutam fazlasını kesmek, tırnaklarını makas ile
tıraş edip, sakala gömmek, cismin sıhhati ve canın rahatı için sünnet ve âdet
kılınmıştır. Nitekim: 'Tırnaklarınızı makas ve edeple kesiniz,' denilmiştir.
Görünüş düzeni için aynaya veya saf suya bakıp: 'Allah'ım, yaratılışımı güzel
yaptığın gibi, ahlakımı da güzelleştir,' demek, hadis-i şeriften alınmıştır.
Burada, vücut
sıhhatini korumak, bu miktar açıklama ile yeterli olup, ölümü anlatmaya
geçilmiştir. Zira ki: 'Her doğan ölür,' fehvasınca, her doğan ölmekle, her
kemalin bir zevali olup, dünyaya
gelen gider. Bulunmuştur. Bu oluşum ve bozuşum âlemi bizim için kervansaray
kılınmıştır. Nitekim: 'Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döneceksiniz,'
(29/57) âyet-i kerimesiyle bu mâna teyit olunmuştur. Şu halde bu dar-ı fenâdan o
dar-ı bekâya ölmezden önce yönelmek ve bu gayrette o vatan için olgunluk
kazanmakla tedarik kılmak, yani nazargâh-ı Hüda olan kalbini masivadan pak edip,
hayvani ahlak hastalıklarından sıhhat bulmak, Rabbanî ahlak nurlarıyle dolmak ve
iki âlemde bir Mevla ile olup kalmak hepsinden önemli ve lüzumlu bilinmiştir. Nâzm:
Cihanda varlığı kavi
ne misafir ol ne mukim
Ki hane pür keder
olmuş turuk dahi pür bim
Çü nimeti nikam ü
ızz ü nazı zül olıcak
Sana ne faide cism
olsa gark-ı nâz ü naim
Mezar içinde olur
âkıbet sırrın pâmâl
Ne fark olursa
külahın nemüd yahut diyhîm
Tarik-i Hak ka
gidersen tenin zaif olsun
Ki kat'-ı badiye
müşküldür olsa merd cesîm
Huyuyle hastayı zan
eyler ol tabib zaif
Marazşinasın
değildir nedendir adı hakîm
Hayat-ı cism gönül
hoşluğuyle nimet olur
Ne zevk olursa ola
ten sahih ve ruh sakim
Ne gam ki fakr ü
maraz mevt erer tene Hakkı
Olursa can ü gönül
hoş huyuyle sağ ve selim (Cihanda, varlığı sağlam olan ne misafir ol ne yerli. Çünkü hâne keder dolu, yollar dahi korku. Çünkü nimeti zor, izzet ve nazı zül olacak, cisim naz ve nimete gark olsa sana ne fayda? Sonunda sırrın, mezar içinde ayak altına düşer. Külahın, aban ve tacın ne farkı olur? Hak'kın yoluna gidersen tenin zayıf olsun. Çölü aşmak zordur, şayet insan cüsseli olursa. Tabib, o hastayı huyuyla sağlam zanneder. Hastalıktan anlamadığı halde, adı neden hakimdir? Hayat, cisim ve gönül hoşluğuyla nimet olur. Ten sağlam, ruh sakim olursa ne zevk olur? Fakirlik ve hastalıktan ne gam Hakkı, sonunda tene ölüm ererse de; can ve gönül iyi huyla sağ ve selim olursa.)
|