|
|
İKİNCİ BAB
İrfan yolunun esası olan az yeme, az uyuma, az
konuşma, uzlet etmek, daima zikir ve fikir etmeyi altı fasılda anlatır.
BİRİNCİ FASIL
Az yemenin fayda ve hususiyetlerini sekiz nevî
ile bildirir.
Birinci Madde
Az yemenin fayda ve hususiyetlerini sekiz nevî ile beyân eder.
Ey aziz! Allahü Teâlâ kullarına inayet edip,
yemenin normal derecesini öğretip A'râf sûresinin otuz birinci âyet-i
kerîmesinde, «Yiyiniz, içiniz, lâkin israf etmeyiniz. Allahü Teâlâ israf
edenleri sevmez,» buyurdu. Hadîs-i Kudsi'de de buyurdu ki: «Ey Âdemoğlu! Ben
izzeti tâatte bulundurdum. İnsanlar ise onu sultanların kapılarında ararlar.
Nasıl bulsunlar! İlmi açlıkta bulundurdum. İnsanlar onu çok yemekte ararlar; onu
nasıl bulabilirler! Gönül cilasını gece uyanıklığında bulundurdum. İnsanlar onu
çok uykuda ararlar, onu nasıl bulabilirler! Ey insanoğlu! Karnın tok iken ilim
ve ameli nasıl isteyebilirsin! Çok uyuduğun hâlde, gönlünün parlamasını nasıl
arayabilirsin! Çok konuştuğun hâlde, hikmeti nasıl bulabilirsin! İnsanlarla
meşgul iken, ünsiyeti nasıl isteyebilirsin! Dünya sevgisinde olduğun hâlde,
benim muhabbetimi nasıl talep edebilirsin! İlim ve ameli açlıkta ara, gönül
parlaklığını gece uyanıklığında, hikmeti susmada, üns ve likayı uzlette,
muhabbet ve rızayı dünyayı terkte ara! Ey Âdemoğlu! Oruç benim içindir. Onun
karşılığını ben veririm. Oruçlunun iki sevinci vardır. Bir orucunu açtığı zaman
sevinir, bir de bana kavuşunca sevinir.» Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.)
ümmetine şefkat edip, yemek edeblerini öğretti, tokluğun zararlarını anlattı,
açlığın faydalarını bildirdi. Nitekim hadîs-i şerifte buyurdu ki: «Âdemoğlu
karnından kötü bir torba doldurmamıştır. Ona üç-beş lokmacık yetişir. Sulbüne
kuvvet, bedenine metanet verir. Demek ki, şehvetine uyup midesini doldurmak
isteyen, bari üçte birini yemekle, üçte birini su ile doldursun ve üçte biri de
boş kalsın.» Yine buyurdu: «Tok iken yemek yemek, hem hastalık hem haramdır.»
Yine buyurdu: «Çok yemek kötüdür. Çok uyuyan ve çok yiyen mezmumdur.» Yine
buyurdu: «Boğazının kulu olanın kalbi serttir. Hikmetten mahrumdur. Hakk'ı
unutucudur.» Yine buyurdu: «Allahü Teâlâ bir kulunu sevse, onu ucuz yemek olan
yerde aç tutar.» Yine buyurdu: «Allahü Teâlâ'nın mahlukatından sevdikleri aç ve
susamış olanlardır. Onları inciten şaki olup, yeri ateştir. Onlara hor bakıp,
aşağı tutan veya bir şey ile incitip yahut bir söz atarsa, O Azîz-ül-İntikam onu
hastalıklara duçar edip, insanlara rüsvay edip, geçimini haram eder.» Yine
buyurdu: «Bir kimse karnı aç olup, kalbi kanaatte bulunup, Hakk'ı zikrederse,
onun mukarreblerden olduğu bellidir.» Yine buyurdu: «Şeytan, insanın damarında
kan gibi dolaşır. Onun yolunu açlık ve susuzlukla kesmek, mukarreblerin
fiilidir.» Yine buyurdu: «En uzun aç duranınız, Allah katında efdâlinizdir. En
çok kızılanınız çok uyuyan ve yiyeninizdir ki, tembelinizdir.» Yine buyurdu:
«Karnı aç olanın, kalbinde mârifet nûru parlar.» Yine buyurdu: «Aç duranlar,
hikmet sahipleridir. Bedenleri sağlamdır.» Yine buyurdu: «Allahü Teâlâ'ya halkın
en yakını, ahlâkı en güzel olandır. Karnı en aç ve en susuz, kalbi en üzüntülü
olandır. Allahü Teâlâ mahlukatını doyurur. Evliyasını aç ve susuz eder.» Yine
buyurdu: «Karnınızı aç tutunuz ki, kalbinizde mârifet nûru parlasın. Kalbiniz
hikmet pınarları ile dolar. Yerde ve gökte olanlar, sizinle sevinir.» Hazret-i
Ömer (radıyallahü anh) günde bir defa yemek yer, onda da on bir lokma ile
yetinirdi.
Nazm
1. Habîbullah mübârek batnına taş bağladı yâni:
Yemek isterse batnın, ver ona taş, verme sen nân.
2. Şikem-perver ki pür-hâk eylemiş divâr-ı
a'zâsın,
O kalmış hâne-i müzlimde, görmez şems-i tâbânı.
3. Şikâyet eyleyen üç günlük açlıktan
değil ârif,
O câhil kâr u kesb etsin ki yok Hakk'a tevekkülü.
4. Desen açlıkta zarar, za'f ve
keseldir, mâni-i tâat,
Deriz açlıktadır üns-i Hakk, odur kût-ı rûhânî.
5. Taâm-ı Hakk'tır açlık, onu mahsûs-i
havass etmiş,
Bulur açlar vecd ü hâli, zevk ü cezb-i Hakkânî.
6. Bulan açlıkta bulmuştur fenâdan
devlet-i fakrı,
Duyan açlıkta duymuştur rumûz-ı sırr-ı Sübhânî.
7. Gören açlıkta görmüştür, eğer aşkı,
eğer rûhu,
Alan açlıktan almıştır künûz-ı nefs-i insânî.
8. Eren açlıkta ermiştir huzûr-ı
Hazret-i Hakk'a,
Bilen açlıkta bilmiştir ulûm-ı bahr-ı irfânı.
9. Kamu açlıktadır devlet, saadet, izzet
ü lezzet,
Olur aç olan rûhânî, dahi simâsı nûrânî.
10. Zaif et nefsi tâ kim kuvvet-i kudsî
bula rûhun,
Hayât-ı candır açlık, hem memât-ı nefs-i şeytânî.
11. Gel ey HAKKI, bu ekl ü nevmi koy,
fakr u fenâ iste,
Ki vîrân olsa ten köşkü, bulursun genc-i pinhânî.
1. Allah'ın sevgilisi karnına taş bağlardı.
Yâni eğer
karnın yemek isterse, sen ona ekmek değil taş ver.
2.
Karnını besleyen açgözlü kişi beden duvarlarını toprağa bulamış sayılır.
Bu kişi
karanlıklar evinde kalmış olup parıldayıp duran Güneşi göremez.
3. Üç
günlük açlıktan şikâyet eden kişi gerçek ârif değildir.
Eğer
Allah'a tevekkülün yoksa o zaman miden için çalışıp kazanabilirsin.
4. Eğer
açlıktan dolayı zarar, zayıflık ve tembellik itaate engel diyorsan,
biz de
deriz ki; Allah'a yakınlaşmanın yolu açlıktan geçer ve rûhânî gıda da odur.
5. Açlık,
Hakk yiyeceğidir. Seçkin kişiler onu tercih etmişlerdir.
Açlık
çekenler vecd, zevk ve İlâhî cezbeye erişirler.
6.
Fânilik içinde fakr devletini bulan kişi buna açlıkla kavuşmuştur.
Allah'ın
sırlarının remizlerini duyan da yine bunu açlıkta duymuştur.
7. Aşkı
ve rûhu gören, açlıkta görmüştür.
İnsan
nefsinin hazinelerine sahip olan da yine bunu açlıkla başarmıştır.
8.
Allah'ın huzuruyla huzur bulan bunu açlıkla elde etmiştir.
İrfan
denizinin ilimlerini öğrenen de yine açlıkla öğrenmiştir.
9. İyi
talih, ikbal, saadet, yücelik ve lezzet hep açlıktadır.
Aç olan
rûhânî olur, simâsı da nûrânî olur.
10.
Nefsini zayıflat ki, rûhun kudsî kuvvete erişsin.
Açlık
canın hayatıdır. Şeytânî nefsin ölümü de yine açlıktır.
11. Ey
Hakkı! Gel, bu yeme, içme ve uyku zevkini bırak da fakr ve fenâ iste.
Çünkü
eğer beden köşkü vîrân olursa gizli hazineler bulman kolaylaşır.
İkinci Madde
Tokluğun âfetlerini ve açlığın kerâmetlerini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Nimeti yalnız yemek ve içmek olarak bilenin
ilmi az, azabı çoktur. Tokluk fetâneti bozar. Yemek ağırlığı hikmeti giderir.
Tokluk hastalık çeşmesidir. Açlık, en faydalı ilâçtır. Tokluğa devam, çeşitli
hastalıklara yol açar. Az yemek, hastalıkları azaltmaktır. Çok yemek
hastalıklara sebeptir, hikmeti bozar. Kalbe sertlik ve kararma verir. Bedeni
hasta eder. Allahü Teâlâ bir kuluna inayet ve ikram eylese, onun karnını
yemekten, fercini haramdan pâk eder. Allahü Teâlâ kime ikram ederse, ona az
yemek, az uyumak ve az konuşmayı ilham eder. Aç olmayanın düşüncesi sâf olmaz.
Çok yemek insana zarardır. Çok uyumak keder ve zulmettir. Yemeği az olanın derdi
az, sıhhati uzun olur. Sıhhatle tokluk bir arada bulunmaz. Açlıkla hastalık
birlikte olmaz. Nefsinde çeşitli yemekleri düşünüp, hazırlayan, çeşit çeşit
hastalıkları davet eder, sıhhatini bozar. Açlık, peygamberlerin (aleyhimüsselâm)
yemeği, evliyanın makamıdır. Açlık fetânet denizidir, hikmet yağdıran buluttur,
rûhların rahatıdır, bedenlerin teşrîhidir. Fuzûlî hastalıklar ilâcıdır, aklın
cilâsıdır. Rûhun gıdasının iştihasıdır. Yaralı kalbe devâ, sıhhat ağacında
meyvedir. İffet sıfatının süsü, büyük ihsan ve hediyedir. Hastalığa şifâdır,
devâ kuvvetidir. Evliyâ-yı kirâmın tehzîbidir. Düşmanlara azap vermektir. Açlık
rûhun tasfiyesi, fetihlerin menbaıdır. Açlık, nefsin arzularını öldürür, gönüle
safâ ve hayat verir. İnce ilimler verip onlara sebat verir. Rağbet ehlinin
açlığı fetret [gevşeklik], zâhirlerin açlığı hikmettir. Âriflerin açlığı safvet,
muhiplerin açlığı kurbet, kavuşanlarınki tahârettir. Açlık, nefse mezellet,
kalbe incelik, semâvî ilimleri anlama hususunda insana dikkat verir. Ârifin
hikmet nûru, açlık ateşini günlerce söndürür. O bir şey yediği zaman beş on
lokma ile yetinir. Vesvese, şeytan tohumudur. Tarlası, tokların karnıdır. Allah
için bir gün aç duranın kalbinde hikmetten bir başka kapı açılır. Açlık ilim ve
zekâ ve anlayış verir, tokluk cahillik ve zulmete sebeptir. En iyi yiyecek
açlıktır. Nefsine esir olanlar ondan feryat etmektedir. Açlık Mevlâ'nın
ziyafetidir, tokluk zekâ ve aklı giderir. Nefis ineğini açlık ile boğazlayanın
kalbi, mârifet nûru ile hayat bulur.
Mısra:
Bend eden dehânı, seyreder cihânı.
Ağzını tutmasını bilen, cihânı seyreder.
Doyuncaya kadar olana ekl, yâni yemek denir. Bu da hayvana benzemektir. Açlık
yeryüzünde Yezdân'ın taâmı, yemeğidir. Evliyânın bedenleri onunla doyar. Mide
ise insanın düşmanıdır. Ârifin yemeği meyvedendir. Uykusu galebe ettiği
zamandır. Hikmet ilmi açlıkla olur. Bilgisizlik ve günah tokluktan gelir.
Açlıkta olan safâdan yeryüzü hükümdarları mahrumdur. Çünkü açlık seçilmiş
kulların bedenlerine mahsûs olan Hayy ve Kayyûm'un ziyafetidir.
Nazm:
1. Geldi Ramazan ayı, ey yâr-ı kamer-simâ!
Ol sâim ü az uyu, tâ kalbin ola bînâ.
2. Hâlî
ol ve hulî ol, nây ol lübb-i nâbı bul,
Ney misli deminden dol, nûş et şeker ü helvâ.
3. Bu
nehr-i şikemden kâl nüzh olmalıdır,
Tâ ayn-ı hayât-ı dil, ten arzın ede ihyâ.
4. Oruçla
ten ü canı pâk eyle, yeme nân,
Dolsun mey-i rûhânî, tâ mest ola her eczâ.
5. Bu
demleri gûş eyle, mey'dir bunu nûş eyle.
Seller gibi cûş eyle, tâ kalbin ola deryâ.
6.
Açlıktır taâmullah, kût-ı dil-i her-âgâh,
Vermiş o kuluna şâh, kim aşk iledir şeydâ.
7. HAKKI,
dün ü gün dâim ol kâim ü hem sâim.
Dol aşk ile ol hâim, koy sûreti bul ma'nâ.
1. Ey ay yüzlü sevgili! Ramazan ayı geldi.
Bu ayda
oruç tutup az uyu ki, kalp gözün açılsın.
2. Miden
boş olsun ki gönlün süslensin. Ney gibi içi boş ol da saf öze kavuş.
Ney gibi
dem ile dol ki şeker ve helvâ yemiş olasın.
3. Bu
karın nehrinden kil arınıp her yıl temizlenmesidir.
Tâ ki
gönül hayatı gibi beden toprağın dirilsin.
4. Oruç ile beden ve canı temizle, ekmek yeme.
Böylece
her hücren rûhânî içki ile dolup kendinden geçsin.
5. Bu sözleri işit ve bu demleri bir içki gibi yudumla da seller gibi coş.
Tâ ki
gönlün deryâya dönsün.
6. Allah yiyeceği açlıktır, her uyanık gönlün azığıdır.
O padişah
(Allah) o kuluna vermiştir ki, o aşk ile şeydâdır.
7. Ey Hakkı! Gündüz oruçlu, gece namazlı ol.
Böylece
aşk ile dolup kendinden geç ki sûreti bırakıp mânâ bulasın.
Üçüncü Madde
Tokluğun kötülüğünü ve açlığın faziletini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Üç haslet kalbe kasvettir: Çok yemek, çok
uyumak ve çok konuşmak. Karınlar tok olunca rûhlar beden olur. Karın aç olsa,
beden rûha döner. Bedenin sıhhati az yemektedir. Rûhun sıhhati az uykudadır. Tok
olandan bir akıl gider, bir daha geri gelmez. Açlık, İsm-i Â'zam'dır. Mülk-i
ekremdir. Az yemek, az uyumaya yardımcıdır, az uyumak az konuşmaya sebeptir.
Tokluk hastalığı çağırır, hastalık ise derde, eleme çağırır. Tokluk, bütün
hastalıkların aslıdır, açlık ise bütün çarelerin esasıdır. Vesvese ve evham
ateşi, belki insanların nefislerindeki bütün ateşler açlıkla söner. Nefsi aç
olanın, vesvesesi kalmaz. Nitekim mecnûn aç olunca cünûnu [deliliği] kalmayıp
akıllı olur. Açlık, ibret tarlasıdır, hikmet çeşmesidir. Fetânetin ruhudur,
muhabbet anahtarıdır. Mârifet mumu, hakikat yoludur. Nefis feryat eden bir hasta
olup, en âcil şifâsı açlıktır. Toklukla gönülden hikmet zâil olur. Açlıkla onda
her ilim hâsıl olur. Açlık asfiyânın safâsıdır.
Nazm:
Açlık bedeninin esenliğidir.
Velîler
ve sâf kulların gidişâtı da budur.
Velilik
yolundaki kişide yiyeceğe düşkünlük olmaz.
Çünkü
velînin kût'u çün zikr-i Hûda'dır.
Açlık, güzel ahlâkın temeli, tokluk kötü sıfatların menbaıdır. Karın tok olunca,
uzuvlar aç olur. Karın aç olsa, uzuvlar tok olur. Açlık nefse zindan, kalbe
gülistandır. Toklukta vâki olan vesveseler kuvvetli ve artıcı olur. Açlıkta vâki
olan vesveseler, âtıl ve bâtıl olur. Kimin karnı aç olursa, kalbi iki âlemden
geçip Mevlâ'ya döner. Açlık kalbi hikmetle doldurur, tokluk sağır ve dilsiz
eder. Açlık, bedende hafiflik ve afifliktir. Gözde ibret, gönülde hikmettir.
Kalbin cilâsı iki haslette olup biri açlık, biri gece uykusuzluktur. Ekmek,
bedenin gıdası, açlık ise dil ve canın gıdasıdır. Bir şeyhin müridi bir gün aç
kalıp şeyhine "açım" dedikte, şeyh "Allah" dedi. Bunun üzerine o mürid, o ismin
zikrine devam edip, ikinci günde "azık isterim" dedikte, şeyh ona "Allah elbette
lâzımdır" buyurdu. Sonra üçüncü günde, o sabreden zikredici "azık nedir?"
dedikte, şeyhi "hiç ölmeyen dirinin zikridir" buyurdu. Dördüncü gün de bitince o
zikreden oruçlu bir cezbe-i Hakk ile iftar edip, can azığı ile berhurdâr oldu.
Vücûdunun cüzleri aşk şarabı ile dolup meczûb-ı İlâhî olmuştu.
Dördüncü Madde
Yemeyi azaltmanın nasıl olduğunu, miktarını, fayda ve sırlarını
bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, yemeği azaltmaktan maksat, hayvani ve şehvanî
nefsi zayıflatıp, aklın emrine sokmaktır. Maksat, içini temizlemek ve kalbini
kötü ahlâktan tasfiye etmektir.
Acıkmak
ki vücûdunda safâdır,
Şiâr-ı evliyâ ve asfiyâdır.
Tekâzâ-yı taâm olmaz velîde,
Velînin kût'u çün zikr-i Hûda'dır.
Çünkü açlık, yüreğin yağını eritip, kanını azaltınca beyaz ve ince olur. Gönül
hayvani nefsin zulmet ve tozlarından pâk ve sâf olup cilalanır. Parlaklığı ile
zikir nûrlarına ve vâridâtı kabule istidatlı olur. Sonra o aynadaki o nûrlar,
nefis toprağına aksedip Rabb'inin nûruyla parlayınca, nefsin zulmeti yok olup,
şehvet zulmetlerinin sadefi yarılıp, muhabbet incisi görünür. İnsandan istenen
muhabbettir. İnsan onunla meleklerden sevgili olur. Mârifet yolu yolculuğuna
başlamış olanlara, yemekten sakınacakları şekil, ifrat ve tefritten kaçınıp orta
derecede yemektir. Orta derece yemek, bir gün bir gecede elli dirhemden [200
gram] yüz dirheme [400 gram] varınca yemektir. Su da bu yüz dirheme girmektedir.
Bu miktar yemek, nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi ve rûhun cilâlanması için
çok lüzumludur. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Karnınızı aç tutunuz;
tâ ki kalbinizle Rabb'inizi göresiniz.» Hadîs-i şerifte: «İnsanın karnından
şerli ve zararlı bir torba dolmamıştır,» diye geldi. Çünkü bedene, gıdadan
yardım olur. Hâlbuki gıda için, ciğerde bulunan tabii kuvvetler, şeytanın
askeridir. O hâlde şeytanın taifesi olan bu kuvvetler gıdadan çok pay alınca,
nefsin arzuları onunla kuvvetlenir. Nefsin zulmeti, tabiatin karanlığı yüreği
kuşatır. Gıdalardaki rutubetten beyin damarlarına gevşeklik gelir. Ondan da
hisler hareketini kaybeder, uyku bastırır, hatır bulanır. Gıda az olursa nefsin
arzuları ve tabiî kuvvetlerin zulmeti azalır, gönül parlar. İşte kalpte
cilalanmış olan rûh, yüksek aklı idrâk edici tasarrufundan men edemezler. Orada
söz sahibi rûh olup insan kendi mertebesini bulur. Bunun sırrı şöyledir ki,
insanın beslenme işi, nebatî mertebesidir. Şehveti, hayvanî derecesi, ilim ve
irfânı insanlık mertebesidir. O hâlde sadece beden için gıdalara yönelip onlarla
meşgul olan kimsede hâkim olan hayvanlık mertebesidir. Bu iki mertebeyi, Allahü
Teâlâ lûtf edip kullarına duyurmuştur. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de, A'râf sûresi
yüz yetmiş dokuzuncu âyetinde: «Onlar, hayvan gibi, hattâ daha da
aşağıdadırlar,» buyurmuştur. O hâlde akıllı kimse bu iki aşağı ve eksik
mertebede kalmayıp kalbin tasfiyesi ve rûhun parlatılması ile açılma ve keşfe
yönelip kâmil insan olup mebde ve meâdına gidendir. Yâni yaşayacak ve ibâdetleri
edâ edecek kadar yeyip nefs devesini kepekten hamur veya arpa ile besleyip
nefsini koruma ve kalbi meşgul etmede iyi yemekleri elde etmekten ve
düşüncesinden kurtulup insan mertebesine kavuşup üns meclisine girmekle her
muradı hâsıl olmaktır. Zira bitki ve hayvan mertebelerinden, insan mertebesine
ulaşmaktadır. Yemeği azaltmak, en önemli esas, şart ve rükündür. Ama insan
mertebesini bulmuş, nefis ve tabiattan kurtulmuş kâmilin açlığı zarar vermez. O
güzel bir sabırdır. Belki onun uzun açlığı, kıymetli bir huzûrdur.
Nazm:
1. Her lâhza ol vahy-i âlâ, ervâha eder hoş nidâ;
Dürd olma, hâke etme câ, pâk ol, gel et azm-i semâ.
2. Her
can ki ol tembel olur, a'lâ-yı huma hoş gelir;
Çün dürd-i hum karın bulur, ger bulsa kudretten safâ.
3.
Olmazsa tende hâk-i nân, esrâr olur kalbe ıyân;
Sâfî olur bevvâb-ı cân, bulur kamu derdin devâ.
4. Cânın
çü şu'ledir hemân, dûd içre nûr olmuş nihân;
Nûrundan fazladır duhân, dil hâneleri bulmaz ziyâ.
5. Az
olsa ger bu dûd-ı nân, ruşen olur hoş bî-gümân;
Kalbin bulur nûru ıyân, hem bu serâ, hem ol serâ.
6. Bir
bak bulanık ise mâ, pinhân olur şems-i duhâ;
Ne su görünür, ne semâ, bulut ve sis olsa hava.
7. Bâd-ı
şimâlî çün eser, saf eder, kalmaz keder;
Bu cilâ için her seher, ne hoş eser bâd-ı sabâ.
8. Ey can
yeter habs-i cihân, seyrân-gâhındır lâ-mekân;
HAKKI, nedir bu hâkidân, fer'i bırak gel aslına.
1. O yüce vahy her an ruhlara güzellikle seslenir.
Tortu
olup toprağa düşme, pâk ol da gel semâ'ya yönel.
2. Şarap
küpünün dibindeki tortunun toprağa döküldüğü gibi, tembel canlar da öyle aşağı
olur.
Eğer
kudretten esenlik bulursa berrak olursa şaraba bu hoş gelir.
3.
Bedende ekmek toprağı olmazsa can içkisi saf olur.
Böylece
bütün sırlar gönle açılır ve bütün dertler devâ bulur.
4. Canın
bir ateş sayılır. Ondaki duman nurdan fazladır.
Işık
duman içinde gizlidir, onun için gönül evi aydınlanmaz.
5. Eğer
yemek dumanı içinde az olursa
Kalbin
apaçık nûrlar bulur ve şüphesiz hem bu menzil hem de o menzil (âhiret)
aydınlanır.
6. Hele
bir bak. Su bulanık olursa onda ne su ne de semâ görünür.
Eğer hava
bulutlu ve sisli olursa «Şems-i Duhâ (kuşluk güneşi)» görünmez.
7. Meltem
yeli estiğinde gönülleri parlatır ve keder bırakmaz.
Bu cilâ
için her seher sabâ yeli ne güzel eser.
8. Ey
can! Bu cihanda hapsolduğun yeter, senin seyrângâhın lâ-mekân'dır (mekânsızlık).
Ey Hakkı!
Toprağa bu düşkünlük neden? Fer'i bırak aslına gel.
Beşinci Madde
Tokluk alâmetlerini ve açlığın kerametlerini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Bütün kalp hastalıklarının menşei yemek
arzusudur. Onunla iyi ahlâk kötü olmuş, Cennetlik Cehennemliğe dönmüş, cihan
sarayı cana zindan olmuştur. Bilgili aklı, cahil nefse esir etmiştir. Açlık
lezzetini bulan tokluğa üzülür. Zira çok yiyenin yenileceğini bilir. Akıllı
olan, yemek şehvetini, isteğini terk edip nefsini beslemez. Mezar toprağı için
bedenini beslemez. Şehvânî nefis akla karşı gelir, Hakk'a isyan ederse de açlık
onu emri altına alır. Açlık, bedene ve rûha faydalıdır. Tokluk ise her ikisine
zarardır. Ömrünü yeme ve içmeye veren hakikati bırakmış, hayâl ve serâb
peşindedir. Yiyen, hayatını yer. Hayatını yiyenlerin elde ettikleri ancak
ölümdür. Midesinin kulu olan kimsede ne akıl ne gönül ne göz ne kulak olur. Hep
bedenini besleyen kimse tenâsül uzvunun kölesi, kulu olur. Ömrü hayvan gibi
şehvetler peşinde olur. Açlıkla hayvani nefsi zayıflarsa o gönülde rûh kuvvet
bulur. Şehvanî nefsin esaretinden kurtulup ilim ve hikmetle adâlet üzere olup
huzur ve ünsiyete alışır. Bu ağız kapanırsa, gönül ağzı açılır. Onunla gönül
azıkları yenir ve aşk şarabı içilir. Mârifet hil'atı boyuna biçilir. Böylece o
nûr gıdası ile bu tenûr [tandır, fırın] ekmeğinden geçilir. O şarâb-ı tâhûr ile
bu dünya leşinden kaçılır. O mârifet hil'atıyla vahdet âlemine göçülür. Aşk
kanadı ile evliyâ zümresine karışılıp enbiyâ rûhları ile uçulur. Pîr olan daimî
genç olup sarı yüzü kırmızı gül gibi açılır. Nihânî âlemin sırları gece gündüz
kalbe saçılır. Bu ağız açılsa bend [bağlı] olur. Beden çöplüğünde gönül derd-mend
olur. Zira topraktan olan cismin gıdası yine topraktır. Böyle olunca rûh hevâ
hevesin esiri, gönül belâ zindanı, beyin vehim nehirleri şeklini alır. Her sözü
kötü, her iş çirkin, her hâli hileli olur. Hayvan nefsi gıdalarla, bol
yemeklerle zinde, rûhu ise hasta olur. Zira her lezzetli lokma, o aziz cana
zincir ayak bağı olur. O hâlde akıllı olan arpa ekmeği ile yetinip, yemeği
azaltıp lokması bir kaç olur. Bununla nefsi zayıf olup rûh kurtulur. Cism ü canı
halâvet [tatlılık] ve muhabbetle dolup leziz ve yüksek olur.
Altıncı Madde
Tokluğun afetlerini ve açlığın ve orucun faydalarını bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Yemeği, o seni taşıyacak kadar ye; sen onu
taşıyacağın kadar yeme. Yemeği öyle ye ki, sen onu yemiş olasın, onun seni yemiş
olması gibi yeme. Sen onu yersen, hepsi cana nûr olur. O seni yerse, hepsi duman
olur.
Rübâî (tercümedir):
Yolda, tabii kandan eğer temizlenirsen,
Temizlerin ardında göklere yükselirsin.
Orucun yakmasından, mum gibi nûr yaparsın,
Yemek zulmetiyle yer tarafından yenirsin.
Bir mârifet talebesi, bir kâmile gidip "bana Allahü Teâlâ'nın mârifeti yolunu
bildir" diye arz ettiğinde, o kâmil soranın çok yemek yediğini bilip cevabında:
"Git, önce yemek yemesini öğren, sonra gel bizimle mârifetten konuş," buyurdu.
Mısra:
Bedenin zekâtı oruçtur ve geceleri ibâdet etmekle geçirmektir.
Bir âbidin her gün oruç tutup, her akşam bir batma yemekle iftar edip, sabaha
kadar namaz kıldığını, gönül sahibi bir mürşid-i kâmil işitip buyurdu ki: "Eğer
yarım ekmek yeyip uyusa daha iyi ederdi."
Kıt'a (tercümedir):
Mideni yemekten sen boş tutarsan,
Mârifet nûrunu görürsün onda.
Mide boş olursa hikmetler doğar,
Dolu olsa illet bulursun onda.
Çok yiyenin sıhhati az, sıkıntısı çok olur. Mide ve fercini düşünenin kıymeti
bağırsaklarından çıkandır. Çok yemek israftır, az yemek iffettir. Açlık her
hasletten yüksektir, cism ve cana faydadır. Bedenin rahatı az yemektedir, canın
rahatı az uyumakta, aklın rahatı az konuşmaktadır. Kalbin rahatı himmetin,
çalışmanın azlığındadır. Ebdâller yalnız az yemek, gece ibâdet etmek, susmak ve
insanlardan ayrılmakla o makama kavuştular.
Beyt:
Açlık, ibâdet, susmak, uzlet, zikr ü fikr devamdır.
Eksik olan cihan bunlarla olur tamam.
Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) açlıktan eğik yürürdü. Ebû Hüreyre (r.a.)
açlıktan mecnûn gibi kıvranırdı. Pîrimiz Hazret-i Gavs-ı Ulvî Fakirullah Şeyh
İsmail Tilovî (rahmetullahi aleyh) bu Hakkı oğluna, terbiye için hitâb edip:
"Molla İbrahim, ben gündüz ve gecede bir defa hazır olan yemekten yerim.
Haftalık yiyeceğim hangi yemekle olursa olsun bir pidedir. Et suyu riyâzete mâni
değildir. Altı günde iki bardak su içerim. Yatsıdan sonra uyur, sonra kalkar
sabaha kadar ibâdet eder, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutarım," demişti.
Nazm:
1. Dudağın bağla nândan, dolsun oruç cevheri.
O keder candan gelsin, yerine oruç hüneri.
2. Bu
âlemi bil zindan, dildir reh-i illiyyîn,
Kalpteki nazar-ı cân-bîn versin oruç nazarı.
3. Ey
nefis, koy bu tedbiri, her hile ve tezviri,
Meksûr olur her tîri, olsa oruç siperi.
4. Orucun
asla zararı yoktur, üstelik bin türlü yararı vardır.
Hem mest-i müdâm eyler, cânı oruç eseri.
5. Oruç
vücûda baş eğdirir,
Ahlâkı
tamam eyler.
6. Ten
zarf-ı muhabbettir, dil gülşen-i vahdettir,
Can hacle-i vuslattır, açılsa oruç deri!
7. HAKKI,
gece ol kâim, hem gündüzün ol sâim.
Tâ kalbe dola dâim oruç şehd ü şekeri.
1. Dudağını yiyecekten bağla, oruç cevheri dolsun.
O keder
candan gitsin, yerine oruç hüneri gelsin.
2. Bu
âlemi bir zindan bil. Cennet yolu gönülden geçer.
Kalpteki,
canı gören bakış oruç nazarı versin.
3. Ey
nefis! Hileyi, dedikoduyu ve tedbiri bırak.
Eğer
siper oruç olursa her ok orada kırılır.
4. Orucun
asla zararı yoktur. Üstelik bin türlü yararı vardır.
Oruç
te'siri daima bir mestlik verir.
5. Oruç
vücûda baş eğdirir,
Ahlâkı
tamam eyler.
6. Beden
sevgi zarfıdır. Gönül vahdet güllüğüdür.
Can
vuslat gerdeğidir, eğer oruç kapısı açılırsa!..
7. Ey
Hakkı! Gece namaz kıl, gündüz oruç tut.
Tâ ki
daima kalbine oruç şekeri ve balı dolsun.
Yedinci Madde
Çok yemenin on âfetini ve az yemenin üstünlüklerini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, mârifet talibi olup bitki ve hayvan
mertebelerinden insan mertebesine çıkmak, nefsi tezkiye, kalbi tasfiye ve rûhu
tediye [parlatma] etmek isteyenin, en önce karnını haramdan koruyup düzeltmesi
lâzımdır. Yemeği azaltarak helâlin fazlasından bile sakınmalıdır. Mârifet yoluna
buradan gitmelidir. Zira midenin korunması her âzâdan zordur. Sıkıntısının
meşguliyeti hepsinden çoktur. Beden ve rûha etki ve zararı hepsinden büyüktür. O
öyle bir menba ve madendir ki afiflik, zayıflık ve kuvvet hep ondandır. Çok
yemenin zararları sayılamayacak kadar çoktur. Fakat helak edici âfetleri ondur:
Birinci âfet: Çok yeyince, kalp kararır, sertleşir ve nûru gider. Nitekim
Habib-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu ki: «Çok yemek ve içmekle kalplerinizi
öldürmeyiniz. Çünkü kalpler çok su içinde kalmış ekinler gibi ölür.» Zira
insanın vücûdunda yürek altında mide kaynayan kazan gibidir. Buharı ona çıkar.
Bu buharın çokluğundan yüreğe karartı, değişme ve bulanıklık gelir.
İkinci âfet: Çok yemekte, uzuvların fitnesi, heyecanı, fuzûlî ve fesat olanlara
takılması vardır. Zira insanın karnı tok olunca gözü mâlâyâniye [lüzumsuz
şeylere] bakmak, kulağı öyle şeyleri dinlemek ister. Dili boş sözler söylemek,
eli öyle şeyler tutmak, ayağı öyle yerlere gitmek ister. Ferci şehvetini
söndürmek ister. Karın aç olursa, bütün organlar sakin olup, bir şey istemez.
Mâlâyâni olan boş şeylere ve haramlara gitmez. Zira mide öyle bir organdır ki aç
olursa, bedenin diğer organları tok [ihtiyaçsız] olur. O tok olursa, organlar aç
olur. Velhâsıl insanın sözleri ve işleri yemek ve içmesi oranındadır. Ona haram
yemek girerse ondan haram işler ve sözler meydana gelir. Eğer helâl fazla
girerse lüzumsuz işler ve sözler meydana gelir. Sanki yemek ve içmek, iş ve
sözlerin tohumudur; bunlar onlardan vücuda gelir.
Üçüncü âfet: Çok yemekte, anlayış ve ilim azlığı vardır. Çünkü, «Karın tok
olursa fetânet kalmaz,» denmiştir. Dünya ve âhiret işlerinden birine muhtaç
olursan onu yapmayınca bir şey yeme. Çünkü gıdanın buharı anlayış ve zekâyı
örter.
Dördüncü âfet: Çok yemekte az ibâdet vardır. Zira insan çok yerse bedeni ağır
olup uyku bastırır. Duygu ve kuvvetlerine durgunluk gelip tâate dönmekten kalır,
atılmış değersiz leş gibi yatıp uykuya gider. Hâlbuki ibâdet, dükkânı halvet
olan bir sanattır. Aletleri mücâhededir.
Beşinci âfet: Çok yemekte, ibâdet tadını duymamak vardır. Nitekim Hazret-i
Sıddîk-ı Ekber (r.a.) buyurdu ki: «Müslüman olduğum zamandan bu ana kadar bir
kere doyuncaya kadar yemiş değilim, tâ ki Rabb'imin ibâdeti lezzetinden mahrum
olmayayım. O zamandan bugüne kadar suya yanmış değilim, tâ ki Rabb'imin
likasından gevşeklik bulmayayım.» Hakikat ehli bir kâmil der ki: «Tâatin en
lezzetlisi ve tatlısını açlıktan ve susuzluktan karnım arkama yapıştığı zaman
bulurum.»
Beyt (tercümedir):
Bu karın torbasını sen eğer boşaltırsan,
En kıymetli cevherle sen onu doldurursun.
Altıncı âfet: Çok yemekte, harama düşme tehlikesi vardır. Çünkü helâl sana az az
gelir. Haram ise, her yandan çokça gelir. Nitekim hadîs-i şerifte: «Helâl sana
damla damla, haram ise sel gibi gelir,» buyurulmuştur.
Yedinci âfet: Çok yemekte yenecek şeyleri kazanıp hükmüne almakla, ayrıca onu
pişirmek ve hazırlamakla, üçüncü olarak midede saklayıp sindirmekle, dördüncü
olarak onu dışarı atmakla, beşinci olarak bedende doğan hastalıklardan
kurtulmakla çok meşguliyetler vardır. Kalp ve beden meşakkatte olur. Nitekim
hadîs-i şerifte, her derdin aslı çok yemek ve her devanın esası açlık olduğu
bildirilmiştir. Bunlardan başka insanlara dünyalık kazanmakla vakit harcamak
vardır.
Sekizinci âfet: Çok yemekte, ölüm hastalığının şiddetli olması vardır. Nitekim
hadîs-i şerifte: «Ölüm hastalığının şiddeti dünya lezzetleri miktarıncadır.
Yemek ve içmek de dünya lezzetlerindendir. Bunları çok yapan, o şiddeti
çoğaltmış olur,» buyuruldu.
Dokuzuncu âfet: Çok yemekte, âhiretin noksanlığı vardır. Nitekim Allahü Teâlâ
Ahkâf sûresi yirminci âyetinde: «Siz dünyada tayyib sevabınızı giderip yalnız
dünya hayatı ile temettü ettiniz,» buyurur. Dünya lezzetlerinin, âhirette acılık
olduğunu duyurur. Zira dünyadan lezzet aldığın kadar âhiret lezzetin azalır. Çok
yemek ise, dünya lezzetlerinden sayılır. Hazret-i Hâlid bin Velid Hazret-i
Ömer'i (radıyallahü anhümâ) davet edip ona nefis bir yemek hazırlamıştı. Emîrü'l-mü'minîn
ona: «Mademki bu nefis yemek bizim içindir, arpa ekmeği yeyip doymayan fakir
âhirete gidince onun için ne vardır?» buyurdu. Hâlid (r.a.) cevabında: «Ey
mü'minlerin emîri, onlara Cennet vardır,» dedi. Bunun üzerine Hazret-i Ömer
(r.a.) buyurdu ki: «Onlar Cennete kavuşmakla kurtulmuşlardır. Dünyada bu yiyecek
bizim hazzımız olduğundan bizden uzaklaşıp büyük kurtuluşa kavuşmuşlardır.»
Beyt (tercümedir):
Sonsuz Cennet ni'meti o kimseye helâldir ki
El ve ağzını dünya ni'metlerine sürmedi.
Onuncu âfet: Çok yemekte, ar ve ayıplanma vardır. Şehvetlerini terk etmelidir.
Çünkü dünyanın helâlinden hesap, haramından azap vardır. Lezzeti serâb, süsü
yalancıdır. İşte on âfet bunlardır. Hidâyet ehli için bunlardan biri yetişir. O
hâlde mârifet isteyen, çok yemekten, karnı tok olmaktan kaçınıp bu âfetlerden
kurtulur. Az yemeyi itiyâd edip kerametler, iyilikler ile gönlü şâd olur. Zira
az yemekte bedenin sıhhati, kuvveti, hafızanın kuvveti, gönlün safâsı, kalbin
cilâsı, rûhun nûru, zekânın sür'ati, sıkıntısızlık, kanaat imkânı, kıyamet
gününün açlığını hatırlamak, teveccüh, kolaylığın, huzurun husûlü, ibâdete
devam, abdestli durmak, başkalarına vermek, fakirlerin gönlünü almak, yetimlere
yardım etmek ve buna benzer çok keramet ve iyilikler vardır. Yemeği azaltmanın
çok yolları vardır. Biri şudur ki çok yemenin yukarıda bildirilen âfetlerini
düşünesin. Diğer bir yolu da az yemenin iyilik ve faydalarını hatırlayıp öyle
olmak isteyesin. Diğer bir yolu da hazır olan yemeklerin en iyisini önce
yiyesin. En kolay yolu şudur ki bir çeşit yağlı yemekle yetinesin. Daha kolay
yolu, bir gün bir gecede bir kere yiyesin. En garip yolu, çok yiyen ve içenlerle
yemeyip yalnız bir yere gidesin. En yakın yolu, tartı, ölçü ile yiyip içip her
gün beş gram azaltasın. İki yüz gram kalana kadar.
Rübâîler:
1. Nefsim beni çok yemekle eyler pür-gam,
Ağırlaşıp olurum asem ü ebkem.
Az yeyip az içsem olur gönlüm hurrem,
Cismim hem olur hafif ve canım pür-dem.
2. Nefsim
beni aldatmakta fırsat bekler,
Tergîb eder çok çok yemek içmeler.
Çün sofra bulur o dem çekip emekler,
Düşman beni dostumdan alıkoyar eğler.
3. Her
lokma ki sen hırs ile yersin anı,
Gaflet ile dolup gönlün olur zulmânî.
Hayvana ver ol lezzet-i âb ü nânı,
HAKKI, anı yâd edip ye kût-ı cânı.
4. Her
lokma ki lezzetiyle buldum zevki,
Ol lokmayı keşke bulsa düşman halkı.
Hayvana ver nebâtı sen ey HAKKI,
Cân lezzetini al, gönülden iste Hakk'ı.
1. Çok yemekle nefsim beni gamlandırır ve ağırlaşıp sağır ve dilsiz olurum. Az
yiyip az içersem gönlüm sevinçle dolar; bedenim hafifler, canım İlâhî aşkla dolu
olur.
2. Nefsim
beni aldatmak konusunda fırsat bekler. Çok çok yiyip içmeye pek rağbet gösterir.
Birçok emek sarfedip bir sofra başına kurulur ve bu düşman nefis beni dostumdan
alıkoyar, eğler.
3. Hırs
ile yediğin her bir lokma gaflet ile gönlünü doldurur ve seni karanlıklar içinde
bırakır. O su ve ekmek lezzetini hayvanlara bırak. Hakkı! Bunu hatırlayıp sen
can azığını yemeye bak.
4.
Lezzetiyle zevk bulduğum her bir lokma keşke düşmanlarıma verilmiş olsaydı. Ey
Hakkı! Sen bitkiyi hayvanlara ver de can lezzetini alıp ta gönülden Hakk'ı iste.
Sekizinci Madde
Açlığın kısımlarını hâl ve makamlarını bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Açlık uykusuzluğu hâvidir. Tıpkı uzlet
konuşmamayı içine aldığı gibi. Açlık iki kısımdır: Biri kendi ihtiyarı, isteği
ile olan açlık olup sâliklerin, âhiret yolcularının açlığıdır. Diğeri ıztırarî
olup, hakikat ehlinin açlığıdır. Zira hakikate kavuşan nefsini aç bırakmak
istemez, lâkin arada bir yer. Bu da üns makamında ise böyledir. Heybet makamında
ise çok yer. O hâlde muhakkikîn için çok yemek delil olmuştur. Çünkü müşahede
ettiklerinden azamet-i hâl ile gönüllerine hakikat nûrlarının hücûmu sıhhat
vermiştir. Sâliklerin çok yemesi, Allahü Teâlâ'dan uzak, kapısından kovulmuş
olup onlara şehvanî ve hayvanî nefsin hâkim olduğunu gösterir. Onların az
yemesi, gönüllerine Allahü Teâlâ'nın cömertlik rüzgârının dolup onları
bedenlerini düşünmekten alıkoyduğunu gösterir. Çok ileri gitmeyen açlık ise her
hâlde, her yönden sâlikleri hâllere kavuşmaya, muhakkikleri sırlara çağırır.
Lâkin ifrat derecesindeki açlık nefsin hevâsına sebep olur. Aklın gitmesine,
mizâcın bozulmasına yol açar. O hâlde mübtedî olan sâlike hâllere kavuşmak için
nefsini aç bırakmada ifrata gitmesine müsaade olunmaz. Onun için en iyisi
devamlı oruç tutup yemeği azaltmaktır. Gece ve gündüzde bir defa yemelidir. Bir
haftada iki kere katık yemelidir. Katığın yağlısını yemelidir. Faydalanmak ve
mârifet ve muhabbet bulmak isterse böyle yapmalıdır. Açlığın hâli ve makamı
vardır. Başlangıçta olanlarda olan hâli, hüşû, hudû, meskenet, zül ve iftikârdır.
Âzâların sükûnu ve kötü düşüncelerin kalbe gelmemesi bu kabildendir.
Sondakilerde olan açlığın hâli kalb inceliği, gönül safâsıdır. Ünsiyettir.
Mâsivânın gitmesidir. İlâhi izzet ve Rabbânî saltanat ile beşerî sıfatlardan
ayrılmaktır. Açlığın makamına gelince: Makâm-ı Samedânî'dir. O öyle yüksek bir
makamdır ki onun acip hâlleri ve garip sırları vardır. İşte azimete yakın
açlığın faydaları bunlardır. Yoksa avâmın açlığı değil. Zira avâmın açlığında
bedenin sıhhati, mizâcın uygunluğundan başka bir fayda yoktur. Aç insanın bir
özelliği de şeytanı tanımaktır.
Rübâîler:
1. Açlık ki tok eyler ol kamu âzâyı,
Açlıkta bu nefis terk eder dünyâyı.
Hem açlık açar rumûz-ı her ma'nâyı,
Açlıkta bulur bu cân ü dil Mevlâ'yı.
2. Nândan
boş olan kimesne pür-hikmettir;
Gönlü gözü uyanık, işi ibrettir.
Açlık ki tamam hiffet ü iffettir;
Her derde şifâdır ol, tene sıhhattir.
3. HAKKI,
yemek az ye, az uyu, az söyle;
Can sağlığı, dil hoşluğu bul sen öyle.
Her ne dilesen gönülde bul, zevk eyle;
Kim iki cihan saadetidir böyle.
4. Bend
eyle dehânı bu cihânı seyret;
Koy hâbı, gönülde her nihânı seyret.
Aşk açsa yürekte çün dehânı seyret;
Deryalar içip safâ-yı cânı seyret.
5. Nefis
ehline gerçi açlık olmuş zindan;
Amma ki gönül ehline hoş seyrân.
Açlıkta gönül safâ bulur, lezzet cân;
Demek ki açlıktır ehl-i Hakk'a Hakk'tan ihsan.
6. Hakkâ
ki taâm-ı enbiyâdır açlık;
Hem hâl ü makâm-ı evliyâdır açlık.
Hem safvet-i kalb-i asfiyâdır açlık;
Her derde devâ ve hoş nevâdır açlık.
7. Hakkâ
ki safâ-yı asfiyâ cû olmuş;
Takvâ vü reşâd-ı etkıyâ cû olmuş.
Hem fetânet-i rey-i ezkiyâ cû olmuş;
Belki en yüksek makam, mertebe cû olmuş.
8. Çok
uyumak oldu ilm ü fadlı hâdim;
Çok uyuyan, çok yiyen olur hasta ve nâdim.
Gece kâim ü gündüzün olursa sâim;
İlm ü fazilet pınarı olursun dâim.
9. HAKKI,
Hakk için gündüz gece ol kâim;
Ölmezden ölüp sen ol gamdan hâli.
Oldukça bu nefis hayy, gönüldür nâim;
Nefis ölse gönül bulur hayât-ı dâim.
10.
HAKKI, az ye, karnına boğazını ölçü yap;
Açlıkta yok ol ziyân ki toklukta ıyân.
Açlıkta olan ziyâna besdir bir nân;
Toklukta marazlara gerek çok dermân.
1. Bütün uzuvları doyuran, gerçekte açlıktır. Açlıkta nefis, dünyayı terk eder.
Her mânânın sırlarını açlık ortaya çıkarır. Bu can ve gönül de Mevlâ'yı açlıkta
bulur.
2.
Yiyecekten boş olan kimse pür-hikmettir. Gönül gözü uyanık olur ve işi ibret
almaktır. Açlık baştan sona hafiflik ve iffet sayılır. Her derde şifâ ve bedene
sıhhat açlıktır.
3. Ey
Hakkı! Az ye, az uyu, az konuş. Böylece can sağlığı ve gönül hoşluğu bul. Her ne
dilersen gönlünde bulup zevk eyle ki, bu, iki cihan saâdetidir.
4. Ağzını
bağla da bu cihânı seyret. Uykuyu bırak da gönülde her bir gizliliği seyret. Bak
ki gönlündeki ağzı aşk açsa seyret. Deryalar içip böylece can esenliğini seyret.
5.
Görünüşte nefis ehline açlık bir zindan gibi gelir, ama bu gönül ehli kişiler
için güzel bir seyrândır. Gönül açlıkta safâ bulur, can da lezzet... Demek ki
Allah yolunun yolcularına Allah'ın ihsanı açlıktır.
6. Açlık,
gerçekte nebîler yemeğidir. Açlık, velîlerin hâl ve makamını sağlar. Açlık,
temiz gönüllülerin arıklığıdır. Açlık her derde çâre olan güzel bir yiyecektir.
7.
Gerçekte temiz gönüllülerin esenliği açlıktadır. Allah'ın hassas kullarının
olgunluğu ve takvâsı da açlıktır. Duru gönüllülerin görüş temizliği de açlıktır.
Belki açlık en yüksek makam ve mertebedir.
8. Çok
uyumak, ilim ve fazileti giderir. Çok uyuyan ve çok yiyen pişmanlık içinde
kalır. Gece namazda gündüz oruçta olursan daima ilim ve fazilet pınarı olursun.
9. Ey
Hakkı! Allah yolunda gece gündüz namaz kıl. Ölmeden önce ölüp gamlarından
kurtul. Bu nefsin diri olduğu müddetçe gönlün uykudadır. Eğer nefsin ölürse
gönül ebedî hayat bulur.
10. Ey
Hakkı! Az ye, karnına boğazını ölçü yap. Açlıkta olmayan ziyan toklukta
apaçıktır. Açlığın ziyanına bir ekmek parçası yeterlidir. Tokluğun
hastalıklarına ise çok derman aramak gerekir.
| |