|
|
DÖRDÜNCÜ
FASIL
Ârifler
yolu esaslarının dördüncüsü olan "rızâ"nın fazilet, fayda ve neticelerini altı
nevî üzere bildirir.
Birinci Madde
Rızânın faziletini âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler ile bildirir.
Ey aziz! Allahü Teâlâ kullarına inâyet edip, rızâyı öğretip müjdelemiş ve Kur'ân-ı
Kerîm'inde Mâide sûresi yüz on dokuzuncu âyetinde: “Allah onlardan râzı oldu,
onlar da Allahü Teâlâ'dan râzı oldular. Bu hoşnutluk büyük kurtuluştur,” Tâhâ
sûresi yüz otuzuncu âyetinde: “Güneş doğmadan önce sabah namazını kıl, batmadan
önce ikindi namazını kıl, gece saatinde akşam ve yatsı namazlarını kıl, günün
etrafı olan zeval [öğle] vaktinde öğle namazını kıl, tâ ki ümmetine şefaatinden
râzı olasın,” Tevbe sûresi yetmiş ikinci âyetinde: “Bunlardan büyük, Kendi'nin
rızâsını va'd eyledi. İşte bu rızâ, büyük bir kurtuluştur.” “Allah onlardan
râzıdır, onlar da Allahü Teâlâ'dan râzıdırlar,” “Onlar Allahü Teâlâ'nın
tâifesidir. Muhakkak biliniz ki, Allahü Teâlâ'nın tâifesi olanlar,
kurtulmuşlardır,” “Ey mutmainne nefs, Rabbine, O'ndan râzı ve O da senden râzı
olmuş olarak dön,” Beyyine sûresi sekizinci âyetinde: “Allahü Teâlâ onlardan
râzı, onlar da Allahü Teâlâ'dan râzı olurlar. Bu mükâfat ve rızâ, Allahü
Teâlâ'dan korkup emrine uyup, yasaklarından sakınanlar içindir,” buyuruyor.
Hadis-i kudside buyurdu ki: “Ey insanoğlu, kazâma râzı olmayan, belâma
sabretmeyen kendine başka Rab arasın. Ey insanoğlu, Benden râzı ol ki, Ben de
senden râzı olayım ve sana muhabbetimi veririm. Ey insanoğlu, senin için kazâma
râzı olmaktan başka şifâ dilediğim olur. Ben istediğin şeyden râzı olursam, sana
dilediğini veririm. Ey insanoğlu, senin için kazâma râzı olmaktan başka şifâ ve
çare yoktur. Ey insanoğlu, gün be gün kıldığın namazlardan razıyım, sen de her
günkü rızkın için Benden râzı ol. Senden yarınki namazı istemediğim gibi sen de
Benden yarınki rızkını isteme. Ey insanoğlu, kazâma râzı olmaktan başka sevdiğim
bir şeyle Bana yaklaşmak isteyenler yanaşamazlar. Ey kulum, kazâma râzı olmaktan
sevgili bir şeyle Bana yaklaşamazsın. Benden râzı olursan, Ben de senden râzı
olurum. İhtiyacını yalnız Benden istersin, onu sana veririm. Ey kulum, Benim
rızâm, senin rızândır. Kazâmdan râzı olursan, rızâmı bulursun.” Habîb-i Ekrem
(s.a.v.) duâ edip: “Yâ Rabbi, Senden kazâna rızâ istiyorum,” demiştir. Buyurdu
ki: “Allahü Teâlâ, nefsini bilen, diline sahip olan ve kazâya rızâ gösteren
kuluna merhamet etsin!” Yine buyurdu: “Allahü Teâlâ'nın yeryüzünde öyle kulları
vardır ki, gönülleri güneşten parlak, işleri peygamber işidir. Onlar için
dünyada ne az vardır ne çok. Allahü Teâlâ onlara ne kısmet etmiş ise, râzı
olmuşlardır. Hakk'ın rızâsını da bulmuşlardır. Hakk Teâlâ rahat ve huzurda
bulundurmuştur. Sıkıntı ve üzüntüyü kazâya rızâsızlıkta kılmıştır. Hakk
Teâlâ'dan az rızıkla râzı olandan O da az amelle râzı olur. Hakk Teâlâ'dan râzı
olandan, Hakk'ın da râzı olduğunu bil. Zira Allahü Teâlâ, “Allah onlardan
râzıdır, onlar da Allahü Teâlâ'dan râzıdır,” buyurmuştur. Amellerin en üstünü,
Allahü Teâlâ'dan râzı olmaktır ve O'nu sevmektir. Hakk'ın rızâsını, insanların
rızâsızlığına rağmen isteyenden Hakk Teâlâ râzı olup, insanları da ondan râzı
eder. Hakk'a rızâsızlıkla, insanların rızâsını arayana, Hakk Teâlâ gazap edip,
insanları da ondan rızâsız kılar. Bütün hayır, kazâya rızâdadır. Râzı olamazsan
sabret. Tâ ki tedricen sabır, rızâ hâlini alsın. İmanın kemâli, kazâya rızâ,
belâya sabırdır.”
Nazm:
1. Habîb-i
Hakk'tan öğren kimyâ hoş,
Ne kim Allah ederse ver rızâ hoş.
2. Gelir
çün kalbine hüzn ü elem, gam
Çek anı sen sana bil âşinâ hoş.
3. Nüzul
eyler havâtır kalbe Hakk'tan,
Kabul et, cümleye de merhabâ hoş.
4.
Misâfirdir gam, et izzet ona kim,
Gide senden Hüdâ'ya her belâ hoş.
5. Seni
gam bulmasın, illâ ki handân.
Sakın reddetme derdi bil devâ hoş.
6.
Mübârektir bu gam hergiz tükenmez.
Ne gamdır bil ni'mettir dil-rübâ hoş.
7.
Cefâdan kaçma, nâmert olma Hakkı,
Cefâdan merd-i Hakk bulmuş safâ hoş.
1. Kimya
ilmini Allah'ın sevgililerinden öğren. Allah'ın eylediği her ne olursa olsun,
ona hoşnutlukla rıza göster.
2.
Mademki gönlüne hüzün, elem ve gamlar gelmekte, öyleyse onları çek ve kendine
güzel bir âşinâ olarak kabul eyle.
3.
Gönlüne gelen korkuları Allah'tan bil; bunları kabul edip herkese hoşça merhaba
de.
4. Gam
bir misafirdir. Ona izzette bulun ki, böyle yaparsan her bir belâ senden
savulur.
5. Gam
seni bulmasın ama handan da olma. Sakın derdi reddetme ama devâyı da hoş bil.
6. Bu gam
mübarektir ve aslâ tükenmez. Ne gamı! O, gönüller avlayan ne güzel bir ni'mettir.
7. Ey
Hakkı! Cefâdan kaçıp namert olma. Allah erenleri cefâdan dolayı ne güzel safâlar
bulmuşlardır.
İkinci Madde
Kazâya rızânın târif ve hakîkatini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, rızâ, hükümlerin cereyanı altında kalbin
sükûnudur. Rızâ, kalbin, kazânın acılığından sürûr bulmasıdır. Rızâ, gönülden
beğenmemezliği çıkarmak ve onda dâimî sürûr bulmaktır. Rızâ, kendi aklî
tedbirinden kurtulmaktır. Takdîr-i Hakk'a uymaktır. Rızâ, Hakk'ın irâde ve
ihtiyârı ile kalbin sâkin olması ve ona uymasıdır. Rızâ, kulun Hakk'ın ezelî
irâdesine bakması olup, kazaya rızâsızlığı terk O'nun eseridir. Rızâ, kazâ
hükümlerini sürûr ile karşılamaktır. Rızâ, Cebbâr'ın hükmünün cereyanını
kabuldür. Onun için tedbir ve ihtiyârı aradan kaldırmaktır. Rızâ, acı ve tatlı
cereyan eden hükümlerle kalbin sürûrudur. Rızâ, kazâ anında rûhun sükûnudur.
Rızâ, Allahü Teâlâ'nın en büyük kapısı, en yüksek makamı ve dünya cennetidir.
Hakk'ın kendisi için olan ihtiyârına râzı olan, iki âlemde rahat bulur. Zira
rızâ ile mârifetullah kolay ele geçer. Muhabbet ve rızâ, havf ve recâdan daha
yüksek ve değerlidir. Zira muhabbet ve rızâ, Mevlâ'nın sıfatlarıdır. Bunlar kul
ile dâimî kalır ve ona yeterler. Havf ve recâ ise böyle değildir. Hakk Teâlâ bir
kulunu sever, ondan râzı olursa, o kul da Mevlâ'sını sevip O'ndan râzı olur.
Çünkü o, Mevlâsı'nın muhabbet ve rızâsının aksini gönül aynasında bulur.
Kıt'a
(tercümedir):
Bu aşk-ı pâki o akıl anlamaz ki, onun işi,
Hemîşe havf ü recâdır, beyn-i sevab ü ıkab.
Rızâ zenginliktir, ihtiyaçsızlıktır. Rızâsızlık ise muhtaçlıktır. Rızık taksim
olunmuştur. Hâris mahrûmdur. Rızâ üzüntüyü silendir.
Ko havfı, aşka fedâ ol, fenâ bul ey Hakkı,
Bu nakdi al, yarını bekleme, çekme azap.
Rızâsızlık can ve tene zahmettir. Kazâya râzı olan en rahattır. Belâya sabreden
en üstündür. Kazâya rızâ, büyük belâları tatlı bal eder. Râzı olan saadet yoluna
gider. Kısmetine râzı olan, ihtiyaçsız yaşar. Rızâya devam edene kerâmet hizmet
eder. Rızânın aslı Hakk'a güvenmektir. İşlerin cereyanı, halkın rızâsı ile
değil, Hakk'ın kazâsı iledir. Kurtuluş ve ihtiyaçsızlık kazâya rızâdadır.
Rızânın meyvesi rahatlık ve ele muhtaç olmamaktır. Neticesi mârifet ve
muhabbettir. Dört haslet dünya ve âhiret saâdetidir: Tevekkül, tefviz, sabır ve
rızâ. Kazâya rızâ, kanaatin başıdır. Kazâya rızâ, ibâdetin aslıdır. Kazâya rızâ,
tefviz için güzel sebeptir. Rızâ ve kanaat saâdet sermayesidir. Kazâya rızâ, zor
ve rahatlıkta gereklidir. Kulun kazâya rızâsı, Mevlâ'nın rızâsına alâmettir.
İslâm'ın gayesi teslimdir. Dinin gayesi rızâdır. En son matlûp, Allahü Teâlâ'nın
rızâsıdır. Her zenginlik kanaat ve rızâdadır. Her râzı, rahat ve safâdadır. Rızâ
gibi gınâ (zenginlik) olmaz. Râzı olan cefâ görmez. Râzı ol ki, râzı olunasın.
Zuhûr edene teslim ve râzı ol. İlmin kemâli hilmdir. Hilmin kemâli rızâdır.
Kazâya râzı olan sonsuz devlet bulur. Kazâya râzı olan can sağlığını ve gönül
hoşluğunu bulmuştur. Kazâya râzı olan hiç kimseye rızâsızlık gösteremez. Ârif
olup, Hakk'ın huzurundan bir an ayrılmaz.
Nazım
1. Ârifin
cân ü dili mest-i likâ olmuştur.
Ne belâ gelse ona, ayn-ı atâ olmuştur.
2. Hakk
rızâsıyla bizi eyleseler sad-pâre.
Ona hem dil dolu teslim ü rızâ olmuştur.
3. Her
gönül dostu bir başka tarîk ile bulur,
Yolumuz doğru yakîn, fakr ü fenâ olmuştur.
4. Mâsivâ
kalmasa bir dilde, o Beytullah'tır,
İlm ü hikmetle dolu mülk ü beka olmuştur.
5.
Gönlümüz memlekettir ki kereminle hoş tut,
Mâlikü'l-Mülksün, ol mülk sana olmuştur.
6.
Canımız nây gibi kendinden olmuş fâriğ,
Dem-i aşkınla pür ettiğim o hevâ olmuştur.
7. Dîde-i
canı açıp âleme bak ey Hakkı,
Ki cihan âyine-i aşk-ı Hüdâ olmuştur.
1. Ârifin canı ve gönlü, o cemâlin sevdasıyla sarhoş olmuştur;
Başına ne gelse, ona doğrudan bir lütuf olmuştur.
2. Allah
rızasıyla bizi yüz parça eyleseler bile gönül
O'na
teslimiyet ve rızâ ile dopdolu olmuştur.
3. Her gönül Dostu'nu (Allah'ı) bir başka yol ile bulur.
Bizim
yolumuz ise dosdoğru yakîn, fakr ve fenâ yoludur.
4. Bir gönülde mâsivâ bulunmazsa, orası Allah'ın evidir.
Orası
ilim ve hikmetle dolu bir bâkîlik yurduna dönüşmüştür.
5. Gönlümüz bir yurttur ki, onu kereminle hoş tut.
Sen
mülkün mâlikisin ve o mülk Senin içindir.
6. Canımız ney gibi kendinden geçmiştir.
Aşkının
nefesiyle doldurduğum bir hevâ olmuştur.
7. Ey Hakkı! Can gözünü açıp âleme bir bak
Ki cihan,
Allah aşkının aynası hâline gelmiştir.
Üçüncü Madde
Kazâya rızânın fazîletini, faydalarını, alâmetlerini ve
kısımlarını bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, rızâ, Allahü Teâlâ'dan bir ni'met istememek ve
dertten kaçıp O'na sığınmaktır. Kazâya rızâsı gerçek olanın, belâya sabrı
güzeldir. Kendi kısmetine râzı olan hiçbir şey için üzülmez. Hakk'ın rızâsını,
kulların rızâsızlığına bakmadan isteyen kimseye zemmedenleri Allahü Teâlâ
döndürüp, onu medh eder. Rızâ ne güzeldir! Beğenmemek ne çirkindir! Bir kimse
ancak teslim ve rızâ ile belâdan emin olur. Kazâya râzı olan cihanın sultanı
olur. Teslim ve rızâ ne güzel huylardır! Kazâya râzı olan Mevlâ'sını bulur.
Teslim gibi İslâm olmaz. Rızâ gibi safâ olmaz. Hakk'tan râzı olmayan rızâsını
nasıl ister? Kazâdan önce bulunan rızâ, rızâya azimdir. Kazâdan sonraki rızâ
ise, rızânın tâ kendisidir. Rızânın haddi, kulun: “Yâ Rabbi! Eğer bana verirsen,
kabul ederim; vermezsen hoşnut olurum. Eğer beni çağırırsan, kabul ederim,”
demesidir. Kendinde şu üç haslet bulunan kimse evliyâ zümresinden sayılmıştır:
Her şeyden Hakk'a firar, her şeyde O'nunla karar, her şeyde O'ndan râzı
olmaktır. Rızâ, ni'metten bulduğun zevki, musibetten de bulmandır. Evliyânın
ahlâkı, kazâya rızâ, üns-i billâh ve muhabbetullahtır. Rızâ sabrın nihayetidir.
Hakk'a râzı olmak her ibâdetten yüksektir. Rızâ, acılık ve tatlılığın eşit
olmasıdır. Rızâ, nefsi Hakk'ın hükümlerine salıvermektir. Hakk'tan râzı olmak ve
halka merhamet etmek evliyâ mertebelerindendir. Rızâ muhabbetin tarlasıdır.
Âriflerden biri münâcaatında: “Yâ Rabbi, Sen, Senin dileğine bana rızâ ver.
Muhakkak ki Sen, dilediğini yapıcısm,” demiştir. Rızâ her amelden efdâldir. Her
güzel huydan güzeldir. Rızâ, Hakk Teâlâ'nın kazâsında adlini bulmak, hükmünde
hikmetini yakînen anlamaktır. Rızâ, Hakk'ın takdîrine itiraz etmemektir. Rızânın
alâmeti, hasta olunca sıhhat; fakir olunca zenginlik ve ni'met arzu etmemektir.
Bir kâmile, falan kimse, “Fakirliği zenginlikten, hastalığı sıhhatten çok
severim,” diyor demişler. Cevabında: “Allahü Teâlâ o kimseye rahmet eylesin ki
öyle söylemiştir. Ama ben derim ki, Allahü Teâlâ'nın, kendisi için olan hüsn-i
ihtiyârına güvenen, Hakk'ın ihtiyârından başka bir şeyi irâde etmeyip, Mevlâ'nın
ihtiyârına teslim olup rızâ makamına kavuşmuştur. Çünkü tevekkül, Hakk Teâlâ'ya
güvenmek ve dayanmaktır. Tefviz, tedbir ve ihtiyârın olmamasıdır. Teslim,
kazânın ahkâmına tâbi olmaktır. Rızâ, Hakk'ın ihtiyârı ile rahat ve sürûr
bulmaktır.” Hakk Teâlâ rızâyı iki kısma ayırmıştır: Biri Kendi'nin kulundan râzı
olması, diğeri kulun Hakk'tan râzı olmasıdır. Kendi rızâsını kulun rızâsından
öne alıp: “Allah onlardan razıdır, onlar da Allah'tan razıdırlar,” buyurmuştur.
Nitekim Hakk Teâlâ, bedenin fiillerinden olan amelleri beyan ederken kulu önce
söylemiş: “Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim,” buyurmuştur. Kalp
amellerinden olan hâlleri beyan ederken Kendi'ni önce söyleyip, “Allah onları
sever, onlar da Allahü Teâlâ'yı severler,” buyurmuştur. Kendisinin kalpleri
değiştirici olduğunu bu öncelikle duyurmuştur. Demek ki, Allah'ın rızâsı kulun
kalbine gelen hâllerdendir. Kulun rızâsı ise çalışıp kazanılan makamlardandır.
Arabi
şiir (tercümedir):
Allah'ı sâhip eyle, insanları at yana,
Muhabbetiyle zevk al.
Sevgi
şifâdır sana.
İşi O'na teslim et,
Râzı ol
kazâsına.
Tevekkül, bedenin kıyâmını Allahü Teâlâ'dan bilmektir. Tefviz, işleri sahibine
verip, O'nun tedbirine güvenmektir. Teslim, Hakk'ın emrine itaat edip, tabiatına
tatlı gelmeyen işlerde bile O'na uyup râzı olmaktır.
Nazm:
1. Bir safâ fevt olsa senden, olma hiç endûhkîn,
Kim sana ol başka sûretten gelir hem bil yakîn.
2. Ol
safâ bir hamr-ı ma'nâdır ki her nakşa gelir,
Kalb o ma'nâdan bulur hoşluk koy olsun zarf-ı tîn.
3. Şîr ü
dâye sûretinden tıfla gelmiştir safâ.
Gitse şîr ol tîn zevkine bedeldir engübîn.
4. Geh su
nakşından gelir geh ekmek ü etten o zevk,
Ol sıfatın perdesidir dilber ü zer, esb ü zîn.
5. Ol
safâ bu perdelersiz gönlüne hoşluk verir,
Mâsivâ mahv olsa dilden gitse eflâk ü zemin.
6. Cism
uyurken can çıkar ondan cihân-ı berzaha,
Cism olur ma'zûl ü âtıl, başka sûrettir mübîn.
7. Düşte
gördüm kendimi dersin misâl-i serv-i nâz,
Vec'himi misl-i gülistan, cismimi çün yasemin.
8. Sûret-i
servi koyup can hem gelir bu sûrete,
İnne fî hâze't-tasavvur ibreten li'l-âlemîn.
9. Besdir
ey Hakkı, emîn-i sırr-ı Hakk ol tâ müdâm,
Rûhuna zevk ü safâ bahş ede ol Ni'me'l-Muîn.
1. Kaçırdığın bir dünya zevki için hiç üzüntü çekme.
Bil ki o
sana başka bir sûrette Allah tarafından gelir.
2. Bu
zevk bir mânâ içkisidir ki, her şekle bürünebilir.
Vücûdunun
dışı toprak olsa da gönül o mânâdan güzellik bulur.
3. O
esenlik süt ve dadıdan dolayı çocuğa erişir.
Eğer süt
olmazsa çocuğun esenliği bal ile gelir.
4. O zevk
bazen su şeklinden, bazen da ekmek veya etten gelir.
Dilber,
altın, at ve eyer o sıfatın perdeleridir.
5. O safâ
bu perdeler olmadan gönle safâ verir.
Bunun
için Allah'tan gayrıyı gönülden yok etmek ve gökler ile yerleri oradan çıkarmak
gerekir.
6.
Canımız ney gibi kendinden geçmiştir.
Aşkının
nefesiyle doldurduğum bir hevâ olmuştur.
7. Ey
Hakkı! Can gözünü açıp âleme bir bak ki cihan,
Allah
aşkının aynası hâline gelmiştir.
Dördüncü Madde
Kazâya rızânın tesir ve faydalarını bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, kulun kalbini Allahü Teâlâ'nın huzurundan
meşgul eden dört ârızdan dördüncüsü olan kazâdır. Bunun kifâyeti ancak rızâ ile
bulunmuştur. Nitekim yukarıda işaret edilmiştir. Kazâya râzı olmak iki şey için
lâzım bilinmiştir: Birincisi: İbâdet etmek ve Hakk'ın huzuruna kavuşmak içindir.
Zira sen kazâya râzı olmazsan, kalbin dâimâ gamlı ve hâtırın meşgul olup, hep
hayrette kalırsın. Niçin böyle oldu, niçin şöyle olmadı diye mükedder olursun.
Bir gönül böyle düşüncelerle ve üzüntülerle meşgul olunca ibâdet ve huzûr için
nasıl boş ve hâzır olabilir. Zira senin bir tek kalbin vardır. O da geçmiş ve
gelecek işleri düşünmeye dardır. Böylece onda huzûr ve ünse bir yer kalmayıp
mârifet ve muhabbetten mahrum olmuştur. Nitekim bir kâmil bu hikmeti bilmiş, bu
inciyi delmiştir: “Geçmişte olanların hasreti inkisâra uğratır; gelecekte
olacakların tedbir ve gözetilmesi, bulunduğun saatin bereket ve rahatını
kaldırır.” İkincisi: Kazâya rızâsızlıkta olan tehlike Rabb'in gazabıdır. Zira
rivayet olundu ki, peygamberlerden (aleyhimüsselâm) birisi, kendine isabet eden
zararların birinden Mevlâ'ya şikâyet eylediğinde, Allahü Teâlâ ona: “Benden
şikâyet mi ediyorsun? Kimden kime ne diyorsun? Benden hayâ etmez misin? Benim
kötüleme ve şikâyet sahiplerini sevmediğimi bilmez misin? Benim ilmimde senin
salâhın ancak sende meydana gelenlerdir. O hâlde niçin senin hakkında olan
kazâma râzı olmazsın! Yoksa senin için âlemi değiştirmemi mi istersin? Yahut
şahsî arzun için Levh-i Mahfûz'u mu değiştireyim? Sonra kendi muradım üzere
tedbir ve hüküm etmeyip senin muradın üzere mi edeyim? Benim sevdiğim değil,
senin sevdiğin mi olsun? Senin mi her isteğin yapılsın? Eğer bu bozuk düşünce
bir daha gönlünden geçerse, izzet ve celâlim hakkı için senden peygamberlik
makamını alırım ve seni Cehenneme atıp acımam,” buyurdu. İşte akıllı olan bu
kıssadan çok hisse alır. Zira Hakk Teâlâ enbiyâ ve asfiyâsına böyle buyururken,
diğerlerine nasıl muamele eder? Bu bozuk düşünce senin kalbinde bir daha hareket
ederse, Allahü Teâlâ'nın kelâmını bir kere düşün! Kalbinden geçen bir düşünceye
muamelesi böyle iken, öyle ihsan ve kerem sahibi Rabb'inden, insanların arasında
rızâsızlık ve şikâyette bulunanın hâli ne olur? Bu korkunç muamele, kazâya bir
defa rızâ göstermeyen için olunca, ömrü boyunca kazâya rızâ göstermeyenlerin
hâli nasıl olur? Bu azarlama, kendine şikâyet eden kuluna olunca, ya Hakk'tan
kuluna şikâyet edenlerin hâline ne denir? Nefislerimizin kötülüğünden,
amellerimizin günahından ve edebsizliklerimizden Allahü Teâlâ'ya sığınırız. Yâ
Rabbi, bizi kazâna râzı, belâlarına sabırlı, ni'metlerine şükür edici, Senden
başkasından kaçıcı, gece ve gündüz Seninle beraber olan kullarından eyle! Ey
yardımcı ve ey ayıpları örtücü Rabb'im, bu duâyı kabul eyle! Demek ki rızâ,
rızâsızlığı terk etmektir. Rızâsızlık ise Hakk Teâlâ'nın kazâsından başkasını,
iyiliği ve kötülüğü iyice bilinmeyen işlerde, kişinin kendisi için iyi ve evlâ
olanı tâyin etmesidir. Kötülük ve günah, kazâ ve kaderle değil midir? Böyle
olunca, kulun kötülüğe rızâsı nasıl olur dersen, cevabında deriz ki: Rızâ yalnız
kazâya lâzımdır. Kazâ ise şer ve kötülük değildir. Şer olan ancak makzîdir (kazânın
sonucudur). Bundan anlaşılıyor ki, kazâya rızâ kötülüğe rızâ sayılmaz.
Arabi
şiir (tercümedir):
Rabb'im geçmişte bize hep iyilik eyledi,
Gelecekte de yapar; ben böyle inanmışım.
Üç şey rızânın alâmetlerindendir: Kazâdan önce ihtiyârı terk etmek; kazâ
geldikten sonra acı ve elem bulunmamak; belâ içinde muhabbet bulunmaktır. Çünkü
sevgilinin her hâli ve hareketi, sevenin yanında sevgili ve kıymetlidir.
Beyt
(tercümedir):
Leylâ sevdiğim için isterse bana kıymak,
İsteğine merhaba derim; yok bunda korkmak.
Mesnevi
(tercümedir):
Ey bu dar dünyayı edinen bisat,
Kalmıştır boynunda elem ve neşât.
Bazen
devr-i felek hoşuna gitmez,
Bazen kızar, incinirsin hiç bitmez.
Acıyı
kalbine sen tatlı eyle.
Onu da leziz ni'metler gibi ye.
Kazâ
okunun ucunu canına vur,
Saçı alna döküp deme yolcudur.
Elemleri
kaldıran makamdır rızâ.
İkrâm hazinesi anahtarıdır rızâ.
Düğüm
düğüm olmuş işi cihânın,
Hepsi de senin gizli arzuların.
Akılsızlık etme, düğüm vurursun,
Arzulardan kopunca kavuşursun.
Arzularından kurtulan insan,
Nâmurâd olmaz inan hiçbir zaman.
Bu dar
kafes içre isteği olmaz.
Hakk'ın isteğinden başka aramaz.
Onun
kalbi her şeyden rahat olur.
Kalbinde elem, gam pek az bulunur.
Tam
kulluk içinde hep hür yaşar o,
Yüz elem, gam içinde özgür yaşar o.
Hiçbir
meşguliyet onu örtemez.
Acıya hiç yüzünü ekşitemez.
Bahilliği
ayn-ı cömertlik görür,
Yaralar içinde o rahat durur.
Ondan
gelen her belâ ve her elem,
Hepsinde yek-be-yek rızâ mukaddem.
Riyâzet
ehline ey rızâ veren,
Riyâzetten hep rızânı düşünen.
Ey
uyanıkların himmet kıblesi,
İsteyene muradın vericisi.
Kazâna
râzı olan kalb isterim,
Hüsn-i riyâzet bahçesin isterim.
Cennet
bağı gülü rızâm olmadan,
Sînemizde Cehennem olur nârdan.
Kulun
Câmi ki hep rızânı arar,
Havf ü recâ arasında bî-karar.
Havf ü
recâ eteğinden onu çek,
Rızâ sofrasına oturt ölecek.
Muhabbet
şarabın ihsân et ona.
İçsin ve mest olsun, ersin rızâna.
Beşinci Madde
Rızânın fayda ve hünerlerini ve rızâsızlığın çeşitli zararlarını
bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, kazâya rızâyı elde etmek için iki esası
düşünmek lâzımdır: Birincisi: Rızânın hâlde ve ileride olacak faydalarıdır.
Hâldeki faydası, faydasız üzüntülerden gönlün kurtulmasıdır. Onun için bir kâmil
der ki, kazâ ve kader hak olunca ihtimam ve korkmak yersizdir. Resûlullah (sallallahü
aleyhi ve sellem) İbni Mes'ûd Hazretlerine buyurdu ki: “Çok düşünme, üzülme,
kaderde olan olur, olmayan olmaz.” Bu kelâm-ı nebevî çok faydalı ve hikmetli
olup, kelimesi az, mânâsı pek çoktur. Geleceğe ait faydası, Hakk Teâlâ'nın çok
sevap vermesi ve güzel rızâsıdır. Nitekim Hakk Teâlâ: “Allah onlardan râzıdır,
onlar da Allahü Teâlâ'dan razıdırlar,” buyurmuştur. Hâlbuki kazâya rızâsızlık
hâlinin gamlı, üzüntülü ve kasvetli olması vardır ve faydasızdır. Geleceğinin
ise günahlı ve azaplı olması vardır. Zira kazâ bir emr-i nâfiz olup rızâsızlık
ve üzüntü ile geri gitmez. Akıllı olan Hakk'ın rızâsı ile olan gönül
rahatlığına, günah ile olan faydasız üzüntüyü tercih etmez. İkincisi:
Rızâsızlığın aslı büyük tehlikedir. Allahü Teâlâ, Nisâ sûresi altmış beşinci
âyetinde: “Rabb'inin hakkı için, aralarında ayrıldıkları şeyde sana
hükmettirmedikçe ve o hükümden kendilerine güçlük ve şüphe bulmadıkça iman etmiş
olmazlar ve sana tam teslimiyetle uymazlar,” buyurarak düşünen kullarına yardım
eder. Allahü Teâlâ Resûlünün kazâsına (hükmüne) râzı olmayan kullardan ve
hükümde nefsi için zorluk bulanlardan imanı kaldırınca, ya Kendi kazâsına râzı
olmayanların hâlleri nasıl olur? Ayrıca Allahü Teâlâ buyurdu ki: “Kazâma râzı
olmayan, belâma sabretmeyen, ni'metlerime şükretmeyen kendine başka Rab bulsun.”
O hâlde, Allahü Teâlâ'dan gafil olanlar için bu büyük tehdit, korkunç vaîddir.
Bir kâmil der ki: Rabbü'l-Âlemîn'in şânı, hükmetmektir. Kulun hâli râzı
olmaktır. Rab hükmedip, kul O'ndan râzı olmazsa, ne Rablık ne de kulluk kalmış
olur. Bu iki esası düşünürsen kazâya râzı olursun. Kısaca diyelim ki, her hâlde
sana lâzım olan yalnız Allahü Teâlâ'ya tam güvenip, her işini O'na ısmarlayıp
belâlarına katlanmaktır. Her emrine uyup her yaptığından râzı olmaktır. Yakînen
bilmelisin ki, Hakk Teâlâ ezelde, senin için her ne kazâ eylemişse, muhakkak ki
senin iyiliğin ondadır. Çünkü O, kendi kullarına Vedûd, Raûf ve Rahîm'dir. O
hâlde meveddet, muhabbet sahibi Mevlâ'dan ancak şefkat ve merhamet meydana
gelir. Nerede kaldı ki, hadîs-i şerîfte: “Hakk Teâlâ'nın kazâsına râzı olan
ebedî saadete kavuşur,” gelmiştir. Demek ki, dünyada bir meşakkatle
karşılaşırsan, Vedûd olan Rabb'in re'fet ve rahmetini hatırlamalısın. Çünkü O
seni böyle sıkıntı içinde bırakmayıp, tedbirini ihsan eder. Bugün başına gelen
hâllerin tümü ezelde senin için takdir olunandır. Hâlbuki Hakk Teâlâ'nın takdîri
tebdil olmaz, değişmez. O kullarıyladır, hiç ayrılmaz. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de:
“Nerede olursanız, O sizinledir,” buyurmuş, her hâlimizde bizimle olduğunu
duyurmuştur. O hâlde bu beraberlikten haberi olan belâdan ne kayırmıştır?
Fârisi
Mesnevi (tercümedir):
Binlerce tuzak bulunca ayakta,
Sen benle olunca gam yok bunlarda.
Her gece
beden damından ruhları,
Geçirir, değiştirirsin levhaları.
Her gece
bu kafesten ruhlar gider,
Onlar hâkim ve mahkûm değildirler.
Çıkar
gider bîhaber zindancıdan,
Ayrılır da sultanın sarayından.
Ne gam ne
endişe ne fayda ne zarar,
Ne filân düşünür ne falan arar.
Ârif hâli
uykusuz da böyledir.
Uyuşa da hiç değişmez öyledir.
Can
atından kuşamları çıkarır,
“Uyku ölümün kardeşi,”ne varır.
Evliyâya
şeker gibidir ecel,
Ölüm sarhoşluğuna atmazlar el.
Tenin
mevti acı gelmez onlara,
Çün kuyudan çıkarlar dışarıya.
Böyle
rüyâ görmek ne güzel olur,
Görülmemiş ölüm Cenneti bulur.
Biri der
ki, güzel olurdu cihân,
Şu ölüm ayağı kalksa aradan.
Diğeri de
der ki, ölüm olmasa,
Yaşamak arzusu hiç azalmazdı.
Yoksa sen
ölmeyi hayat mı sandın?
Tohumu bir çorak toprağa attın.
Ölüme
üzülen bir ölü yoktur.
Onun hasreti ömrün kısalığıdır.
Altıncı Madde
Bildirilen dört asıl hakkında topluca bilgi verir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Eğer iyice anladıysan ki gerçekten Allahü
Teâlâ rızkını tekeffül etmiştir ve gerçekten her neyi murad ederse onu dilediği
gibi yapmaya kaadirdir ve gerçekten senin ihtiyaç ve hâllerini her an bilmekte
ve görmektedir; öyleyse O'nun va'dinin doğruluğuna itimat edersen O'nunla sükûn
bulup, kalben mutmain olursun. Her sebebi, sebepleri yaratansız, faydasız
addedersin. Zira yemeği ve suyu sana yediren ve içirenin Hakk Teâlâ olduğunu
bilirsin. Sonra onlardan sana tad ve lezzet verenin ve onları suhuletle
hazmettiren, sana sıhhat bahşeden, kuvvet ve faydalarını bedenin uzuvlarına
eriştiren, ağırlık ve zararlarından cismini kurtarıp canını rahat ettirenin Hakk
Teâlâ olduğunu tecrübe ile anlarsın. Hâlbuki Hakk Teâlâ dilese, yemek ve su
olmadan, kendi inâyetiyle seni doyurur. Lezzet ve kuvvet verir. Vücûdun kuvvet
ve bekâ bulur. Her iş Allahü Teâlâ'nın murâdı üzere meydana geldiğine göre,
O'ndan başkasına güvenmemek ve ancak O'na tevekkül etmek lâzım olur. Aynı
şekilde sen işlerinin yürütülmesini yerin ve göğün müdebbirine teslim edersen,
bilgi, düşünce ve görüşünün ulaşamadığı her şeyden gönül huzuru içinde olursun.
Acaba yarın filân iş olur mu, olmaz mı? Olursa nasıl olur? demek gibi ihtimal ve
şüphelerden kurtulursun. İşleri düşünmek ve düzenlemekte kalbin meşguliyeti,
nefsin zorlanması ve vaktin boşa harcanması olduğunu bilirsin. Zira çok kere
aklına gelmeyen işler bir anda meydana gelip, önceki tedbir ve düşünceni takdîr-i
hakîm olan kazâ ve kader değiştirir. O hâlde kıymetli ömrün boş hayâller ile
zayi olur.
Beyt
(tercümedir):
Allah'ın takdîri ve hükmü daha öncedir,
Öyleyse kalbini, belki ve ümitten ayır.
Nefsine dersin ki: Ey nefsim! Bize gelen ancak Allahü Teâlâ'nın takdîr
ettiğidir, O bizim sahibimizdir, bize yetişir, O ne güzel vekildir. Bize inâyet
eyler. Zira O öyle Kaadir'dir ki, kudretinin sonu olmaz. Bir Hakîm'dir ki,
hikmeti hesaba gelmez. Bir Rahîm'dir ki, rahmetinin nihâyeti bulunmaz. Hâlbuki
bu sıfatlarla muttasıf olan Zât-ı Pâk'e tevekkül ve itimat en güzel şey ve en
faydalı, en uygun iştir. Tedbir ve tedariki terk edip her işi O'na ısmarlamak ve
teslim etmek çok önemli ve elzemdir. Bunun gibi, eğer sana bir musibet isabet
eder veya bir kötülük gelirse, o zaman nefsine sahip olup kalbini zabt u rabt
altına alabildiysen, muhakkak feryad ve figandan kurtulursun. Şüphe ve
şikâyetten selâmet bulursun. Bilhassa musibetin geliş anında sabır ve sebat ile
dayanırsın. Hâlbuki belânın geldiği an sabretmek çok zordur. Bunu tecrübe ile
görürsün. O zaman ona dersin ki: Ey nefsim! Bu sadme elbette Hakk Teâlâ'dan
gelen bir oktur. Tedbir ve hile ile bunun giderilmesine bir çare yoktur. Öyleyse
buna katlanıp râzı ol ki Allahü Teâlâ'nın gayb hazinelerinde belâ çeşitleri
yoktur, de. Bundan büyük belâları kaldırdığını bilirsin. Bu musibet bir kara
bulut gibidir. Yakında açılır. Güneş çıkar, muradına kavuşursun. Buna sabır ü
tahammül eyle. Bunun için çok sevap, büyük kurtuluş bulursun. Nitekim Kur'ân-ı
Kerîm'de Hakk Teâlâ: “Allahü Teâlâ her zorluktan sonra kolaylık yaratır,”
buyurmuş, güzel sabırdan sonra çok ecir olduğunu duyurmuştur. O hâlde sabır ve
tahammül eyle ki Rabb'inin bediî sanatlarından acîb ve garîblikler göresin.
Bunun gibi, kalbinde kazâya yer verip tatlı ve acısından aynı şekilde râzı
olursan, hâlini ve sırlarını bilmediğin işlerinde Hakk Teâlâ senin için ne
yaparsa, onu kendin için uygun ve iyi bulursun. Meydana gelen ahkâmından çok
lezzetler ve zevkler alırsın ve kendi nefsine dersin ki: Ey nefsim! Elbette
ezelde takdir olunan vaktinde meydana gelir. Ey Allah'ın yaptığına râzı olmayan,
bunda ne fayda bulursun? Allahü Teâlâ'yı kendime Rab olarak beğendim deyip,
kazâsına niçin râzı olmazsın? Yoksa kazânın rubûbiyet şânından olduğunu bilmez
misin? O hâlde rızâsızlığı bırakıp her kazâsına râzı olmadıkça, O'nun rızâ ve
muhabbetini bulamazsın. Eğer Hakk Teâlâ sana bir müddet dünyalık vermezse,
dersin ki: Ey nefsim! O senin her hâlini senden daha iyi bilir. Sana herkesten
cömert ve acıyıcıdır. O Rabbü'l-Erbâb ve Rezzâk-ı Âlem'dir. Köpeği hasisliği
ile, kâfiri düşmanlığı ile terbiye eden Kerîm'in katında kendini bilen ve
muvahhid olan kulu bir ekmek veya bir gümüş etmez mi? Lâkin iyi bil ki Allahü
Teâlâ senden dünyayı men'etmemiştir. Senin faydan için tutmuştur. O hâlde belâ
iyidir. Çünkü yapan O'dur. Eğer bu anlatılanları, tekrar tekrar söylenenleri
aklında tutarsan, dört asıl olan tevekkül, tefviz, sabır ve rızânın hepsinde
kuvvetli olursun. Bildirilen engeller de gönülden silinir. Böylece ibâdet ve
huzur lezzetini bulursun. Mârifet ve muhabbet devletine kavuşursun. Allahü
Teâlâ'nın katında tevekkül, tefviz, sabır ve rızâ ehlinin zümresinden
sayılırsın. Dünyada cisim ve canın selâmet ve rahat bulup, öbür dünyada kadr-i
celîl ile mak'ad-ı sıdka varıp, her iki dünya saadetini kendinde bulundurursun.
I
Hakk
şerleri hayır eyler,
Zannetme ki gayr eyler.
Ârif ânı seyr eyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
II
Sen
Hakk'a tevekkül kıl,
Tefviz et ve rahat bul.
Sabret ve râzı ol,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
III
Kalbini
O'na berk eyle,
Takdîrini derk eyle.
Tedbîrini terk eyle,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
IV
Hallâk-ı
Rahîm oldur,
Rezzâk-ı Kerîm oldur.
Fe'âl-i Hakîm oldur,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
V
Bil Hâdî-i
Hâcât'ı,
Kıl O'na münâcâtı.
Terk eyle murâdâtı,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
VI
Bir işi
murad etme,
Olduysa inâd etme.
Hakk'tandır o, reddetme,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
VII
Hakk'ın
olacak işler,
Boştur gam ü teşvîşler.
Ol hikmetini işler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
VIII
Hep
işleri fâiktir,
Birbirine lâyıktır.
Neylerse muvafıktır,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
IX
Dilden
gamı def' eyle,
Rabb'inle huzûr eyle.
Tefvîz-i umûr eyle,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
X
Sen adli
zulüm sanma,
Teslim ol, oda yanma.
Sabret, sakın usanma,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XI
Deme şu
niçin şöyle,
Yerincedir ol öyle.
Bak sonuna sabret,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XII
Hiç
kimseye hor bakma,
İncitme, gönül yıkma.
Sen nefsine yan çıkma,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XIII
Mü'min
işi cenk olmaz,
Âkil huyu cenk olmaz.
Ârif dili teng olmaz,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XIV
Hoş sabr-ı
cemîlimdir,
Takdîr-i kefîlimdir.
Allah ki vekîlimdir,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XV
Her dilde
O'nun âdı,
Her canda O'nun yâdı.
Her kula O'nun imdâdı,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XVI
Nâçâr
kalacak yerde,
Nâgâh açar ol perde.
Derman eder ol derde,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XVII
Her
kuluna her ânda,
Geh kahr ü geh ihsânda.
Her ânda O bir şânda,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XVIII
Geh Mu'tî
ü geh Mâni',
Geh Dârr ü geh Nâfi'.
Geh Hâfıd ü geh Râfi',
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XIX
Geh
abdini eder ârif,
Geh eymen ü geh hâif.
Her kalbi O'dur sârif,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XX
Geh
kalbini boş eyler,
Geh hulkunu hoş eyler.
Geh aşkına dûş eyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXI
Geh sâde
vü gâh rengîn,
Geh tab'ını eder sengîn.
Geh hurrem ü geh gamgîn,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXII
Az ye, az
uyu, az iç,
Ten mezbelesinden geç.
Dil gülşenine gel göç,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXIII
Bu nâs
ile yorulma,
Nefsinle dahi kalma.
Kalbinden ırağ olma,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXIV
Geçmişle
geri kalma,
Geleceğe hem dalma.
Hâl ile dahi kalma,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXV
Her dem
O'nu zikreyle,
Zeyrekliği koy şöyle.
Hayrân-ı Hakk ol söyle,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXVI
Gel
hayrete dal bir yol,
Kendini unut, O'nu bul.
Koy gafleti, hâzır ol,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXVII
Her sözde
nasîhat var,
Her nesnede ziynet var.
Her işte ganîmet var,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXVIII
Hep remz
ü işârettir,
Hep gamz ü beşârettir.
Hep ayn-ı inâyettir,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXIX
Her
söyleyeni dinle,
Ol söyleteni anla.
Hoş eyle kabul canla,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXX
Bil
elsine-i halkı,
Aklâm-ı Hakk ey Hakkı,
Öğren
edeb ü hulkı.
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
XXXI
Vallahi
güzel etmiş,
Billâhi güzel etmiş.
Tallahi güzel etmiş,
Allah görelim netmiş.
| |