|
DÖRDÜNCÜ
FASIL
Evliyâ-yı
kirâmın fazilet ve bereketlerini, âdetlerini, târiflerini, vecd ve hâllerini,
alâmet, hareket, hareketsizlik, mertebe ve kerâmetlerini, müşâhade ve
makamlarının nihâyetini dokuz nevi' ile beyân eder.
Birinci Madde
Evliyâ-yı kirâmın
fazilet ve bereketlerini Kur'ân-ı Kerim ve hadîs-i şerîfler ile bildirmektedir.
Ey aziz! Allahü Teâlâ kullarına inâyetle Kendi evliyasını târif edip,
muhabbetini duyurur. Nitekim Bakara sûresi iki yüz elli yedinci âyetinde: «Mü'minlerin
din ve en yakın velîleri (sevdikleri) Allahü Teâlâ'dır. Onları karanlıklarından,
hidâyet aydınlığına çıkarır». Yûnus sûresi altmış ikinci âyetinde: «Biliniz ki,
Allahü Teâlâ'nın velîlerine, sevgili kullarına korku ve üzüntü yoktur», Enfâl
sûresi otuz dördüncü âyetinde: «Onun sevdiği kullar, şirketten sakınan
mü'minlerdir», «Allahü Teâlâ muttakîleri sever», «Allahü Teâlâ mü'minleri
sever». Şûrâ sûresi dokuzuncu âyetinde: «Dost ve yardımcı, yalnız Allahü
Teâlâ'dır», Yûsuf sûresi yüz birinci âyetinde: «Yâ Rabbi, dünyada ve âhirette
Sen benim yardımcımsın. İşlerimi yürüten Sensin. Sana teslim ve tevhidde sebatım
olduğu hâlde beni vefat ettir ve sâlihlere ilhak eyle», Furkan sûresi altmış
üçüncü âyetinde: «Allahü Teâlâ'nın makbul kulları, yeryüzünde sekîne ve vekar
ile yürüyen ve câhiller onlara, edeb dışı hitâb ettiklerinde, sert söylemeyip,
yumuşak sözlerle günahdan sâlim olanlardır», Furkan sûresi altmış dördüncü
âyetinde: «Onlar, Rab'leri için secde ve kıyâmla (yani namazla) geceyi
geçirirler», Nûr sûresi otuz yedinci âyetinde: «Allahü Teâlâ'nın öyle kulları
vardır ki, alışveriş onları Allahü Teâlâ'yı hatırlamaktan alıkoymaz», buyuruyor.
Allahü Teâlâ hadîs-i kudsîlerde buyurdu ki: «Veli kulumun dilediğini yaparım. O
Bana tutunur, Benimle hükmeder. Eğer Benden dünyanın zevâlini (yok olmasını)
istese, onun için dünyayı yok ederim. Çok sevdiğime keramet veririm». «Benim
evliyâm, Benim kubbelerimin, örtülerimin altındadır. Benden başkası onları
tanımaz». Hazret-i Dâvud aleyhisselâma vahy gönderdi ki: «Ey Dâvud, Benim
muhabbetime meyleden evliyâ kullarıma de ki: Onlarla aramızda olan perdeleri Ben
lütfumla kaldırırım, Beni basiretle görürler. Benim tarafımdan onlara lütf ve
genişlik eriştiği hâlde, insanın kin ve kızgınlığı, onlara asla teessür etmez,
asla keder vermez. Ey Dâvud! Beni sevdiğini söylüyorsan, önce kalbinden, dünya
sevgisini çıkar. Zira Benim sevgim ile dünya sevgisi bir kalpte birlikte
bulunmaz. Ey Dâvud! Önce sen Benim sevgimi kalbinde hâlis ve kuvvetli yaparsan,
her şeyde Benim kudret ve hikmetimi görürsen, dünya ve dünya ehli ile bir arada
bulunsan da, sevgim azalmaz, sana bir zarar gelmez. Ey Dâvud! Beni seviyorsan,
nefsine düşman olup, onu şehvetlerinden meneyle. Böylece sana muhabbetle nazar
edip, aramızda olan perdeleri kaldırırım. Ey Dâvud! Yeryüzünde nice evliyâ
kullarım vardır. Onlar Benim dostlarımdır. Ben de onların dostuyum. Onlar Bana
müştaktır. Ben de onlara müştakım. Onlar Beni zikrederler. Ben de onları
zikrederim. Gurbette olanlar vatanlarını arzuladıkları gibi, onlar geceyi
arzulalar. Onlar, geceleyin sürûr içinde olurlar. Akşam olup, karanlık basıp her
dost, ancak kendi dostuyla yalnız kalınca, onlar Benim için kıyâmda durup,
boyunlarını büküp, yüzlerini açıp, yalvararak münacât edip, nimet ve ihsânımı
isterler. Onlar bazen oturur, bazen rükû ve bazen secdede olurlar. Sevgimden
başka Benden bir şey istemeyip, rızâ yolunda giderler. Ben de onlara, çok
sevdiğim için üç şey veririm: Birincisi, kalplerine ihsân ettiğim, indirdiğim
bir nurdur. Hep konuşsalar, onunla Benden haber verirler. İkincisi, Ben onlara
zât ve sıfatımla teveccüh ederim. Hiç bilir misin ki, Ben teveccüh eylediğim
dostuma, neler ihsân eylerim ve o nice devletlere erişir. Üçüncüsü, öyle bir
ikrâmdır ki, onu ancak Ben bilirim bir de o kulum bilir. Yerde ve gökte olan
şeyler, o ikramın yanında küçük ve az kalırlar». Habib-i Ekrem (sallallahu
aleyhi ve sellem) meşhur hadîslerinde buyurmuştur ki: «Ümmetimin evliyâsı
göründükleri zaman, Allahü Teâlâ hatırlanır. Zira evliyâullahın yüzünü görmekle
şereflenenin kalbinde Allah fikri bulunur». «Ümmetimde öyle insanlar bulunur ki,
onlar insanlardan ayrılırlar. İnsanlar onlara şaşar. Onlara deli derler.
İnsanlar da onlara deli görünür. Biliniz ki, onlar abdallardır». «Allahü
Teâlâ'nın halkından evliyâsı açlık ve susuzlukta olanlardır. Onlara eziyet
edenden Allahü Teâlâ intikamlarını alır». «Dünya, âhiret ehline haramdır. Âhiret
de, dünya ehline haramdır. İkisi de ehlullaha haramdır. Ehlullah, evliyâ-yı
kirâmdır».
Nazm:
I. Gel
can gözün aç ey püser Kıl evliyâya hoş nazar.
Can misli hep bî-pâ vü ser Dil misli hep zir ü zeber.
II. Bî-kesb
ü kâr olmuş kamu, Zerd ü nizâr olmuş kamu,
Çün mest-i yâr olmuş kamu Onlarda birdir hayr ü şer.
III.
Zerrât-veş dolmuş hevâ Şems onlara olmuş kabâ.
Varlıkları bulmuş fenâ Hurşîde karşı çün kamer.
IV. Hâr
içredirler gül gibi Habs içredirler mül gibi.
Âb ü kil içre dil gibi Leyl içredirler çün seher.
V. Bu
tenleri ervâhdır Ol canları akdâhdır.
Aşk onlara hoş râhdır Kim, bilmediler nef' ü darr.
VI.
HAKKI, eğer cüyendesin Dilden ana pûyendesin,
Aşk ehline gûyendesin Ver Gavs-i Ulvî'den haber.
Tercüme:
I. Ey
oğul! Gel can gözünü aç da evliyaya hoşça bak. Can gibi daima başsız ve ayaksız,
gönül misali de hep altüst...
II.
Herkes kazançsız işsiz olmuş, herkes sararıp solmuş. Herkes sevgiliyle sarhoş
olmuş. Hayır ve şer onlar için birdir.
III.
Zerrecikler gibi heves dolmuş, Güneş de onlara bir giysi olmuş. Varlıkları da
fenâ bulmuş, tıpkı güneş karşısında ay gibi.
IV. Gül
gibi diken içindedirler, içki gibi de testi içindedirler. Su ve toprak içindeki
gönül gibi gece içinde birer seherdirler.
V. Bu
tenleri ruhtur. O canları da kadehlerdir. Aşk onlara ne güzel yoldur ki bu yolda
fayda ve zararı (ayrımını) bilmediler.
VI. Ey
Hakkı! Eğer arayıcı isen, gönülden ona koşmaktasın, aşk ehline konuşmaktasın
artık o yüce Gavs'tan haber ver.
İkinci Madde
Evliyâ-yı kirâmın rüsûm ve âdetlerini ve kalpleri ile seyâhatlerini
bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, halkın kimi dünya, kimi âhiret, kimi de mânâ
ehlidir. İşte dünya ehline âhiret haramdır, ona kavuşamazlar. Âhiret ehline
dünya haramdır. Ona tenezzül etmezler. Mânâ ehline ikisi de haramdır. Hiçbirine
iltifat ve meyl etmezler. Dünya ehlinin tümü tabiat zulmetinde ve beşeriyet
karanlığında kalınca, yüksek âlemi istemekten onlara yeis ve fütur gelmiştir.
Meyl ve irâdetleri, ancak aşağı âleme yönelmiştir. Akıl ve himmetleri dünya
lezzetlerine tutulmakla kalmıştır. Hâlbuki dünya çöplüğe atılmış bir leştir. O
hâlde buna tutulanların emelleri ziyân, amelleri boş olmuştur. Bunlara iki
şiddetli azap vardır. Biri bu hâlden ayrılmak azabı, diğeri ileride yanma
acısıdır.
Nazm:
1. Bu
hâkdân-ı tende bu can müstehân olur
Mısr-ı derûna varsa, Azîz-i cihân olur.
2. Ve
hâkdândan etse firar ol esîr-i hâk
Bî-cism o rûh tâir-i Arş âşiyân olur.
3. Nefs ü
hevâya tâbi' olan kalp olur Cehîm
Aşkın demiyle dolsa dil ü can Cinân olur.
4. Havf ü
hatardan oldu emîn abd-i aşk olan
Âşık hemîşe sâkin-i dâr-ül-emân olur.
5. Fakr ü
fenâdadır ebedî devlet ü bekâ
Varlıkta devlet isteyene çok ziyân olur.
6. Varlık
belâsıdır çekilen derd ü gam hemân
Âşık yok olsa aşk ile hoş kâmurân olur.
7. Ger
cism olursa pir ü zaif olsun ne gam
HAKKI hemîşe aşk ile taze civân olur.
Tercüme:
1. Bu
topraktan bedende bu can düşkün ve hakir olur. İç Mısr'ına varırsa cihanın
Azîz'i olur.
2. O
toprak esiri bu toprak bedenden kurtulsa bile bedensiz olarak o ruh, Arş'a uçan
bir kuş olur.
3. Nefis
ve heveslerine uyan kalp cehennemde olur. Gönül ve can aşkın demiyle dolarsa
cennet bahçeleri oluşur.
4. Aşka
kul olan kişi korku ve tehlikeden emin olur. Âşık ise daima emniyet yurtlarında
oturur.
5. Sonsuz
ikbal ve bekâ fakr u fenâdadır. Varlıkta ikbal isteyene ise çok zarar erişir.
6.
Çekilen dert ve üzüntüler varlık belâsıdır. Âşık aşkta yok olursa ne güzel
kutluluğa erişir.
7. Eğer
cisim ihtiyar ve zayıf olursa bundan ne çıkar. Ey Hakkı! Daima aşk ile gençlik
taze kalır.
Ehli, genel olarak, yüksek derecelere meyl edip arzuları füturda kalmıştır. Zira
Hak Teâlâ kullarını dünyadan Cennet'ine da'vet edip, orayı ikram yeri kılmıştır.
İşte buradakilerin gönülleri yükseklik ve şeref ile meşgul olup, daha yüksek ve
şerefli olandan uzak olmuştur. Bunlar ilerideki yakıcı ateş azabından kurtulmuş
iseler de, bu hâlde kalmakla, ayrılık ateşinde bulunmuşlardır. Hâlbuki muhabbet
ehline, ayrılık ateşi, ateşin yakmasından zor ve şiddetli gelir. Nitekim, «İntizâr
(bekleme) ateşten şiddetlidir» buyurulmuştur.
Beyt:
Yandın yarınki va'deye sen intizâr ile
Nakd al visâl-i yâri ne hâcet bu intizâr.
Tercüme:
Yazık. Yarınki vaatlere gözünü dikmiş, boşuna yanıp yakılmaktadır.
Oysa
sevgilinin kavuşukluğunu bugün peşin al. Bu bekleyiş niye!..
Bunların çoğu, insanlık sebebiyle benlik dâva edip, kibir, ucub ve riya semtine
gidip, nefs-i levvâmesiyle çekişme belâsında kalmıştır.
Nazm:
1. O can
ki, dost firakıyla bî-nevâ düşmüş
O yâr-i gâr-ı vefâdârdan cüdâ düşmüş.
2. Behâ
vü kıymeti çok cevher iken evvelden
Gelip bu âb ü kile, şimdi bî-behâ düşmüş.
3.
Mukarreb-i der ü dergâh-ı Kibriyâ iken ol
Bu dâm-ı kibr ü riyâda kalıp gedâ düşmüş.
4. Bu çâr-mih-i
tabiatle bağlanıp muhkem
Bu şeş cihette o mahbûs ü pür-cefâ düşmüş.
5. Anı
ezel bilen imdi bu hâlde bulsa ne der
Vatandan ayrı bu gurbette hasretâ düşmüş.
6. O
şems-i bâtını bâtınında seyr eden HAKKI
Misâl-i zerre-i serkeşte pür-ziyâ düşmüş.
Tercüme:
1. Dostun
ayrılığı ile mahrum kalan ve o can dostunun vefasından ayrı düşen kişi.
2.
Evvelki kıymet ve değeri çok cevher iken bu toprak ve su ile dolup kıymetini
yitirmiş.
3. Allah
katına yakın iken, kibir ve riya tuzağına düşüp kul köle olmuş.
4. Bu
tabiat çarmıhıyla sımsıkı bağlanıp bu altı yönde hapsolunup cefâlara
uğramış.
5.
Ezelden beri onu bilen birisi şimdi onu bu hâlde görse ne der. Eyvah ki
vatanından ayrılıp bu gurbete düşmüş.
6. Ey
Hakkı! O iç güneşini içinde seyreden kişi başı dönmüş toz taneciği misâli ışık
dolmuş.
Ehl-i mânâ tabiat âlemi hapsinden çıkıp, beşeriyet âlemi yuvasından uçmuşlardır.
Onlarda kendi resimlerinden bir şey kalmayıp, varlıklarından kalmayıp
geçmişlerdir. Herkesi gayb edip, Hakk'ın huzuruna gelmişlerdir. İki dünyayı,
isteyenlerine verip, sahibine bırakıp Ehlullah olmuşlardır. Onlar Cennet ve
Cehennem'i unutup, ancak O'nun için, O'na ibâdet kılmışlardır. Zira O'nunla iki
âlemi Cennet ve O'nsuz Cehennem bulmuşlardır. İşte yalnız O'nu isteyip, her
nimet O'nu bilmişlerdir. O'nun mârifeti şarabıyla dâimî mest olmuşlardır.
Muhabbet zülâli ile dolmuşlardır. Hep O'nunla kalmışlardır. Avama âhirette
verilmesi va'd olunanlar, onlara dünyada verilmiştir. Başkalarına gayb olanlar,
onlara bildirilmiştir. Bedenleri bir yerde iken, gönülleri doğu ve batıyı gezip,
Arş ve Kürsî'yi dolaşmıştır. Bedenleri ile yükselmezlerse de, ruhları mi'râca
gider. Hak Teâlâ'yı göz ile görmeseler de, esrar ile müşâhede ederler. Âlemde
herkesle ne muamele ederlerse, yalnız Allah rızâsı için ederler. Kendilerine
tâbi' ve teslim olan ahbâbı Hakk'ın huzûruna kavuştururlar. O hâlde onları
sevenlere, onlara yaklaşanlara, sözlerine uyup, izlerinden gidenlere ve onların
irşadı ile Mevlâ'sına kavuşanlara müjdeler olsun.
Nazm:
1. Gönül
alsa bu yûyu andan
Ana dü
cihan görünmez.
2. Yüzünü
görürse candan
Dahi cism
ü can görünmez.
3. Ol
gönle sâkî olsa cânân
Ol olur
gül ü gülistan,
4. Çün
olur riyâz-ı Rahman
Ana
hâkidân görünmez.
5. O ki
mülk-i cismi yıkmış
O gulû-yı
nefsi sıkmış,
6. Dahî
Arş-ı cana çıkmış
Ana
nerdübân görünmez.
7. Yemm-i
nutkun ebri candır
Bu lisân
çü nâvedândır.
8. Gönül
ehl-i bahriyândır
Gam ü
nâvedân görünmez.
9. Yürü
sen bu levh-i dilden
Ol ulûm-ı
aşkı öğren.
10. Gönle
dolsa hikmet andan
Kalem ü
lisân görünmez.
11. Bulan
anı dilde HAKKI
Gözetir
rızâ-yı Hakk'ı.
12. Bu
cihanı koy bu halkı
Ki bu
câvidân oldu, görünmez.
Tercüme:
1. Gönül
kokuyu O'ndan alsa, ona iki cihan görünmez.
2. Ta
candan yüzünü görürse, beden ve canı görünmez.
3. Ey
sâkî! Sevgili gönülde olursa, gönül gül ve gül bahçesine döner.
4. O
gönül, Allah'ın bahçesine döner de bu toprak dünyayı görmez.
5. Beden
mülkünü yıkan ve nefsinin boğazını sıkmış olan,
6. Can
arşına çıkmıştır da ortada merdiven yoktur.
7. Söz
denizinin bulutu candır. Bu dil ise bir oluktur.
8. Gönül
ehli denizcidir, gam ve oluk görünmez.
9. Yürü
sen, bu gönül sayfasından o aşk ilmini okuyup öğren.
10. Gönle
ondan hikmet dolsa kalem ve dil de görünmez.
11. Ey
Hakkı! Onu gönlünde bulan artık Hakk'ın rızasını gözetir.
12. Bu
cihanı ve bu halkı bırakır. Çünkü o ebedi olmuştur, artık görünmez.
Üçüncü Madde
Evliyâ-yı kirâmın had ve târifini, vecd ve hâllerini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Veli, fiilleri muvafakat üzere olandır. Veli,
dünyadan uzak ve Mevlâ'ya yakın olur. Velî, mâsivâdan kurtulup, bütün varlığı
ile Allahü Teâlâ'ya bağlanır. Veli, kalbiyle Allahü Teâlâ'ya döner. Veli'nin
gizli ve âşikâr her hâli Allahü Teâlâ ile olur. Veli dünya devletinin ne ele
geçmesine sevinir, ne de geçmemesine üzülür. Ona göre gümüş ve altın, toprak ve
taştan aşağıdır. Veliyyullah, yeryüzünde kimsesizdir. Onun enîsi Rabb'i olup,
ona kâfidir. Onun kendi nefsinde ihtiyarı olmaz, Hak'tan başkasıyla bulunmaz.
Kalbinin dışında bir işi kalmaz. Ölümden kaçınmaz.
Nazm:
1. Anın ki, derûnunda zevk ü tarâbı vardır
Dil babını beklerse anın sebebi vardır.
2. Dil
babını şeb bekler tâ kim gele dildâr
Geldikte hudû' eyler rûhun edebi vardır.
3. Ârif
ki kamu şeyden kendi yüzünü gördü
Sâhib-nazar olmuştur, şîrin lâkabı vardır.
4. Ol can
ki cüdâ olmuş, cûyân-ı Hüdâ olmuş
Aşkına fedâ olmuş meyl-i acebi vardır.
5. Her
kim ki, o âşıktır, aşk içre o sâdıktır
Can verdiği saatte anın tarâbı vardır.
6. Ger
pâyı taşa değse eline girer gevher
Ne gam lebe gelse can kim kand-ı lebi vardır.
7. Ey
HAKKI sükût eyle, remz ile sözün söyle
Kim Cem-i sebük-rûhun çok Bû-Leheb'i vardır.
Tercüme:
1. İçinde zevk ve neşesi olan kişi gönül kapısını bekliyorsa mutlaka bir
nedeni vardır.
2.
Geceler boyu gönül kapısını bekler. Tâ ki sevgili gelsin. Sevgili gelince ise
saygı gösterir, çünkü edebi vardır.
3. Her
şeyde kendi yüzünü gören bilge, 'görüş sahibi' olmuştur ve bu ne güzel bir
lakaptır.
4.
Ayrılığa düşüp de Allah'ı aramaya koyulmuş olan ve aşkına fedâ olan kişinin ne
muhteşem bir eğilimi vardır.
5. Âşık
olan ve aşkında sâdık olan kişinin can verdiği anda bile bir sevinci vardır.
6. Eğer
ayağı taşa çarpsa, eline mücevher ulaşır. Canı ağzına gelse ne çıkar. Çünkü
sevgilinin dudağının şekerine sahiptir (onunla hayat bulur).
7. Ey
Hakkı! Sus ki, sözü remz ile söyle ki tez canlılığın bir de Ebû Leheb'i vardır
(Sakın ha!).
Veli Hak ile halim olur. Hak ile sâbit mukim olur. Deniz gibi cömert, dağ gibi
sâbit, hava gibi mutî, gece gibi örtücü, semâ gibi yüksek himmetli olur.
Aslandan kaçar gibi fitneden kaçıp selâmet bulur. Peygamberlerin mu'cize
göstermelerinin şart olması, insanların onlara uyup kurtulmaları içindir.
Evliyanın kerâmetini saklamasının lâzım olması, insanların onlarla fitneye
düşmemesi ve onların insanlardan saklı, Hak ile mesrûr olup, o huzurda kalmaları
içindir. Velî, dâima hâlini gizleyip, bütün kâinât onun velâyetinden konuşur.
Veli, yeryüzünde, Hak Teâlâ'nın gülü, fesleğenidir. Onu sıddîklar koklar. Onun
kokusu, onların kalplerine varınca, Mevlâ'ya müştâk olurlar. Evliyâullah geline
benzerler. Gelini nâmahrem görmediği gibi, Allahü Teâlâ'nın bu gelinleri de onun
muhteşem örtüsünde duvaklı olup, onları kimse göremez. Suretlerini görseler de,
hakikatlarına herkes eremez.
Nazm:
1. Bu felek cevfinde biz vâfir müşa'şa' ahteriz
Nârız ama cism ile ma'mûre-i hâkisteriz.
2. Misl-i
şemşiriz tabiat-i jenge gark olmuşuz
Taşra gelsek ten gılâfından ser-â-pâ cevheriz.
3.
Cilve-gâh-ı mâverâ-yı çerhtır meydanımız
Bu cihân gayrı cihandır, biz cihân-ı dîğeriz.
4. Cezr ü
meddir bu ki, gâhi bahr ü gâhi katreyiz
Bast u kabz-ı dildir ol kim geh lehb ü geh ahkeriz.
5. Ger
yedi bahr olsa tûfân çün sadef ka'rındayız
Nüh felek hem su kesilse biz rugan ber-seriz.
6. HAKKI
bulmuş gönlümüz çün aşk hamrından safâ
Hüsn için âyineyiz, mir'âta vech-i enveriz.
Tercüme:
1. Bu
felek göğünde biz, çok parlak bir yıldızız. Ateşiz ama, beden ile toprak bir
mamureyiz.
2. Kılıç
gibiyiz, tabiatın pasına gark olmuşuz. Beden kınından sıyrılsak baştan sona
cevher kesilir.
3.
Meydanımız, feleğin ötesindeki cilvegâhtır. Bu cihan başka bir cihandır biz ise
başka cihanız.
4. Bazen
damla bazen deniz olmamız bir med ve cezirdir, gönlün genişlik ve darlığı ise
bazen kül, bazen da köz olduğumuz içindir.
5. Eğer
yedi denizde tûfân kopsa biz sadefin içindeyiz. Dokuz felek su kesilse, biz yağ
gibi daima üstteyiz.
6. Ey
Hakkı! Madem ki gönlümüz aşk şarabından safâ bulmuş, artık güzellik için ayna,
aynaya da parlak bir yüzüz.
Veli, Hak Teâlâ'nın, kendine ait işlerinde muvafakatında, kendinin Hak Teâlâ'ya
uygunluğunu bilir. Dilinden çıkan duâ, ancak kabul vaktinde olur. İşte böyle
uyanık olan veliyyullah, yeryüzünde, Allahü Teâlâ'nın âdil şahididir.
Mü'minlerin kalpleri, gaflet ve gamlar içindedir. Evliyanın kalpleri huzur ve
sürûr içindedir. Düşmanların kalpleri korku ve uzaklık içindedir. Mü'minlerin
azabı, yasakları işlemek iledir. Evliyanın azabı kerametlerinin açığa vurulması
iledir. Evliyâullah, iki dünyadan bir şey istemezler. Hakk'ın huzûrundan bir an
gafil bulunmazlar. Onlara hizmet edenler, muhabbet şaraplarından mahrum
kalmazlar. Evliyâ-yı kirâmın gönlüne girenler, onlara ilhak olup, dünya ve
içindekileri, bir arpa dânesine almazlar.
Nazm:
1. Derûn-ı
matlab-ı her-tâlib oldu matlabımız
Birûn-ı meşreb-i her-şârib oldu meşrebimiz.
2. Sipihr-i
kevkebimizdir bu çerhden bîrûn
Kim oldu rûh-i mücerred sipihr-i kevkebimiz.
3. Henüz
bu rûz ü şeb ü kâinât yok idi kim
O rûy rûzumuz olmuştu, zülfü hem şebimiz.
4. Ne
kılsa Hak bize, ol hoş gelir, safâ buluruz.
Onunla çok hoş olur hem lâtif meşrebimiz.
5. Cihân
ü cânı verip, aşk-ı pâki her kim alır
İyân olur ona kâr-ı ziyân ü meksebimiz.
6. Bu
levh-i dilde, nukûş-ı sivâyı sil gider
Safâ-yı kalb iledir kesb-i ilm-i mektebimiz.
7.
Tahalluk eyle sen ahlâk-ı Hak'la ey HAKKI
Ki dîn ü mezheb-i Hak'dır bu dîn ü mezhebimiz.
Tercüme:
1.
İsteğimiz, her bir tâlibin içindeki istektir. Meşrebimiz ise, her aşk içkisinin
içindeki meşreptir.
2.
Yıldızımızın semâsı bu felekten de ötedir. Nitekim bizim yıldızımızın göğü
mücerred bir ruhtur.
3. Henüz
bu gece-gündüz ve kâinât yokken o yüz gündüzümüz, saçlar ise gecemiz olmuştu.
4. Allah
bize her ne kılsa o bize hoş gelir ve ondan safâ buluruz. O'nunla meşrebimiz çok
lâtif olur.
5. Her
kim ki can ve dünyasını verip pâk aşkı alırsa ona zarar ve kazancımız apaçık
olur.
6. Ey
kişi! Bu gönül sayfasında başka yazıları sil. Bizim mektebimizdeki ilim tahsili,
kalp temizliğiyle olur.
7. Ey
Hakkı! Allah'ın ahlâkıyla ahlâklan ki Hakk'ın dini ve mezhebi bizim de dinimiz,
mezhebimizdir.
Veli yalnız cemâl-i kadimi istemektedir. Veli, vecd hâlinde; mahlûkatın
varlığından geçmiş olur. Onun rûhu, ancak vech-i kadim ile mesrûr ve meşgul
olur. Nitekim Şeyh Şibli bir gün vecd hâlinde, Şeyhi Cüneyd-i Bağdâdî
hazretlerinin ziyaretine öyle bir zamanda varmış idi ki, Cüneyd ehli ile yemek
yiyordu. O hatun, onu görünce, yemekten el çekip kalkmak isteyince, Cüneyd ona
mâni olup, elini tutmuştur ve: «Yerinde rahat otur. Şibli ne seni görür, ne de
burada olduğunu bilir.» buyurmuştur. Sonra Şeyh, o hayran müridi ile bir saat
sohbet eylemiştir. Tâ ki, Şibli akıl dâiresine girip ağlamıştır. O zaman Cüneyd,
ehline, Şibli'ye görünme demiştir. Çünkü Şibli, şimdi sarhoşluktan ayılıp, cisim
âlemine gelmiştir. Şimdi insanları tanıyacak durumdadır. Zira onun bu hâllerine,
kendi sözleri ve gözleri delâlet eylemiştir, özellikle evliyâ-yı kirâm, o
firâset nurları ile kalp casusları olmuşlardır.
Beyt (tercümedir):
Allâmü'l-ğuyûb'un hâlis kulları,
Can âleminde kalp casusları.
Nazm:
1.
Canların seyrânıdır, fevku's-semâ
Gerçi tenler tuttular hâk üzre câ.
2. Hikmet
olmuş kût-ı cân-ı ehl-i dil
Cism-i hayvânî diler âb ü çıra.
3. Âlem-i
ervaha sığmaz bu beden
Mahrem-i sultân olur mu her gedâ.
4. Dilde
canın kendidedir mutrıbı
Kendidendir sâkî vü câm-ı safâ.
5. Enbiyâ
vü evliya hoş oldular
Akl-ı küll bahrında cümle âşinâ.
6. Bu
cihanın varlığı baştan başa
Olmuş ol cân-ı cihâna çün kabâ.
7. Kabz u
bast ol bahrdandır her nefes
Andan olur her cefâ vü her vefâ.
8. HAKKI
zerrât-ı cihân hükmündedir
Gayriden bilmek olur ayn-ı hatâ.
Tercüme:
1.
Canlarımızın seyrânı semanın ötesindedir. Ama yine de bedenlerimiz toprak
üstünde yer edindiler.
2. Gönül
ehlinin can azığı hikmettir. Hayvânî beden ise su ve ateş (çıra) ister.
3. Bu
beden ruhlar âlemine sığmaz. Her bir kul, padişahın mahremi elbette olamaz.
4. Canın,
gönül içindeki çalgıcısı yine kendindedir. Yine sâkî ve esenlik kadehi de
kendinden...
5.
Peygamberler ve ermişler akl-ı küll denizinde herkesle bildik oldular, ne
güzel!..
6. Bu
cihanın varlığı baştanbaşa o cihanın canına bir elbise olmuştur.
7. Her
andaki sıkıntı ve rahatlığımız o denizdendir ki o, her cefâ ve her vefânın
kaynağıdır.
8. Ey
Hakkı! Cihanın bütün zerreleri O'nun hükmü altındayken bunun nedenini
başkasından bilmek hatanın tâ kendisidir.
Dördüncü Madde
Evliyâ-yı kirâmı ve alâmetlerini, huzûr ve selâmetlerini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Evliyanın iki alâmeti vardır. Biri Hak
Teâlâ'nın emrine ta'zim ve hürmet, diğeri bütün mahlûkata şefkattir. Evliyanın
alâmeti, Allahü Teâlâ'nın hukukunu edâ ve mahlûklarını sevmektir. Velinin
alâmeti, kendisi ile Allahü Teâlâ arasında olan sırları saklamaktır.
Mahlûkatının eziyetlerine, karşılıksız sabretmek ve katlanmaktır. İncinmeyip,
rızâya ermektir. Kullariyle iyi geçinip, kimseden kimseye şikâyet etmeyip, her
şeyi örterek ve koruyarak hakîmâne gitmektir.
Kıt'a:
Avamımızda dil içinde kalbim ölmüş iken,
Dil oldu
zinde-i aşk,
el-habib ehyânî.
Nefsi kabûl kıl ey HAKKI, halkı incitme
Kim incitirse seni, Hak'tan anla sen anı.
Tercüme:
Avam
halimizle gönül içinde kalbim ölmüş iken gönül aşk ile dirildi, sevgiliden
dolayı. Ey Hakkı! İnsanları makbul tut, incitme ki birisi de seni incitirse onu
Hakk'tan bil.
Evliyânın alâmeti lütf ve hikmetle konuşmaktır. Güzel huylu, güler yüzlü, vücûdu
güzel kokulu ve cömert olmaktır. Herkese şefkatle muameledir, itiraz etmemek,
özürleri kabul etmektir. Arkadaşını kendine tercih etmektir. Bir veli ile, fakir
birisi bir yolculukta beraber giderlerken, o mürüvvet menbaı velî, fakirin
ihtiyar, arkasında da ağır heybesi olduğunu, ayağında eski pabuçlar bulunduğunu
görür ve ona: «Eğer bizimle arkadaş olup, bu yolda gitmek istersen, elbette bize
teslim olup, her sözümüzü tutmalısın, yoksa bizden ayrılmalısın» der. O ihtiyar,
ona teslim ve yâr olduğunu söyler. O îsâr ma'deni, onun eski ayakkabıları ile
kendi yenilerini değiştirir. Heybesini yüklenir ve beraber giderler. Her veli,
yanında bulunduğu kimseye, elbette böyle muamele etmiştir. Zira onlar, muhabbet
makamına ermiştir. Evliyânın âdetleri Mevlâ'ya ibâdettir. Huyları halka
şefkattir. İşleri teennî ile rıfk ve hizmettir. Sözleri medh ü senâ ve ülfettir.
Zira onların gönülleri muhabbet-i vahdete âşinâdır.
Nazm:
1.
Katreyiz âlemde lâkin dilde derya olmuşuz
Cevheriz dehrin bisâtı üzre yektâ olmuşuz.
2.
Seyrimiz sahrâ-yı candır gayrı yerden fârığız
Kendi sahramızda seyyâhız ki sahra olmuşuz.
3.
Berkimizle yakmışız biz hod-nümâlık perdesin
Gayriden pinhânız ancak dilde peydâ olmuşuz.
4. Biz bu
bahr-i aşk-ı bî-ka'rın müselsel mevciyiz
Gerçi zenciriz velî mecnûn-i mânâ olmuşuz.
5.
Kimseyi incitmek, incinmek değildir şânımız
Yâr-i gâr-ı cümleyiz, şefkatli baba olmuşuz.
6. Âşıkız
misl-i Zelihâ, dilberiz Yûsuf gibi
Biz bizi sevmekte HAKKI, ferd ü tenhâ olmuşuz.
Tercüme:
1. Âlemde
bir damlayız ama gönülde deniz olmuşuz. Biz bir cevheriz ki dünya yaygısı
üzerinde yegâneyiz.
2. Kendi
sahramızda gezinmekteyiz ki artık sahra olmuşuz.
3.
Kendimizi görme perdesini yıldırımımızla yakmışız da onun için başkasından
uzağız ancak gönülde görünürüz.
4. Bu
uçsuz bucaksız aşk denizinin arka arkasına zincirleme gelen dalgalarıyız. Gerçi
zinciriz ama mana mecnûnu olmuşuz.
5.
Kimseyi incitmek ve kimseden incinmek bizim işimiz değildir. Biz herkesin can
dostuyuz, şefkatli bir baba olmuşuz.
6. Zeliha
misâli âşık, Yusuf misâli de güzeliz. Ey Hakkı! Biz, bizi sevmekte yegâneyiz.
Evliyanın alâmeti Hakk'ın esrarına kavuşmaktır. Bunu insanlardan saklamaktır.
Veli odur ki, o Hakk'ı muhafaza ettikçe, Hak Teâlâ da onu hıfz eyler, ve o
Hakk'a ta'zim eyledikçe Hak Teâlâ da ona ta'zim eyler. Veli, kendinden görülen
kerameti, ne hisseder, ne de kimseye söyler. Veli, kalıbını halka teslim eder,
kalbiyle Hakk'ın huzuruna gider.
Kıt'a:
Gönülde
Hâlık'a surette halka teslim ol
Muhâlif olma ki, şöhrettir âfet ü şer ü şûm.
Gönül ki aşk ile hayy oldu mevti görmez kim
Hemîşe Arş-ı Hüdâ'dır o hâne-i ma'mûr.
Tercüme:
Gönülde
Allah'a, görünüşte ise halka teslim ol. Sakın muhâlif olma ki şöhret, âfet, şer
ve kötülük getirir. Gönül aşk ile diridir, ölümü görmez. Oysa ki o, Allah'ın
arşı ve ma'mûr bir evdir.
Velinin gönlü sürûr ve nûr ile dolar. Ruhu huzur ve ünsü ile olur. Evliyanın
alâmeti, her şeyden Hakk'a yönelmek, O'ndan başkasına muhtaç olmamaktır.
Veliyyullah O'nunla hâzırdır. Her hâlinde O'nu anmaktadır. Evliyâlık her şeyi
kendinde bulmaktır. Ve mecma'-ı ezdâd olmaktır.
Nazm:
1. Aşk
ehli mânend-i melek
Hoş huy ü
hem hoş bû olur.
2. Canı
eder seyr-i felek
Gönülde
ol meh-rû olur.
3. Hem
mülk ü hem sultân olur
Hem Huld
ü hem Rıdvân olur.
4. Hem
can ü hem cânân olur
Hem şîr ü
hem âhû olur.
5. Hem
telhî ü hem helva olur
Hem sûret
ü mânâ olur,
6. Peydâ
vü nâ-peydâ olur
Can
tab'ına hem-hû olur.
7. Çün
mâsivadan can geçer
Çerha
Mesihâ teg uçar,
8. Hamr-ı
muhabbetten içer
Yek-tû
iken sad-tû olur.
9. Şîrîn
olur dil şûr ise
Nezdîk
olur can dür ise.
10. Bî-perdedir
ol nûr ise
Şevkiyle
vuslat-cû olur.
11. Çün
canda kalmaz bu heves
Gönül
zinde olur her nefes,
12. Zikr
eyler a'zâ çün ceres
Fikri
hemân yâ Hû olur.
13.
Mahvolursa HAKKI can olur
Bir kul
iken Sultân olur,
14. Her
derde hoş derman olur
Her zahme
hem dârû olur.
Tercüme:
1. Aşk ehli melek gibi hoş huylu ve hoş kokulu olur.
2. Canı
felekleri dolaşır, gönlünde de o ay yüzlü vardır.
3. Hem
mülk hem sultân odur. Hem cennet hem de cennetin bekçisi Rıdvân olur.
4. Hem
seven hem sevilendir. Hem aslan, hem ceylan olur.
5. Bazen
acı bazen tatlıdır. Bazen sûret bazen mânâ olur.
6. Kâh
görünür, kâh kaybolur. Can huyuyla huy edinir.
7. Can,
Allah'tan başkasını terkettiği için İsa peygamber gibi göğe yükselir.
8. Sevgi
içkisinden içer. Bir tüy iken yüz katmer olur.
9. Gönlü
neşeli ise şîrin olur. Can uzak ise de yakın olur.
10. O nûr
ise, perde aradan kalkar. Coşku ile vuslat arar.
11. Bu
heves canda kalmaz ve gönül her nefes zinde olur.
12. Her
bir a'za, can misâli zikreder de tek düşüncesi «yâ Hû!» olur.
13. Hakkı
kendini yok ederse, can olur ve bir kul iken sultân olur.
14. Her
derde ne güzel derman olur. Her yaraya da ilâç olur.
Beşinci Madde
Evliyâ-yı kirâmın hârikulâde hâllerini [kerâmetlerini] ve her
tehlikeden emin ve rahat olduklarını bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki: Evliyâ-yı kirâmın himmet ve işleri Mevlâ'dır.
Arzu ve kaçışları O'ndan yanadır. Kavl ü kararları O'nunladır ve O'nadır.
Mevlâ'dan başkası, onlara göre toz gibidir. Evliyanın ibâdeti O'nun huzurunda
bulunmaktır. Âdetleri sırları saklamak, kerâmetleri örtmektir. Bir âbid, bir
ârifi, hücresinde gördü ve ona: «Allahü Teâlâ sana bu halvette ne fayda
vermiştir?» dedi. Ârif cevabında, «Sultânın sırrını ifşâ eden bir vezir görmüş
müsün? Sultânın sırrını ifşâ eden vezire sultân ne muamele eder?» buyurunca,
âbid, ne söyleyeceğini bilemedi. Velî, mevcûd olanı murâd eder. O hâlde onun
muradı vücûda gelir.
Kıt'a:
Cevr ü cefânın aslıdır zevk u safâlar istemek,
Terk-i telezzüz eylesen zehr güvâr olur sana.
HAKKI, muradın istemektir seni bî-murad eden,
Yoksa murad ü arzu cümle nisâr olur sana.
Tercüme:
Zevk ve safâ istemek, eziyet ve sıkıntının aslıdır.
Lezzeti
terk eylersen, zehir sana etki edemez.
Ey Hakkı!
Seni muradsız bırakan, muradını isteyip durmaktır.
Yoksa
bütün istek ve arzular önüne serilir.
Halka gizli olun, veliye âşikâr olur. Onlara zor olan ona kolay olur. Habeşî bir
veli var idi. Vecd ve hâl ona gâlip olunca, rengi beyaz olurdu. Velinin hayatı
haps, ölümü hapishaneden çıkmak olur. Nefsin hazlarını unutup, zevk, huzur ve
ünsü bulur. Hak Teâlâ veliyi her hâlde muhafaza eder, bir an kendine bırakmaz. «Sâlihlerin
işlerini O görür» âyet-i kerîmedir. Bir ârif der ki: Halvette zikrullah ile
meşgul idim. Bir gün nefsim, nar yemek istedi. Nar almak için pazara giderken,
bir duvarın dibinde çok hasta bir kimse gördüm. Yatıyordu. Sinekler ve arılar
üzerine konup, etinden beslenirlerdi. Beni görünce Allahü Teâlâ'ya hamd etti.
Selâm verdim. Şükr etmesinin sebebini sordum. Cevabında: «Seni gördüm. Bir nar
isteğiyle, Rahmân'dan yüz çevirmişsin. Ben, kalbim O'nunla bulunduğu için şükr
ediyorum» dedi. Madem Allahü Teâlâ ile huzurdasın, bu hastalıktan seni
kurtarması için O'na niçin duâ etmezsin? dedim. Sen Allahü Teâlâ'ya duâ et de,
seni bu arzudan kurtarsın. Çünkü arıların yalaması, sineklerin ısırması ancak
nefse oluyor, ama şehvet ve arzunun sokması kalbi incitir dedi. Demek ki,
evliyânın ezâsı, mâsivâyı istemektir.
Nazm:
1.
Gönülde aşk-ı cemâlin görür hemîşe havâs
O can ki vâsıl-ı aşk olmuş, oldu hâs-ul hâs.
2. Bu akl
ü vehm işidir cehl ü hüzn ü havf ü hatar
Ko aklı aşk ile ol kim odur bu cana menâs.
3. Belâ
vü mihnete düşmüş bu can, bu benlikten
O kim yok oldu belâdan hemîşe buldu halâs.
4. Ger
olsa halvet-i dil gayr-ı aşktan hâli
Bu sîne def çalar ol dem can olur rakkâs.
5. Cemâl-i
cânı derûnunda seyr kıl ki bu ten
Cemâli âriyettir, misâl-i safr ü rasâs.
6. O cân
ki, kendüyi bilmiş, Hümâ-yı Arş olmuş
Tuyûr-ı câna bu ecsâmı bulmuş ol akfâs.
7. Ne
semte kılsa nazar, aşkı seyreder HAKKI
Nigâhı çün akmâsıdır kamu eşhas.
Tercüme:
1. Seçkin kişiler, gönülde Allah'ın aşkını görürler. Aşka ulaşan can haslar
hası olmuştur.
2.
Cahilîik, hüzün, korku ve tehlike bu akıl ve hayalin işidir. Aklı bırakıp aşk
ile dol ki canın sığınağı o olur.
3. Bu
can, benlikten dolayı belâ ve sıkıntılara düşmüş. Belâdan yok olan kişi ise
kurtuluşa erdi.
4. Eğer
gönül halveti aşktan başka şeylerden arınırsa, bu sîne def çalar, can da rakkâs
olur.
5. Canın
güzelliğini gönlünde seyr eyle ki bu bedenin güzelliği ödünç alınmıştır, tıpkı
tunç ve kurşun gibi.
6.
Kendini bilen kişi Arş'ta bir Hümâ kuşu olmuş sayılır. Can kuşuna bu bedenler
birer kafes olmuştur.
7. Ey
Hakkı! Her nereye baksa aşkı seyreder. Çünkü bütün şahıslar sevgiliye ait gömlek
giymiş gibidir.
Allahü Teâlâ, kulunu, kendine yakın veli yapmak istese, hidâyetiyle, önce onu
dünya sevgisinden kurtarır. Kendine ibâdetle meşgul eder. Sonra az yemek, az
içmek, az konuşmak, az uyumak ve insanlardan uzlet etmeyi ona ilhâm edip, dâimî
zikr ve fikri ona ikram eder. Sonra tevekkül, tefviz, sabır ve rızâ makamlarına
kavuşturup, Kendi mârifeti devletine ve sevgisi saâdetine kavuşturur. Sonra onu
huzur ve ünsiyeti meclisine sokup, hikmet ilimleri ile gönlünü doldurur. Sonra
Kendi vahdâniyeti ve ferdâniyetiyle ona tecelli edip, temiz ruhunu teselli
eyler. İşte o kul, o zaman, kendi nefsinden uzak ve beri olup, huzura yakın ve
veli olur. Korku ve ümid ondan gidip, karşılıklarında o kâmilin kalbine heybet
ve üns gelir. Sonra kendi sıfatlarından fâni olup, Hakk'ın sıfatları ile bekâ
buldukta, o heybet ve üns ondan gidip Celâl ve Cemâline mest olur.
Nazm:
1. Mest ü mestûr bulunmaz, eğer o hem bulunur
Kıble-i ehl-i dil olmuş, o mükerrem bulunur.
2. Aşkın
esrarını faş etmez o bigâneler
Ancak irşâd eder ol yâri ki mahrem bulunur.
3. Aşk
nefh etti, deminden dil-i âşık doldu
Hem-dem-i râzdır ol ki o mahrem bulunur.
4. Tâlib-i
aşkı olup andan dil ü cân geç kim
Cân ü dil rütbesine aşk mukaddem bulunur.
5. Mâl ü
câhı bırakıp, fakr ü fenâ buldunsa
Bil sana kaide-i aşk müsellem bulunur.
6. Hey'et
ü hikmeti koy, vesveseyi terk et kim,
Ârifin gönlü, dahi âlim ü ahkem bulunur.
7. Hoş
safâ bahşeder o câm-ı muhabbet HAKKI
Böyle bir câm-ı safâ lâyık-ı ol Cem bulunur.
Tercüme:
1. Eğer o bulunursa, mest ve mestûr bulunmaz. O ikram sahibi gönül ehlinin
kıblesi olmuştur.
2.
Bilmeyenlere (yabancılara) aşkın sırlarını asla açıklamaz. Ancak kendini
anlayacak kişiyi bulunca onu irşâda çalışır.
3. Aşk,
deminden bir nefes verdi, âşıkların gönlü onunla doldu. Sırlara sırdaş olan
gönül ise mahrem bulunur.
4. Ey
gönül ve can! O'nun aşkına talip ol ki aşk, gönül ve candan önde gelir.
5. Malı
ve mevkiyi bırakıp fakr u fenâ bulduysan bil ki aşk kaidesi senin için dört
dörtlük bulunur.
6.
Felsefe ve astronomiyi bırak, vesveseyi terk et ki bilgelerin gönlü bunlardan
daha bilgili ve daha kuvvetli bulunur.
7. Ey
Hakkı! O sevgi kadehi ne güzel safâlar bahşeder. Böylesi bir kadehe de ancak Cem
gibi olanlar lâyıktır.
Hak Teâlâ evliyâ kullarından, onun için korku ve üzüntüyü giderip: «Biliniz ki,
evliya için ne korku, ne de üzüntü vardır» buyurdu. Çünkü korku, gelecek zamanla
ilgili olup, arzû edilenin kaçırılmasından ve kötülük kazanmaktan sakınmaktır.
Üzüntü ise, geçmiş zamanla ilgili olup, istenen bir şeyi kaçırmış olmaktan ve
kötülük elde etmekten pişman olup, üzülmektir. Hâlbuki veli, önce vakt ve hâle
uyar. Sonra ebû'l vakt ve kemâl sâhibi olur. Ne geçmiş bilir, ne de kalbine
gelecek gelir. O hâlde onda, ne hüzün, ne de gam kalır. Ne korku, ne tehlike
bulunur. Bir velî-i hakîm demiştir ki, evliyadan korku ve üzüntünün giderilmesi,
şunun içindir ki, onlarda ne kavga, ne çatışma olur. O hâlde, rızâ makamında
muvafakat kılan, tam kullukla mûttasıf ve mutmain olan, huzûr ve üns devletini
bulan emin velinin nasıl korku ve üzüntüsü olur. Çünkü onun şanı emn ü emân ile
zevk ve sürûr olur.
Nazm:
1. Âşık, fakîr olursa da, fahr ü gınâdadır
Fâni olursa hamr-ı likâdan bekâdadır.
2. Uşşâka
vasf-ı mülk-i Süleyman'ı etme kim
Aşk ehli dilde âlem-i bî-nihâyededir.
3. Anın
ki, sûz-i sinesi yok şevk-i yârdan
Teslim-i rûh edende o, «yâ hasretâ»dadır.
4. Âşık
ki, yeryüzünde anın hânümânı yok
Her şeb cenâh-ı aşk ile gönlü semâdadır.
5. Ol
kim, ulüvv-i himmet ile geçti cümleden
Havf ü recâyı koymuş, ol üns-i Hüdâ'dadır.
6. Tedbîr
ü ihtiyarı koyup, bî-murad olan
Kâm aldı hep umûru nizâm ü nevâdadır.
7. Ârif
ki, bildi her işi Hak'tan, «niçin?» demez
Dostun hemîşe her işine hoş rızâdadır.
8. Mir'ât-i
kalbe gelmese ağyardan gubâr
Her dem cemâl-i yâra mukâbil safâdadır.
9. HAKKI,
gönüldedir, o güneş kim, ana müdâm
Canlar çü zerre şevk ile raks ü senâdadır.
Tercüme:
1. Âşık fakir olsa da zengin sayılır. Allah'ın yüz güzelliğinin içkisiyle
yok olsa da sonsuzluğa ermiş sayılır.
2.
Âşıklara Süleyman'ın mülkünü anlatma ki aşk ehli gönlündeki sonsuzluk âlemi
içindedir.
3.
Sevgilinin özlemiyle içinde yakıcı bir ateş olmayan kişi öldüğü zaman «Eyvah,
eyvah!» içindedir.
4. Âşığın
yeryüzünde bir yurdu yoktur. Çünkü aşk kanadı ile her gece gönlü semâya
yükselir.
5. Yüce
himmet ile her şeyden vazgeçen kişi korku ve ümidi bırakmıştır da artık Allah
ile dostluktadır.
6. Tedbir
ve istekleri bırakıp muratsız kalan kişi daima şen oldu ve işi bir düzene girdi
sayılır.
7. Her
işi Allah'tan bilen ârif «Niçin?»i kullanmaz ve daima Sevgilisinin her işine
rıza gösterir.
8. Eğer
gönül aynasına başkalardan bir toz erişmeseydi her an sevgilinin güzelliğini
seyretmek üzere safâda olurdu.
9. Ey
Hakkı! O güneş gönüldedir ki Ona daima canlar, zerre misâli coşku ile raksedip
övgüde bulunurlar.
Altıncı Madde
Evliyâ-yı kirâmın harekât ve sekenâtını, bereket ve ibâdetlerini,
kavuşma ve tasarruflarını bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, evliyanın durumu ve tavrı, sıfat ve hâlleri,
peygamberlere benzer. Onların edeb ve şartları peygamberlerinki gibidir.
Evliyâullah, O'nun indinde, peygamberlik mertebesine yakın şehidler
derecesindedir. Onlar, peygamberler gibi, Hakk'ın rızâsını kazanmak için, ana,
baba, evlât ve akrabadan uzaklaşırlar. Onlar, mal ve makam sevgisini terk edip,
tevâzu' ve kanâatla nefslerini kırarlar. Nefsin lezzetlerinden ve fâni
isteklerden geçerler. Allah sevgisi ile gamlanıp, derdiyle nimetlenir, emeliyle
zevklenirler. Mevlâ'ya yanarak, eriyerek yalvarıp, peygamberler yolunda
giderler. Onların kalpleri, sahiplerine bağlıdır. Ruhları, O'nun ahlâkı ile
ahlâklanmıştır. İlimleri ilhâm ve hikmet, bir saatleri bir yıllık tâat,
bakışları ibret, konuşmaları hayır ve nasihattir. Latifeleri ağırlıkları
kaldırır. Tebessümleri lütf ve şefkattir. Susmaları huzûr-ı hazrettir. Nefesleri
teşbih ve ibâdettir. Uykuları vahdet âlemini seyirdir. Ölümleri mübârek bayram,
sevinç günü ve emin ve mesrûrdurlar. Muarız ve muhâliflerine gâliptirler.
Nazm:
1. Canımız devlet-i derdinle devâ bulmuştur
Gönlümüz saykal-ı aşkınla safâ bulmuştur.
2. Aşkı,
sultân-ı kerîm anla, velî hikmeti vardır
Hasta dil, andan eğer cevr-ü cefâ bulmuştur.
3. Hâl-i
uşşâkı perişan ü müşevveş kılmaz
Aşkı, âşıkta meğer gayrı hevâ bulmuştur.
4. Cennet
olmuş o gönül kim, bulur ol dostu müdâm.
Dûzâh oldur ki hemân halka riyâ bulmuştur.
5. Dûzâh
efsürdelik ü gaflet ü cehl olmuştur.
Cennet oldur ki gönül aşk ü velâ bulmuştur.
6.
Gönlümüz zulmet-i tenden hoş erişti cana,
Senden ey aşk, her âyine cilâ bulmuştur.
7. Ateş-i
aşka yanan mevt ü sakardan geçmiş
HAKKI ol fâni olup, mülk-i bekâ bulmuştur.
Tercüme:
1. Canımız, derdinin iyi talihiyle devâ bulmuştur. Gönlümüz aşk cilâsıyla
parlaklık kazanmıştır.
2. Aşkı,
cömert bir sultân anla ama hikmeti vardır, gönlü hasta olanlar ondan eziyet ve
sıkıntı görür.
3. Aşk,
âşıkların hâlini perişan ve düşkün eylemez. Çünkü âşıkta başka bir istek
sezmiştir.
4.
Dostunu daima yanında bulan gönül cennete dönmüştür. Halka riya satan gönül ise
cehenneme döner.
5.
Cehennem, donukluk, gaflet ve cahilliktir. Cennet ise gönlün aşk ve velâ
bulmasıdır.
6.
Gönlümüz beden karanlığından cana erişti. Ne güzel!.. Ey aşk! İşte böyle, senden
her ayna cilâ bulur.
7. Aşk
ateşine yanan ölüm ve hastalıktan geçmiştir. Hakkı ise fânilik yolunu seçip
bekâlık yurdunu kazanmıştır.
Evliyâ-yı kirâmın kavuştuğu yol, adımla alınan uzun ve kısa yol ve mesafe gibi
değildir ki, herkes ayağındaki kuvvet kadar gidebilsin. Bu ruhanî bir yoldur.
Gönüller onda seyr ve sülûk edip, düşünce ve himmetleri oranında anlar. Gözü
gördüğü kadar gidip, zikir, yakın ve şuhûd ile bu yolu alırlar. Bunun aslı,
nazar-ı ilâhî'den semavî bir nûr olup, kulun kalbine inince, o kul, onunla bir
bakıp, iki âlemi hakikatiyle görür. Onunla akl-ı küll'e erdikçe, ruhunu
mevcudata sirâyet etmiş görüp, eşyayı uzuvları gibi bulur. O hâlde, Allahü
Teâlâ'nın yardımı ile, âlemdeki her şeyi tedbir edebilir. Onun için, o kâmil,
tasarruf sahibi olur.
Fârisî rubâî
(tercümedir):
Ben bir
canım, yüz bin bedenim
Ne can, ne beden, hepsi de benim.
Kendimi zorla ben başkası yaptım.
Gönül razı mıdır ki başkası ben olayım.
Öyle olur ki, adı geçen o nûru, bir kimse, yüz yıl arar. Kalbinde ondan bir eser
bulamaz. Zira cahilliğinden, o nûru aramada hata edip, murad alamaz. Kimisi onu
elli yılda ancak bulur, kimisi on yılda bulabilir. Kimisi bir ayda, kimisi bir
günde, kimisi bir saatte, belki bir anda, Hakk'ın inayeti ile, o nûru kendi
gönlünde bulur. Onunla mârifet devletine kavuşup, muhabbet saâdetine nâil olur.
Ârif ve kâmil olup, her muradını alır.
Nazm:
1. Kim bî-haberse aşk ile dolmuş haberdir ol.
Âşık ki, aşkı ayân ola sâhib-i nazardır ol.
2. Hâb ü
har etti âşıkı mahcûb kendinden,
Vuslattadır, o demde ki, bî-hâb ü hardır ol.
3.
Düştüyse nûr-i aşk dil ü cân-ı âşıka,
Billah ki âfitâb nedir hûbterdir ol.
4. Baştan
ayağa aşk ile pür nûrdur o kim,
Derd ü belâ-yı aşk ile bî-pâ vü serdir ol.
5. Mihr-i
cemâl-i aşkı gören cümle zerreden,
İlm-i nazarda mâhir ü nûr-i basardır ol.
6. Fakr ü
fenâya erdi eren cû' u sumt ile,
Devlette bâkîdir ebedî mu'teberdir ol.
7. Ey
HAKKI nâr-ı aşk ile saf eyle kalbini.
Bu kimyayı âmil olan ayn-ı zerdir ol.
Tercüme:
1. Kim ki aşkından dolayı hiçbir şeyden haberi yoksa gerçek haberleri bilen
odur. Yalnızca aşkı ayân olan âşık gerçek görücüdür.
2. Uyku
ve yeme içme âşığı kendine karşı mahcûb etti. Oysa uykuda ve yeme içmede
olmadığı zaman o, vuslata ermiştir.
3. Aşk
nûru âşığın gönül ve canına düştüyse onun yanında güneş de neymiş, o güneşten de
güzeldir.
4. Aşkın
dert ve belâlarıyla başı açık ayağı yalın olan o kişi baştan ayağa aşk ile nura
gark olmuştur.
5.
Baktığı her şeyde aşkın güzel yüzünü gören kişi nazar ilminde mâhir ve göz
nûruna sahip bir kişidir.
6. Açlık
ve susmak ile fakr u fenâya eren kişinin sonsuz bir talihi ve ebedî bir itibarı
vardır.
7. Ey
Hakkı! Kalbini aşk ateşi ile arıt ki bu kimyayı (formülü) kullanan kişi altının
tâ kendisidir.
Kim bu tarikata sülûk edip, o hakikate kavuşursa, izafetleri düşürerek Zât-ı
Hakk'ı tevhid etmiş olur. Böylece Hak Teâlâ ona mülk ve tasarruf ikrâm eder.
Zira mülk, aslında meşiyyetin lütfudur. Bu mülk ise, dünyada kazaya rızâ
gösteren evliyâ-yı kirâma mahsûstur. Yeryüzünün karaları ve denizleri onların
gönüllerine bir adımdır. Taş ve kiremit onlar için altın ve gümüştür. Cin ve
insanlar, canavarlar ve kuşlar onların emrindedir. Onların istedikleri şey,
arzularına uygun olur. Zira onlar, yalnız Allahü Teâlâ'nın murâd ettiğini irâde
ederler. Dilemediği şey meydana gelmez. Onlara kimse heybetli gelmez. Onlar
herkese heybetli görünür. Mevlâ'dan başka kimseye hizmet etmezler. Bütün
mahlûkât onlara hizmet eder.
Nazm:
1. Hemîşe hizmet-i aşk-ı Hak oldu âdetimiz
Cemâl-i tal'atıdır devlet ü saâdetimiz.
2. Hüdâ
çün Âdem'i halk etti sureti üzre
Bulundu ahsen-i takvîm için siyâdetimiz.
3. Üfürdü
Âdem'e lütfuyla aşka ruhundan
Ne gam ki aşk iledir hilkat-i ziyâdetimiz.
4. Yarar
ki, nâz edelim, nâzımızca lütf ede ol
Ki aks-i hubbudur ancak ana irâdetimiz.
5. Azîz-i
âm olur abd-i aşkı olan lâ-büdd
Ki izz ü rif'atımızdır ana ibâdetimiz.
6. Anınla
hüzn ü elemdir sürûr ü lezzetimiz
Anınla olduğumuzdur kamu ziyâdetimiz.
7. Cefâsı
zevk u safâdır gönülde ey HAKKI
Tezellül iste tezellüldür eski âdetimiz.
Tercüme:
1. Âdetimiz daima ilâhî aşka hizmet etmek oldu. İkbal ve kutluluğumuz ise
onun güzelliğindeki çekiciliktir.
2. Allah,
kendi sûreti üzere insanı yarattığı içindir ki «en güzel yaratılış üzre»
efendilik sürmekteyiz.
3. O,
aşkı, lütfedip ruhundan insana üfürdü. Artık yaratılışımızın üstünlüğü aşk ile
olmuştur, gerisi ne gam!..
4. Naz
etsek de yaraşır ki biz naz ettikçe O, lütf eder. Nitekim bütün isteklerimiz
O'nun güzelliğinin aksidir.
5.
Şüphesiz O'nun aşkına kul olan, herkesin azîzi olur. Bizim yücelik ve ululuğumuz
da O'na ettiğimiz ibadettir.
6. Bizim
hüzün ve elemimiz O'nunla sevinç ve lezzet olur. Bütün üstünlüğümüz O'nunla
olmaktan gelir.
7. Ey
Hakkı! O'nun cefası gönlümüzdeki zevk ve safâya dönüşür. Aşağılık iste ki
aşağılık bizim eski adetimizdir.
Yedinci Madde
Evliyâ-yı kirâmın mertebe ve makamlarını, bereket ve kerâmetlerini
bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, evliyâ-yı kirâm, aba giyen sultân olup,
içtikleri hâlde ayıktırlar. Kendinden geçiren şaraptan içmişler, Hakk'ın
nazargâhı olmuşlardır. Evliya altın ve gümüşsüz, davul ve sancaksız
pâdişâhlardır. Evliya, Allahü Teâlâ'nın Yakınlık yaygısı üzerinde mesrûrdurlar.
Gönülleri vahşîdir. Yeryüzü onlara yaygı, semâ çatıdır. Onların bedenleri ve
ruhları ulvîdir. Sözleri nebevî, işleri melekîdir. Ahlâkı ilâhîdir. Onların
maişetleri tefviz ve tevekküldür. Sanatları sabır ve tahammüldür. Onların
tutundukları teslim ve rızâdır. Lezzetleri fakr ü fenâdır. Onlar hayrandırlar.
Hak ile ünsiyette ve kâimdirler. Onları sevene müjdeler olsun. Acaba dünya
hükümdarları, bu saltanatın yüzde birine mâlik midirler? Allahü Teâlâ âhiret
mülkünü vasfeder ve İnsan sûresi yirminci âyetinde: «Cennet'te, hangi tarafa
bakarsan, anlatılmaz nimetler ve geniş mülk görürsün» buyurmaktadır.
Nazm:
1. Cihâna pâdişâhız, çün Sana gedâyız biz
Gıdamız oldu cihan kim Sana gıdayız biz.
2. Cihân
ki hazretine bende-i kemîn olmuş
Bizim gıdamız olur çün Sana fedâyız biz.
3.
Cemâlin isteyen ancak bizi görür ey şah
Sana bu arsada hem çetr ü livayız biz.
4. Hemân
Sen ol bize nazır ki hüsnünü güresin
Sana çü âyine-i rûy-i cân-efzâyız biz.
5. Likâ-yı
zâtın edersen ger arzû ey aşk
Kulûba lütf ile seyret ki hoş likayız biz.
6. Ulüvv-i
himmet ile kendin anla ey HAKKI
Ki suver-i aşk-ı Hakk'ız pür dem ü nevayız biz.
Tercüme:
1. Biz Sana kul olduğumuz için cihana padişahız. Biz Sana gıda olduğumuz
için cihan bizim gıdamızdır.
2. Cihan
ki Sana âciz bir kul olmuş. Bizim gıdamız odur, çünkü biz Sen'in yolunda fedâya
hazırız.
3. Ey
Padişah! Senin cemâlini isteyen ancak bizi görür. Yani biz, bu arsada Sana hem
çadır, hem de bayrağız.
4. Sen
hemen bize bak ki kendi güzelliğini görürsün. Çünkü biz Senin için cana can
katan bir yüz aynasıyız.
5. Ey
aşk! Eğer kendi zâtının likâsını görmek istersen söyle, lütf edip gönüllerimizde
gezin ki biz Senin için ne güzel bir yüzüz.
6. Ey
Hakkı! Himmetinin yüceliği ile kendini idrâk et ki biz Hakk'ın aşkının
görüntüsüyüz; dem ve âhengiz.
Kerametin çeşitleri: Bunu, Allahü Teâlâ'nın feyz menbaı İmâm-ı Muhammed Gazâlî (rahmetullahi
aleyh) şöyle beyân eder: Hak Teâlâ kendi evliyasına kırk tane keramet vermiştir.
Yirmisi dünyada, yirmisi âhirette ihsân eylemiştir. Dünyada olan kerametler: Hak
Teâlâ'nın onları senâ etmesi, ta'zim etmesi, onları sevmesi, onların işlerini
tedbir etmesi, rızıklarını Kendi üzerine alması, onlara yardımı, onlara enîs
olması, onları halka hizmet ve istihdamdan kurtarıp, aziz eylemesi, himmetlerini
dünya ve ehlinden yüksek tutması, onlara hiçbir şeye muhtaç olmayan kalp
vermesi, onlara her hâlde temiz nefs vermesi, kalplerine hikmet ve hidâyet olan
nûru indirmesi, onlara heybet ve vekâr vermesi, göğüslerini geniş etmesi, onları
kalplerde sevgili etmesi, onlara âit eşyâya bereket vermesi, onlara anâsır ve
mevâlidi tâbi' kılması, yerin hazine anahtarlarını onlara vermesi, onları muhtaç
ve hastalara, sıkıntıda olanlara yardımcı eylemesi, duâlarını kabul eylemesidir.
Âhirette olan kerametler: Onlara sekerât-ı mevti kolay eylemesi, onları îmân ve
mârifette sâbit eylemesi, onlara rahatlık göndermesi, kabirlerini geniş etmesi,
onları fitne ve korkudan mahfûz ve uzak eylemesi, onlara üns ve huzur ile nimet
sunması, ikrâm ve ihsânda dâimî kılması, onlara hülleler ve tâç giydirmesi,
yüzlerini ak ve nûrlu etmesi, onlara emn ü emân ile müjde vermesi, defterlerini
kâfî görmesi, hesap etmemesi, mizâna çekmemesi, onları günahkârlara şefaatçi
kılması, onların nuruyla Cehennem âteşini sâkin etmesi, Sırat'ı sür'atle
geçirmesi, Kevser havuzundan içirmesi, onlara sonsuz mülk vermesi, onları mak'ad-ı
sıdka erdirmesi, onlara cemâl-i bâ-kemâlini niteliksiz göstermesidir. Yâ Rabbi,
onların sevgisini bize ihsân et ve bizi onlarla buluştur.
Nazm:
1. Hâce biz mest-i bâde-i ezeliz, âşık-ı hüsn-i aşk-ı lemyezeliz.
2. Bize
ta'lîm eder muallim-i aşk, biz bu ilm içre nâsi-yi ameliz.
3. Sûretâ
ger hafif çün kâhız, lîk dilden metin çün cebeliz.
4.
Bulmuşuz aşk-ı Hayy ü Kayyûm'u, aşk ile biz de hayy-ı bî-eceliz.
5. Mülk-i
fakr ü fenâ gedâlarıyız, hem selâtîn-i mülk-i bî-haleliz.
6. Zevk-i
dil bulduk ekl ü şürbe bedel, şârib-i hamr-ı aşk-ı bî-bedeliz.
7. Biz bu
aşk-ı cemîli vasfederiz. Sandı HAKKI ki münşid-i gazeliz.
Tercüme:
1. Ey hoca! Biz ezel içkisiyle kendimizden geçmişiz. Biz ilâhî aşkın
güzelliğine tutkunuz.
2. Aşk
öğretmeni bize aşkı öğretir. Bu ilim içinde bir ameli unutmuşuz.
3. Gerçi
görünüşçe bir saman çöpü gibi hafifiz, lâkin dağ gibi de gönüllerde
sapasağlamız.
4. Hayy
ve Kayyûm olan Allah'ın aşkını bulmuşuz. Onun için biz de aşk ile eceli olmayan
diriliğe eriştik.
5. Biz
fakr u fenâ ülkesinin dilencileriyiz. Aynı zamanda o ebedî yurdun ise
sultânlarıyız.
6. Gönül
zevkini yiyip içmeye bedel ettik de biz şimdi bedeli olmayan aşkın içkisini
yudumluyoruz.
7. Hakkı
bizi, gazel yazan biri sandı. Oysa biz şu güzel aşkı vasfetmekteyiz.
Sekizinci Madde
Evliyâ-yı kirâmın müşâhadelerinin sonunu ve alâmetlerini bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, müşâhede, mücâhede neticesidir. Müşâhede, gayb
hâllerine kalbin muttali' olmasıdır. Müşâhede, kendi fenâsıyla eşyayı görmektir.
Müşâhede mevsûfu sıfatında bulmaktır. Müşâhede, mâsivâdan teberri edip, her
hâlde Hak ile olmaktır. Müşâhede, her mevcûd ile maksûdu görmektir.
Kıt'a:
Dostum zerreler âyine-i dîdârındır
Nefsini bilmiş o ârif ki haberdârındır.
Gerçi candan bana nezdîksin ey cân-ı cihan
Cümleden dür bana va'de-i dîdârındır.
Tercüme:
Ey dostum! Yaratılan her şey Senin yüz aynandır.
Kendini
bilen ârif, Senden haberdar olan kişidir.
Ey
cihanın canı! Gerçi bana kendi canımdan bile yakınsın,
Ama
dîdârının vadesi bana herkesten uzaktır.
Müşâhede, basiret gözü ile matlûbu görmektir. Müşâhede, lâtif bir hâl olup,
ruhları ve kalpleri, mahbûbun cemâli ile mesrûr ve ma'mûr eder. Müşâhid,
Cebbar'ın nurlu mülâhazasıyla, gaybları keşiftir. Hazret-i Ömer (radıyallahu anh)
buyurur ki: «Benim kalbim Rabb'imi görmüştür». Hazret-i Ali (radıyallahu anh): «Müşâhede,
gözün görmesi değildir. Lâkin mârifet nûru ile kalbin görmesidir», buyurdu. «Rabb'ime
görmeden ibâdet etmiyorum» bunu göstermektedir. Müşâhede, gönül dostunu
görmektir. Hakk'ı, sırrında müşâhede eden âşıkın kalbinden cihân sâkıt olup,
gözüne görünmez. Onun gönlünde ve gözünde, yalnız Mevlâ'nın aşkı kalır.
Nazm:
1.
Pîşemizdir aşk ü hayret kârımız
Şöhret ü nâm oldu neng ü arımız.
2.
Güftügûdan fâriğ ü âzâdeyiz
Aşktır evzâımız, etvârımız.
3. Hod-nümâlık
perdesin ref'etmişiz
Âlem olmaz perde-i pindârımız.
4. Vech-i
aşk olmuş kamuya rû-be-rû
Tutmaz ol âyineyi jengârımız.
5.
Gönlümüz çün doldu nûr-i aşk ile
Ayn-ı yâr oldu kamu agyârımız.
6. Cümle
şeyden biz bizi gördük iyân
Oldu hep âyine-i dîdârımız.
7. Biz
bizi seyr eyleriz HAKKI müdâm
Aşktır çün kurre-i ebsârımız.
Tercüme:
1. Aşk,
mesleğimizdir. İşimiz ise kendinden geçmektir. Ayıp ve utancımız ise şöhret ve
ün oldu.
2.
Dedikodudan kurtulmuş, sıyrılmışız. İşimiz ve davranışlarımız aşktan ibarettir.
3.
Kendimizi gösterme perdesini ortadan kaldırmışız. Artık âlem bize şüphe perdesi
olamaz.
4. Aşkın
yüzü herkesle yüzyüze olmuş. Artık pasımız o aynayı tutmaz.
5.
Gönlümüz aşk nuru ile dolduğu için bütün yabancılar ve rakipler bize sevgili
gibi oldu.
6. Biz,
her şeyde apaçık kendimizi gördük. Her şey bize bir ayna kesildi.
7. Ey
Hakkı! Biz daima kendimizi seyrederiz. Çünkü gözümüzdeki nur ve fer aşktır.
Kendi zâtından fâni ve zât-ı pâk ile bâkî olur demek değildir. Hâşâ ve kellâ! O
ittihad, birleşme imkânsızdır. Böyle olur diyen sapıktır. Evliyânın seçkinleri,
müşâhededen bir an kalsalar, helak olurlar. Zünnûn-i Mısrî (rahmetullahi aleyh)
buyurur ki: Çocukları gördüm. Bir adamı taşlıyorlardı. «Bundan ne istersiniz?»
dedim. Rabb'ini gördüğünü zannediyor, aklı gitmiştir dediler. Çocukların bu
cevabını, o kimseden sordum. Hemen ağlayıp: «Vallahi, eğer ben O'nu müşâhede
etmesem, O'na ibâdet edici olmazdım» dedi. Büyüklerden biri der ki: «Bir gün
tımarhâneye gittim. Orada ayakları bağlı bir genç gördüm. Yüksek sesle: «Yâ
Rabbi, gökleri sırtıma vursan, dünyayı ayağıma bağlasan da, bir an Senden yüz
çeviremem» diyordu.
Nazm:
1.
Cemâlin isterim ey meh, kamerde fâide yok
Sen olmazsan bana hem-reh, seferde fâide yok.
2. Bu
dâra geldim o dîdâra yoksa ey dildâr
Ne beklerim bu seferde makarda fâide yok.
3. Benim
fenâ vü bekadan muradım oldu likâ
Penâhın olmasa ey Şeh siperde fâide yok.
4. Sen
olmayınca benim canım în ü ânda ne sûd
Hoş olmayınca gönül pâ vü serde fâide yok.
5.
Seninle âleme baksam misâl-i Cennet olur
Seninle bakmasam ol boş nazarda fâide yok.
6.
İnâyetinle nazar kıl, bana ki yok hünerim
İnayet olmasa Senden hünerde fâide yok.
7. Geçir
beni beşeriyetten eyle misl-i melek
Ferişte olmasa HAKKI beşerde fâide yok.
Tercüme:
1. Ey ay!
Senin güzel yüzünü istemekteyim. Mehtaptan bana fayda yok. Eğer yoldaşım sen
olmazsan yolculuğa çıkmaktan bana fayda yok.
2. Ey
sevgili! Bu dünyaya o yüzü seyretmeye geldim. Yoksa bu gurbet yurdunda ne
durayım ki beklemekte fayda yok.
3. Yokluk
ve bekadan muradım, o yüzdür. Ey Padişah! Senin sığınağın değilse siperden bir
fayda yok.
4. Burada
ve orada benim canım Sen olmayınca ne faydası var. Gönül, ayak ve baştan hoş
olmayınca ne çıkar.
5.
Seninle âleme baksam, bana cennet gibi görünür. Seninle bakmadıktan sonra o boş
bakışlardan bir fayda yok ki.
6.
Yardımınla bana nazar kıl ki bir hünerim yoktur. Gerçi Senden yardım olmayınca
hünerden de fayda yoktur ya!..
7. Bana
insanlığımı aşma gücü ver, de melek gibi olayım. Ey Hakkı! Melekleşmedikten
sonra insandan bir fayda yoktur.
Müşâhede, her anda, Rabb'in mülâhazası ile sırra riâyettir. Tâatlerin efdâli,
her zaman Hakk'ı murakabedir. Müşâhedenin alâmeti, Hak Teâlâ'nın tercih ettiğini
tercih etmektir. O'nun ta'zim eylediğini ta'zîm eylemek, tahkir eylediğini küçük
görmektir. Müşâhedenin alâmeti her şeyden yüz dönüp, Hak Teâlâ ile meşgul
olmaktır. Müşâhede sâhibinin alâmeti vardır. Uyanıklığı, uyku gibi, uykusu
uyanıklık gibi olur. Hareketi sükûn, sükûnu hareket gibi olur.
Nazm:
1. Çün
ehl-i hâl hadîsinde ems ü ferda yok
Safâ-yı vakt olur ol hâl ü gayrı sevdâ yok.
2. Gönül
çün içti mey-i aşkı bezm-i vahdette
Hadîs-i aşktır o dilde gayrı mânâ yok.
3. O cân
ki bulmuş o cânânı halvet-i dilde
Anınladır her işi, anda gayrı da'va yok.
4. O
rütbe aşk ile müstağrakım ki bî-haberim
Ki gayr-ı aşk cihân içre var mıdır, yâ yok.
5. Cihân
ki fer'dir aslı bu aşktır ancak
Gönülde cümlesi ol asıl, fer' asla yok.
6. Misâl-i
mevc bu deryâya gark olan bildi
Ki mevc bahr ile var oldu gayrı derya yok.
7. Var
oku savmaada vird okursan ey HAKKI
Ki bezmimizde hemân sumt var gavgâ yok.
Tercüme:
1. Hâl
ehlinin yaptıklarında dün ve yarın endişesi yoktur. O, içinde bulunduğu anı
değerlendirir, başka bir tutkusu yoktur.
2. Gönül,
vahdet bezminde aşk içkisini yudumladığı için orada yalnızca aşk hadîsi (Ölmeden
önce ölünüz) vardır, başka mânâ bulunmaz.
3. Gönül
halvetinde sevgiliyi bulan kişinin bütün uğraşısı O'nunladır, başka dâvası
yoktur.
4. Aşk
ile öylesine dopdoluyum ki cihan içinde başka aşk var mı yok mu bilmiyorum.
5. Cihan
gölgeden ibarettir. Aşk ise onun aslıdır. Onun için gönülde asıl vardır asla
gölge yok.
6. Dalga
gibi olup bu denize gark olan kişi, bildi ki dalga, ancak deniz ile vardır,
başka deniz yok.
7. Ey
Hakkı! Vird oku da istersen savmaada oku. Çünkü bizim meclisimizde daima susmak
vardır, asla kavga bulunmaz.
Dokuzuncu Madde
Evliyâ-yı kirâmın fenâ, bekâ ve makamlarını bildirir.
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, kul, kendi insanlık sıfatlarından fâni olunca,
Mevlâ'nın sıfatları ile bekâ bulur. İşte «Allahü Teâlâ'nın ahlâkı ile
ahlâklanınız» emrine uyup, Esmâ-i Hüsnâ'sı ile sıfatlanmış olur. Fenâfillah,
süflî, aşağı nefse uymamaktır. Ulvî rûha uymaktır. Nefsinden fenâ olmak, Hak ile
bekâ bulmaktır. Halkın fenâsı, Hakk'ın bekâsıdır. Fenâfillah, Hak'tan gayrısını
fâni etmektir. Bekabillah, Hakk'ın bekâsıdır, devamıdır. Fenâfillah,
Bekabillah'tır. Bekâ hakikatlerinin başlangıcı, bütün mâsivâdan fenâ olmaktır. O
hâlde, halkı bilmez, ancak Hakk'ı bilir. O'nu müşâhede eder. Ona kavuşur.
Beyt
(tercümedir):
Senden başka olan şey, sanılmasın ki şeydir.
Sen bekâ güneşisin ve başkaları gölge.
Fenâ üç çeşittir. Bekâ da üç çeşittir. Fenâ çeşitlerinden birisi; kul öyle fâni
olur ki, kendi nefsinde bir hazzı kalmaz. Diğeri şudur ki Hakk'ı, nefsi için
istemekten hayâ eder. Üçüncüsü de, Hak'tan, Hak'tan başkasını istemekten hayâ
eder. İşte bu kul Mevlâ'nın ünsünde hayran olur. Bekâ çeşitlerinin birincisi,
mârifet bekâsıyla bekâdır. Sonra muhabbet bekâsıyla bekâdır. Sonra üns bekâsıyla
bekâdır. Demek ki fenâ, kulun sıfatlarının zevâl bulmasıdır. Bekâ, kulun
sıfatlarına karşılık Hakk'ın sıfatlarının bâdi olmasıdır. Bir kâmil der:
«Kendini Mevlâ için öyle ifnâ eyle ki, sende senin için bir kadr kalmasın.»
Mârifet yolunun sonu muhabbetle fenâdır. Fenâ'nın sonu, mahbûb ile bekâdır.
Bekâ'nın semeresi likâ ünsüdür ve dâima yükselmedir.
Nazm:
1. Biz sûfî-yi suffe-i safâyız, der-zîr-i kıbâb-ı Kibriyâ'yız.
2. Biz
arz ü semâya sığmayız kim, biz cevher-i âlem-i âmâyız.
3. Çün
câm-ı elest mestiyiz hoş, pes tâlib-i şâhid-i bekâyız.
4. Âzâde
vü fâriğiz cihândan, bu cism ile gerçi mübtelâyız.
5. Varlık
diler ehl-i akl dâim, biz tâlib-i fakr ile fenâyız.
6. Biz
Hazret-i Hakk'a pek yakınız, andan bizi sanma kim cüdâyız.
7. Ten
perdesi ref' olanda HAKKI, seyr eyle ki biz ne mehlikâyız.
Tercüme:
1. Biz safâ (esenlik) Suffe'sinin sûfîleriyiz, yücelik kubbelerinin
altındayız.
2. Biz
yer ve göğe sığmayız ki biz gayb âleminin cevheriyiz.
3. Biz
elest içkisinin öylesine güzel bir sarhoşuyuz ki biz bekâ güzelinin tâlibiyiz.
4. Gerçi
bu beden ile ona tutkunuz ama biz yine de cihandan vazgeçmiş, kurtulmuşuz.
5. Akıl
sahipleri daima var olmayı dilerler, oysa biz yokluk ve fakirlik istemekteyiz.
6. Biz
Hak Teâlâ'ya öylesine yakınız ki sakın bizi O'ndan uzak sanma.
7. Ey
Hakkı! Ten perdesi kalktığında bizim ne ay alınlı olduğumuzu o zaman seyreyle.
Fenâ mahlûk sıfatıdır, bekâ Hâlık sıfatıdır. Nitekim Allahü Teâlâ Rahmân
sûresinde, «Üzerindeki her şey fânidir» ve sonra: «Rabb'inin vechi (Zât-ı ilâhî)
bâkî kalır» buyurmuş, Kendi bekâsını duyurmuştur. Vecd hâlinde gönül huzûru
cem'iyettir. Beşeriyete dalmak ve gafil olmak tefrikadır. Huzûr ve cem'iyet
nimetlerin en lezzetlisidir. Gaflet ve tefrika büyük belâdır. Nitekim: «Cem'iyet
gibi nimet yoktur. Tefrika gibi de azap yoktur» sözü bu mânâdadır. Fâni kul,
nefsini ve her şeyi âlemlerin Rabbi ile, O'ndan, O'nun ve O'na râci' müşâhede
etmelidir.
Fârisî
nazm (tercümedir):
Din büyüklerine canla köle ol
Onların yanında başın eğik ol.
Bu fırkaya edep ile hizmet et
İşlerini hem Rabb'inin işi fark et.
Kendisinden fenâ olan kimseler
Rabbânî ahlâka âyinedirler.
Sözü,
işitmesi, görmeleri bir
Rabb'in kandillerinin nurlarıdır.
O
kâmillerden ben ne diyeyim
Hâlleri söze sığmaz, bildireyim.
Unutmaları olur mâsivâyı
Onlar Hak'tan olmazlar bir an cüdâ.
Konuşurlarsa hikmet söylerler
Bakarlarsa boşa nazar etmezler.
Susarlarsa tefekkürde olurlar
Fikir kapısını zikrle açarlar.
Zâhirde
toprak gibi görünürler
Fakat iki âlemden hâriçtirler.
Eğer
onlar bulunmasa cihanda
Gökten yere inmez idi bir damla.
Saf
kalpleri arzulardan cüdâdır
Rızâları hep rızâ-yı Hüdâ'dır.
Yüzleri
Hüdâ'dan esinti verir
Muameleleri elle değildir.
Onlara
irfanları yeterlidir
Onlar Hak'tan başkasını ne bilir.
Kibr ü
riyâyı onlar terk ederler
Kibriya perdesinde hep giderler.
Fiil ve
sıfatla hidâyet yolunda
Giderler muktedâ Ahmed ardında.
Saâdet
sofrasındandır ekmekleri
Kerâmettir sofradan dökülenleri.
Hayy'ın
tevhidiyle aşkla bâkîler
Onlar dosttan başka bir şey görmezler.
Allah
katında yüzleri çok aktır
Makamları anlatmaktan uzaktır.
Duâları
olur her derde devâ
Nefesleri hastalaradır şifâ.
Onlardan
birisi isterse Hak'tan
Ölüyü diriltir Hak, duâsından.
Eğer kahr
geçerse gönüllerinden
Diri ölür o an, emirlerinden.
Sessiz
nidâları ulaşır her an
Hâlleri tasdiktir Hakk'ı her zaman.
Elest
bezmi her an kulaklarında
Kâlû belâ deyip, onlar aşmada.
Bir
na'rayla şehri altüst ederler
Bir hamleyle dağı yerinden sürerler.
Bir kimse
olursa onlara yakın
Yakın bilir geçti azabı Hakk'ın.
Bir kimse
durursa uzak onlara
Şüphesiz ki, sonu gitmektir nâra.
Halktan
eziyet, sıkıntı görürler
Kötüden iyiden söz işitirler.
İnkâr
dikeni ayaklarına batar
Nâkeslere de hilm ile bakar.
Ne
isterlerse ondan hemen olur
Derlerse dedikleri gibi olur.
Yük çek
ki, senin yükünü çeksinler
Kızma, yoksa seni dâra çekerler.
Kötü
kişileri Hakk'a ısmarla
Tâ ki bağışlanasın, yapsan hata.
Hilm;
süsü, ziyneti âriflerin
Akl nişanı ve vasfı velîlerin.
Bu
hılyeden ârî olur ham avâm
Veli vasfı bununla oldu tamam.
|