|
|
HÂTİME
Hâlık'ı sevenleri, zamâne halkını, sohbet, akraba,
baba, kardeş haklarını, hanımı, çocukları ve hizmetçileri ile olan
muameleyi, câhil ve âlimlerle görüşme, komşu hakları, fakirlere yemek
vermek, misafirlere ikram etmek, âvam ve hâvasa yapılacak muameleleri, lütuf
ve ihsânı ve her sohbet ve ülfete mâhsus olan edeb ve rükünleri, yedi
a'zanın âfetlerini, hastalıkları, fakirlik ve zenginlik sebeplerini,
muhafaza ve unutmayı ve bütün bunları insana kolaylaştıran tevhîdi dört
fasıl hâlinde anlatır.
BİRİNCİ FASIL
Habib-i Hüda'nın kısaca hâllerini ve hüsn-i muaşereti
teşvik eden âyet-i kerîme ve kudsî hadisleri üç nevî mile beyân eder.
Birinci Madde
Resûl-i Emîn’in
ve Ashâb-ı Güzîn’in güzel ahlâkını, Tâbîin’in ve din âlimlerinin hâllerini
kısaca bildirir.Ey
aziz! Edep ehli demişlerdir ki: Kişinin üstâd ve talebesinden, yakın akraba,
hanım ve diğer akrabalarından, köle, câriye ve komşularından sonra, diğer
insanlar üç kısımdır: Ya iyi arkadaştır, ya cefâsı çok olan tanıdıktır yahut da
vefasız câhillerdir. O hâlde kardeşlik ve sadakat akdinde senin iki vazifen
vardır:
Birinci vazife: Sadakatin şartlarını istemektir. Ondan sonra sâdık dostu kabûl
etmeyesin. Nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kişi
arkadaşının dini üzeredir." buyurmuştur. Kişi kendi arkadaşının meşrep ve
mezhebinde olduğunu göstermiştir. Eğer sen konuşma ve ilim öğrenmede ortağın,
din ve dünya işlerinde refikin olmak için bir şefkatli arkadaş istersen, beş
hasleti gözetmek gerekir.
Birinci haslet: Akıldır. Çünkü akılsızın sohbetinde hayır olmaz. Zira onun en
iyi hâli, iyilik yapayım derken sana zarar vermesidir.
İkinci haslet: Güzel huydur. Kötü huylu olan kimseden vefâ ve safâ gelmez. Kötü
huylu, gazab ve şehvetine mâlik olamayandır. O hâlde öyle bir kimseyi arkadaş
edin ki, sen ona hizmet edince, o seni korusun. Sen onunla ülfet edince, o sana
zinet verip, (kusurunu) görünce onu örtsün.
Üçüncü haslet: Salâhtır. Demek ki, bir büyük günaha ısrar eden fâsık ile dost
olma. Allah'tan korkan günaha devam üzere bulunmaz. Hâlbuki Hak'tan korkusu
olmayanın, gâilesinden emin olunmaz. Zira o, arâzın değişmesi gibi değişir. Bir
kararda kalmaz.
Dördüncü haslet: Kanaattir. Demek ki, dünyaya haris olana yakın olma. Sadakati
zaildir. Haris ile sohbet öldürücü zehirdir. Zira tabiatlar birbirine benzemeye
ve aksetmeye mâildir. O hâlde haris ile sohbet eden haris olur. Nitekim zâhide
yakın olan zâhid olup, rahat bulur.
Beşinci haslet: Sıdktır, doğruluktur. Yalancı ile dost olma. O kötüdür. Seraba
benzer. Boştur. Çünkü sana uzağı yakın, yakını uzak gösterir.
Eğer bu beş hasleti bir kimsede bulmadınsa, o zaman iki şeyden birini yapman
gerekir: Ya insanlarla hasletleri kadar arkadaşlık, ahbaplık edersin yahut
tamamen uzlet edip selamet bulursun. Çünkü kardeş üçtür: Biri âhiret kardeşidir.
Onda ancak diyânet ararsın. Biri dünya kardeşidir. Onda ancak iyi huy ararsın.
Biri ünsiyet kardeşidir. Onda ancak, zararından kurtulmak ararsın.
İnsanlar birbiri hakkında üç mertebedir: Biri gıda gibidir ki daima ona ihtiyacı
vardır. Biri ilaç gibidir ki insana bazı zamanlarda lâzım olur, bazen olmaz.
Üçüncü mertebe, hastalık gibidir ki hiçbir zaman lâzım olmaz. Lâkin insan bazen
ona müptela olur. O öyle bir kimsedir ki, onda ne bir fayda bulunur ne de onunla
ünsiyet yapılır. Ondan kurtuluncaya kadar iyi idare edilir. Böylece çok faydalar
bulunup nice ibretler alınır. Bir fayda şudur ki, ondan zâhir olan kötülükleri
görüp onlardan sakınılır. Zira said, başkasından nasihat ve ibret alandır.
Nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Eğer
insanlar başkasından görüp beğenmedikleri şeylerden sakınsalar, edebleri kemâl
bulup, edep göstericiye ihtiyaçları kalmazdı."
İkinci vazife: Sohbet ve ülfetin hukukunu gözetmektir. Arkadaşınızla aranızda
akit olunursa, sohbet ve ülfet hukukunu gözetmek, ikinize de lâzım gelir.
Dostluk hukukunun edasının da birçok edep ve rükünleri vardır. Nitekim Habib-i
Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "İki kardeş iki el gibidir.
Birbirlerini yıkarlar." O Hazret, bazı ashâbıyla bir ağaçlığa girdi. Erak
ağacından iki misvak kesti. Biri doğru, diğeri eğriydi. O kerem menbaı doğrusunu
arkadaşına verip, eğriyi kendisi aldı. Arkadaşı, "Doğrusuna siz benden müstehak
iken, bana vermenizdeki hikmet nedir?" diye sordu. Cevabında: "Eğer misvakı sen
bulup kesmiş olsaydın, o zaman doğruyu bana vermen îsâr (tercih) ve mürüvvet
sayılırdı. Çünkü iki arkadaştan hangisi diğerine daha şefkatli ise, Allah
katında o daha makbul olur." buyurdu. Böyle kardeşliğin, arkadaşlığın edepleri
yirmi beştir:
1 — Mal ve mülkünü arkadaşına bağışlayıp rızâsına kavuşmaktır. Bu mümkün
olmazsa, kendi malının fazlalığı ile, onun ihtiyacını gidermektir.
2 — Arkadaşının bir ihtiyacı varsa, o başvurmadan yardım edip işini görmektir.
3 — Arkadaşının (kardeşliğinin) her sırrını, herkesten saklamaktır.
4 — Arkadaşının ayıplarını örtmektir.
5 — Halkın onu kötülemesinden üzüleceği sözü ondan saklamaktır.
6 — Halkın onu medhinden sevineceği şeyi ona söylemektir.
7 — Arkadaşının sözünü can kulağı ile dinlemektir.
8 — Arkadaşının sözüne karışmamak ve muaraza etmemektir.
9 — Arkadaşını, güzel ismi ile, yani kendine hoş gelen lakabıyla çağırmaktır.
10 — Arkadaşına nasihat gerekirse, lütuf ve rıfk ile nasihat eylemektir.
11 — Arkadaşının iyilikleri için onu medih ve sena etmektir.
12 — Arkadaşının gıybeti yapılınca, onu himaye etmektir.
13 — Arkadaşının kusurlarını görmemezlikten gelmeli, kızmayıp af eylemelidir.
14 — Arkadaşına sağlığında ve öldükten sonra her namazdan sonra dua etmelidir.
15 — Arkadaşı üzüntülüyse üzülmelidir.
16 — Neşeli ise, sevinmelidir.
17 — Arkadaşının yalnızken kendisine söylediğini saklayıp söylememelidir.
18 — Arkadaşının yanında ve arkasında beraber olup, gizli ve açık ona hep hayır
düşünmektir.
19 — Arkadaşına kendi işinde bir külfet yüklemeyip, kendi ihtiyaçlarından onun
kalbini rahat eylemektir.
20 — Arkadaşı gelince, güler yüzle kalkıp, seve seve selamını almaktır.
21 — Arkadaşına mecliste geniş yer vermektir. Yahut kendi yerini ona vermektir.
22 — Arkadaşının hâl ve hatırını, çocuklarını, yakınlarını sormalıdır.
23 — Arkadaşının, sözünü tasdik edecek sözü söylemelidir.
24 — Arkadaşının kalkması zamanında, onu teşyi etmektir. Velhasıl kendine
sevdiği şeyi ve muameleyi, arkadaşına yapmalıdır. Böylece dostluğunda sâdık
olur. Zira kendisi için düşündüğünü, dostu için düşünmeyenin dostluğu nifak
olur.
25 — Arkadaşının ölümünden sonra ehli, çocukları ve sevdiği akrabası ile hüsn-i
vefâ etmeli, onları aramalı, sormalıdır.
Beyit:
Gelir zevk u sefa dostun bana cevr ü cefâsından,
Muhibb-i sâdıkı yeğdir kişinin akrabasından.
Dostun bana eziyet ve cevrinden bana zevk ve neşe gelir. Çünkü kişinin has dostu
akrabasından yeğdir.
İkinci Madde
İnsanlar arasındaki sohbet ve ülfetin edeplerini bildirir.
Ey aziz! Edep ehli demişlerdir ki, kötülük görmemek için insanlar arasına
girmemelisiniz. Zarar ancak yüzden dost olandan gelir. (Ve insanların çoğu
böyledir.) Bütün şer, kötülük, dilden bağlılıklarını, dostluklarını söyleyip
içten düşman olan tanıdıklardandır. O hâlde böylelerinden mümkün olduğu kadar
uzak ol. Şerlerinden ancak kurtulursun. Ama böyle tanıdıkla bir medresede,
camide, çarşıda, bir mahalle veya şehirde bulunuyorsan, onlardan hiçbirini küçük
görmemelisin, yoksa kendini düşmanlık ateşine atarsın. Onlara dünyalıkları için,
ta'zîm gözüyle nazar etme ki, Allahü Teâlâ ve insanlar katında hakir, aşağı
olmayasın. Zira dünya ve içindekilerin Allah katında aşağı olduğunu bilirsin.
Dünya ehlini büyük görürsen, o anda Allahü Teâlâ'nın nazar-ı itibarından
düşersin. O hâlde dünyaya sarılanların elinde olan dünyalığa kavuşmak için
kapılarına gitme. Onlara dinini bez etme. Zira öyle edenler, onların gözünde
aşağı olmuştur. Ellerinde olan dünyalıklarından da mahrum kalmıştır. Onlar sana
düşmanlık ederlerse, sen onlara düşmanca davranma. Zira onların karşılık
vermesine sabredemezsen, dinin gider, onlarla sıkıntın uzar. Sana ikram edip,
sevdiklerini söyleyip, yüzüne karşı seni överlerse, onlara yaklaşma ve güvenme.
Zira onun hakikatini ararsan, binde birini bulamazsın. Boşuna yorulma ki, onlar
yanında ve arkanda aynı olmazlar. Seni gıybet etseler, şaşma. Onlara kızıp acı
söyleme. Zira sen insaf ile kendine bakarsan, kendinde de o hâli bulursun. Hatta
iyi dostların, akraban hakkında bile, belki annen, baban ve üstâdın hakkında
gizli ve açık bir tarz üzere bulunamazsın. Zira onları gıybette öyle kelimeler
ile anarsın ki, o kelimeler ile onlara hitap edemezsin.
Tanıdıkların mal, makam ve yardımlarından düşünceni çekesin. Tamâ eden her
hâlinde zelil, malında zararlı olur bilesin. Onlardan birinden bir şey istesen
ve verse, ona duâ ve senâ edesin. Vermezse, ona kızmayasın ve şikâyet etmeyesin
ve böylece buğz ve düşmanlık semtine gitmeyesin. Ayıp arayıcı olmayıp, özür
bulucu da olmayasın. Belki onun kusur etmesinde senin bilemediğin özür vardır.
Sormadığı hikmeti ona söylemeyesin, yoksa onu senden kabûl etmez ve sana hasım
olur. Onlar bir meselede hatâ edip, herkesten öğrenmekten ar ederlerse, sakın
onlara öğretme. Zira onlar senden hem ilimde istifâde ederler hem sana düşmanlık
yoluna giderler. Hataları günah ise, lütuf ve rıfk ile hakkı izhar etmek sana
lâzım gelir. Onlardan bir iyilik ve ihsan gördünse, seni onlara sevdiren
Mevlâ'ya şükür edesin. Onlardan bir kötülük ve ziyan gördünse, Hak Teâlâ'dan
bilip, onları Hakk'a havale edesin. Onlara kızıp da: "Ben filân oğlu filân, âlim
ve fâdıl iken kadr ve hürmetimi niçin bilemezsin?" deme. Zira bu söz, kendini
medih etmektir. Hâlbuki kendi nefsini medih etmek akılsızlıktır. Şöyle bilesin
ki, senin bir geçmiş günahından, Allahü Teâlâ, onları sana musallat etmiştir.
Onların doğru sözlerini dinle, bâtıl sözlerini duymamazlıktan gelip,
iyiliklerini anlat, kötülüklerini söyleme. Hile ve cidal ile meşgûl olan
mukallidlerin sohbetinden uzak dur. Zira onlar sana hüsnüzandan vazgeçerler ve
gıyabında seni gammazlarlar. Sehiv ve hatalarını sayar döker ve unutmazlar.
Münazara zamanında bunlarla sana sevap vermek isterler. Onlar ne bir ayıbını
örter ne bir yanılmanı bağışlarlar. En küçük şeyleri hesap edip, az ve çok için
sana haset ederler. Razı olsalar gösteriştir, beğenmeseler, içleri hışım
doludur. Onların şanları bu huylar olunca, onlarla arkadaşlık ziyan, görüşmek
zarardır. Bunlar sana dostluk gösteren tanıdıklardır. Düşmanlık edenlerin
kötülüğü bunlardan azdır. Onun için Araplar: "Düşmanını bir, dostunu bin defa
azarla." derler. (Tercümedir):
Düşmanın dostundan daha faydalı
Öyleyse sakın sen, dost edinmekten.
Zira görürsün ki, çok hastalıklar
Olur çok yemekten ve çok içmekten.
Üçüncü Madde
Câhil insanlarla görüşmeyi ve avam ile olan sohbetin edeplerini
bildirir.
Ey aziz! Edep ehli demişlerdir ki, câhillerle oturmanın edeplerini küçük ve
büyük herkes bilmelidir. Bunlar da beş edeptir:
1 — Onların sözlerine dalmamaktır.
2 — Onların boş asılsız sözlerine kulak asmamaktır.
3 — Onların, aralarında kullanılan çirkin sözleri duymamazlıktan gelip
aldırmamaktır.
4 — Onların görüşmesinden kaçınıp, meclislerinde çok kalmamaktır.
5 — Onlara muhtaç olmamak, bir şey istememektir.
O hâlde onlara karışan kimse, kurtuluncaya kadar sükût etsin ve böylece onlardan
ırz ve vekarıyla selamet bulsun. Avamın âdet ve merasimlerinde dikkat edilecek
hususlar çoktur. Kısaca diyelim ki, eğer avama karışırsan, onların âdetleri üzre
gidesin. Dost ve düşman ile, zillet ve korku olmadan rızâ veçhile sohbet ve
ülfet edesin. Kendinden büyüklere, ta'zîm ve hizmet, küçüklere şefkat ve
nasihat, akranına rıfk ve muvafakat kılasın. Böylece rahat ve selâmet, izzet ve
rıf'at, devlet ve saâdet bulasın. İnsanlar içinde, meclislerinde çok iltifat
ederek sözlerini incelemekten sakınasın. Oturmayı uzatarak ağırlık vermeyip, az
bir ziyaret edip hemen gidesin. Mecliste başını açmaktan, parmaklarını
çıtırdatmaktan, sakal ve yüzüğünle oynamaktan, dişlerini hilâllemekten
korunasın. Parmağını burnuna sokmaktan, çok tükürmek ve sümkürmekten kaçınasın.
Sineği yüzünden çok kovmaktan, çok gerinmekten, insanların yüzüne karşı
esnemekten sakınasın. Dâima edepli olasın. Seninle konuşanın latif sözünden, çok
sevdiğini izhar etmeden ve hayretle bir daha "tekrar et" demeksizin istifade
edesin. Fuhuş ve gülünç şeylere susasın. Yaptığın virdleri, yazdığın şiir ve
kitapları ve nefsini temize çıkarmaya sevk edici olan diğer tavırlarını medih
ile halka söylemeyesin. Süslenmede yapmacıktan uzak olup, sürme ve koku sürmede
çok ileri gitmeyesin. Kimseye tezellül etmeyip, bir işi yaptırmada zor
kullanmayasın. Çünkü o ağırlık ve cefâdır. Hâkime arkadaş, zâlime yardımcı olma.
Bu fitne ve belâdır. Eğer sultana yakın olmaya müptelâ oldunsa, ondan uzak otur
ki, ona yakınlık ateştir. Malını ırzından kıymetli tutmayasın. Muhaseme edenlere
kızıp acele etmeyesin. Elinle işareti ve geri dönüp bakmayı çok yapmayasın. Dize
gelmeyesin. Gazabın sakin olmadıkça, konuşmayasın. Malını, paranın miktarını
çoluk çocuğuna bile bildirmeyesin. Zira onu az görürlerse, onlar yanında
kıymetin az ve aşağı olur. Çok görürlerse, onları razı etmek, senin için zor
olur. Köle ve cariyelerinle boş, şaka ve güldürücü konuşmayasın. İnsanlarla alay
etmeyesin. Zira bunlar vekarı düşürür, yüzü eritir. Bunlardan kalbe eziyet
gelip, uzaklaşmaya sebep olup, sonu kin, sertlik ve kavgaya varır. Bir kimse
seninle alay ederse, cevap verme. Ondan yüz çevir. Sana zulmeden olursa, onu
Hakk'a ısmarlayıp, tatlı söyle. Hakk'ın mahlukatından hiçbirine lânet etmeyesin.
Ehl-i kıbleden (kâfir olmadıkları bilinen) hiç kimseye şirk ve nifak ile şehadet
etme. Zira gizli şeyleri ancak Allahü Teâlâ bilir. Bu tür işlerde kullarla,
Mevlâları arasına girme. Dilini, elbette gıybetten koru. Zira gıybet, dinimizde
otuz zinadan şiddetli haramdır. Sakın yapamayacağın bir şey için söz verme. Eğer
sıkışıp yüz verdiysen, yerine getirmemekten çok kaçın. Çünkü sözünde durmamak
münafık şânıdır. Asla yalan söyleme. Zira yalan, günahların anası ve her dinde
haramdır. Yalancı insanların merdudu Azîz-i Allâm'ın matrududur. Sakın
konuşurken, insanlarla mücadele ve münakaşa etme. Çünkü onda muhatabı teçhil
(bilgisiz bırakmak) olur. Hâlbuki Hak Teâlâ: "Nefislerinizi temize
çıkarmayınız." buyurmuştur. Kendini medih etmenin yasak ve kötü olduğunu
duyurmuştur. Bir hâkim der ki: Arkadaşının kötülüğünü konuşmak, kendini medih
etmektir. O hâlde sakın dilini kendini övmeye alıştırma. Zira kendini beğenenin
kıymeti düşük olur. Allah ve insanlar katında derecesi noksan olur. Çok yemin-i
billah etme. Allah'tan başkasına yemin etmekten sakın. Kimseyi yüzüne karşı
övme. Konuşurken alçak sesle konuşup, faydalı ve öz söyleyip sözü uzatma.
Böylece dinleyeni melûl etme, sıkma. Tebessümle konuş. Aksıran, "Elhamdülillah."
derse, "Yerhamükallah." de. Aksırırken başını eğip, elini yüzün üzerine koyup,
sesini alçalt. Çok şaka yapma. Kahkaha ile gülme. Birkaç kelime fazla söyleyip,
insanların arasını bulucu ol. Kimsenin ayıbını araştırma, öğrenirsen söyleme.
Hiç kimseye bildiğin ayıbı ile saldırma. Ta ki o ayıbın misline müptelâ
olmayasın. Herkese iyi zanda ol ve iyilik bul. Zamâneden bile râzı ol.
Dördüncü Madde
Ulemâ-yı kirâmın ve fukahâ-yı izâmın dış görünüşlerinin nizâmını ve avamla
karışmalarında rüsûm ve âdetlerin intizamını tamamıyla bildirir.
Ey aziz! İmam-ı A'zam Ebû Hanife (rahmetullahi teâlâ aleyh), ikinci İmam Ebû
Yûsuf (rahmetullahi aleyh) hazretlerinin akıl ve kemalini, güzel hasletlerini,
latif sözlerini ve insanların ona ikbalini görünce, önemli harici işleri, güzel
rüsûm ve âdetleri ona ta'lîm ve vasiyet edip buyurdu ki: Ey Yakup, vilayetin
vâlisine itâatle tevkîr eyle. Hâkimlerin yanına, şânlarını ta'zîm ile gidesin.
Sakın onların huzurunda yalan söyleme. Seni ilmî bir iş için çağırmadıkça her
zaman ziyaret etmeyesin. Zira sen onların sohbetine çok gidersen, kendi değerini
onların yanında düşürürsün. O hâlde hâkimlerle, devlet başkanları ile ateş
muamelesi edesin. İşini bitirip uzaklaşasın. Zira onlar kendi nefisleri için
düşündüklerini kimseye düşünmezler. Sakın hâkim huzurunda ilmî meselelerden çok
konuşma. Zira o senin sözlerini alıp sonra etbaına söyler. Onlara kendini senden
bilgili gösterip seni küçük düşürür. Onun huzurunda kendi kıymetini ve
başkasının kıymetini bilesin. Böylece ne başkasından zarar görür ne de hâkim
nazarından düşersin. Hâkim yanında tanımadığın bir âlim var iken içeri
girmeyesin. Böylece senden yüksek ise ondan yüksekte oturmakla zararını
görmeyesin. Eğer senden aşağı ise, sen ondan aşağıda durmakla hâkimin nazarında
hakir olmayasın. Hâkim (hükümdar) kendi memurluklarından sana bir makam verirse,
senden, ilim ve hükümde mezhebinden râzı olduğunu bilmedikçe onu kabûl
etmeyesin. Böylece hükûmette başkasının mezhebini irtikâba muhtaç olmayasın.
Eğer hâkimin yakını isen, ancak ona yakın olup, bütün etbaından uzak olasın.
Böylece onun yanında mevki ve haddinle muhterem kalasın. Sakın avam ve
tüccarlara, sorduklarından fazla cevap verme. Avam ve tüccar ile ilm-i
hâllerinin dışında bir şey konuşma. Böylece senin mala sevgin ve rağbetin var
sanmasınlar. Sana sû-i zan edip de, rüşvet almayı nisbet etmesinler. Avama
gülmek değil, tebessüm bile etmeyesin. Alışveriş için çarşıya pazara çıkmayasın.
Genç oğlanlarla konuşup fitneye dalmayasın. Ama küçük çocuklara ve yetimlere
tebessüm edip onlarla konuşasın. Şefkatle öpüp, başlarını okşayasın. Yaşlı olan
avam ile yolda arkadaş olmayasın. Böylece onları takdim ile (ileri geçirmekle)
ilmini, tehir ile (geri bırakmakla) pirini (senden yaşlı olanı) tahkir etmiş
olmayasın ve: "Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizi saymayan bizden değildir."
hadis-i şerifinin mânâsı altına girenlerden olmayasın. İnsanların gelip
geçtikleri yol üzerinde durup oturmayasın. Gerekirse câmi avlularından başka
yerde durmayıp oturmayasın. Mescitlerde ve çarşılarda ekmek yemeyesin.
Maslaklardan ve sakaların elinden su içmeyesin. Dükkânlarda oturmak için çarşıya
gitmeyesin. İpek elbise giymeyesin. Yatakta hanımına, başka işlerden ve
kadınlardan bahsetmeyesin. Ve onu çok fazla okşamayasın, bûs etmeyesin ve
kucaklamayasın. Ancak ona lâzım sözleri, tebessümle, kısa olarak söyleyesin. Bir
müddet oynaştıktan sonra besmele ile yaklaşasın. Böylece senden çok yüz
bulmasın, varıp da erkekleri ve yabancıları dile almasın. Mümkünse evi, anası
veya babası olan kızı almayasın, böylece onların dillerine kalmayasın. Ancak
akrabasıyla görüşmemek şartıyla alasın. Zira kadının malı olsa, baba ve annesi
onu kendilerinin bilirler ve kızlarının elinde emânet bulurlar. Demek ki kadın
babasının evine gitmese, kocasıyla rahat eder. Sakın iç güveyisi olup da hanımın
babasının evinde durmayasın. Hür iken esir olup da malını halka vermeyesin.
Sakın oğlu veya kızı olan kadını alma ki gülemezsin. Zira sen onun yanında
çocuklarından kıymetli olamazsın. O hâlde o bütün malını onlara ayırdıktan
sonra, senin malından da çalar, bilemezsin. Sakın iki kadın almayasın. Eğer
şaşırıp almışsan, ikisini bir evde oturtmayasın. İş ve çalışma gücünü bilmedikçe
evlenmeyesin.
Önce ilim, sonra helâl para ve mal kazanıp sonra evlenesin. Çünkü ilim öğrenme
zamanında mal ve para kazanmakla meşgûl olursan, ilim öğrenemezsin. Çocukların
çoğalınca, ilmi bırakıp onları geçindirmek peşine düşersin. O hâlde ilk gençlik
yıllarında ve düşüncelerin kalbini meşgûl etmediği zamanda, ilim öğrenmeye
koyulasın. Sonra helâl para ve mal kazanıp, sonra evlenesin. Çünkü çoluk çocuk
kalbi karıştırır. Sanatsız ve malsız ne yaparsın?
İnsanların iyiliğini isteyici olasın. Onlara nasihat edesin. Halk hareketlerini
beğenip seninle görüşmek istediklerinde sohbetlerine gidesin. Meclislerinde
insanları ve kendini tevkîr ile ilim müzakere edesin. Böylece onların yanında,
sevgili olup, hepsini âhiret yoluna getiresin. Sakın avama dinin usûl
bilgilerini, kelâm ilmi ile anlatmayasın. Taklitle kelâm onlara meşgûliyet
olmasın. Her avam o derin denize dalmasın. Sana gelip mesele sorup fetvâ isterse
cevabını verip, başka şey ilâve etmeyesin. Böylece suâlinin zihnini fazla meşgûl
etmesin. Çeşitli bilgilerle, soranın aklı dağılmasın. On yıl kitapsız ve
elbisesiz kalsan da ilimden yüz çevirmeyesin.
Talebene iltifatın kemâl-i şefkatle olsun. Her taleben kendisini, senin oğlun
bilsin, ilme çalışma ve gayretleri her gün çoğalsın. Seni dinlemeyen avamla ve
pazarlardakilerle sözün olmasın. Doğruyu söylemekte kimseden çekinmeyesin.
Sultan olsa bile korkmayasın. İbâdetin avamdan çok olsun, az olmasın. Öyle ki,
senin ibâdetini kendilerininkinden az görmekle, rağbetinin azlığına yorup,
akideleri zayıflamasın. Âlimleri olan şehre gittiğinde, kendini onların biri
bilirsen, onların mevki ve makamlarına tâlib olmadığını bilip, senden emin
olurlar. Sen de onlardan selamet bulursun. Yoksa hepsi üzerine hücûm edip,
mezhebine ta'n ederler. Avam bile sana hakaret gözüyle bakıp, âlimlerine
uyarlar. Sen hepsinin yanında faydasız mat'ûn olursun. O âlimler gelip senden
fetvâ sorarlarsa, onlarla münakaşa ve atışmaya girmeyesin. Onlara delili açık
olmayan şeyi söylemeyesin. Onların senetlerine karışmayasın. Âlimlerden
çekinesin, halktan da gafil olmayasın. Zâhirinle Allah için olduğun gibi,
bâtınınla da O'nun için olasın. Böylece içini ve dışını bir yapıp, kendini hâlis
Allah'ın bulasın. Hâkim sana hâlis olmayan makamı teklif ederse, onu sana ilmin
için verdiğini bilmedikçe, kabûl eylemeyesin. Sakın imtihan ve münazara
meclisinde korkarak konuşmayasın. Çünkü o mülâhazaya, düşünceye halel verir.
Dile zaaf ve konuşmamak getirir. Çok gülmeyesin. Kalbi öldürür. Tadını giderir.
Yürürken vakarlı olasın. Her işinde acele etmeyip, teennî edesin. Arkadan
seslenene cevap vermeyesin. Zira hayvanlar ardından çağrılır. Onu kendine lâyık
görmeyesin. Konuşunca çok yüksek seslenmeyesin. Muhatabın işiteceği kadar ve
ağır söyleyesin. Kendin için susmayı ve az hareketi âdet edesin. Böylece sabır
ve sebatını herkes bilsin. İnsanlar içerisinde Allahü Teâlâ'yı çok an ki, O'nu
senden öğrensinler. Beş vakit namazın arkasından kendin için öyle vird kabûl et
ki, onda Kur'ân okuyup, zikir ile şükrünü yapasın. Her ayda birkaç gün oruç tut.
Nefsini murakabe edip, ilmi muhafazaya alasın. Böylece amelinle iki dünyada
menfaatlanasın. Kendin alışveriş etmeyip, işlerinde güvenebileceğin bir hizmetçi
bulasın. İnsanlarla olan işlerini o görsün. Elinde bulunan dünya devletine ve
bedeninde olan âzâ sıhhatine itibâr ve i'timâd etmeyesin. Böylece hepsinden
sorguya çekildiğinde ümitsizliğe düşmeyesin.
Sultan seni kendi yakınlarından ederse de sen bu yakınlığını insanlara
duyurmayasın. Zira sultana yakınlığı izhar edince, insanların ihtiyaç ve
işlerinin yeri olursun. Hepsinin işlerini görmeyi boynuna alırsan, sultanın
gözünden düşüp hakaret bulursun. Yapmazsan ayıplanır, insanları darıltmak
sıkıntısında kalırsın. Halkın hatâsını örtüp, doğruluğuna uyasın. Kötü bildiğin
kimseyi kötü sözlerle anmayıp, bir iyiliğini bulup onunla söyleyesin. O iyiliği
hakkında ise onu insanlara söyleyesin ve onu iyi görüyorsan. Hak Teâlâ bu din-i
mübînin yardımcısıdır. O hâlde sen, makam sâhiblerinin dininde gördüğün
sakatlıkları bir kere söylersen, Allahü Teâlâ yardımcın olur. İnsanlar senden,
elbette çekinir. Ne kimse dinde bir bid'at çıkarabilir ne de bozukluğu o hâlde
kalır. Sultanından ilme uymayan amel görürsen, ona saygıyla tatlı dille
söyleyesin. Çünkü onun eli, senin elinden kuvvetlidir. Bir sözü bir kere demekle
yetinesin. O makam sâhibi, o bozukluğu gıyabında söylemekle senden çekinmediyse,
yine işleyip terk etmediyse, sarayına gidip, yalnız olarak tatlı dille nasihat
edesin. Bid'at sâhibi ise, münazara ile Kitâb ve sünnetten hatırına geleni
söyleyesin. Kabûl ederse ne âlâ, yoksa onu kızdırmaktan çekinesin. Sakın ölümü
unutmayıp, Hak Teâlâ'dan üstâdların için mağfiret ve rahmet isteyesin.
Kur'ân-ı Kerîm okumaya devam edip, kabir ziyaretlerine ve meşâyıhı görmeye ve
kıymetli yerlere çok gidesin. Avamın sana arz ettikleri enbiyâ ve sâlihleri,
mescit, menzil ve mezarlar hakkında gördükleri rüyaları kabûl edesin. Küfr ve
bid'at ehlinden bir kimse ile oturup konuşmayasın. Mümkünse dine davet edesin,
yoksa oyun meclislerine gitmeyesin. Müezzin ezan okuyunca hâzır olasın. Böylece
avamdan önce mescide gelesin. Hâkimin evine yakın evde oturmayasın. Komşundan
gördüğün ayıp emânettir; saklayıp, kimsenin sırrını kimseye söylemeyesin. Bir iş
için seninle meşveret edene doğruyu söyleyesin. Seni Mevlâ'ya yakın eden işleri
ona gösteresin. Benim bu vasiyetlerimi can ile kabûl kılasın. Bunlarla dünya ve
âhiretinde fayda bulasın. Tevfîk-i Hakk'ı refik bulasın. Sakın Gafil olma ki,
hâlin kötü olur. Tamâ ve yalan ehli olma ki, mürüvvetsiz kalmayasın. Doğruyu
yanlışa katma ki, ihânet görmeyesin. Her işte mürüvveti gözetesin. Sıkışık ve
rahat zamanlarda beyaz elbise giyip kalben kimseye muhtaç olmadığını gösteresin.
Fakirsen kimseden bir şey istemeyesin. Dünya ehline hırs ve rağbet etmeyesin.
Himmetini yüksek yapıp, alçakta kalmayasın. Yolda giderken sağına soluna
bakmayıp, önüne toprağa bakasın. Hamama girersen, hamam ücretini pazarlık
(etmeden) insanlardan daha çok veresin. Hamam ehli arasında mürüvvetin zâhir
olup, onlardan ta'zîm ve hürmet bulursun. İlim sâhibleri yanında alçak olan
dünyayı aşağı tutasın. Hakk Teâlâ'nın katında dünyadan yüksek olan devlete
kavuşasın. Dünya işleri için sâdık bir vekil bulasın. İşlerini o görüp sen ilim
ve amele dönesin. Akılsızlarla konuşmayasın. İlim ehlinden hüccet ve münazara
bilmeyenlerle makam kazanmak için olan bahis ve konuşmalara katılmayasın. Zira
onlar senden kaçınmayıp, seni mahcûb etmeye çalışırlar. Senin haklı olduğunu
bilseler de, ayıpları giderler. Ayân ve ekâbir meclisine vardığında, onlar seni
yüksekte oturmayınca, sen yukarda oturmayasın. Bir cemaat içinde iken, onlar
seni ta'zîm ile ileri geçirip imâm yapmayınca, önlerine geçmeyesin.
Güneş doğmadan önce ve öğleyin hamama gitmeyesin. Kadınların, kızların,
gençlerin toplandıkları mesire (piknik) yerlerine gitmeyesin. Fısk, çalgı, şarkı
ve haram bulunan meclislere girmeyesin. Onlarla ortak olup, ihânet görmeyesin.
İlim meclisinde, sakın kızmayasın. Halka, inanılmamaya yakın olan hikâyeleri
söylemeyesin. İlim ehlinden biri için bir meclis kurmak istersen, eğer fıkıh
meclisi ise kendin gidersin, orada bildiğin gerçekleri takrir edersin. Böylece
halk onu âlim sanıp, ona aldanmasınlar. Senin huzûrunla şüphede kalmasınlar.
Sözü fetvâya sâlih ise, onu ondan zikretmeli, yoksa senin huzurunda ders görmüş
olmaması için kalkıp gidersin. Belki onun yanında talebenden birini bulundurup,
sözünün durumunu, ilminin derecesini öğrenirsin. Bid'atle karışık zikir
meclisine gitmeyesin. Evlenme işlerini, cenaze, bayram namazlarını ve Cum'a
hutbesini üzerine almayasın. Annene, babana, üstâdına hayır duâdan unutmayasın.
Bu nasihatimizi, bizden can u gönülden kabûl edesin. Zira bunu senin ve herkesin
iyiliği için vasiyet eyledim. Bu yolda gidesin ve halkı da Hak yoluna getiresin.
Beyit:
Maksadın eğer din ise dünyadan geç,
Allah'a yönel, cümle-i eşyâdan geç.
Eğer dini amaç edindiysen din ve dünyadan geç. Allah'a yönel ve bütün
varlıklardan vazgeç.
Beşinci Madde
Evliyâ-yı kirâmın ve meşâyıh-ı izâmın görünüşlerindeki nizâmı bildirir.
Ey aziz! Asrının ferîdi Hasan-ı Basrî (kuddise sirruh) hazretleri, muhabbet
denizi Habib-i Acemi (kuddise sirruh) hazretlerine görünüş işlerini ve güzel
âdetleri öğretip, tavsiye edip buyurur ki: İnsanlarla, akıllarına göre
konuştuğun gibi, haddi kadar muamele ile kendi mertebesine indiresin. Her işinde
rıfk ve teennî ile orta hâlde olasın. Dünya ve âhiret ehlinden her sınıfa kendi
ahlâkıyla karışıp, tatlı ve yumuşak söyleyesin. Sefihlerden bir zarara
katlanmakla, on zarardan kurtulup on fayda kazanasın. Müslümanlara ikrâm ile
hürmet edesin, böylece Hak Teâlâ'ya ikrâm etmiş olasın. Dilini kelime-i
tayyibeye alıştırıp, hayır söyleyip, tatlı cevap alasın. Bütün insanların
iyiliğini isteyip, herkese şefkat gözüyle bakasın. Herkese hüsnüzan edip, senden
iyi ve yüksek bilesin. Malını ve her şeyini Allah için, kullarına tasadduk edip,
hepsinden râzı olasın. İki cihanda bir kimseden bir şey beklemeyip, en güzel
ahlâkı bulasın. Yolda bir şey düşürdüysen, Kitâb, elbise veya bin altın olsa da,
onu geçmiş gitmiş isen, vazgeçip aramayasin. Onu aratmayasın, unutasin. Yolda
giderken geriye dönüp bakmayasın. Bakacaksan, bütün vücûdunla dönüp bakasın.
Arkadan seslenene cevap vermeyesin. Mekân ve zaman, insan ve hayvan ile
uğursuzluk düşünmeyip, uğur düşünesin. Fakirleri zenginlere tercih edesin.
Âhiret ehlini dünya ehlinden önde tutasın. Her hâlinle dinin edebiyle
edeblenesin. İlmi ile âmil âlimlerle sohbet edesin. Hadis, tefsir ve şeriat
ilminden büyük pay alasın. Câhil tarikatçılardan uzak olup, sohbetlerinden
sakınasın. Namazı cemaatle kılıp, vaaz meclisine gidesin. Ama müezzin, imâm,
vâiz ve şeyh olmayasın. Makama bağlanıp şöhret bulmayasın. Yazılarda ismini
yazıp imza atmayasın. Mahkemeye gidip, başını derde sokmayasın, kimseye vekil,
vasî, mütevelli ve sebep olmayasın. Zenginlerle ve devlet adamları ile ülfet
edip de, âfet ve belâda kalmayasın. Kadın ve gençlerle sohbet edip de, herkese
rüsva olmayasın. Tekkelerde eğlenip de, töhmetlere dalmayasın. Kimseden bir şey
istemeyip, emânet de almayasın. Kimseyi hizmetinde çalıştırmayasın. Dünya
ehlinin yanına gitmeyesin. Harama el uzatmayasın. Dinini dünyaya satmayasın.
Kendi minnetsiz evinde oturasın. Din ilimlerini yaymakla meşgûl olasın. Çoluk
çocuğuna adalet edesin. Terbiyelerinde tatlı dilli olasın. Hakk'ın kullarına
karşı kızgın olmayasın ki, Hâlık ve Bârî'den karşılığını bulasın. Kızmamaya çok
gayret edesin ki, gönüllerden meveddet lezzetini alasın. Nitekim Resûlullah,
birbirimizi sevmeyi emretmiştir. Sevişmenin en büyük sebebinin kızmamak olduğunu
belirtmiştir. Velhasıl, Hak Teâlâ'nın sana nasıl muamele etmesini seversen, o
muameleyi aynı şekilde, O'nun mahlûkatına yapasın. Yüzüne karşı veya arkasından,
hiç kimseyi, incineceği söz ile dile almayasın. Hiç kimsenin kötülüğüne
sevinmeyesin. Sana zulmedenin, zimmetini ibrâ edip, suçundan geçesin. Alçak
gönüllülere tevazu, kibirlilere müsamaha edesin. Mütevâzilerin alâmetleri on
şeydir:
1 — Hizmetçisiyle yemek yemek,
2 — Asâ ile yürümek,
3 — Yollarda eziyet veren şeyleri kaldırmak,
4 — Çocuklara tebessümle selâm vermek,
5 — Yalnız başına yaya yürümek,
6 — Fakirler ile oturup onları görmek,
7 — Çarşıdan evine lâzım olan şeyi kendisi getirmek,
8 — Koyundan süt sağmak,
9 — Merkebe binmek,
10 — Komşuların kendisine düşen hizmetlerini yapmaktır.
Beyit:
Hak ehlinin vasıfları güzeldir,
Hudû', iftikar ve inkisardır.
Elbette büyükleri tevkîr ve âlimlere ta'zîm edesin. Zaîflere yardımcı olasın.
Yaşça senden büyük olana ta'zîm edip, ziyâretini öne alasın. Küçüğe şefkat edip,
ona vermeyi takdim edesin. Hediyeyi, sâhibinden ta'zîmle kabûl edip, karşılığını
daha çok veresin. Yetimlere para veya meyve verip, başını okşayıp şefkatle
hâlini sorasın. Dilenciye yemek, ziyârete gelene ikrâm edip, her hizmetini kendi
elinle göresin. Ziyaretçin ikrâmı kabûl etmezse, zorla kabûl ettiresin. Nitekim
ashâb-ı kirâm birbirine rastlayınca, boyunlarına sarılır, ayrılınca musafaha
edip giderlerdi. Her gün karşılaşsalar yine boynuna sarılır ve musafaha
ederlerdi. Sana Tanrı misafiri gelince, "Hoş geldin!" deyip yüzüne, güleç ve
açık yüzle bakıp safâ ve hoşnutlukla karşılayasın. Elini şevk ve beşaşetle
tutup, evine götüresin. Elinden geldiği kadar yemek ve ni'metle hizmet edesin.
Mertebesi tahammül ettiği kadar, lütuf ve ülfetle izzet ve ihtirâm edesin.
Gideceği zaman, ona bir günlük nevâlesini verip, dış kapıya kadar, ona duâ
ederek, beraber gidesin. Yaya gidiyor ise, kapıdan dışarıya yüz
MEŞÂYIHIN GÖRÜNÜŞTEKİ NİZÂMI
adım teşyi edesin. O sana, "Sizi Allahü Teâlâ'ya ısmarladık." dedikte, sen onu
selâmetle Allahü Teâlâ'ya emânet edesin. Sonra geri dönesin.
Bütün hayvan, canavar, kuş ve böceklere merhamet ve şefkat edesin. Allahü
Teâlâ'dan rahmet ve re'fet bulasın. Hayvanın yüzüne vurmayıp, hiçbir hayvana
azap etmeyesin. Serçeyi boş yere öldürmeyip, biti yere atmayasın. Hiçbir hayvanı
ateşe atmayasın. Nitekim Ebû Derdâ (radıyallahü anh) hazretleri, ... Kuş ise,
kanadını ... tımarını edip, her hizmetini göresin yahut gördüresin. Bir gün bir
gecede on kere yem ve suyunu veresin. Koyunu yününden tutup, kulağından
tutmayasın. İneğe, merkep gibi binmeyesin ve yük vurmayasın. Kediye, her
gördüğünde bir lokma yemek veresin. Aç kapatmayasın. Bir hayvanın bir yerini
kesmeyip ayıplı etmeyesin. Bunun büyük bir iş olduğunu bilip, kaçınıp,
unutmayasın. Bir hayvanı bağlayıp da kurşun veya oka nişân etmeyesin. Alaca ipek
kuşunu, kurbağayı, arı, karınca ve diğer yer haşerelerini öldürmeyesin. Kuşu,
geceleyin yuvasında tutmayasın. Çünkü gece onun emn ü emânıdır. Ürkütmeyesin.
Haberde geldi ki: "Yılanları öldüresiniz, ancak gümüş gibi görünen beyaz yılan
cindir, dokunmayasınız."
Beyit:
Revadır gerçi öldürmek yılanı,
Eğer derviş isen incitme canı.
Gerçi yılanı öldürmek caizdir ama, eğer derviş geçiniyorsan yılanı incitme.
İnsan mahlûklar hakkında üç derecedir:
Birinci derece: Mahlûkat hakkında meleklerden kirâm-ı berere menzilesinde
olmaktır. Bu da, hepsine rahat vermeye çalışıp, kalplere sürûr vermeye ihtimam
etmektir.
İkinci derece: Halkın hakkında cemâdât menzilesinde bulunmaktır. Bu da, onlara
bir iyiliği ulaşmaz ama kötülüğü, zararı da olmaz. Onlara hiç karışmaz.
Üçüncü derece: Halkın hakkında yırtıcı hayvan, yılan ve akrepler seviyesine
düşmüştür. Ondan iyilik düşünülemez, belki şerrinden korkulur ve kaçılır. Eğer
melekler mertebesine çıkamazsan, bari cemâdât derecesinde bulun ve o mertebede
kal. Zinhâr oradan yırtıcı hayvanlar derecesine ve yılanlar seviyesine inme.
Eğer âlâ-yı illiyînden tenezzülü kendine lâyık gördünse, bâri esfel-i sâfilîne
inmeyi lâyık görmeyesin. Böylece Cehennem'in dibine düşmeyesin.
Beyit:
Halvet ü uzlette gördüm çünkü şöhret âfetin,
Hizmet ü sohbetle erdim Hazret-i Mevlâ'ya ben.
Halvet ve uzlette şöhret afeti gördüğüm için Hazret-i Allah'a hizmet ve sohbetle
eriştim.
Altıncı Madde
Bütün âzaların günah âfetlerini, ezberleme, unutma, fakirlik ve zenginlik
sebeplerini kısaca bildirir.
Ey azîz! Edep ehli demişlerdir ki, mü'min kul yedi uzvuyla bütün bedenini üç yüz
adet günah âfetlerinden koruduysa, takvâ ehli zümresine dâhil olur. İki dünya
meşakkatinden selâmet ve rahat bulur. Belki, "Allahü Teâlâ katında sizin en
kerîminiz, en muttakî olanınızdadır." kerâmetini bulur. İşte günahlardan
korunacak uzuvlar (organlar) yedidir. Kulak, göz, dil, el, mide, fere ve
ayaktır. Ayrıca bir de bütün bedendir. Çok şeyler vardır ki, ezberlemeye,
unutmaya, fakirliğe ve zenginliğe sebep oldukları eserler ile ispat olunup
tecrübe edilmiştir.
Kulağın âfetleri:
1 — Söylemesi câiz olmayan sözü dinlemek,
2 — Çalgı âletlerini dinlemek,
3 — Şarkı ve nağmeli sesler dinlemek,
4 — Konuşanları, onlardan habersiz dinlemek,
5 — Kur'ân-ı Kerîm ve hutbeyi dinlememek,
6 — Kadı, emir, emr-i ma'rûf ve nehy-i münker yapanı, üstâdı, anneyi, babayı,
kocayı ve efendi gibi büyüklerin sözünü dinlememek,
7 — Fetvâ sorulan müftinin sözünü dinlememek,
8 — Kadı, hasım ve şâhidin sözlerini dinlememek,
9 — Kendinden bir şey isteyenin sözünü dinlememek,
10 — Yaşlıların sözüne kulak asmamaktır.
Gözün âfetleri:
1 — Kasden nâmahrem, yabancı kadınlara bakmak,
2 — Kasden başkasının avret yerine bakmak,
3 — Fakir ve zaîflere hakaret gözüyle bakmak,
4 — Münkerlere zarûretsiz bakmak,
5 — Düşen yıldıza (yıldız kaymasına) bakmak,
6 — Dünya işinde, kendinden yüksek olanlara rağbet gözüyle bakmak,
7 — Din işlerinde, kendinden yüksek olanlara rağbet gözüyle bakmak,
8 — Başkasının evine izinsiz bakmak,
9 — Namazda gözünü yumup, bakmamak,
10 — İki hasım birbirine bakmamak,
11 — Şâhidlerin yüzüne bakmamak,
12 — Kadının, şâhid ve hasımlara bakmamasıdır.
Dilin âfetleri:
1 — Küfür olan sözü söylemek,
2 — Küfür ihtimâli olan sözü söylemek,
3 — Yanlış söz söylemek,
4 — Yalan söylemek,
5 — Gıybet etmek,
6 — Koğuculuk etmek,
7 — Alay etmek,
8 — Sebbetmek, kötü söylemek,
9 — Fuhuş söylemek, sövmek,
10 — Lânet etmek,
11 — Ta'rîz (kinâye) ile yalan söylemek,
12 — İnâd etmek,
13 — Sırrı ifşa etmek,
14 — Bâtıl, boş sözlere dalmak,
15 — Dilenerek mal almak,
16 — Avamın anlamadıklarını suâl etmek,
17 — Halka mugalata söylemek, demagoji yapmak,
18 — Tâbirinde hatâ söylemek,
19 — Sözünde nifak etmek,
20 — İki dilli konuşmak,
21 — Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münkeri terk etmek,
22 — Emr-i münker (kötülüğü emir) ve nehy-i ma'rûf (iyiliği emir) etmek,
23 — Sözü sertlikle söylemek,
24 — İnsanların ayıplarını araştırmak,
25 — Kendinden yükseğin yanında söze kendisi başlamak,
26 — Ezan okunurken konuşmak,
27 — Namaz içinde dünya kelâmı konuşmak,
28 — Hutbe esnasında konuşmak,
29 — Fecrin doğmasından, güneşin doğuşuna kadar dünya kelâmı konuşmak,
30 — Helâda konuşmak,
31 — Cimâ ederken konuşmak,
32 — Müslümana bedduâ etmek,
33 — Zâlime, salâhtan başkasıyla duâ etmek,
34 — Kur'ân-ı Kerîm okunurken konuşmak,
35 — Câmi'de dünya kelâmı konuşmak,
36 — Halka kötü lâkap söylemek,
37 — Yemîn-i gamûs etmek,
38 — Allah'tan başkasıyla yemin etmek,
39 — Çok yemin etmek,
40 — Emirlik ve kadılık istemek,
41 — Tevliye istemek,
42 — Vâsilik istemek,
43 — Kendine bedduâ etmek,
44 — İnsanların özrünü kabûl etmemek,
45 — Kur'ân'ı kendi re'yi ile tefsîr etmek,
46 — Mü'mini tahfîf etmek,
47 — Birinin sözünü kesmek,
48 — Tâbi', metbûun sözünü dinlememek, reddetmek,
49 — Bir şeyin helâl ve temizliğini, mahallinin başkasından sormak,
50 — Mizah etmek, şaka yapmak,
51 — İnsanı yüzüne karşı medih etmek,
52 — Hiciv ile şiir söylemek,
53 — Seci' ve fesahatte ihtimam etmek,
54 — Boş söz konuşmak,
55 — Malâyâni söylemek,
56 — İki kişi, bir kimsenin yanında, birbirinin kulağına gizli söylemek,
57 — Fâsıka, yahut zimmiye selâm vermek,
58 — Büyük ve küçük abdestini bozana selâm vermek,
59 — Mâsiyet yolunu göstermek,
60 — Mâsiyete, günaha izin vermek,
61 — Muamelât'taki âfetlerdir,
62 — İbâdetlerdeki çeşitli âfetlerdir,
63 — Susma âfetleridir.
Elin âfetleri:
1 — Haksız yere bir kimseyi öldürmek,
2 — Bir kimseyi yaralamak,
3 — Bir şey çalmak,
4 — Bir kimsenin yüzüne vurmak,
5 — Hayvanın kulağını bükmek,
6 — Hayvanın yüzüne vurmak,
7 — Haksız yere insanları dövmek,
8 — Halkın malını çekip almak,
9 — Ganimet malından çalmak,
10 — Zenginin zekât, öşür, fıtır, keffâret ve lukatayı (bulduğu şeyi) almasıdır,
11 — Hediyeyi verenin hüsnüzannına muhalif olanın onu almasıdır,
12 — Bâtıl vakıftan almak,
13 — Sahih vakıftan, hizmet görmediği hâlde almak,
14 — Beytülmâl'in masraflarından olmayanı ondan almak, yahut yeterinden çok
almak,
15 — İzinsiz, efendi kölesinden, kendi malını almak,
16 — Leş, kan, şarap gibi ayn-ı haram olan şeyleri eline almak,
17 — Mecnûnun ve sabînin malını almak,
18 — Hayvan, yani canlı resmi yapmak,
19 — Bakması haram olana dokunmak,
20 — Zımmîlerle musafaha etmek,
21 — Kendi malını ayıplamak ve israf etmek,
22 — Kendi malını telef etmek,
23 — Malını riyaya ve mâsiyet yoluna harcamak,
24 — Borçlusunu soyup, kendi alacağı kadarını almak,
25 — Ziyafet artığı yemeyi izinsiz almak,
26 — Özürsüz uzuvlarını ovdurmak,
27 — Kendi hanımı ve câriyesinden başkasıyla el oyunu oynamak,
28 — Satranç gibi oyunları oynamak,
29 — Tanbur gibi çalgıları usûl ve makam ile çalmak,
30 — Elbaz olup, güvercin oynatmak,
31 — Canlı hayvanları nişana bağlayıp, ok, kurşun, yahut taş atmak,
32 — Hayvanları birbirleri ile dövüştürmek,
33 — Cünüp, abdestsiz, hayız ve nifâs olanın mushaf ve tefsire dokunması,
34 — Bu dört kişinin Kur'ân'ı yazması,
35 — Söylemesi haram olan şeyi yazmaktır.
36 — Câmi'de veya Câmi'ye giderken parmaklarını çıtırdatmak,
37 — Başkasının malından bir müddet faydalanıp, yine ona vermek için, ondan
izinsiz almak. Ona bir ayıp ve noksan gelmese de, yine başkasının mülkünde
izinsiz tasarruf kılmak tehlikelidir.
38 — Bir mü'mini silâh ile korkutmak,
39 — Bir kimsenin bir şeyini, şakadan aşırmaktır,
40 — Perçem koyup tıraş etmemektir (favorileri uzatmak),
41 — Kadın başını tıraş etmektir,
42 — Erkek sakalını tıraş etmektir,
43 — Bir tutamdan kısa olan sakalını makas ile almaktır,
44 — Kesilmiş tırnak ve kılları helâya atmaktır,
45 — Kabir üzerindeki yeşillikleri koparmaktır,
46 — Mezarın lâhdini kasden açmaktır,
47 — Sağ eliyle burun kirini almaktır, burnunu temizlemektir,
48 — Sol eliyle yemek, içmek,
49 — Helâya sağ ayakla girmek, sol ayakla çıkmak,
50 — Câmi'ye sol ayakla girmek, sağ ayakla çıkmak,
51 — Âlî yerlere sol ayakla girmek, sağ ayakla çıkmak,
52 — Esfel yerlere sağ ayakla girmek, sol ayakla çıkmak,
53 — Cümle uzuvları ayakta giymek,
54 — Çıplak yatmak,
55 — Yüzükoyun yatmak,
56 — Yatsı namazından sonra konuşmak,
57 — Namazda gözü yumup, bakmamak,
58 — Yüzü kapalı olmak,
59 — Cümle kaplarını açık bırakmak,
60 — Mumları, lâmbayı söndürmeyi terk etmek,
61 — Ehl-i varken el ile istimnâ etmek,
62 — Kendi parmağını ehlinin önüne sokmaktır.
Karnın âfetleri:
1 — Zarûretsiz haram yemek,
2 — Doyduktan sonra, yemeğe devam etmek,
3 — Bedene zarar veren şeyi yemek,
4 — Çarşıda ve yolda ekmek yemek,
5 — Kabristanda yemek yemek,
6 — Altın ve gümüş kaplardan yemek ve içmek,
7 — Oyun ve çalgı bulunan ziyafetten yemek,
8 — İftihar, övünmek için yapılan yemeği yemek,
9 — Özürsüz sol eliyle yemek,
10 — Yemeğin ortasından yemek,
11 — Beraber yediği kimsenin önünden yemek,
12 — Çentikli kadehten su içmek,
13 — Yemeyi, içmeyi hasta oluncaya veya ölünceye kadar terk etmek,
14 — Kırk günden çok et yemeyi terk etmek,
15 — Kırk günden çok çorba yemeyi terk etmektir.
Fercin âfetleri:
1 — Zina ve livâta etmek,
2 — Bunları hayvanlara yapmak,
3 — Hayız ve nifâs hâlinde cimâ etmek,
4 — Cimâa tahammülü olmayan küçük ehlini yapmak,
5 — Hastaya yapmak,
6 — İnsan veya hayvan yanında cimâ etmek,
7 — Satın aldığı câriyeyi, istibrâdan önce etmek,
8 — Abdest bozarken kıbleye, güneşe veya aya yüzünü, yahut arkasını döndürmek,
9 — İnsan ve hayvan yiyeceği ile istincâ etmek,
10 — Yolda, yahut insanların toplantı yeri olan gölgelikte abdest bozmak,
11 — Ayakta su dökmek (küçük abdestini bozmak),
12 — Suya abdestini bozmak,
13 — Birikintilere bevl etmek,
14 — Gusül abdesti alınan yerde bevl etmek (küçük abdest bozmak),
15 — Leğene küçük abdest bozup, evin içinde bırakmak,
16 — Kendini burmak, yahut tenâsül uzvunu kesmek,
17 — Ehliyle cimâı terk etmek,
18 — Ehlinden izinsiz nutfeyi azletmek (dışarı akıtmak),
19 — Sevdiğinden içtinâbı terk etmek,
20 — Sünnet olmamaktır.
Ayakların âfetleri:
1 — Ana, baba ve hanımından izinsiz gazâya gitmek,
2 — Tâun olan yerden kaçmak,
3 — Başkasının mülküne, izinsiz gitmek,
4 — Kabirler üzerinde yürümek,
5 — Kadınların cenâze ile gidip, mezarları ziyâret etmesi,
6 — Cünüp, hayız ve nifâsın mescide girmesi,
7 — Kıbleye, mushafa ve Kitâba doğru ayak uzatmak,
8 — Ayakla insana yahut hayvana tekme vurmak,
9 — Ayakla başkasının malını telef etmek,
10 — Zarûretsiz zâlimlerin kapısına gitmek,
11 — Kıymetli yerlere sol ayakla girmek ve onlardan sağ ayakla çıkmak,
12 — Aşağı yerlere sağ ayakla girmek ve onlardan sol ayakla çıkmak,
13 — Yolculuktan dönünce ehlinin yanına habersiz gelmek,
14 — Câmi'de insanların boyunlarından aşıp ileri geçmek,
15 — Cum'a ve cemaate gitmeyi terk etmek,
16 — Öğrenme ve öğretmeye gitmeyi terk etmek,
17 — Farz olan cihâd ve Hacca gitmeyi terk etmek,
18 — Münker olmayan da'vete gitmeyi terk etmek,
19 — Âcizin hizmetine gitmeyi terk etmek,
20 — Ölünün yıkama ve defnine gitmeyi terk etmek,
21 — Ücretle çalışanın, çalıştığı kimseye gitmeyi terk etmesi,
22 — Kölenin efendisinin huzur ve hizmetine gitmeyi terk etmesi,
23 — Çocuğun, ana ve babasının huzuruna gitmeyi terk etmesi,
24 — Kadının ev içi işlerini görmemesidir,
25 — Tâbi'nin vâliler emri ile gitmeyi terk etmesidir.
Yedi uzvun âfeti bunlardır.
Bütün bedenin âfetleri:
1 — Boyun kırıp raks ile, ayak alıp kol salmak,
2 — Avret yeri açık olmak,
3 — İpek elbise giymek,
4 — Bedenini harama değdirmek,
5 — Haram evde durmak,
6 — Anaya babaya âsî olmak,
7 — Sıla-i rahîmi terk etmek,
8 — Kocanın hakkını gözetmemek,
9 — Karının hakkını gözetmemek,
10 — Evlâdını zayi etmek,
11 — Yabancı kadınla halvette kalmak,
12 — Erkeği kadına benzetmek,
13 — Kadını erkeğe benzetmek,
14 — Köle efendisine âsî olmak,
15 — Efendi kölesine eziyet etmek,
16 — Komşu komşuya eziyet etmek,
17 — Kötü insanlarla arkadaş olmak,
18 — Esneyince ağzını açmak,
19 — Yol üzerinde oturmak,
20 — Güneşle gölge arasında oturmak,
21 — Halkın ortasında oturmak,
22 — Başkasının yerinde oturmak,
23 — Câmi'de dünya işi işlemek,
24 — Eğilerek selâm alıp vermek,
25 — İnsanlara büyü yapmak,
26 — Göz boncuğu gibi şeyleri boynuna asmak,
27 — İğne ve sürme ile düğüm vurmak,
28 — Bıyıklarını uzatmak,
29 — Hür kadın mahremi olmadan yolculuğa gitmek,
30 — Hayvanın üstünden inmemek,
31 — Üç arkadaş, aralarından birini emir edinmemek,
32 — Arkadaşı geri kalınca, onu beklememek,
33 — Kadının (hayvanın) üzerine binmek,
34 — Velîme yemeğini terk etmek,
35 — Yüzükoyun yatmak,
36 — Sipersiz, korkuluksuz dam üstünde uyumak,
37 — Eli yağlı yatmak,
38 — Köpek saklamak,
39 — Yolda binek hayvanının boynuna çan asmak,
40 — Bir-iki kişinin yalnız yolculuğa çıkması,
41 — Soğan ve sarmısağı çiğ yiyenlerin, insanların yanında bulunması,
42 — Abdesti terk etmektir,
43 — Guslü terk etmektir,
44 — Namazı terk etmek,
45 — Ta'dîl-i erkânı terk etmek,
46 — Cemaati terk etmek,
47 — Safları düzeltmeyi terk etmek,
48 — İmâm'a muhalefet etmek,
49 — Cum'a namazını terk etmek,
50 — Zekât vermeyi terk etmek,
51 — Ramazan orucunu terk etmek,
52 — Fevt olmuş, kazaya kalmış namazları kılmamak,
53 — Keffâretleri yapmamak,
54 — Adakları yerine getirmemek,
55 — Sadaka-i Fıtırı terk etmek,
56 — Kurban kesmeyi terk etmek,
57 — Haccı terk etmek,
58 — Cihâdı terk etmek,
59 — Namaz kılmayan kadını saklamak,
60 — Şeriat, din kitaplarını yastık etmek,
61 — Çalgı âletlerini evinde saklamak,
62 — Tehlikeli gemilere, vâsıtalara binmek,
63 — Kuşları kafeste hapsetmek,
64 — Bakkala para verip, tedricen eşya almak,
65 — İkrâh ile satış yapandan satın almak,
66 — Müsrife sadaka vermek,
67 — Câmi'de dilenciye sadaka vermek,
68 — Allahü Teâlâ'nın ismi yazılı olan kâğıda bir şey sarmak ve koymak,
69 — Kur'ân'ı unutmak,
70 — Fâiz almak ve vermek,
71 — Yiyecek maddelerini ucuz alıp, saklayıp, pahalı satmak,
72 — Yolda beldeye gelen yiyeceğe karşı gidip satın almaktır,
73 — Esiri yakınından ayırmak,
74 — îne'dir. Parayı, şer'î devir ile faydaya vermek,
75 — Şehirli, köylüye fazla semenle (değer ile) veresiye satması,
76 — Kendine lâzım olmayan mebi'in (satılık malın) semenini (fiyatını) çok
etmektir.
77 — Hatibin uzun hutbe okumasıdır,
78 — Zengin olanın borcunu ödemede ihmâl etmesi,
79 — Sadaka için vekil olanın, o sadakadan kendine alması,
80 — Yanlışlıkla alınan şeyin, kendi yanında kalan bedeliyle faydalanması,
81 — Mezar üzerinde mum yakmak,
82 — Verdiği hediyeyi geri almak,
83 — Çarpışma esnasında kâfirden kaçmaktır.
İşte bu üç yüz kadar âfetten sakınan, dinin edep ve erkânı ile takvâ yoluna
giden, iki cihan saâdetine kavuşur.
Ezberleme sebepleri:
1 — Az yemek,
2 — Çok tekrar etmek,
3 — Geceleri namaz kılmak ve ibâdet etmek,
4 — Salât ü selâmı çok söylemek,
5 — Kur'ân-ı Kerîm'i çok okumak,
6 — Bütün günahlardan el çekmektir,
7 — Misvak kullanmak,
8 — Her sabah aç iken bal içmek,
9 — Her gün aç karnına yirmi bir tane kırmızı kuru üzüm yemek,
10 — Balgamı gideren her şeyi yemektir.
Unutma sebepleri:
1 — Çok günah işlemek,
2 — Çok düşünmek ve üzülmek,
3 — İş ve meşgûliyeti çok ve dağınık olmak,
4 — Taze kişniş yemek,
5 — Ekşi elma yemek,
6 — Deve katarı arasından geçip gitmek,
7 — Ense çukurundan kan aldırmak,
8 — Mezar taşlarındaki yazıları okumak,
9 — Asılan adamın yüzüne bakmak,
10 — Canlı biti yere atmak.
Fakirliğin sebepleri:
1 — Günah işlemek,
2 — Yalan söylemek,
3 — Sabah vakti uyumak,
4 — Bir gün bir gecede sekiz saatten çok uyumak,
5 — Soyunup çıplak yatmak,
6 — Çıplak iken abdest bozmak,
7 — Bir yanı üzerine yaslanıp ekmek yemek,
8 — Ekmek kırıntılarını yere dökmek,
9 — Cenâbet iken ağzını yıkamadan yemek,
10 — Soğan ve sarımsak kabuklarını yakmak,
11 — Geceleyin evi süpürmek,
12 — Çöpleri evin içinde biriktirmek,
13 — Yaşından büyüklerin önünden yürümek,
14 — Anne ve babasını isimleri ile çağırmak,
15 — Eline geçen çer çöple dişlerini kurcalamak,
16 — Toprak ve çamur ile ellerini yıkamak,
17 — Eşik üzerinde oturmak,
18 — Kapının bir kanadına dayanmak,
19 — Helâda abdest almak,
20 — Elbisesini üzerinde dikmek,
21 — Yüzünü yıkayınca, yenisiyle veya eteğiyle silmek,
22 — Evde örümcek yuvası saklamak,
23 — Namazı kılmada gevşek davranmak,
24 — Sabah namazını kıldıktan sonra, câmi'den erken çıkmak,
25 — Her sabah çarşıya erken gitmek,
26 — Çarşıdan eve geç dönmek,
27 — Dilencilerden ekmek kırıntılarını satın almak,
28 — Kendi evlâdına bedduâ etmek,
29 — Biti ateşe atmak,
30 — Gece kapların ağzını açık bırakmak,
31 — Mumu, kandili nefesle söndürmek,
32 — Boğumlu kalemle yazmak,
33 — Dişi kırık tarakla taranmak,
34 — Anne, baba ve üstâdına duâyı unutmak,
35 — Sarıığını otururken sarmak,
36 — Ayak donunu ayakta giymek,
37 — Dilenciye kızıp, boş çevirmek,
38 — Kısıp, ihtiyacından az harcamak,
39 — İsraf edip, haddinden çok harcamak,
40 — Geçim işlerinde gevşek davranmak,
41 — Kapısız evde gece yalnız yatmaktır.
Bunların fakirliğe sebep olduğu eserler ile sabit ve muhakkaktır.
Zenginliğin sebepleri:
1 — Fakirlere sadaka vermek,
2 — Herkese tatlı söz söylemek,
3 — Herkese karşı güler yüzlü olmak,
4 — Güzel yazı yazmak,
5 — Seher vakti uyanmak,
6 — Ev ile kapı önünü de süpürmek,
7 — Kapları iyice temizlemek,
8 — Beş vakit namazın farzlarını ta'dîl-i erkân ve vaktinde kılmaktır,
9 — Kuşluk namazı kılmak,
10 — Her gece Tebâreke sûresini okumak,
11 — Ezandan önce mescide gitmek,
12 — Abdeste devam etmek (hep abdestli durmaya çalışmak),
13 — Sabah namazının sünneti ile vitri evinde kılmak,
14 — Fecrin doğmasından, güneşin doğmasına kadar dünya kelâmı konuşmamak,
15 — Vitir kıldıktan sonra, konuşmadan yatmak,
16 — Kadınlarla az oturmak,
17 — Boş söz konuşmamak,
18 — Az konuşmak,
19 — Sabahın sünneti ile farzı arasında yüz kere "Sübhânallahi ve bi-hamdihî
sübhânallahil-azîm" demek.
20 — Her Cum'a günü yetmiş kere: "Allahümmeğninî bi-helâlike an harâmike vekfînî
bi-fadlike ammen sivâk." duâsını okumaktır.
Bunları yakînen tasdik etmek lâzımdır. Hepsi doğrudur. Menba'-ı feyz-i lâ-yezâlî,
İmâm Muhammed Gazâlî (rahmetullahi aleyh) hazretlerinin bu münâcâtı iki dünya
saâdetini câmi' olduğu muhakkaktır:
"Allahümme innâ nes'elüke minen-nimetit-temâmihâ ve minel-ismetid-devâmihâ ve
miner-rahmeti şümûlihâ ve minel-âfiyetil-husûlihâ ve minel-ayşil-ergadihî ve
minel-umril-es'adehî ve minel-fadlil-a'zebehî ve minel-lütfil-enfa'ihî ve minel-ihsânil-etemmihî
ve minel-en'âmil-e'ammihî.
Allahümme kün lenâ ve lâ tekün aleynâ ve hakkık biz-ziyâdeti âmalenâ vekrun bi'l-âfiyeti
gudüvvenâ ve âsâlenâ vehtim bis-saâdeti âcâlenâ vec'al ilâ rahmetike masîranâ ve
mâlenâ vesbub sicâle afvike alâ zünûbinâ veranûn aleynâ bi-ıslâhı uyûbinâ
vec'alittakvâ zâdenâ ve'l-âfiyete libâsenâ ve fî dînike ictihâdenâ ve aleyke
tevekkelnâ ve i'timâdenâ ve'l-cennete meâbenâ.
Allahümme sebbitnâ alâ nehcil-istikâmeti ve e'iznâ min mûcibâtin-nedâmeti yevmel-kıyâmeti
ve haffif annâ sikelel-evzârı verzûknâ îşetel-ebrârı vekfînâ vasrıf annâ şerrel-eşrâr
va'tık rikâbenâ ve rikâbe âbâinâ ve rikâbe ümmehâtinâ ve rikâbe cemi'il-mü'minîne
ve'l-mü'minâti minen-nâr. Yâ Aziz, yâ Gaffar, yâ Celîl, yâ Cebbâr, yâ Müheymin,
yâ Settâr, yâ Allah bi-fadlike ve cûdike ve keremike yâ ekremel-ekremîn, bi-rahmetike
yâ erhamer-râhimîn!"
| |