|
|
DÖRDÜNCÜ FASIL
Arkadaşlarla sohbetin edeb ve şartlarını, hâs
kimseleri, mârifeti,câhil kimselerle görüşmeyi, avâmın âdetlerini, âlim ve
havassın dışarı işlerini ve her şeyini insana kolay eden tevhîdi altı nevî ve
bir hâtime ile beyân eder.
Birinci Madde
İyi arkadaşlarla
sohbetin edeb ve erkânını bildirir.
Ey aziz! Edeb ehli demişlerdir ki: Kişinin üstad
ve talebesinden, yakın akraba, hanım ve diğer akrabalarından, köle, câriye ve
komşularından sonra, diğer insanlar üç kısımdır: Ya iyi arkadaştır, ya cefası
çok olan tanıdıktır, yahut da vefasız cahillerdir. O hâlde kardeşlik ve sadakat
akdinde senin iki vazifen vardır:
Birinci vazife: Sadakatin şartlarını istemektir. Ondan sonra sâdık dostu kabul
etmeyesin. Nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem): «Kişi
arkadaşının dini üzeredir.» buyurmuştur. Kişi kendi arkadaşının meşrep ve
mezhebinde olduğunu duyurmuştur. Eğer sen konuşma ve ilim öğrenmede ortağın, din
ve dünya işlerinde refikin olmak için bir şefkatli arkadaş istersen, beş hasleti
gözetmen gerekir.
Birinci haslet: Akıldır. Çünkü akılsızın sohbetinde hayır olmaz. Zira onun en
iyi hâli, iyilik yapayım derken sana zarar vermesidir.
İkinci haslet: Güzel huydur. Kötü huylu olan kimseden vefa ve safa gelmez. Kötü
huylu, gazap ve şehvetine mâlik olamayandır. O hâlde öyle bir kimseyi arkadaş
edin ki, sen ona hizmet edince, o seni korusun. Sen onunla ülfet edince, o sana
zinet verip tatlı söylemelidir. Onun bir ayıbını görünce, onu örtsün.
Üçüncü haslet: Salâhtır. Demek ki, bir büyük günaha ısrar eden fasık ile dost
olma. Allah'tan korkan günahta devam üzere bulunmaz. Hâlbuki Hakk'tan korkusu
olmayanın gailesinden emin olunmaz. Zira o, arazın değişmesi gibi değişir. Bir
kararda kalmaz.
Dördüncü haslet: Kanaattir. Demek ki, dünyaya haris olana yakın olma. Sadakati
zaildir. Haris ile sohbet öldürücü zehirdir. Zira tabiatlar birbirine benzemeye
ve aksetmeye meyillidir. O hâlde haris ile sohbet eden haris olur. Nitekim
zâhide yakın olan zâhid olup, rahat bulur.
Beşinci haslet: Sıdktır, doğruluktur. Yalancı ile dost olma. O kötüdür. Seraba
benzer. Boştur. Çünkü sana uzağı yakın, yakını uzak gösterir.
Eğer bu beş hasleti bir kimsede bulmadıysan, o zaman iki şeyden birini yapman
gerekir: Ya insanlarla hasletleri kadar arkadaşlık, ahbaplık edersin, yahut
tamamen uzlet edip selâmet bulursun. Çünkü kardeş üçtür: Biri âhiret kardeşidir.
Onda ancak diyanet ararsın. Biri dünya kardeşidir. Onda ancak iyi huy ararsın.
Biri ünsiyet kardeşidir. Onda ancak zararından kurtulmak ararsın.
İnsanlar birbiri hakkında üç mertebedir: Biri gıda gibidir ki, daima ona
ihtiyacı vardır. Biri ilaç gibidir ki, insana bazı zamanlarda lazım olur, bazen
olmaz. Üçüncü mertebe, hastalık gibidir ki, hiçbir zaman lazım olmaz. Lakin
insan bazen ona müptela olur. O öyle bir kimsedir ki, onda ne bir fayda bulunur,
ne de onunla ünsiyyet yapılır. Ondan kurtuluncaya kadar iyi idare edilir.
Böylece çok faydalar bulunup, nice ibretler alınır. Bir fayda şudur ki, ondan
zâhir olan kötülükleri görüp, onlardan sakınılır. Zira saîd, başkasından nasihat
ve ibret alandır. Nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem)
buyurdu ki: «Eğer insanlar başkasından görüp, beğenmedikleri şeylerden
sakınsalar, edebi kemâl bulup, edeb göstericiye ihtiyaçları kalmazdı.»
İkinci vazife: Sohbet ve ülfetin hukukunu gözetmektir. Arkadaşınızla aranızda
ortaklık ve refiklik akdedilirse, sohbet ve ülfet hukukunu gözetmek, ikinize de
lazım gelir. Dostluk hukukunun edâsının da birçok edeb ve rükünleri vardır.
Nitekim Habib-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: «İki kardeşlik
iki el gibidir. Birbirlerini yıkarlar.» O Hazret, bazı ashabıyla bir ağaçlığa
girdi. Erak ağacından iki misvak kesti. Biri doğru, diğeri eğri idi. O kerem
menbaı doğrusunu arkadaşına verip, eğriyi kendisi aldı. Arkadaşı, "Doğrusuna siz
benden müstahak iken, bana vermenizdeki hikmet nedir?" diye sordu. Cevabında:
«Eğer misvakı sen bulup kesmiş olsaydın, o zaman doğruyu bana vermen îsâr
(tercih) ve mürüvvet sayılırdı. Çünkü iki arkadaştan hangisi diğerine daha
şefkatli ise, Allah katında o daha makbul olur.» buyurdu. Böyle kardeşliğin,
arkadaşlığın edebleri yirmi beştir:
1 — Mal ve mülkünü arkadaşına bağışlayıp rızasına kavuşmaktır. Bu mümkün
olmazsa, kendi malının fazlalığı ile, onun ihtiyacını gidermektir.
2 — Arkadaşının bir ihtiyacı varsa, o başvurmadan yardım edip işini görmektir.
3 — Arkadaşının her sırrını herkesten saklamaktır.
4 — Arkadaşının ayıplarını örtmektir.
5 — Halkın onu kötülemesinden üzüleceği sözü ondan saklamaktır.
6 — Halkın onu medhinden sevineceği şeyi ona söylemektir.
7 — Arkadaşının sözünü can kulağıyla dinlemektir.
8 — Arkadaşının sözüne karışmamak ve muaraza etmemektir.
9 — Arkadaşını, güzel ismi ile, yani kendine hoş gelen lakabıyla çağırmaktır.
10 — Arkadaşına nasihat gerekirse, lütuf ve rıfk ile nasihat eylemektir.
11 — Arkadaşının iyilikleri için onu medhüsena etmektir.
12 — Arkadaşının gıybeti yapılınca, onu himaye etmektir.
13 — Arkadaşının kusurlarını görmemezlikten gelmeli, kızmayıp af eylemelidir.
14 — Arkadaşına sağlığında ve öldükten sonra her namazdan sonra dua etmelidir.
15 — Arkadaşı üzüntülü ise üzülmelidir.
16 — Neşeli ise, sevinmelidir.
17 — Arkadaşının yalnızken kendisine söylediğini saklayıp, söylememelidir.
18 — Arkadaşının yanında ve arkasından da beraber olup, gizli ve açık ona hep
hayır düşünmektir.
19 — Arkadaşına kendi işinde bir külfet yüklemeyip, kendi ihtiyaçlarından onun
kalbini rahat eylemektir.
20 — Arkadaşı gelince, güler yüzle kalkıp, seve seve selamını almaktır.
21 — Arkadaşına mecliste geniş yer vermektir. Yahut kendi yerini ona vermektir.
22 — Arkadaşının hâl ve hatırını, çocuklarını, yakınlarını sormalıdır.
23 — Arkadaşının, sözünü tasdik edecek sözü söylemelidir.
24 — Arkadaşının kalkması zamanında, onu teşyi etmektir. Velhasıl kendine
sevdiği şeyi ve muameleyi, arkadaşına yapmalıdır. Böylece dostluğunda sadık
olur. Zira kendisi için düşündüğünü, dostu için düşünmeyenin dostluğu nifak
olur.
25 — Arkadaşının ölümünden sonra ehli, çocukları ve sevdiği akrabası ile
hüsnüvefa etmeli, onları aramalı, sormalıdır.
Beyit:
Gelir zevküsefa dostun bana cevrücefasından,
Muhibb-i sâdıkı yeğdir kişinin akrabasından.
Dostun bana eziyet ve cevrinden bana zevk ve neşe gelir.
Çünkü kişinin has dostu, akrabasından yeğdir.
İkinci Madde
İnsanlar arasındaki sohbet ve ülfetin edeplerini bildirir.
Ey aziz! Edeb ehli demişlerdir ki: Kötülük görmemek için insanlar arasına
girmemelisiniz. Zarar ancak görünüşte dost olandan gelir. (Ve insanların çoğu
böyledir.) Ama arkadaşın sana yardım eder. Bütün şer, kötülük, dilden
bağlılıklarını, dostluklarını söyleyip, içten düşman olan tanıdıklardandır. O
hâlde, böylelerinden, mümkün olduğu kadar uzak ol. Şerlerinden ancak
kurtulursun. Ama böyle tanıdıkla, bir medresede, camide, çarşıda, bir mahalle
veya şehirde bulunuyorsan, onlardan hiçbirini küçük görmemelisin. Yoksa kendini
düşmanlık ateşine atarsın. Onlara dünyalıkları için, tazim gözüyle nazar etme
ki, Allahü Teâlâ ve insanlar katında hakir, aşağı olmayasın. Zira dünya ve
içindekilerin Allah katında değersiz olduğunu bilirsin. Dünya ehlini büyük
görürsen, o anda Allahü Teâlâ'nın nazar-ı itibarından düşersin. O hâlde dünyaya
sarılanların elinde olan dünyalığa kavuşmak için kapılarına gitme. Onlara dinini
arz etme. Zira öyle edenler, onların gözünde aşağı olmuştur. Ellerinde olan
dünyalıklarından da mahrum kalmıştır. Onlar sana düşmanlık ederlerse, sen onlara
düşmanca davranma. Zira onların karşılık vermesine sabredemezsen, dinin gider,
onlarla sıkıntın uzar. Sana ikram edip, sevdiklerini söyleyip, yüzüne karşı seni
överlerse, onlara yaklaşma ve güvenme. Zira onun hakikatini ararsan, binde
birini bulamazsın. Boşuna yorulma ki, onlar yanında ve arkanda aynı olmazlar.
Seni gıybet etseler, şaşma. Onlara kızıp acı söyleme. Zira sen insaf ile kendine
bakarsan, kendinde de o hâli bulursun. Hatta iyi dostların, akraban hakkında
bile, belki annen, baban ve üstadın hakkında gizli ve açık bir tarz üzere
bulunamazsın. Zira onları gıybette öyle kelimelerle anarsın ki, o kelimelerle
onlara hitap edemezsin.
Tanıdıkların mal, makam ve yardımlarından düşünceni çekesin. Tamah eden her
hâlinde zelil, malında zararlı olur, bilesin. Onlardan birinden bir şey istesen
ve verse, ona dua ve sena edesin. Vermezse, ona kızmayasın ve şikâyet etmeyesin
ve böylece buğz ve düşmanlık semtine gitmeyesin. Ayıp arayıcı olmayıp, özür
bulucu da olmayasın. Belki onun kusur etmesinde senin bilemediğin özür vardır.
Sormadığı hikmeti ona söylemeyesin. Yoksa onu senden kabul etmez ve sana hasım
olur. Onlar bir meselede hata edip, herkesten öğrenmekten âr ederlerse, sakın
onlara öğretme. Zira onlar senden hem ilimde istifade ederler, hem sana
düşmanlık yoluna giderler. Hataları günah ise, lütuf ve rıfk ile hakkı izhar
etmek sana lazım gelir. Onlardan bir iyilik ve ihsan gördüysen, seni onlara
sevdiren Mevlâ'ya şükredesin. Onlardan bir kötülük ve ziyan gördüysen, Hak
Teâlâ'dan bilip, onları Hakk'a havale edesin. Onlara kızıp da: "Ben filan oğlu
filan, âlim ve fazıl iken kadir ve hürmetimi niçin bilemezsin?" deme. Zira bu
söz, kendini medhetmektir. Hâlbuki kendi nefsini medhetmek akılsızlıktır. Şöyle
bilesin ki, senin bir geçmiş günahından, Allahü Teâlâ onları sana musallat
etmiştir. Onların doğru sözlerini dinle, batıl sözlerini duymamazlıktan gelip,
iyiliklerini anlat, kötülüklerini söyleme. Hila ve cidal ile meşgul olan
mukallitlerin sohbetinden uzak dur. Zira onlar sana hüsnüzandan vazgeçerler ve
gıyabında seni gammazlarlar. Sehv ve hatalarını sayar döker ve unutmazlar.
Münazara zamanında bunları senin aleyhine kullanmak isterler. Onlar ne bir
ayıbını örter, ne bir yanılmanı bağışlarlar. En küçük şeyleri hesap edip, az ve
çok için sana haset ederler. Razı olsalar gösteriştir, beğenmeseler, içleri
hışım doludur. Onların şanları bu huylar olunca, onlarla arkadaşlık ziyan,
görüşmek zarardır. Bunlar sana dostluk gösteren tanıdıklardır. Düşmanlık
edenlerin kötülüğü bunlardan azdır. Onun için Araplar: «Düşmanını bir, dostunu
bin defa azarla.» derler.
(Tercümedir):
Düşmanın dostundan daha faydalı,
Öyleyse sakın sen, dost edinmekten.
Zira görürsün ki, çok hastalıklar
Olur çok yemekten ve çok içmekten.
Üçüncü Madde
Cahil insanlarla görüşmeyi ve avam ile olan sohbetin edeplerini bildirir.
Ey aziz! Edeb ehli demişlerdir ki: Cahillerle oturmanın edeplerini küçük ve
büyük herkes bilmelidir. Bunlar da beş edebdir:
1 — Onların sözlerine dalmamaktır.
2 — Onların boş, asılsız sözlerine kulak asmamaktır.
3 — Onların, aralarında kullanılan çirkin sözleri duymamazlıktan gelip,
aldırmamaktır.
4 — Onların görüşmesinden kaçınıp, meclislerinde çok kalmamaktır.
5 — Onlara muhtaç olmamak, bir şey istememektir.
O hâlde onlara karışan kimse, kurtuluncaya kadar sükut etsin ve böylece onlardan
ırz ve vakarıyla selâmet bulsun. Avamın adet ve merasimlerinde dikkat edilecek
hususlar çoktur. Kısaca diyelim ki, eğer avama karışırsan, onların adetleri
üzere gidesin. Dost ve düşman ile, zillet ve korku olmadan rıza veçhiyle sohbet
ve ülfet edesin. Kendinden büyüklere tazim ve hizmet, küçüklere şefkat ve
nasihat, akranına rıfk ve muvafakat kılasın. Böylece rahat ve selamet, izzet ve
rifat, devlet ve saadet bulasın. İnsanlar içinde, meclislerinde, çok iltifat
ederek sözlerini incelemekten sakınasın. Oturmayı uzatarak ağırlık vermeyip, az
bir ziyaret edip hemen gidesin. Mecliste başını açmaktan, parmaklarını
çıtırdatmaktan, sakal ve yüzüğüyle oynamaktan, dişlerini hilallemekten
korunasın. Parmağını burnuna sokmaktan, çok tükürmek ve sümkürmekten kaçınasın.
Sineği yüzünden çok kovmaktan, çok gerinmekten, insanların yüzüne karşı
esnemekten sakınasın. Daima edebli olasın. Seninle konuşanın latif sözünden, çok
sevdiğini izhar etmeden ve hayretle "Bir daha tekrar et!" demeksizin istifade
edesin. Fuhuş ve gülünç şeylere susasın. Yaptığın virdleri, yazdığın şiir ve
kitapları ve nefsini temize çıkarmaya sevk edici olan diğer tavırlarını medh ile
halka söylemeyesin. Süslenmede yapmacıktan uzak olup, sürme ve koku sürmede çok
ileri gitmeyesin. Kimseye tezellül etmeyip, bir işi yaptırmada zor
kullanmayasın. Çünkü o ağırlık ve cefadır. Hakime arkadaş, zalime yardımcı olma.
Bu fitne ve beladır. Eğer sultana yakın olmaya müptela olduysan, ondan uzak otur
ki, ona yakınlık ateştir. Malını ırzından kıymetli tutmayasın. Muhasama edenlere
kızıp acele etmeyesin. Eliyle işaret etmeyi ve geri dönüp bakmayı çok
yapmayasın. Dize gelmeyesin. Gazabın sakin olmadıkça, konuşmayasın. Malını,
paranın miktarını çoluk çocuğuna bile bildirmeyesin. Zira onu az görürlerse,
onlar yanında kıymetin az ve aşağı olur. Çok görürlerse, onları razı etmek,
senin için zor olur. Köle ve cariyelerinle boş, şaka ve güldürücü konuşmayasın.
İnsanlarla alay etmeyesin. Zira bunlar vakarı düşürür. Yüzü eritir. Bunlardan
kalbe eziyet gelip, uzaklaşmaya sebep olup, sonunda kin, sertlik ve kavgaya
varır. Bir kimse seninle alay ederse, cevap verme. Ondan yüz çevir. Sana
zulmeden olursa, onu Hakk'a havale edip, tatlı söyle. Hakk'ın mahlukatından
hiçbirine lanet etmeyesin. Ehl-i kıbleden (kâfir olmadıkları bilinen) hiç
kimseye şirk ve nifak ile şehadet etme. Zira gizli şeyleri ancak Allahü Teâlâ
bilir. Bu tür işlerde kullarla Mevlâları arasına girme. Dilini elbette gıybetten
koru. Zira gıybet, dinimizde otuz zinadan şiddetli haramdır. Sakın yapamayacağın
bir şey için söz verme. Eğer sıkışıp yüz verdiysen, yerine getirmemekten çok
kaçın. Çünkü sözünde durmamak münafık şanıdır. Asla yalan söyleme. Zira yalan,
günahların anası ve her dinde haramdır. Yalancı insanların merdudu, Aziz-i
Allâm'ın matrududur. Sakın konuşurken, insanlarla mücadele ve münakaşa etme.
Çünkü onda muhatabı cehil (bilgisiz) buyurmuştur. Hâlbuki Hak Teâlâ:
«Nefislerinizi temize çıkarmayınız.» buyurmuştur. Kendini medhetmenin yasak ve
kötü olduğunu duyurmuştur. Bir hakim der ki: "Arkadaşının kötülüğünü konuşmak,
kendini medhetmektir." O hâlde, sakın dilini kendini övmeye alıştırma. Zira
kendini beğenenin kıymeti düşük olur. Allah ve insanlar katında derecesi noksan
olur. Çok yeminibillah etme. Allah'tan başkasına yemin etmekten sakın. Kimseyi
yüzüne karşı övme. Konuşurken alçak sesle konuşup, faydalı ve öz söyleyip, sözü
uzatma. Böylece dinleyeni melul etme, sıkma. Tebessümle konuş. Aksıran,
"Elhamdülillah" derse, "Yerhamükallah" de. Aksırırken başını eğip elini yüzün
üzerine koyup, sesini alçalt. Çok şaka yapma. Kahkaha ile gülme. Birkaç kelime
fazla söyleyip insanların arasını bulucu ol. Kimsenin ayıbını araştırma,
öğrenirsen söyleme. Hiç kimseye bildiğin ayıbı ile saldırma. Ta ki, o ayıbın
misline müptela olmayasın. Herkese iyi zanda ol ve iyilik bul. Zamaneden bile
razı ol.
Dördüncü Madde
Ulemâ-yı Kirâm'ın ve Fukahâ-yı İzâm'ın dış görünüşlerinin nizamını ve avamla
karışmalarında rüsum ve adetleri intizamını tamamıyla bildirir.
Ey aziz! İmam-ı Âzam Ebû Hanife (rahmetullahi teâlâ aleyh), İkinci İmam Ebû
Yûsuf (rahmetullahi aleyh) hazretlerinin akıl ve kemalini, güzel hasletlerini,
latif sözlerini ve insanların ona ikbalini görünce, önemli harici işleri, güzel
rüsum ve adetleri ona talim ve vasiyet edip buyurdu ki: Ey Yâkub, vilayetin
valisine itaatle tevkir eyle. Hâkimlerin yanına, şanlarını tazim ile gidesin.
Sakın onların huzurunda yalan söyleme. Seni ilmî bir iş için çağırmadıkça, her
zaman ziyaret etmeyesin. Zira sen onların sohbetine çok gidersen, kendi değerini
onların yanında düşürürsün. O hâlde, hâkimlerle, devlet başkanlarıyla ateş
muamelesi edesin. İşini bitirip uzaklaşasın. Zira onlar kendi nefisleri için
düşündüklerini, kimseye düşünmezler. Sakın hâkim huzurunda ilmî meselelerden çok
konuşma. Zira o senin sözlerini alıp, sonra etbaına söyler. Onlara kendini,
senden bilgili gösterip, seni küçük düşürür. Onun huzurunda kendi kıymetini ve
başkalarının kıymetini bilesin. Böylece ne başkasından zarar görür, ne de
hâkimin nazarından düşersin. Hâkim yanında tanımadığın bir âlim var iken, içeri
girmeyesin. Böylece senden yüksek ise, ondan yüksekte oturmakla zararını
görmeyesin. Eğer senden aşağı ise, sen ondan aşağıda durmakla hâkimin nazarında
hakir olmayasın. Hâkim (hükümdar) kendi memurluklarından sana bir makam verirse,
senden, ilim ve hükümde mezhebinden razı olduğunu bilmedikçe onu kabul
etmeyesin. Böylece hükümette başkasının mezhebini irtikaba muhtaç olmayasın.
Eğer hâkimin yakını isen, ancak ona yakın olup, bütün etbaından uzak olasın.
Böylece onun yanında mevki ve haddinle muhterem kalasın. Sakın avam ve
tüccarlara, sorduklarından fazla cevap verme. Avam ve tüccar ile ilmihallerinin
dışında bir şey konuşma. Böylece senin mala sevgin ve rağbetin var sanmasınlar.
Sana suiizan edip de, rüşvet almayı nispet etmesinler. Avama gülmek değil,
tebessüm bile etmeyesin. Alışveriş için çarşıya, pazara çıkmayasın. Genç
oğlanlarla konuşup fitneye dalmayasın. Ama küçük çocuklara ve yetimlere tebessüm
edip, onlarla konuşasın. Şefkatle öpüp, başlarını okşayasın. Yaşlı olan avam ile
yolda arkadaş olmayasın. Böylece onları takdim ile (ileri geçirmekle) ilmini,
tehir ile (geri bırakmakla) pirini (senden yaşlı olanı) tahkir etmiş olmayasın
ve: «Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizi saymayan bizden değildir.» hadis-i
şerifinin manası altına girenlerden olmayasın. İnsanların gelip geçtikleri yol
üzerinde durup oturmayasın. Gerekirse cami avlularından başka yerde durmayıp
oturmayasın. Mescitlerde ve çarşılarda ekmek yemeyesin. Maslaklardan ve sakalar
elinden su içmeyesin. Dükkanlarda oturmak için çarşıya gitmeyesin. İpek elbise
giymeyesin. Yatakta hanımına başka işlerden ve kadınlardan bahsetmeyesin. Ve onu
çok fazla okşamayasın, bus etmeyesin ve kucaklamayasın. Ancak ona lazım sözleri,
tebessümle, kısa olarak söyleyesin. Bir müddet oynaştıktan sonra besmele ile
yaklaşasın. Böylece senden çok yüz bulmasın, varıp da erkekleri ve yabancıları
dile almasın. Mümkünse evi, anası veya babası olan bir kızı almayasın, böylece
onların dillerine kalmayasın. Ancak akrabasıyla görüşmemek şartıyla alasın. Zira
kadının malı olsa, baba ve annesi, onu kendilerinin bilirler ve kızlarının
elinde emanet bulurlar. Demek ki kadın babasının evine gitmese, kocasıyla rahat
eder. Sakın iç güveysi olup da, hanımın babasının evinde durmayasın. Hür iken
esir olup da, malını halka vermeyesin. Sakın oğlu veya kızı olan kadını alma ki,
gülemezsin. Zira sen onun yanında, çocuklarından kıymetli olamazsın. O hâlde, o
bütün malını onlara ayırdıktan sonra senin malından da çalar, bilemezsin. Sakın
iki kadın almayasın. Eğer şaşırıp almışsan, ikisini bir evde oturtmayasın. İş ve
çalışma gücünü bilmedikçe evlenmeyesin.
Önce ilim, sonra helal para ve mal kazanıp sonra evlenesin. Çünkü ilim öğrenme
zamanında mal ve para kazanmakla meşgul olursan, ilim öğrenemezsin. Çocukların
çoğalınca, ilmi bırakıp onları geçindirmek peşine düşersin. O hâlde ilk gençlik
yıllarında ve düşüncelerin kalbini meşgul etmediği zamanda, ilim öğrenmeye
koyulasın. Sonra helal para ve mal kazanıp, sonra evlenesin. Çünkü çoluk çocuk
kalbi karıştırır. Sanatsız ve malsız ne yaparsın?
İnsanların iyiliğini isteyici olasın. Onlara nasihat edesin. Halk, hareketlerini
beğenip, seninle görüşmek istediklerinde, sohbetlerine gidesin. Meclislerinde
insanları ve kendini tevkir ile ilim müzakere edesin. Böylece onların yanında,
sevgili olup, hepsini âhiret yoluna getiresin. Sakın avama dinin usul
bilgilerini, kelam ilmi ile anlatmayasın. Taklitle kelam onlara meşguliyet
olmasın. Her avam o derin denize dalmasın. Sana gelip mesele sorup fetva isterse
cevabını verip, başka şey ilâve etmeyesin. Böylece sualinin cevabı zihnini fazla
meşgul etmesin. Çeşitli bilgilerle, soranın aklı dağılmasın. On yıl kitapsız ve
elbisesiz kalsan da ilimden yüz çevirmeyesin.
Talebene iltifatın kemâl-i şefkatle olsun. Her taleben kendisini, senin oğlun
bilsin, ilime çalışma ve gayretleri her gün çoğalsın. Seni dinlemeyen avamla ve
pazarlardakilerle sözün olmasın. Doğruyu söylemekte kimseden çekinmeyesin.
Sultan olsa bile korkmayasın. İbadetin avamdan çok olsun, az olmasın. Öyle ki,
senin ibadetini kendilerininkinden az görmekle, rağbetinin azlığına yorup,
akideleri zayıflamasın. Âlimleri olan şehre gittiğinde, kendini onların biri
bilirsen, onların mevki ve makamlarına talip olmadığını bilip, senden emin
olurlar. Sen de onlardan selâmet bulursun. Yoksa hepsi üzerine hücum edip,
mezhebine ta'n ederler. Avam bile sana hakaret gözü ile bakıp, âlimlerine
uyarlar. Sen hepsinin yanında faydasız mat'un olursun. O âlimler gelip senden
fetva sorarlarsa, onlarla münakaşa ve atışmaya girmeyesin. Onlara delili açık
olmayan şeyi söylemeyesin. Onların senedlerine karışmayasın. Âlimlerden
çekinesin, halktan da gafil olmayasın. Zahirinle Allah için olduğun gibi,
bâtınınla da O'nun için olasın. Böylece içini ve dışını bir yapıp, kendini halis
Allah'ın bulasın. Hâkim sana halis olmayan makamı teklif ederse, onu sana ilmin
için verdiğini bilmedikçe, kabul eylemeyesin. Sakın imtihan ve münazara
meclisinde korkarak konuşmayasın. Çünkü o mülâhazaya, düşünceye halel verir.
Dile zaaf ve konuşmamak getirir. Çok gülmeyesin. Kalbi öldürür. Tadını giderir.
Yürürken vakarlı olasın. Her işinde acele etmeyip, teenni edesin. Arkadan
seslenene cevap vermeyesin. Zira hayvanlar ardından çağrılır. Onu kendine lâyık
görmeyesin. Konuşunca, çok yüksek seslenmeyesin. Muhatabın işiteceği kadar ve
ağır söyleyesin. Kendin için susmayı ve az hareketi adet edesin. Böylece sabır
ve sebatını herkes bilsin. İnsanlar içerisinde Allahü Teâlâ'yı çok an ki, O'nu
senden öğrensinler. Beş vakit namazın arkasından kendin için öyle vird kabul et
ki, onda Kur'an okuyup, zikir ile şükrünü yapasın. Her ayda birkaç gün oruç tut.
Nefsini murakabe edip, ilmi muhafazaya alasın. Böylece amelinle iki dünyada
menfaatlanasın. Kendin alışveriş etmeyip, işlerinde güvenebileceğin bir hizmetçi
bulasın. İnsanlarla olan işlerini o görsün. Elinde bulunan dünya devletine ve
bedeninde olan azâ sıhhatine itibar ve itimat etmeyesin. Böylece hepsinden
sorguya çekildikte ümitsizliğe düşmeyesin.
Sultan seni kendi yakınlarından ederse de, sen bu yakınlığını insanlara
duyurmayasın. Zira sultana yakınlığı izhar edince, insanların ihtiyaç ve
işlerinin yeri olursun. Hepsinin işlerini görmeyi boynuna alırsan, sultanın
gözünden düşüp hakaret bulursun. Yapmazsan ayıplanır, insanları darıltmak
sıkıntısında kalırsın. Halkın hatasını örtüp, doğruluğuna uyasın. Kötü bildiğin
kimseyi, kötü söz ile anmayıp, bir iyiliğini bulup, onunla söyleyesin. Hakkın
hakkında ise onu insanlara söyleyesin ve onu koruyasın. Hak Teâlâ bu din-i
mübînin yardımcısıdır. O hâlde sen, makam sahiplerinin dininde gördüğün
sakatlıkları bir kere söylersen, Allahü Teâlâ yardımcın olur. İnsanlar senden
elbette çekinir. Ne kimse dinde bir bid'at çıkarabilir, ne de bozukluğu o hâlde
kalır. Sultanından ilme uymayan amel görürsen, ona saygıyla, tatlı dille
söyleyesin. Çünkü onun eli, senin elinden kuvvetlidir. Bir sözü bir kere demekle
yetinesin. O makam sahibi, o bozukluğu gıyabında söylemekle senden çekinmediyse,
yine işleyip terk etmediyse, sarayına gidip, yalnız olarak tatlı dille nasihat
edesin. Bid'at sahibi ise, münazara ile Kitap ve sünnetten hatırına geleni
söyleyesin. Kabul ederse ne âlâ, yoksa onu kızdırmaktan çekinesin. Sakın ölümü
unutmayıp, Hak Teâlâ'dan üstadların için mağfiret ve rahmet isteyesin.
Kur'an-ı Kerim okumaya devam edip, kabir ziyaretlerine ve meşayıhı görmeye ve
kıymetli yerlere çok gidesin. Avamın sana arzettikleri enbiya ve salihleri,
mescit, menzil ve mezarlar hakkında gördükleri rüyaları kabul edesin. Küfür ve
bid'at ehlinden bir kimse ile oturup konuşmayasın. Mümkünse dine davet edesin.
Yoksa oyun meclislerine gitmeyesin. Müezzin ezan okuyunca, hazır olasın. Böylece
avamdan önce mescide gelesin. Hâkimin evine yakın evde oturmayasın. Komşundan
gördüğün ayıp emanettir; saklayıp, kimsenin sırrını kimseye söylemeyesin. Bir iş
için seninle meşveret edene doğruyu söyleyesin. Seni Mevlâ'ya yakın eden işleri
ona gösteresin. Benim bu vasiyetlerimi can ile kabul kılasın. Bunlarla dünya ve
âhiretinde fayda bulasın. Tevfîk-i Hakk'ı refik bulasın. Sakın gaflet sahibi
olma ki, hâlin kötü olur. Tamah ve yalan ehli olma ki, mürüvvetsiz kalmayasın.
Doğruyu yanlışa katma ki, ihanet görmeyesin. Her işte mürüvveti gözetesin.
Sıkışık ve rahat zamanlarda beyaz elbise giyip, kalben kimseye muhtaç olmadığını
gösteresin. Fakirsen kimseden bir şey istemeyesin. Dünya ehline hırs ve rağbet
etmeyesin. Himmetini yüksek yapıp, alçakta kalmayasın. Yolda giderken sağına
soluna bakmayıp, önüne toprağa bakasın. Hamama girersen, hamam ücretini,
pazarlık etmeden, insanlardan daha çok veresin. Hamam ehli arasında mürüvvetin
zahir olup, onlardan tazim ve hürmet bulursun. İlim sahipleri yanında alçak olan
dünyayı aşağı tutasın. Hakk Teâlâ'nın katında dünyadan yüksek olan devlete
kavuşasın. Dünya işleri için sadık bir vekil bulasın. İşlerini o görüp, sen ilim
ve amele dönesin. Akılsızlarla konuşmayasın. İlim ehlinden hüccet ve münazara
bilmeyenlerle makam kazanmak için olan bahis ve konuşmalara katılmayasın. Zira
onlar senden kaçınmayıp, seni mahcup etmeye çalışırlar. Senin haklı olduğunu
bilseler de, ayıplarını dile getirirler. Ayân ve ekâbir meclisine vardığında,
onlar seni yüksekte oturmayınca, sen yukarda oturmayasın. Bir cemaat içinde
iken, onlar seni tazim ile ileri geçirip imam yapmayınca, önlerine geçmeyesin.
Güneş doğmadan önce ve öğleyin hamama gitmeyesin. Kadınların, kızların,
gençlerin toplandıkları mesire (piknik) yerlerine gitmeyesin. Fısk, çalgı, şarkı
ve haram bulunan meclislere girmeyesin. Onlarla ortak olup, ihanet görmeyesin.
İlim meclisinde, sakın kızmayasın. Halka, inanılmamaya yakın olan hikâyeleri
söylemeyesin. İlim ehlinden biri için bir meclis kurmak istersen, eğer fıkıh
meclisi ise, kendin gidersin, orada bildiğin gerçekleri takrir edersin. Böylece
halk onu âlim sanıp, ona aldanmasınlar. Senin huzurunla şüphede kalmasınlar.
Sözü fetvaya salih ise, onu ondan zikretmeli, yoksa senin huzurunda ders görmüş
olmaması için kalkıp gidersin. Belki onun yanında talebenden birini bulundurup,
sözünün durumunu, ilminin derecesini öğrenirsin. Bid'atle karışık zikir
meclisine gitmeyesin. Evlenme işlerini, cenaze, bayram namazlarını ve Cuma
hutbesini üzerine almayasın. Annemi, babamı, üstadını hayır duadan unutmayasın.
Bu nasihatimizi, bizden can ü gönülden kabul edesin. Zira bunu senin ve herkesin
iyiliği için vasiyet eyledim. Bu yolda gidesin ve halkı da Hak yoluna getiresin.
Beyit:
Maksûdun eğer din ise dünyadan geç,
Allah'a yönel, cümle eşyadan geç.
Eğer dini amaç edindiysen dünyadan geç.
Allah'a yönel ve bütün varlıklardan geç.
Beşinci Madde
Evliyâ-yı Kirâm'ın ve Meşâyıh-ı İzâm'ın görünüşlerindeki nizamı bildirir.
Ey aziz! Asrının feridi Hasan-ı Basrî (kuddise sirruh) hazretleri, muhabbet
denizi Habib-i Acemi (kuddise sirruh) hazretlerine görünüş işlerini ve güzel
adetleri öğretip, tavsiye edip buyurur ki: İnsanlarla, akıllarına göre
konuştuğun gibi, haddi kadar muamele ile kendi mertebesine indiresin. Her işinde
rıfk ve teenni ile orta hâlde olasın. Dünya ve âhiret ehlinden her sınıfa kendi
ahlâkıyla karışıp, tatlı ve yumuşak söyleyesin. Sefihlerden bir zarara
katlanmakla, on zarardan kurtulup, on fayda kazanasın. Müslümanlara ikram ile
hürmet edesin, böylece Hak Teâlâ'ya ikram etmiş olasın. Dilini kelime-i
tayyibeye alıştırıp, hayır söyleyip, tatlı cevap alasın. Bütün insanların
iyiliğini isteyip, herkese şefkat gözüyle bakasın. Herkese hüsnüzan edip, senden
iyi ve yüksek bilesin. Malını ve her şeyini Allah için, kullarına tasadduk edip,
hepsinden razı olasın. İki cihanda bir kimseden bir şey beklemeyip, en güzel
ahlâkı bulasın. Yolda bir şey düşürdüysen, kitap, elbise veya bin altın olsa da,
onu geçmiş gitmiş isen, vazgeçip aramayasin. Onu aratmayasın, unutasın. Yolda
giderken geriye dönüp bakmayasın. Bakacaksan, bütün vücudunla dönüp bakasın.
Arkadan seslenene cevap vermeyesin. Mekân ve zaman, insan ve hayvan ile
uğursuzluk düşünmeyip, uğur düşünesin. Fakirleri zenginlere tercih edesin.
Âhiret ehlini dünya ehlinden önde tutasın. Her hâlinle dinin edebiyle
edeblenesin. İlmi ile âmil âlimlerle sohbet edesin. Hadis, tefsir ve şeriat
ilminden büyük pay alasın. Cahil tarikatçılardan uzak olup, sohbetlerinden
sakınasın. Namazı cemaatle kılıp, va'z meclisine gidesin. Ama müezzin, imam,
vaiz ve şeyh olmayasın. Makama bağlanıp şöhret bulmayasın. Yazılarda ismini
yazıp imza atmayasın. Mahkemeye gidip, başını derde sokmayasın, kimseye vekil,
vasi, mütevelli ve sebep olmayasın. Zenginlerle ve devlet adamlarıyla ülfet edip
de, âfet ve belada kalmayasın. Kadın ve gençlerle sohbet edip de, herkese rüsva
olmayasın. Tekkelerde eğlenip de, töhmetlere dalmayasın. Kimseden bir şey
istemeyip, emanet de almayasın. Kimseyi hizmetinde çalıştırmayasın. Dünya
ehlinin yanına gitmeyesin. Harama el uzatmayasın. Dinini dünyaya satmayasın.
Kendi minnetsiz evinde oturasın. Din ilimlerini yaymakla meşgul olasın. Çoluk
çocuğuna adalet edesin. Terbiyelerinde tatlı dilli olasın. Hakk'ın kullarına
karşı kızgın olmayasın ki, Halık ve Bâri'den karşılığını bulasın. Kızmamaya çok
gayret edesin ki, gönüllerden meveddet lezzetini alasın. Nitekim Resûlullah,
birbirimizi sevmeyi emretmiştir. Sevişmenin en büyük sebebinin kızmamak olduğunu
belirtmiştir. Velhasıl, Hak Teâlâ'nın sana nasıl muamele etmesini seversen, o
muameleyi aynı şekilde, O'nun mahlukatına yapasın. Yüzüne karşı veya arkasından,
hiç kimseyi, incineceği söz ile dile almayasın. Hiç kimsenin kötülüğüne
sevinmeyesin. Sana zulmedeninin, zimmetini ibra edip, suçundan geçesin. Alçak
gönüllülere tevazu, kibirlilere müsamaha edesin. Mütevazıların alâmetleri on
şeydir:
1 — Hizmetçisi ile yemek yemek,
2 — Asâ ile yürümek,
3 — Yollarda eziyet veren şeyleri kaldırmak,
4 — Çocuklara tebessümle selam vermek,
5 — Yalnız başına yaya yürümek,
6 — Fakirler ile oturup, onları görmek,
7 — Çarşıdan, evine lazım olan şeyi, kendisi getirmek,
8 — Koyundan süt sağmak,
9 — Merkebe binmek,
10 — Komşuların kendisine düşen hizmetlerini yapmaktır.
Beyit:
Hak ehlinin vasıfları güzeldir,
Hudû, iftikar ve inkisardır.
Elbette büyükleri tevkir ve âlimlere tazim edesin. Zayıflara yardımcı olasın.
Yaşta senden büyük olana tazim edip, ziyaretini öne alasın. Küçüğe şefkat edip,
ona vermeyi takdim edesin. Hediyeyi, sahibinden tazimle kabul edip, karşılığını
daha çok veresin. Yetimine para veya meyve verip, başını okşayıp şefkatle hâlini
sorasın. Dilenciye yemek, ziyarete gelene ikram edip, her hizmetini kendi elinle
göresin. Ziyaretçin ikramı kabul etmezse, zorla kabul ettiresin. Nitekim ashâb-ı
kirâm birbirine rastlayınca, boyunlarına sarılır, ayrılınca müsafaha edip
giderlerdi. Her gün karşılaşsalar yine boynuna sarılır ve müsafaha ederlerdi.
Sana Tanrı misafiri gelince, hoş geldin deyip yüzüne güleç ve açık yüzle bakıp
safa ve hoşnutlukla karşılayasın. Elini şevk ve beşaşetle tutup, evine
götüresin. Elinden geldiği kadar yemek ve nimetle hizmet edesin. Mertebesi
tahammül ettiği kadar, lütuf ve ülfetle izzet ve ihtiram edesin. Gideceği zaman,
ona bir günlük nevalesini verip, dış kapıya kadar, ona dua ederek, beraber
gidesin. Yaya gidiyor ise, kapıdan dışarıya yüz adım teşyi' edesin. O sana,
"Sizi Allahü Teâlâ'ya ısmarladık." dedikte, sen onu selametle Allahü Teâlâ'ya
emanet edesin. Sonra geri dönesin.
Bütün hayvan, canavar, kuş ve böceklere merhamet ve şefkat edesin. Allahü
Teâlâ'dan rahmet ve refet bulasın. Hayvanın yüzüne vurmayıp, hiçbir hayvana azap
etmeyesin. Serçeyi boş yere öldürmeyip, biti yere atmayasın. Hiçbir hayvanı
ateşe atmayasın. Nitekim Ebû Derdâ (radıyallahü anh) hazretleri, salıverirdi.
Kuş ise, kanadını... (metin burada eksik).
Hayvanının tımarını edip, her hizmetini göresin, yahut gördüresin. Bir gün bir
gecede on kere yem ve suyunu veresin. Koyunu yününden tutup, kulağından
tutmayasın. İneğe, merkebe binmeyesin ve yük vurmayasın. Kediye her gördükte bir
lokma yemek veresin. Aç kapatmayasın. Bir hayvanın bir yerini kesmeyip ayıplı
etmeyesin. Bunun büyük bir iş olduğunu bilip, kaçınıp, unutmayasın. Bir hayvanı
bağlayıp da kurşun veya oka nişan etmeyesin. Alaca ipek kuşunu, kurbağayı, arı,
karınca ve diğer yer haşerelerini öldürmeyesin. Kuşu, geceleyin yuvasında
tutmayasın. Çünkü gece onun emnüemanıdır. Ürkütmeyesin. Haberde geldi ki:
«Yılanlardan öldüresiniz, ancak gümüş gibi görünen beyaz yılan, cindir,
dokunmayasınız.»
Beyit:
Revadır gerçi öldürmek yılanı,
Eğer derviş isen incitme canı.
Gerçi yılanı öldürmek caizdir ama, eğer derviş geçiniyorsan canı incitme.
İnsan mahluklar hakkında üç derecedir:
Birinci derece: Mahlukat hakkında meleklerden kiram-ı berere menzilesinde
olmaktır. Bu da, hepsine rahat vermeye çalışıp, kalplere sürur vermeye ihtimam
etmektir.
İkinci derece: Halkın hakkında cemadat menzilesinde bulunmaktır. Bu da, onlara
bir iyiliği ulaşmaz; ama kötülüğü, zararı da olmaz. Onlara hiç karışmaz.
Üçüncü derece: Halkın hakkında yırtıcı hayvan, yılan ve akrepler seviyesine
düşmüştür. Ondan iyilik düşünülemez. Belki şerrinden korkulur ve kaçılır. Eğer
melekler mertebesine çıkamazsan, bari cemadat derecesinde bulun ve o mertebede
kal. Zinhar oradan yırtıcı hayvanlar derecesine ve yılanlar seviyesine inme.
Eğer âlâyı illiyyînden tenezzülü kendine layık gördüysen, bari esfeli safiline
inmeyi layık görmeyesin. Böylece Cehennem'in dibine düşmeyesin.
Beyit:
Halvet ve uzlette gördüm çünkü şöhret âfetini,
Hizmet ve sohbetle erdim Hazret-i Mevlâ'ya ben.
Halvet ve uzlette şöhret afetini gördüğüm için Hazret-i Allah'a hizmet ve
sohbetle eriştim.
Altıncı Madde
Bütün azâların günah afetlerini, ezberleme, unutma, fakirlik ve zenginlik
sebeplerini kısaca bildirir.
Ey aziz! Edeb ehli demişlerdir ki: Mü'min kul yedi uzvuyla bütün bedenini üç yüz
adet günah afetlerinden koruduysa, takva ehli zümresine dahil olur. İki dünya
meşakkatinden selamet ve rahat bulur. Belki, «Allahü Teâlâ katında sizin en
keriminiz, en muttakî olanınızdır.» kerametini bulur. İşte günahlardan korunacak
uzuvlar (organlar) yedidir. Kulak, göz, dil, el, mide, ferç ve ayaktır. Ayrıca
bir de bütün bedendir. Çok şeyler vardır ki, ezberlemeye, unutmaya, fakirliğe ve
zenginliğe sebep oldukları eserler ile ispat olunup, tecrübe edilmiştir.
Kulağın afetleri:
1 — Söylemesi caiz olmayan sözü dinlemek,
2 — Çalgı aletlerini dinlemek,
3 — Şarkı ve nağmeli sesler dinlemek,
4 — Konuşanları, onlardan habersiz dinlemek,
5 — Kur'an-ı Kerim ve hutbeyi dinlememek,
6 — Kadı, emir, emri maruf ve nehyi münker yapanı, üstadı, anneyi, babayı,
kocayı ve efendi gibi büyüklerin sözünü dinlememek,
7 — Fetva sorulan müftinin sözünü dinlememek,
8 — Kadı, hasım ve şahidin sözlerini dinlememek,
9 — Kendinden bir şey isteyenin sözünü dinlememek,
10 — Yaşlıların sözüne kulak asmamaktır.
Gözün afetleri:
1 — Kasten namahrem, yabancı kadınlara bakmak,
2 — Kasten başkasının avret yerine bakmak,
3 — Fakir ve zayıflara hakaret gözüyle bakmak,
4 — Münkerlere zaruretsiz bakmak,
5 — Düşen yıldıza (yıldız kaymasına) bakmak,
6 — Dünya işinde, kendinden yüksek olanlara rağbet gözüyle bakmak,
7 — Din işlerinde, kendinden yüksek olanlara rağbet gözüyle bakmak,
8 — Başkasının evine izinsiz bakmak,
9 — Namazda gözünü yumup bakmamak,
10 — İki hasım birbirine bakmamak,
11 — Şahitlerin yüzüne bakmamak,
12 — Kadının şahit ve hasımlara bakmamasıdır.
Dilin afetleri:
1 — Küfür olan sözü söylemek,
2 — Küfür ihtimali olan sözü söylemek,
3 — Yanlış söz söylemek,
4 — Yalan söylemek,
5 — Gıybet etmek,
6 — Koğuculuk etmek,
7 — Alay etmek,
8 — Sebbetmek, kötü söylemek,
9 — Fuhuş söylemek, sövmek,
10 — Lanet etmek,
11 — Tariz (kinaye) ile yalan söylemek,
12 — İnat etmek,
13 — Sırrı ifşa etmek,
14 — Batıl, boş sözlere dalmak,
15 — Dilenerek mal almak,
16 — Avamın anlamadıklarını sual etmek,
17 — Halka mugalata söylemek, yani demagoji yapmak,
18 — Tabirinde hata söylemek,
19 — Sözünde nifak etmek,
20 — İki dilli konuşmak,
21 — (?) (21 numara eksik),
22 — Emr-i münker (kötülüğü emretmek) ve nehy-i ma'ruf (iyiliği yasaklamak)
etmek,
23 — Sözü sertlikle söylemek,
24 — İnsanların ayıplarını araştırmak,
25 — Kendinden yükseğin yanında söze kendisi başlamak,
26 — Ezan okunurken konuşmak,
27 — Namaz içinde dünya kelamı konuşmak,
28 — Hutbe esnasında konuşmak,
29 — Fecrin doğmasından güneşin doğuşuna kadar dünya kelamı konuşmak,
30 — Helada konuşmak,
31 — Cima ederken konuşmak,
32 — Müslümana beddua etmek,
33 — Zalime, salâhtan başkasıyla dua etmek,
34 — Kur'an-ı Kerim okunurken konuşmak,
35 — Camide dünya kelamı konuşmak,
36 — Halka kötü lakap söylemek,
37 — Yemin-i gamûs etmek,
38 — Allah'tan başkasıyla yemin etmek,
39 — Çok yemin etmek,
40 — Emirlik ve kadılık istemek,
41 — Tevliye istemek,
42 — Vasilik istemek,
43 — Kendine beddua etmek,
44 — İnsanların özrünü kabul etmemek,
45 — Kur'an'ı kendi re'yi ile tefsir etmek,
46 — Mümini tahfif etmek,
47 — Birinin sözünü kesmek,
48 — Tabiinin, metbuunun sözünü dinlememek, reddetmek,
49 — Bir şeyin helal ve temizliğini, sahibinden başkasına sormak,
50 — Mizah etmek, şaka yapmak,
51 — İnsanı yüzüne karşı medhetmek,
52 — Hiciv ile şiir söylemek,
53 — Seci' ve fesahatte ihtimam etmek,
54 — Boş söz konuşmak,
55 — Malayani söylemek,
56 — İki kişi bir kimsenin yanında, birbirinin kulağına gizli söylemek,
57 — Fasıka yahut zimmiye selam vermek,
58 — Büyük ve küçük abdestini bozana selam vermek,
59 — Masiyet yolunu göstermek,
60 — Masiyete, günaha izin vermek,
61 — Muamelattaki afetlerdir,
62 — İbadetlerdeki çeşitli afetlerdir,
63 — Susma afetleridir.
Elin afetleri:
1 — Haksız yere bir kimseyi öldürmek,
2 — Bir kimseyi yaralamak,
3 — Bir şey çalmak,
4 — Bir kimsenin yüzüne vurmak,
5 — Hayvanın kulağını bükmek,
6 — Hayvanın yüzüne vurmak,
7 — Haksız yere insanları dövmek,
8 — Halkın malını çekip almak,
9 — Ganimet malından çalmak,
10 — Zenginin zekât, öşür, fıtır, keffaret ve lukatayı (bulduğu şeyi) almasıdır,
11 — Hediyeyi verenin hüsnüzannına muhalif olanın onu almasıdır,
12 — Batıl vakıftan almak,
13 — Sahih vakıftan hizmet görmediği hâlde almak,
14 — Beytülmal'in masraflarından olmayanı ondan almak, yahut yeterinden çok
almak,
15 — Efendi'nin kölesinden kendi malını izinsiz alması,
16 — Leş, kan, şarap gibi ayn-ı haram olan şeyleri eline almak,
17 — Mecnunun ve sabinin malını almak,
18 — Hayvan, yani canlı resmi yapmak,
19 — Bakması haram olana dokunmak,
20 — Zimmilerle musafaha etmek,
21 — Kendi malını ayıplamak ve israf etmek,
22 — Kendi malını telef etmek,
23 — Malını riyaya ve masiyet yoluna harcamak,
24 — Borçlusunu soyup kendi alacağı kadarını almak,
25 — Ziyafet artığı yemeyi izinsiz almak,
26 — Hamamda özürsüz uzuvlarını oğdurmak,
27 — Kendi hanımı ve cariyesinden başkasıyla el oyunu oynamak,
28 — Satranç gibi oyunları oynamak,
29 — Tanbur gibi çalgıları usul ve makam ile çalmak,
30 — Elbaz olup güvercin oynatmak,
31 — Canlı hayvanları nişana bağlayıp ok, kurşun yahut taş atmak,
32 — Hayvanları birbirleriyle dövüştürmek,
33 — Cünüp, abdestsiz, hayız ve nifas olanın mushaf ve tefsire dokunması,
34 — Bu dört kişinin Kur'an'ı yazması,
35 — Söylemesi haram olan şeyi yazmaktır.
36 — Camide veya camiye giderken parmaklarını çıtırdatmak,
37 — Başkasının malından bir müddet faydalanıp, yine ona vermek için, ondan
izinsiz almak. Ona bir ayıp ve noksan gelmese de, yine başkasının mülkünde
izinsiz tasarruf kılmak tehlikelidir.
38 — Bir mümini silah ile korkutmak,
39 — Bir kimsenin bir şeyini şakadan aşırmaktır,
40 — Perçem koyup tıraş etmemektir (favorileri uzatmak),
41 — Kadın başını tıraş etmektir,
42 — Erkek sakalını tıraş etmektir,
43 — Bir tutamdan kısa olan sakalını makas ile almaktır,
44 — Kesilmiş tırnak ve kılları kenefe atmaktır,
45 — Kabir üzerindeki yeşillikleri koparmaktır,
46 — Mezarın lahdini kasten açmaktır,
47 — Sağ eliyle burun kirini almaktır (burnunu temizlemektir),
48 — (?) (48-61 eksik)
62 — Kapların üstünü örtmeyi terk etmektir,
63 — Mumu, lambayı söndürmeyi terk etmektir,
64 — Ehli varken el ile istimna etmektir,
65 — Kendi parmağını ehlinin önüne sokmaktır.
Karnın afetleri:
1 — Zaruretsiz haram yemek.
2 — Doyduktan sonra, yemeğe devam etmek,
3 — Bedene zarar veren şeyi yemek,
4 — Çarşıda ve yolda ekmek yemek,
5 — Kabristanda yemek yemek,
6 — Altın ve gümüş kaplardan yemek ve içmek,
7 — Oyun ve çalgı bulunan ziyafetten yemek.
8 — İftihar (övünmek) için yapılan yemeği yemek,
9 — Özürsüz sol eliyle yemek,
10 — Yemeğin ortasından yemek,
11 — Beraber yediği kimsenin önünden yemek,
12 — Çentikli kadehten su içmek,
13 — Yemeyi, içmeyi hasta oluncaya veya ölünceye kadar terk etmek,
14 — (?) (14 numara eksik)
15 — Kırk günden çok çorba yemeyi terk etmektir.
Fercin afetleri:
1 — Zina ve livata etmek,
2 — Bunları hayvanlara yapmak,
3 — Hayız ve nifas hâlinde cima etmek,
4 — Cimaa tahammülü olmayan küçük ehliyle yapmak,
5 — Hastaya yapmak,
6 — İnsan veya hayvan yanında cima etmek,
7 — Satın aldığı cariyeyi, istibradan önce etmek,
8 — Abdest bozarken kıbleye, güneşe veya aya yüzünü yahut arkasını döndürmek,
9 — İnsan ve hayvan yiyeceği ile istinca etmek,
10 — Yolda yahut insanların toplantı yeri olan gölgelikte abdest bozmak,
11 — Ayakta su dökmek (küçük abdestini bozmak),
12 — Suya abdestini bozmak,
13 — Birikintilere bevl etmek,
14 — Gusül abdesti alınan yerde bevl etmek (küçük abdest bozmak),
15 — Leğene küçük abdest bozup evin içinde bırakmak,
16 — Kendini burmak yahut tenasül uzvunu kesmek,
17 — Ehliyle cimaı terk etmek,
18 — Ehlinden izinsiz nutfeyi azl etmek (dışarı akıtmak),
19 — Sevdiğinden içtinabı terk etmek.
20 — Sünnet olmamaktır.
Ayakların afetleri:
1 — (?) (1 numara eksik)
2 — Ana, baba ve hanımından izinsiz gazaya gitmek,
3 — Taun olan yerden kaçmak.
4 — Başkasının mülküne izinsiz gitmek,
5 — Kabirler üzerinde yürümek.
6 — Kadınların cenaze ile gidip mezarları ziyaret etmesi,
7 — Cünüp, hayız ve nifasın mescide girmesi,
8 — Kıbleye, mushafa ve kitaba doğru ayak uzatmak,
9 — Ayakla insana yahut hayvana tekme vurmak,
10 — Ayakla başkasının malını telef etmek,
11 — Zaruretsiz zalimlerin kapısına gitmek,
12 — Kıymetli yerlere sol ayakla girmek ve onlardan sağ ayakla çıkmak,
13 — Aşağı yerlere sağ ayakla girmek ve onlardan sol ayakla çıkmak,
14 — Yolculuktan dönünce ehlinin yanına habersiz gelmek,
15 — Camide insanların boyunlarından aşıp ileri geçmek,
16 — Cuma ve cemaate gitmeyi terk etmek,
17 — Öğrenme ve öğretmeye gitmeyi terk etmek,
18 — Farz olan cihat ve hacca gitmeyi terk etmek,
19 — Münker olmayan davete gitmeyi terk etmek,
20 — Acizin hizmetine gitmeyi terk etmek,
21 — Ölünün yıkama ve defnine gitmeyi terk etmek,
22 — Ücretle çalışanın çalıştığı kimseye gitmeyi terk etmesi,
23 — Kölenin efendisinin huzur ve hizmetine gitmeyi terk etmesi,
24 — Çocuğun ana ve babasının huzuruna gitmeyi terk etmesi,
25 — Kadının ev içi işlerini görmemesidir,
26 — Tabiinin valiler emri ile gitmeyi terk etmesidir.
Yedi uzvun afeti bunlardır.
Bütün bedenin afetleri:
1 — Boyun kırıp raks ile, ayak alıp kol salmak,
2 — Avret yeri açık olmak,
3 — İpek elbise giymek,
4 — Bedenini harama değdirmek,
5 — Haram evde durmak,
6 — Anaya babaya asi olmak,
7 — Sıla-i rahimi terk etmek,
8 — Kocanın hakkını gözetmemek,
9 — Karının hakkını gözetmemek,
10 — Evladını zayi etmek,
11 — Yabancı kadınla halvette kalmak,
12 — Erkeği kadına benzetmek,
13 — Kadını erkeğe benzetmek,
14 — Köle efendisine asi olmak,
15 — Efendi kölesine eziyet etmek,
16 — Komşu komşuya eziyet etmek,
17 — Kötü insanlarla arkadaş olmak,
18 — Esneyince ağzını açmak,
19 — Yol üzerinde oturmak.
20 — Güneşle gölge arasında oturmak,
21 — Halka ortasında oturmak,
22 — Başkasının yerinde oturmak,
23 — Camide dünya işi işlemek,
24 — Eğilerek selam alıp vermek,
25 — İnsanlara büyü yapmak,
26 — Göz boncuğu gibi şeyleri boynuna asmak,
27 — İğne ve sürme ile düğüm vurmak,
28 — Bıyıklarını uzatmak,
29 — Hür kadın mahremi olmadan yolculuğa gitmek,
30 — Hayvanın üstünden inmemek,
31 — Üç arkadaş aralarından birini emir edinmemek,
32 — Arkadaşı geri kalınca onu beklememek,
33 — Kadının eğer üzerine binmesi,
34 — Velime yemeğini terk etmek,
35 — Yüzükoyun yatmak,
36 — Sipersiz, korkuluksuz dam üstünde uyumak,
37 — Eli yağlı yatmak,
38 — Köpek saklamak,
39 — Yolda binek hayvanının boynuna çan asmak,
40 — Bir iki kişinin yalnız yolculuğa çıkması,
41 — Soğan ve sarımsağı çiğ yiyenlerin insanların yanında bulunması,
42 — Abdesti terk etmektir,
43 — Guslü terk etmektir,
44 — Namazı terk etmek,
45 — Tadil-i erkânı terk etmek,
46 — Cemaati terk etmek,
47 — Safları düzeltmeyi terk etmek,
48 — İmama muhalefet etmek,
49 — Cuma namazını terk etmek,
50 — Zekât vermeyi terk etmek,
51 — Ramazan orucunu terk etmek,
52 — Fevt olmuş, kazaya kalmış namazları kılmamak,
53 — Keffaretleri yapmamak,
54 — Adakları yerine getirmemek.
55 — Sadaka-i fıtırı terk etmek,
56 — Kurban kesmeyi terk etmek,
57 — Haccı terk etmek,
58 — Cihadı terk etmek,
59 — Namaz kılmayan kadını saklamak,
60 — Şeriat ve din kitaplarını yastık etmek,
61 — Çalgı aletlerini evinde saklamak,
62 — Tehlikeli gemilere, vasıtalara binmek,
63 — Kuşları kafeste hapsetmek,
64 — Bakkala para verip tedricen eşya almak,
65 — İkrah ile satış yapandan satın almak,
66 — Müsrife sadaka vermek,
67 — Camide dilenciye sadaka vermek,
68 — Allahü Teâlâ'nın ismi yazılı olan kâğıda bir şey sarmak ve koymak,
69 — Kur'an'ı unutmak.
70 — Faiz almak ve vermek,
71 — Yiyecek maddelerini ucuz alıp saklayıp pahalı satmak,
72 — Yolda beldeye gelen yiyeceğe karşı gidip satın almaktır,
73 — Esiri yakınından ayırmak,
74 — Ine'dir. Parayı, şer'î devir ile faydaya vermek,
75 — Şehirli'nin köylüye fazla semenle (değer ile) veresiye satması,
76 — Kendine lazım olmayan mebiin (satılık malın) değerini (fiyatını) çok
etmektir.
77 — Hatibin uzun hutbe okumasıdır,
78 — Zengin olanın borcunu ödemede ihmal etmesi,
79 — Sadaka için vekil olanın o sadakadan kendine alması,
80 — Yanlışlıkla alınan şeyin kendi yanında kalan bedeliyle faydalanması.
81 — Mezar üzerinde mum yakmak,
82 — Verdiği hediyeyi geri almak,
83 — Çarpışma esnasında kâfirden kaçmaktır.
İşte bu üç yüz kadar afetten sakınan, dinin edep ve erkanı ile takva yoluna
giden, iki cihan saadetine kavuşur.
Ezberleme sebepleri:
1— Az yemek,
2— Çok tekrar etmek,
3— Geceleri namaz kılmak ve ibadet etmek,
4— Salatüselamı çok söylemek,
5— Kur'an-ı Kerim'i çok okumak,
6— Bütün günahlardan el çekmektir,
7— Misvak kullanmak,
8— Her sabah aç iken bal içmek,
9— Her gün aç karnına yirmi bir tane kırmızı kuru üzüm yemek,
10— Balgamı gideren her şeyi yemektir.
Unutma sebepleri:
1— Çok günah işlemek,
2— Çok düşünmek ve üzülmek,
3— İş ve meşguliyeti çok ve dağınık olmak,
4— Taze kişniş yemek,
5— Ekşi elma yemek,
6— Deve katarı arasından geçip gitmek,
7— Ense çukurundan kan aldırmak,
8— Mezar taşlarındaki yazıları okumak,
9— Asılan adamın yüzüne bakmak,
10— Canlı biti yere atmak.
Fakirliğin sebepleri:
1 — Günah işlemek,
2 — Yalan söylemek,
3 — Sabah vakti uyumak,
4 — Bir gün bir gecede sekiz saatten çok uyumak,
5 — Soyunup çıplak yatmak.
6 — Çıplak iken abdest bozmak,
7 — Bir yanı üzerine yaslanıp ekmek yemek,
8 — Ekmek kırıntılarını yere dökmek,
9 — Cünüp iken ağzını yıkamadan yemek,
10 — Soğan ve sarımsak kabuklarını yakmak,
11— Geceleyin evi süpürmek,
12 — Çöpleri evin içinde biriktirmek,
13 — Yaşından büyüklerin önünden yürümek,
14 — Anne ve babasını isimleri ile çağırmak,
15 — Eline geçen çer çöple dişlerini kurcalamak,
16 — Toprak ve çamur ile ellerini yuvmak,
17 — Eşik üzerinde oturmak,
18 — Kapının bir kanadına dayanmak,
19 — Helada abdest almak,
20 — Elbisesini üzerinde dikmek,
21 — Yüzünü yıkayınca, yenile veya eteğiyle silmek,
22 — Evde örümcek yuvası saklamak,
23 — Namazı kılmada gevşek davranmak,
24 — Sabah namazını kıldıktan sonra camiden erken çıkmak,
25 — Her sabah çarşıya erken gitmek,
26 — Çarşıdan eve geç dönmek,
27 — Dilencilerden ekmek kırıntılarını satın almak,
28 — Kendi evladına beddua etmek,
29 — Biti ateşe atmak,
30 — Gece kapların ağzını açık bırakmak,
31 — Mumu, kandili nefesle söndürmek,
32 — Boğumlu kalemle yazmak,
33 — Dişi kırık tarakla taranmak,
34 — Anne, baba ve üstadına duayı unutmak,
35 — Sarığını otururken sarmak,
36 — Ayak donunu ayakta giymek,
37 — Dilenciye kızıp, boş çevirmek,
38 — Kısıp ihtiyacından az harcamak,
39 — İsraf edip, haddinden çok harcamak,
40 — Geçim işlerinde gevşek davranmak,
41 — Kapısız evde gece yalnız yatmaktır.
Bunların fakirliğe sebep olduğu eserler ile sabit ve muhakkaktır.
Zenginliğin sebepleri:
1 — Fakirlere sadaka vermek,
2 — Herkese tatlı söz söylemek.
3 — Herkese karşı güler yüzlü olmak.
4 — Güzel yazı yazmak,
5 — Seher vakti uyanmak,
6 — Ev ile kapı önünü de süpürmek,
7 — Kapları iyice temizlemek,
8 — Beş vakit namazın farzlarını tadil-i erkân ile vaktinde kılmaktır,
9 — Kuşluk namazı kılmak,
10 — Her gece Tebâreke Sûresi'ni okumak,
11 — Ezandan önce mescide gitmek,
12 — Abdeste devam etmek (hep abdestli durmaya çalışmak),
13 — Sabah namazının sünneti ile vitri evinde kılmak,
14 — Fecrin doğmasından güneşin doğmasına kadar dünya kelamı konuşmamak,
15 — Vitir kıldıktan sonra konuşmadan yatmak,
16 — Kadınlarla az oturmak,
17 — Boş söz konuşmamak,
18 — Az konuşmak,
19 — Sabahın sünneti ile farzı arasında yüz kere «Sübhânallahi ve bihamdihi
Sübhânallahil Azîm» demek.
20 — Her Cuma günü yetmiş kere: «Allahümmeğninî bi-helâlike an harâmike vekfînî
bi fadlike ammen sivâk» duasını okumaktır.
Bunları yakinen tasdik etmek lazımdır. Hepsi doğrudur. Menba-ı Feyz-i Lâ Yezâlî
İmam Muhammed Gazali (rahmetullahi aleyh) hazretlerinin bu münacatı iki dünya
saadetini cami olduğu muhakkaktır:
«Allahümme innâ nes'elüke mine'n-ni'meti temâmihâ ve mine'l-ismeti devâmihâ ve
mine'r-rahmeti şumûlihâ ve mine'l-âfiyeti husûlihâ ve mine'l-îşi ergadehû ve
mine'l-umri es'adehû ve mine'l-fadli a'zebehû ve mine'l-lütfi enfeahû ve mine'l-ihsânı
etemmehû ve mine'l-en'âmı e'ammehu.
Allahümme kün lenâ ve lâ tekün aleynâ ve hakkık bizzeyyâdeti âmâlenâ ve'krun
bi'l-âfiyeti ğudüvvenâ ve âsâlenâ vehtim bis-saâdeti âcâlenâ vec'al ilâ
rahmetike masîranâ ve meâlenâ ve'sbub sicâle afvike alâ zunûbinâ ve'rün aleynâ
bi ıslâhı uyûbinâ vec'ali't-takvâ zâdenâ ve'l-âfiyete libâsenâ ve fî dînike
ictihâdenâ ve aleyke tevekkelnâ ve i'timâdenâ ve'l-cennete meâbenâ.
Allahümme sebbitnâ alâ nehcil istikâmeti ve e'iznâ min mûcibâti'n-nedâmeti
yevme'l-kıyâmeti ve haffif annâ sıkale'l-evzâri ve'rzuknâ îşete'l-ebrâri
ve'kfinâ ve'srif annâ şerre'l-eşrâri va'tık rıkâbenâ ve rıkâbe âbâ'inâ ve rıkâbe
ümmehâtinâ ve rıkâbe cemî'ı'l-mu'minîne ve'l-mu'minâti mine'n-nâr, Yâ Aziz, Yâ
Gaffâr, Yâ Celîl, Yâ Cebbâr, Yâ Müheymin, Yâ Settâr, Yâ Allah bi fadlike ve
cûdike ve keremike yâ Ekreme'l-ekremîn, bi rahmetike yâ Erhame'r-râhimîn!»
| |