Sonsöz

Yukarıda anlatılan tâat ve ibâdetleri ve burada bildirilen muamele edeblerini ve evliya âdetlerini insana kolaylaştıran, isim ve

sıfatların tevhidini ve rûhu şâdân eden zâtın vahdetini bildirir :

 

Ey aziz! Vahdet ehli demişlerdir ki, insanın nefsi şehvet meyli ile galib ve diri, kalbi, sahibinden gafil ve ölü, aklı cism ile tabiat zulmetinde şaşkın ve mahbus, rûhu kesret sebebiyle, vahdetten mahcub ve meyus oldukça, tâat ve ibâdet ona zor olur. Günâh ve şehvetlere meyli çok olur. Mahlûkatın hukukunu gözetmek, edeblerine riâyet etmek ona ağır gelir. Uygunsuzluk, ihmâl ve gevşeklik nefsine kolay gelir. Böylece o kimse, Rabb'ine tâatsız, edeb ve erkânsız, insanlıktan habersiz kalır. Zira o avâm, çok yemek, içmek ve uyumak arzularıyla doludur. Hayvânî sıfatlarla sıfatlanmıştır. Ağyar âleminde nefsin şehvetleri ile meşguldür. Ama o ham olan avâm, günlerce yemeyi, uyumayı ve konuşmayı azaltsa, insanların sohbetinden uzaklaşsa, gece ve gündüz Lâ ilâhe illâllah kelime-i tayyibesini uzun nefes ile tekrar edip, hâtıra ve düşünceleri gidermekle Kalblerin Sâhibine yönelse, kelime-i tevhidin devamında yerleştirilmiş olan vahdet nuru, onun kalbine dolup, o vahdetden, kâinat sahifelerine aksedip, ağyârın zulmeti onunla böylece mâsivâ kalmayıp, tavırların çokluğu ona hayâller gibi vahdet âlemini bulur.

 

Beyt:

 

1. Tûtîyâdır ki çeşm-i cânı açar/cevher-i lâ ilahe illâllah,

2. Çekse dem kâinatı cümle yutar/ejder-i lâ ilâhe illâllah,

3. Cür'asından cihanı mest eyler/sâgar-ı lâ ilâhe illâllah,

4. Nûr-i tevhid ü zevk-i irfândır/semer-i lâ ilâhe illâllah,

5. Lâmi'i buldun ise mesrûr ol/zafer-i lâ ilâhe illâllah.

 

1. «Lâ ilâhe illâllah (Allah'tan başka ilâh yoktur)» sözündeki cevher bir sürmedir ki can gözünü açar.

2. Eğer «Lâ ilâhe illâllah» ejderi bir nefes eylese, bütün kâinatı yutar.

3. "Lâ ilâhe illâllah» kadehi, dibindeki tortuyla bile bütün cihanı mest eder.

4. «Lâ ilâhe illâllah»ın meyvesi tevhid nuru ve bilgelik zevkidir.

5. Ey Lamii! Eğer «Lâ ilahe illallah» zaferine eriştiysen artık sevin de sevin...

(Şiir, Bursalı Lamiî Çelebi'nindir)

 

O zaman onun hayvani nefsi ölüp, insani nefsi olan kalbi hayât bulur. Mücerred aklı tabiat zindanından çıkıp, Rahmânî latife fezasına gelir. Ruhundan kesret perdeleri gidip, vahdet güneşi basiretle müşahede olunur. Kendi beşeri sıfatından fâni olup, Hakk'ın emrine ta'zim ve hürmet edip, her mahlûkuna şefkatle dolup, O'nun güzel isimleri ile sıfatlanmış olur.

 

Beyt :

 

Tecelliyât-ı Hûda'dır açılsa çeşm-i şuûr

Tetavvurât-ı âlem, teceddüdât-ı umûr

Bürûz-i genc-i hafidir bu lücce-i pür-şûr

Bu kâr ü bâr ı ilâhî, bu tumturak-ı zuhûr.

 

Eğer şuur gözü açılırsa Allah'ın tecellisi ortaya çıkar. Yine âlemdeki bütün tasavvurlar ve işlerin yenilenmesi onunla olur. Şu şamata dolu kalabalık gizli hazinelerin ortaya çıkmasıdır. Aynı zamanda şu İlâhî işler ve zuhura gelişlerdeki canlılık da ondandır.

 

İşte o muvahhid bütün günâhlardan ikrah ve i'raz edip. Mevlâ'ya tâati her şeyden lezzetli ve tatlı bulur. Onun mahlûkatına merhamet ve re'fet ve muhabbet ve meveddet ve şefkat ve rikkat ve yumuşaklıkta muamele edip, ta'zim, edeb ve lütufla konuşur. Zirâ o her mahlûku, sahiblerine giden zıller (gölgeler) gibi görür. Hareket ve hareketsizliklerinde, alınları yed-i kudretinde olan hareket ettiricilerinin emrinde bulur. O onları dilediği yöne çeker.

 

Beyt:

 

Hep tasarruf Hakk'ın olduğuna ilmim var iken,

Yok anınla amelim çektiğim Anın gamıdır.

 

Bütün işlerin Allah'tan olduğunu bildikten sonra o işlerle bir alıp-veremediğim olmaz. Çektiğim O'nun gamıdır.

 

O zaman o arif, kendi alnı yed-i kudretinde olan Sâhibinden bir an gafil olmaz. Hiç kimseye meyl ve itimâd etmez. Hiç kimseden eziyet ve sıkıntı bulmaz. Ona göre büyük ve küçük, emîr, fakir, güzel, çirkin, yakın, garib, yararlı, yaramaz, gaib ve hazır hep beraber olur. Her işi Hakk'ın kudreti ile bulur. Her işi yakinen O'ndan bilir. Hizmetçilerinin, dostlarının ve düşmanlarının, herhalde, yaptıklarını, O yapar. Zirâ o râzı olan kul, teslim ve rızâ ile kendi nefsinden ve arzularından geçip, fâni olmuştur. Mevlâ'nın murâdından başka, muradı kalmayıp, Hakk'ın murâdını kendi murâdının aynı bulmuştur. O hâlde Mevlâ-i müteâlin kullarının eliyle yaptığı her şey, onun muradı olmuştur. Onu niçin o fâdıl ehil veya nâ ehil herkese afv, mürüvvet, isâr ve fütüvvetle davranıp, mevedded edip, Rabb'inin kendi icrâ eylediği insanların sıkıntılarına isteyerek ve rızâ ile katlanır. Hak Teâlâ'nın bu sıfatlamalarına karşılık olan isimlerinin zuhuru için, onu zül, iftikar. meskenet, aşağılık, alçak gönüllülük, ıztırar, hayâ ve inkisar alıp, her gönülde O'nunla edebli olur. Hak Teâlâ da onu sever. Halkın dili ile ona medh ü senâ eder.

 

Arabi şiir (tercümedir) :

 

İsmin ile yâ Rabbi zül imtinân

Iyân sahiplerine Sensin hep burhan.

Huzur tevfikını isteriz Senden

Her bir işimizde samîmi kalbden.

 

O zaman o kâmil vahdeti kesrette ve kesreti vahdette bulur. Ona göre uzlet ve sohbet müsavi olur. O cismini halka, kalbini Hâlık'a verip, huzur ve sürura dalıp, Hak ile kalır. Hak ile her muamelesi, Hakk'a muvafakat üzere olur. Bir şeyden zühd etmeyip, her şeyi kendi yerinde kullanılabilir. Her varlığı Allahü Teâlâ'nın işaret ve alâmeti görüp, Habib-i Hüdâ gibi ta'zim ile muamele eder. Kalblerin sevgilisi olup iki dünya devlet ve saadetini bulur. Şirk ve şek [ortak ve şüphe] azabından kurtulur. Tevhid ve irfân ile zevk ve safâ eder. Yâ Rabbi, bize de nasib eyle. Onların sevgisini ihsân et ve bizi onlarla bulundur.

 

Nazm :

 

1. Bu tevhid oldu aslı her kemâlin

Ki şirk ü şektir aslı her dalâlin.

2. Kamu zevka çü tevhid oldu mebde

Azâb-ı ekbere şirk oldu menşe.

3. Azaba bâis olan şirk ü şektir

Eren tevhide zevk etmek gerektir.

4. Kişinin şirki denlüdür azabı

Er isen gayet eyle içtinâbı,

5. Kişinin şirkten pak olsa canı

O görmez hiç azâb-ı dü cihanı,

6. Bir işi Zeyd ü Amr'ın bilmeyeydi

Azaba cism ü canın salmayaydı,

7. Gel imdi Zeyd ü Amr'a tapmayı koy

Kamu enva'-ı şirk ü şekten el yu.

8. Usât-ı mü'minini yaktığı nâr

Anınçündür beyim şirk-i hafi var.

9. Eğer şirk hafidir, ger celidir  

Kamudan pâk olan lâ büd velidir.

10. Hüdâ kılmaz velîsine azâbı

Veli ol, şirkten kıl içtinâbı.

11. Bu mânâdan ona kim ere irşâd

Bir işi Zeyd ü Amr'a kılmaz isnâd.

12. Muvahhid eylemez hiç gayrı isbât

Ki e't-tevhidü iskat'ül-izâfât.

13. Rivâyet kılınır ki pir i Bistâm

O şeyh i Bâyezid ol sâhib-ikdâm,

14. O denlü cidd ü sa'y ü dikkatiyle

O denlu halvetiyle, uzletiyle,

15. Bakıp her hâline o merd i fâik

Arayıp bulmamış bir Hakk'a lâyık.

16. Demiş bir Hakk a lâyık iş yok elhak

Meğer var ise, tevhidim var ancak.

17. Denilmiş bilmez misin süt yediğin

Yüreğim ol süt ağırttı dediğin.

18. Bu sözle bulunur mu sende tevhid

Aceb sen nerdesin, yâ kande tevhid.

19. Uyan gafletten imdi âkil isen

Muvahhid ola gör ehl-i dil isen.

20. Ölüp gitmezden evvel koy hevâyı

Hûda'yı bil, yok anla mâsivâyı.

21. Sivâ-yı Hak, hevâiyle hevestir

Bil ancak Hakkı kim, Allah bestir.

22. Çü sen irfân için geldin cihâne

Hiç etme arada türlü behâne.

23. Nedir dersen eğer anın tariki

Bilir Hakk'ı bilen nefsin hakiki.

24. Salâha gerçi her ma'rûf yoldur

Hakîkatta ve lîkin sâlih oldur.

25. Ki terk eyler mukaddem mâsivâyı

Geçer nefsinden ol anlar Hûda'yı.

26. İrişir sonra hoş tevhîd-i zâta

Bakıp kalmaz bu ef'al ü sıfâta.

27. Bu tevhide eğer ermek dilersen

Saray-ı vahdete girmek dilersen.

28. Hemân zikr ile dâim kar'-ı bâb et

Sivâyı terk edip ref'-i hicâb et.

29. Dilersen olasın makbûl-i hazret

Müeddeb ol bulasın tâ ki kurbet.

30. Dilersen kim kabul ede seni Rab

Müeddeb ol, müeddeb ol, müeddeb.

31. Gözet yerli yerinde her makamı

Ukul-ı nâsa göre de kelâmı.

32. Hakikat eylesin sırrında cevlân

Şeriat zâhirin hıfz etsin ey can.

33. Habibullah'a sen kıl iktidâyı

Sırât-ı müstakime git Hüdâyi.

 

1. Her olgunluğun aslı bu tevhiddir. Her sapıklığın aslı da şirk ve şüphedir.

2. Tevhid, bütün zevklerin başlangıcıdır. Şirk ise en büyük azaba atılan ilk adımdır.

3. Azabın nedeni şirk ve şüphedir. Tevhide eren kişinin ise zevk içinde olması, hakkıdır.

4. İnsanın azabı da şirki ölçüsündedir. Eğer yiğit isen, ondan âzami ölçüde kaçın.

5. Eğer bir kişinin canı şirkten temizlenirse o kişi hiç iki cihan azabı görmez.

6. Bir işin yapanını ve yapılanını (fail ve fiilini) bilmeyen, araştırmayan kişi bedenini ve canını azaptan kurtarmış olur.

7. Şimdi bırak artık fail ile yükleme tapınmayı da bütün şirk ve şüphelerden elini yıkamış ol.

8. Mü'minlerin günahının yakıldığı ateş, gizli şirkten oluşan odunlarla tutuşur.

9. Şirk gizli de olsa açık da olsa bunlardan kurtulmuş olan kişi şüphesiz ermişlerdendir.

10. Allah, veli kuluna azâb etmez. Onun için sen de veli olup şirkten kaçınmaya bak.

11. Bunları tam anlamıyla bilen kişi bir işini faile veya fiile yüklemez (onu Allah'tan bilir).

12. Vahdete eren kişi; "Tevhid; izafetlerin (ikiliklerin) düşmesidir" sözünden başka isbat istemez.

13. Rivayet edilir ki Bayezid-i Bestami, yani o iyi talihli kul...

14. O denli ciddiyet, çalışma ve dikkatli ve o denli halvet ve uzletiyle...

15. ... o üstün yiğit bile her haline bakıp bakıp da sonunda Allah'a lâyık bir yanını bulamamış.

16. Sonunda demiş ki. Bende Allah'a lâyık hiç bir iş yok. Eğer O'na lâyık bir işim olabilirse o da tevhidimdir.

17. "Süt yiyen kişinin, şu süt yüreğimi ağrıttı» dediğini işitmedin mi?!..

18. Bu sözü söyledikten sonra sende Tevhid bulunur mu artık. Heyhat!.. Sen nerdesin, tevhid nerde!..

19. Eğer akıllı isen artık gafletten uyan da gönül ehli isen vahdet sırrına erenlerden olmaya bak.

20. Ölüp gitmeden önce hevesleri terk et ve Allah'ı tanıyıp O'nun dışındaki her şeyi yok anla.

21. Heveslerin ve isteklerin, Allah'tan başka olan şeylerin tümüdür. Öyleyse yalnızca Allah'ı bil ki O sana yeter.

22. Çünkü sen cihana bunu bilmek için gönderildin. Onun için hiç araya türlü bahaneler sokma.

23. Eğer «Onun yolu nedir?» diye soracak olursan deriz ki; «Kendi nefsini gerçekten tanıyan Allah'ı bilmiştir.»

24. Gerçi kurtuluş için her bilinen, bir yoldur ama gerçekte salih olan (kurtuluşa eren) kişi,

25. ...önce Allah'tan gayrisini terk eder ve nefsinden geçip Allah'ı bulur.

26. Sonra güzelce Allah'ın birliğine erişir de bu fiiller ve sıfatlara bakıp durmaz.

27. Eğer bu tevhid sırrına ermek istiyorsan ve vahdet sarayına gireyim diyorsan...

28. ...Hemen zikirde ol ve kapıyı üstüne kapat da başka şeyleri terk edip Allah ile arandaki örtüyü kaldır.

29. Eğer Allah'ın has kullarından olmak istiyorsan, edebinle hareket et ki O'na yakınlık bulasın.

30. Allah'ın seni kabul etmesini diliyorsan, terbiyeli (edebli) ol, terbiyeli ol, terbiyeli.

31. Her makamı yerli yerinde gözet (uygula) ve sözünü söyleyeceğin zaman insanların akıllarını göz önünde bulundur (akıllarına göre konuş, onların kaldıramayacakları sırları söyleme).

32. Böylece senin sırrında hakikatler dolaşsın ve ey can, şeriat dışını korusun.

33. Allah'ın sevgilisi olan Hz. Muhammed'e uy da ey Hüdayî, dosdoğru yoldan yürü.

(Şiir Aziz Mahmud Hûdayi Hazretlerinindir).