MEVZÛU:

İhlâs sûresinin tevili.

 

NOT:

Mirzâ Emânullah Burhanpûrî'ye.

 

Bismillahirrahmanirrahîm. Allahü teâlâya hamd, kerîm olan Resûlüne salatü selâm ederiz. Mısra':

Dosttan bahsetmek her şeyden iyi.

Allahü teâlâ: "Kul hüvellahü ehad" buyurdu. Hüve kelimesi, gayb-i hüviyyete ve mutlak zâta işarettir. Allahü teâlâ şûün ve itibârlardan, hatta mutlak kaydından da yüksektir, yücedir. Allah, kabiliyet-i ûlâ ve vahdet-i zâtiyeden ibârettir. Tecerrüd itibârına ve bütün kemâl sıfatları ile sıfatlanmış zâtın kabiliyetidir.

Ehad, Mücerred ehadiyetten kinâyedir ve sıfat ve itibârât-i mücerred ile mukayyeddir.

Allahü's-samed, vâhidiyyete işarettir ki, fiili sıfatlar, diğer sıfât-ı subûtiyye ve zâtın şuun ve itibârî olan kemâl sıfatları ile ittisaf mertebesidir. Zira Samediyyet makâmı için bu ittisaf [sıfatlandırmak] şarttır. Bunun için Hüve's-samed yerine Allahü's-samed geldi. Çünkü bu ittisafın kabiliyyeti, bu mertebe içindir.

Hüve denen mertebede bu kabiliyet asla melhûz değildir. Lem yelid velem yuled velem yekün lehü küfüven ehad. Allahü teâlânın sıfat-ı selbiyesine, zâtının münezzeh ve mukaddes olduğuna işarettir ki bunların tafsili bilinmez. Aynı şekilde subûtî şuunların tafsili böyle olup, bunları ancak Vahid ve Kahhâr olan Allahü teâlâ bilir.

İşte bu çok kıymetli sûre, kısa ve sözleri az olmakla beraber, vücûb mertebelerini câmi ve ma'rifet-i İlâhîyye sırlarını hâvidir. Allahü's-samed mübârek lafzı, vücûb mertebesinin kemâlâtını ve şuun derecelerini içine aldığı gibi, kevnî mertebelere ve imkâna âid teayyünlere de îmâ ve işaret etmektedir. Çünkü samediyyet ihtiyacı çağrıştırır. O hâlde bu mübârek ve bereketli icmâlen bütün vücûb ve imkân mertebelerini câmi olarak geldi ve bu sürenin haber vermediği hiç bir kemâl kalmadı. O hâlde bu sûreyi okuyan dikkat ederek ve ma'nâsına dalarak okumalı ve bunun ma'nâ ve esrarından habersiz olmamalıdır. Kemâl sıfatlarını mülahaza [zihninde hazır] ve Hak teâlânın cemâlini müşâhededen nasîbsiz kalmamalıdır. Ve böylece kemâl sıfatları ile ahlâklanmaktan ve cemâl sıfatları ile tahakkuk etmekten büyük pay almalı, Zât-ı teâlânın hüviyyetine yakîn hâsıl etmelidir ve icmâl ve tafsil mertebesinden istidadı mikdarınca pay almalıdır ve O Hazret'in (cellet azametühü) Samediyyetinin mülâhazasından, kendisinin zâtî ihtiyacını ve cibilli fakrini mütâlaa etmeli ve iyi ve kemâl sıfatların hepsini Hak teâlâya mensûb ve mahsûs bilmeli ve nefs-i emmârenin benliğinden tamamen çıkmalıdır. O zaman yaratılmaktan maksad ne ise ona kavuşmuş olur ve onun hakkında ni'met tamam olmuş olur ve sûrenin sonu olan tenzîhî ve takdîsî sıfatlardan bilir ki, sâlik yükselme makâmlarında ne kadar yükselse, ne kadar kurba kavuşsa ve fenâ ve bekâ ile şereflense, hep ikilik ve zavallılık hâlindedir. Hiçbir şekilde mücâneset ve O Hazret ile birleşme hâsıl edemez ve O'nun zâtına ve sıfatlarına ortak olamaz. Çünkü kul, dâima boynunda kulluk tasması taşımakta, O ise (sübhânehü ve teâlâ) hep tenzîh ve kendi takdîsî ile mevsuftur. Mısra':

Toprak nerde, rabbü'l-erbab nerde!

Kendinize ve yanınızdakilere vâkı' olan bazı keşif ve hâllerden yazıyorsunuz. Hepsi asıl, doğru ve beğenilen şeylerdir. Okuyunca çok sevindik. Allahü teâlâ fetih ve terakkî kapılarını dâima açık tutsun.

Binnûni ve's-sad.