Aliyyül a'la [en yüksek olan Allahü teâlâya hamd ve yine Resûlü ve Habibi Muhammed Mustafa'ya, Âline, Eshâbına şânlarına yakışan salâtü selâmlar olsun!

Bu, dünyaya serpilmiş ve yayılmış inci ve elmas mesâbesindeki mektûblardan her biri, gayb-i hüviyyet denizinin derinliklerinden, ehadiyyet cezbelerinin dalgıcı vasıtasıyla, ma'rifetle dolmuş ve doymuşların önderi tarafından çıkarılmış, misilsiz cevherlerdir. Sahibi mümkin, mahlûk mertebelerini aşmış Allahü teâlânın mücerred ihsânı ile çekilip götürülen büyük mürşiddir. Her sözü sadefteki inci gibidir. Hikmetlerle dolu gizli sırlar, güzel ilimler, acaib, duyulmamış müşâhadeler, garib ma'rifetler, her biri kemâl mertebesindeki gül bahçesi, Hakk'a kavuşmak çiçeklerinin bostanı, kudsî mertebelerdeki hakikat bahçesinin yeni açmış gülü mektûblar, hidâyet bahçesinin taze fidanı, duyulmamış sözler, müteşabihata âid hakikat sırlarının beyânı, tenzîhe âid inceliklerin açıklayıcısı, velâyet mertebelerinin üstâd diliyle şerh edicisi, peygamberlik mertebesinin kemâllerinin beyân edicisi, şerîatin izahcisi, hakîkatin islah edicisi, temizleyicisi, açık olan muhkemât âyetlerinin ta'bîr ve tefsîr edicisi, müteşabihat âyetlerinin tevil edicisi, çocukluğunda âlimlerin hâllerinin, tavırlarının sâhibi, ilk zamanlarında büyük mutasavvıfların hâllerine kavuşan, sonra gelenlere örnek olan, yükselenlerin vâsıtası, evvelkilerin arzusu, asl ve vasl [kavuşma] noktalarının dâiresi, kayyûmiyet makâmlarının sahibi, hullet makâmının serdedicisi ve mahbûbiyyet ve muhibbiyetin aynası Hazreti Hâce Muhammed Ma'sûm (radıyallahü teâlâ anh). Beyt:

Ağzından çıkan her söz emeller bahçesidir,

Yazdığı her kelime bir inci dânesidir.

Allahü teâlâ, kavuştuğu mertebelerin bereketini ve gölgesini, dâimî eylesin!

İnsan-ı kâmil, ferd-i câmi', âyetü'l-evliyâ, mu'cizetü'l-enbiyâ, velâyet mülkünün sultanı, nihâyet kürsüsünün padişahı, kemâl meydanının en sür'atli süvârisi, celâl ve cemâl sırlarının muhafızı, hidâyet semâsının yıldızı, nihâyet ufkunun güneşi, kalb feyizlerini sunanların cömerdi, şevk ve vecde eli çok açık, a'raz ile zât arasındaki cevherdir. Âlem ise zılden ibârettir.

Ey zâtı baştanbaşa güzellik olan,

İnsanların başına halife ve burhânsın,

Âlem a'razdan ibâret, sense cevhersin ona,

Ey çok kıymetli cevher, sen hangi ma'dendensin.

Âlemlerin kayyûmu, enbiyâ ve resûllerin vârisi. Beyt:

Herkesi vasf edenler şimdi hayret ederler,

Vasfından âciziz, böylesin görmedik derler.

Nesebi Fârûkî, meşrebi Muhammedî, aslı kudsî, doğum yeri Serhend, Şeyh Muhammed Ma'sûm İbni İmâm-ı Rabbânî üveysî-i rahmânî, Kaşif-i Esrar-ı Seb'el mesânî ve Müceddid-i Elf-i Sânî, nâib-i menâb-i Resûlullah ve'l-muhtedî bi-hedy-i Habibullah, Şeyhayn'ın (Hazreti Ebû Bekir ve Ömer radıyallahü teâlâ anhüma) ve iki damadın (Hazreti Osman ve Alî'nin radıyallahü teâlâ anhüma) kemâlâtına kavuşmuş, velâyet-i asliyye sahibi, İlâhî nûrlar hazînesi, rahmetler kaynağı, hikmetler definesi, iki denizin sılası [tarîkat ve şerîat denizlerinin birleştiricisi], iki fırkanın barıştırıcısı,

Ey, bütün konuşanlar, senin vasfından âciz,

Kendi hâline yine kendi hâlindir delil,

Güzelliğine sanki Habîb tuzu karıştı,

Bütün varlığın oldu sanki sofra-i Halil.

İmâm-ı Hümâm, hüccetullah fi'l-enâm eş-Şeyh Ahmed (radıyallahü teâlâ anh) ve radiye hüve anhü sübhânehü.

Yakın tâliblerine ve râh-i metîn yolcularına gayet açık ve seçik olarak bellidir ki, Hazreti Zülcelâl'in sevgili kulları, vuslat meclisinin aşk sarhoşları: "Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanınız" ve: "Bana tâbi olunuz, Allahü teâlâ sizi sever" âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfi mûcibince, hep bu yolda konuşurlar. Allahü teâlânın kelâmı: "Çoklarını yoldan çıkarır, çoklarını hidâyete kavuşturur" olunca, şübhesiz Resûlullah'ın (sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) hadîsi de: "Yoldan çıkarmak ve yol göstermek" şeklinde zahir oldu. O, cihânın Efendisine tâbi olanların büyükleri, yüksek evliyânın sözleri de buna uygun oldu. Hatta bu büyükler, bu seçkin insanlar: "Onun yolunda mücâhede eyleyiniz, uğraşınız" emri gereğince, vucûd-i beşeriyyelerini Allah yolunda fedâ ve fânî eyleyip mevhibe-i hakkânî vucûdu ile bekâ buldular. Onların dilleri Mûsâ aleyhisselâma söyleyen ağaç gibi oldu. Mısra':

Dil bizdendir, ama konuşan O'dur.

"Allah Ömer'in dili ile söyleyicidir" hadîs-i şerîfi buna işarettir. O hâlde basîret sâhibi, gönül ehli olanlara lâzımdır ki, bu büyüklerin sözlerini kabûl kulağı ile dinlesinler ve bu sözlerin semerelerini gözetsinler. Bu yeni ve işitilmemiş ilim, ma'rifet ve kemâllerden anlayamadıkları olursa, müteşâbihât-i Kur'ânî gibi tevil eylesinler, yâhud ma'nâlarını söyleyenlere havâle etsinler, tâ ki, bunların netice ve semerelerinden pay alabilsinler. Doğrusu budur. Doğrudan gayrisi sapıklıktır.

Bu cildin bitiş târihi, muhbir-i gaybin bildirdiği: "Cem'-i Kemâlât-ı Nübüvvet" [1068] sözüne uygun oldu. Bu birinci cildi halîfelerinin büyüklerinden Muhammed Ubeydullah (kuddise sirruh) toplamıştır.