8. FIKRA:
İniş ve Halk Arasına Tam Dönüş
Nihâyet-ün-nihâyeye kavuşmuş olanlar, geriye dönüşte de en aşağı
mertebeye inerler. Nihâyet-ün-nihâyeye kavuşmuş olmanın alâmeti,
işte bu en aşağı mertebeye inmektir. Geriye dönüş ve iniş, bu
şekilde olunca, geriye dönen ve çıktığı gibi en aşağı mertebeye
inen, tamâmen sebepler âlemine müteveccih olur. Onun bir kısmı
Hak sübhânehuya, bir kısmı ise insanlara müteveccih [yönelmiş,
yüzünü çevirmiş] değildir. Zîrâ bu hâlde bulunmak,
nihâyet-ün-nihâyeye [sonun sonuna] kavuşmamanın alâmetidir ve
böyle olan en aşağı mertebeye inemez.
Ya’nî demek istiyoruz
ki, mü’minin mi’râcı olan namâz kılma esnâsında geriye dönmüş
velînin latîfeleri [kalb, rûh, sır, hafî ve ahfa ve nefs]inin
Allahû Teâlâ’ya husûsî teveccühü hâsıl olur ve namâz bitinceye
kadar devâm eder. Namâzdan sonra, yine bütün varlığıyla
insanlara döner. Lâkin farz ve sünnetleri edâ ederken, altı
latîfe Allahû Teâlâ’ya müteveccih olur. Nâfile namâz esnâsında
ise, yalnız latîfelerin en latîf olanı ile müteveccih
olmaktadır. (Allahû Teâlâ ile öyle zamânlarım oluyor ki...)
hadîs-i şerîfi, herhâlde bu husûsî vakte işârettir ki, bu da
namâza mahsûstur. Bu işârete bizi yaklaştıran delîl de, (Gözümün
ışığı [bütün neş’em] namâzdadır) hadîs-i şerîfidir. Bu karîneye
[ipucu-na] ekleyeceğimiz iki işâret dahâ vardır ki, bunlar da
sahîh keşif ve sarîh ilhâmdır. Bu ma’rifet, bu fakîre mahsûs
ma’rifetlerdendir. Meşâyıh bu kemâli, iki teveccüh arasını
birleştirmede bilmişlerdir. Her şeyin en doğrusunu Allahû Teâlâ
bilir. Vesselâmü alâ menittebe’al-hüdâ veltezeme mütâ-ba’at-el
Mustafâ aleyhi ve alâ âlihis-salavâtü vet-teslimâtü etemmühâ ve
ekmelühâ.