İçindekiler


ONUNCU MEKTUP

Mevlana Halid (k.s) bu mektubu Şam’dan Hilafet Merkezine, sadık müridi Şeyhü’l-İslam ve Müftiyü’l-Enam Mekki Zade Mustafa Asım Efendi’ye (r.a) göndermiştir.

Mahlukatına ikram ettiği bilip bilmediğimiz bütün nimetlerine karşılık Allah Teala’ya hamd olsun. Efendimiz Seyidimiz Hz. Muhammed’e (aleyhi ekmelüttehaya), O’nun al ve ashabına salat-u selam olsun. Mektubunuz bize geldi. Fakirlerin kalbeleri size meyletti. Şeriatın özü olan tarikatımızı yaymak ve yükseltmek için gösterdiğiniz ihtimamın şöhreti bize ulaştı. Bu durum yanımızdaki kadru kıymetinizi artırdı. Allah sizi her iki dünyada da hayırla mükafatlandırsın. Görünür görünmez bütün sıkıntılardan muhafaza etsin.

Şunu iyi biliniz, zahiri vücuttan geçerek ruhun ilahi cezbe içinde gark olduğu sahih keşif ve açık müşahede ile sabit olmuştur ki: itikadı düzeltip ehl-i fesadın hal ve yollarından uzak durup, dört büyük mezhepten birine uyarak farzları yerine getirdikten sonra saadetin en yücesi ve ibadetlerin en faziletlisi gizli zikire devam etmektir. O anda her ne kadar sen O’nu görmesen de Allah Teala’nın seni gördüğünü, hiçbir şeyin O’na gizli kalmadığını, dönüşün sonunda O’na olacağını bilmelidir. Burada bahsettiğim “bilmekle taklidi ilmini kasdetmiyorum.” Çünkü o insanda bazı anlar bulunur ve bu tür bilmeye bidat ehliyle ihsan sahibi, mü’minle kafir ortaktır. Yani onların hepsi de sözle Allah Teala’nın her yerde hazır ve nazır olduğunu söylerler. Benim kastettiğim ve asıl istenen gerçek müşahede ehli imamlardan alınan ve bilinen hakikat ilmidir. Bu ilim ise, Allah-u Teala’nın adeti üzere zor olan mücadeleleri yapmak ve tüm zinetli şeyleri terk etmekle veya kalbin içi ve dışıyla marifet ehli olanların gizli hallerine yapışmakla elde edilir. O da özellikle bu yüce tarikatın halifelerinden birisine yapışmakla olur. Allah (c.c) tarikatın efendilerinin sırlarını mukaddes eylesin. Zira bu tarikattaki halifeler Allah Teala’nın yardımıyla bazı kimselere kemal-i ihlas, sünnet-i seniyyeye ittiba, bidatleri terk, kalbi ile dünya nimetlerinden yüz çevirip, ahiret nimetlerine meyl etmek şartı ile, değerli elbiseler içinde ve yayılmış sergiler üstünde hayat sürseler bile kendilerine, şuhud devleti (devamlı Allah Teala ile beraber olma şerefi) ve yüksek himmetler ile ihsan ve ikram ederler.

Ebu Said El Hudri (r.a) ‘nın rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehaya) şöyle buyurmuşlardır:

“Muhakkak ki bazı kavimler, dünyada Allah-u Teala’nın zikrini, serilmiş yataklar üstünde yaparlar. Allah (c.c) onları en yüksek derecelere koyacaktır.”

Birçok veliler ve alimler bu hadis-i şerif Nakşibendi sadatının –Allah onların sırlarını yüceltsin ve nurlarını üstümüze yağdırsın- üzerinde bulunduğu yolun doğru ve sahih olduğunun delilidir demişlerdir.

Mücahede veya batın ehline yapışmayan ve yollarına süluk etmeyen kimse hiç durmasın nefsine ağlasın. Şu sözün sahibi ne güzel söylemiş:

Ömrünü zayi edip, Hakk’a dönmeyen kişi,

Artık durup, ağlasın, çünkü perişan işi.

Gücünüz yettiği kadar hafi zikirlere itina etmeye ve yüce silsilenin pirlerinden meded talep etmeye özen gösteriniz. Sahip olduğunuz yüksek rütbeler sizleri bundan alıkoymasın. Zira bu zümrenin azı da çoktur. Onların (k.s) bir damla nispeti karşısında değil göl, deniz bile az görünür. Şu şiir sanki bunun için söylenmiştir:

Senden gelen az şey de bize kafidir,

Fakat senin azına, az mı denilir?

Allah (c.c) bize kafidir. O (c.c) ne güzel vekildir.