Mevlana Halid (k.s) bu mektubu Şam’dan Hilafet Merkezine, sadık müridi
Şeyhü’l-İslam ve Müftiyü’l-Enam Mekki Zade Mustafa Asım Efendi’ye (r.a)
göndermiştir.
Mahlukatına ikram ettiği bilip bilmediğimiz bütün nimetlerine karşılık Allah
Teala’ya hamd olsun. Efendimiz Seyidimiz Hz. Muhammed’e (aleyhi
ekmelüttehaya), O’nun al ve ashabına salat-u selam olsun. Mektubunuz bize
geldi. Fakirlerin kalbeleri size meyletti. Şeriatın özü olan tarikatımızı
yaymak ve yükseltmek için gösterdiğiniz ihtimamın şöhreti bize ulaştı. Bu
durum yanımızdaki kadru kıymetinizi artırdı. Allah sizi her iki dünyada da
hayırla mükafatlandırsın. Görünür görünmez bütün sıkıntılardan muhafaza
etsin.
Şunu iyi biliniz, zahiri vücuttan geçerek ruhun ilahi cezbe içinde gark
olduğu sahih keşif ve açık müşahede ile sabit olmuştur ki: itikadı düzeltip
ehl-i fesadın hal ve yollarından uzak durup, dört büyük mezhepten birine
uyarak farzları yerine getirdikten sonra saadetin en yücesi ve ibadetlerin
en faziletlisi gizli zikire devam etmektir. O anda her ne kadar sen O’nu
görmesen de Allah Teala’nın seni gördüğünü, hiçbir şeyin O’na gizli
kalmadığını, dönüşün sonunda O’na olacağını bilmelidir. Burada bahsettiğim
“bilmekle taklidi ilmini kasdetmiyorum.” Çünkü o insanda bazı anlar bulunur
ve bu tür bilmeye bidat ehliyle ihsan sahibi, mü’minle kafir ortaktır. Yani
onların hepsi de sözle Allah Teala’nın her yerde hazır ve nazır olduğunu
söylerler. Benim kastettiğim ve asıl istenen gerçek müşahede ehli imamlardan
alınan ve bilinen hakikat ilmidir. Bu ilim ise, Allah-u Teala’nın adeti
üzere zor olan mücadeleleri yapmak ve tüm zinetli şeyleri terk etmekle veya
kalbin içi ve dışıyla marifet ehli olanların gizli hallerine yapışmakla elde
edilir. O da özellikle bu yüce tarikatın halifelerinden birisine yapışmakla
olur. Allah (c.c) tarikatın efendilerinin sırlarını mukaddes eylesin. Zira
bu tarikattaki halifeler Allah Teala’nın yardımıyla bazı kimselere kemal-i
ihlas, sünnet-i seniyyeye ittiba, bidatleri terk, kalbi ile dünya
nimetlerinden yüz çevirip, ahiret nimetlerine meyl etmek şartı ile, değerli
elbiseler içinde ve yayılmış sergiler üstünde hayat sürseler bile
kendilerine, şuhud devleti (devamlı Allah Teala ile beraber olma şerefi) ve
yüksek himmetler ile ihsan ve ikram ederler.
Ebu Said El Hudri (r.a) ‘nın rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber
Efendimiz (aleyhi ekmelüttehaya) şöyle buyurmuşlardır:
“Muhakkak ki bazı kavimler, dünyada Allah-u Teala’nın zikrini, serilmiş
yataklar üstünde yaparlar. Allah (c.c) onları en yüksek derecelere
koyacaktır.”
Birçok veliler ve alimler bu hadis-i şerif Nakşibendi sadatının –Allah
onların sırlarını yüceltsin ve nurlarını üstümüze yağdırsın- üzerinde
bulunduğu yolun doğru ve sahih olduğunun delilidir demişlerdir.
Mücahede veya batın ehline yapışmayan ve yollarına süluk etmeyen kimse hiç
durmasın nefsine ağlasın. Şu sözün sahibi ne güzel söylemiş:
Ömrünü zayi edip, Hakk’a dönmeyen kişi,
Artık durup, ağlasın, çünkü perişan işi.
Gücünüz yettiği kadar hafi zikirlere itina etmeye ve yüce silsilenin
pirlerinden meded talep etmeye özen gösteriniz. Sahip olduğunuz yüksek
rütbeler sizleri bundan alıkoymasın. Zira bu zümrenin azı da çoktur. Onların
(k.s) bir damla nispeti karşısında değil göl, deniz bile az görünür. Şu şiir
sanki bunun için söylenmiştir:
Senden gelen az şey de bize kafidir,
Fakat senin azına, az mı denilir?
Allah (c.c) bize kafidir. O (c.c) ne güzel vekildir.