Mevlana Halid (ks), Allah O’nun nurlarını üstümüze yağdırsın, bu mektubu
Dımaşk’dan, allame Molla Yahya el-İmadi’ye cevap olarak göndermiştir.
Abd-i aciz Halid’den (ks) faziletini itiraf ettiği, büyük küçük herkesin
kabullendiği Seyyid Şeyh Yahya’ya. Cenab-ı Allah kendisine iyiyi kötüden
ayırt ettirecek, pişmanlık gelip çatmadan evvel ihtiyatlı davrandıracak bir
basiret ihsan eylesin. Amin.
Muhabbetli mektubunuzun bana ulaşmasıyla müşerref oldum. Beni fazlasıyla
sevindirdi. Kalbimin ve gönlümün rahatlamasına sebep oldu. (Allah (c.c)’ın
aşkından) Şaşkın olan fakirin hallerini sorarsanız geceler ve gündüzler
boyunca bir nimetten bir nimete ve bir fazldan daha büyük fazl-ü ihsana
hareket etmektedir. Şu şiiri söyleyenin sözü ne kadar güzeldir ve ne kadar
zariftir:
Bütün tüylerim birer dil olsa;
Hepsiyle şükretsem az gelir Sana.
Gözümün nuru Abdulhami (Allah (c.c) oranın şerefini ve yüceliğini artırsın.)
Mübarek Mekke’nin hareminde kalıyor.
Şerefli evlatlarınıza özellikle Muhammed Emin ve Abdurrahman’a selam ederim.
Dostlarım Molla Ahmed, Molla Yasin, Molla Tahir ve Molla Hüseyin’e özel
olarak, diğer ahbap ve ihlas sahibi kişilere de genel olarak selam ederim.
Hepsine bildir, bundan birkaç sene evvel Abdülvehhab es-Süsi’nin bazı
hilelerinin farkına vardım. Bazı ikaz ve işaretlerimden kinayeli sözlerimden
sizlerde bu durumu anlamışsınızdır. Yalnız şu var, batını idrak ve tahminler
istikamet ehlinin yanında delil olarak gösterilmez. Bundan dolayı onu kendi
haline bıraktım. Karşılıklı olarak tenhada konuştuğumuzda üstü kapalı olarak
arzettim. Kendisi ise yemin içerek, söz vererek ve tevbe ederek beni ikna
etmeye çalıştı. Birkaç sefer ıslah olacağı ümidiyle bıraktım. Birkaç sefer
Cenab-ı Allah’ın izniyle Şam’a hicret edince çok korktu. Onda varlığını
hissettiği hileler ve desiselere vakıf olmamam için, Türk müridlerinden
birisinin vasıtası olmadan yanıma gelmemeye başladı. Gerek yanımda, gerekse
de sözleri muteber olan kimselerin yanında oturmamak için elinden gelen tüm
gayreti gösterdi. Müridlerin ondan uzaklaşması ve benden gizli olarak
yaptığı bidatların ortaya çıkması için bizzat kendisine ve gerek İstanbul’da
gerekse diğer İslam beldelerinde onu öne sürenlere, “Sizin şeyhiniz (Mevlana
Halid (ks)’dir” demeleri için emrettim. Benim bu kadar hatırlatmam ona
hiçbir fayda vermedi. Ta ki Allah-u Teala’nın iradesi, onu tarikatımdan
kovulması yönünde zahir oldu.
Bende onu tarikattan tard ettim. Devlet-i Aliyyede ve diğer yerlerdeki tüm
muhlisler mektuplarıyla ondan uzak olduklarını ve onun adını silsile ve
hatmeden çıkardıklarını bildirdiler. Onun hareketlerinden hayret edici
şeyler zahir oldu. Yüce Allah sübhanehu, bizi ve onu da bağışlasın. Bu
mektup ondan zahir ve batınen alakalarını kesmelerini bildirmenizdir. Kim
buna muhalefet ederse, onun hem dinine hem de dünyasına zarar gelmesinden
korkulur. Son sözüm selam.
Not: Abdulvehhab es-Süsi’nin tarikattan kovulma sebebini daha açık izah
etmek istersek; Abdülvehhab, Mevlana Halid-i Bağdadi (ks) ‘un halifesi ve en
yakın dostuydu. Mevlana hazretleri Birgün İstanbul’a halife göndermek
istedi. Tüm halifelerini toplayarak onlarla bu konuyu görüştü. Fakat
İstanbul’a gidecek halifenin oraya gidince 7 şartı yerine getirmesini şart
koştu.
Orada bulunan halifeler bu şartlarla bu yükün altına girmekten korktular.
Ancak Abdulvehhab yükün altına girmeyi kabul etti. Mevlana Halid hazretleri
de onun bu isteğini kabul etti. Daha sonra İstanbul’a giden Abdulvehhab
halifeliğini ilan edip halkı irşada başladı. Oradaki müridler Mevlana Halid
hazretlerinin emrine imtisal ederek Abdulvehhab’a sımsıkı sarıldılar.
Şöhreti her tarafa yayıldı. Devlet ricali onun vasıtasıyla tarikata intisap
etti. Yavaş yavaş işi ilerleyip irşadı Anadolu’nun içlerine kadar uzandı.
Öyle ki müridleri Anadolu ve Rumeli’de her yana yayıldı. Halidi tarikatına
büyük bir kaynak ve merci oldu. Ondan sonra şeytan kendisini aldattı, nefsi
ona hakim oldu.-Allah bizi kötü akıbetten korusun- sonunda sapıtıp helake
gidenlerden oldu.
Kendisi kabul ettiği şartlara muhalefet ederek, dinen hoş karşılanmayan
birtakım bidatler ortaya koydu. İrşada müstakil olduğunu, kimseye bağlı
olmadığını söyleyerek kendisine rabıta yaptırdı. Mevlana hazretlerini aradan
çıkardı. Bu durumlar Hazrete ulaşınca onu hemen yanına çağırdı. Azarlamadı,
nasihatle uyardı. O da bunların yalan ve iftira olduğunu çok kuvvetli
yeminler ederek söyledi. Daha sonra Hazret Abdulvehhab’tan tüm halifelere ve
müridlere bizzat kendisinin mektup yazmasını durumu onlara bildirmesini,
onları tarikatın esasına muhalif şeylerden men etmesini ve sırat-ı müstakim
üzerine irşad etmesini emretti. O da kabul etti. Mektubu diğer halifelere
ulaşınca beklenen ve istenenin tam tersini yazdığını gördüler. Durum Mevlana
Halid (ks)’a bildirilince Hazret çok gazaba geldi. Abdulvehhabı tekrar
yanına çağırdı ve yüzüne karşı “İlahi irade senin tarikatımızdan kovmayı
istiyor.”dedi.
Abdulvehhab hor ve zelil olarak Hazretin yanından ayrıldı. Hatta Hindistan’a
giderek Şah Dehlevi’nin (ks) halifeliğinin yeniden verilmesini istedi. Şah-ı
Dehlevi (ks) onu reddederek “Halid bende olanı aldı götürdü” dedi.
Bu çırpınmaların fayda etmediğini görünce Medine’de bir müddet kalıp
Nakşibendi tarikatını öven fakat Mevlana Halid (ks) kötüleyen bir eser
yazdı. Hazretin halifesi Seyyid Muhammed Emin bu kitaba reddiye yazdı.
Sonra Mevlana Halid hazretleri abdulvehhabla alakası olan herkese mektup
yazarak onlara durumu ve sonucu bildirdi. Ondan uzak durmalarını emretti.
Onlar da bu emre uydular. O ise tek başına kaldı. Kötü sonuçtan Allah’a
sığınırız.