Mevlana Halid (kaddesallahu sırrahulaziz) bu mektubu; müridi, eski dostu,
ilim tahsilindeki arkadaşı allame, muhakkik mevlamız Şeyh Abdurrahman
Ruzbehani’ye virdini değiştirme talebi üzerine cevap olarak yazmıştır.
Hamd Allah’a mahsustur. O bize kafidir. Selam Allah’ın seçtiği kulları
üzerine olsun. Gönderdiğiniz mektupla müşerref olduk. Mektubunuzda arz ve
talep ettiğiniz hususun gerçeklemesi için dua ettik.
Nefy ü ispat zikrine izin verilmesi, o virdi çekebilecek makama ulaşmaya
veya büyük Hazretlerin (kaddesallahu sırrahulaziz) birisinin işaretine
bağlıdır. Sizlere teveccüh ve iltifatımıza gelince bazı vakitlerde
gerçekleşeceğiini ümid ederim.
Mektup yazarken dikkat edilecek en mühim edep, müridin hallerini ve ulaştığı
şeyleri az veya çok açıkça beyan etmelidir. Bu tarikatın azı da çoktur. Şu
şiiri söyleyen bunu ne güzel ifade etmiştir:
Senin azın da bana kafidir
Hiç senden olana az mı denilir
Zikrin şeklini değiştirme talebinde bulunmak tarikat ehlinin bilinen
adetlerinden değildir.
Kardeşin ve kardeşim Şeyh Ali’ye bakarak emredilmediğin meselelerle
uğraşmaktan sakın, sonra azımsanmayacak faidelerden uzaklaşırsın. Büyük
şeylerle uğraşmak çoğu sefer zarar getirir. Halbuki mürid bu zararın
farkında değildir. Cenab-ı Hakk’ın: “Sevmediğiniz Bir şey sizin için daha
hayırlı, hoşunuza giden Bir şey de hakkınızda şer olabilr. (Bakara 216)
mealindeki ayet-i celilesi bu konuda kesin nastır.
Fakir ve hakir anladığım kadarıyla kalbinizin halleriyle nefy ü isbatı
gerektirmiyor. Sizler de buna ulaştığınıza dalalet eden bir şey
yazmamışsınız. Bu durumda eski vazifenize devam edin. İhlas ve itikattan
kaynaklanan bir zan ile tarikat ehlinin adet ve kurallarını terketmenin
kötülüğünü sadece havas olanlar değil avam tabakaları da idrak eder.