Bu mektup Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz ‘in vasiyeti hakkındadır.
Vefatından önce halifelerine yazılmıştır.
Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz vefatından hemen evvel salı günü ve
çarşamba günü vasiyet etmiş, vasiyetini dört sefer tekrarlamıştır.
Vasiyetinin birinci ve ikinci seferlerinde şunları söylemiştir:
“Malımın, arazilerimin, hatta evimin üçte birini hayır işleri için vasiyet
ettim. Vasiyetimi uygulayacak önce Şeyh İsmail Enarini, sonra Şeyh Muhammed
Nasib, sonra Şeyh Abdülfettah Akri’dir. Bu kimseler kabrimin yakınlarına
sebil olarak bir sarnıç yapsınlar. Benim kabrime, çocuklarımın, akrabalarım
ve halifelerin kabirleri üzerine tazim ifadeleri olmadan ve lakap
kullanmadan işaret koysunlar. Kabrimin taşına; “Bu kabir kerim olan
Mevlasının rahmetine muhtaç filan b. filan en-Nakşibendi el-Müceddidi”
şeklinde bir ibare yazsınlar. Kitaplarımı daha önce vakfetmiştim. Malımın
üçte birinin bin kuruşunu namaz iskatım için versinler.”
Bir ve ikinci seferlerinde irşad konusunda hiçbir şey söylemedi. Üçüncü ve
dördüncü seferlerinde ise birinci ve ikinci seferdeki vasiyetlerine tekrar
etti. Vasiyetine bakacaklar arasında İsmail Gazi’yi de koydu. Onlardan sonra
vasiliğini akrabasından en uygun ve salih olana havale etti. Onlardan sonra
ilim ve irşada ehil olmak şartıyla Tarikat-ı Aliyeyi Halidiye’deki raşid
müridleri vasi tayin tayin etti.
Kitaplarının vakıf tarzını, 92. mektupta adı geçen Şeyhü’l-İslam Mekkizade
Mustafa Asım Efendi’nin hediye ettiği Haznevi Kamusu’nun ilk sahifesi
üzerine mübarek eliyle yazarak vasiyet etti. Kitaplarının evinden
çıkartılarak önce medrese yaptığı cami olarak vakfettiği yere konulmasını
oradan çıkarılmamasını vasiyet etti. O makam halen cami olup, Kerevet
mahallesindedir.
Vasiyetinde müridlerin ve oğlu Bahaüddin’in annesi olan şerefli hanımından
başkasının harem işlerine karışmamasını vasiyet etti. Onlar için gerekli ev
ihtiyacının teminini vasiyet ettiği üçte birden çıkarılmasını belirtti. Süt
emzirme zaruretinin dışında hiçbir yabancı kadının eve sokulmamasını,
zaruret gereği olarak süt emzirmek için getirilecek olan kadının süt emzirme
müddeti bitmeden evden çıkartılmamasını vasiyetine yazdı.
Sonra şöyle buyurdu: “Memleketimdeki cinsi ve sınırı bilinen arazim, oradaki
kardeşlerime verilsin.” o zaman hayatta Şeyh Mahmud Sahib ile bir de öz
kızkardeşi vardı. Vasiyeti şöyle devam etmektedir.
“Yukarıdaki vasiyet ettiğim Şeyh Ahmed Bekai’nin ve Şeyh İsmail Zelzevi’nin
borçları verilsin. Tarikattaki fakirlerin iaşeleri bu sülüsten temin
edilecektir. Onlara yemek hazırlayınız. Medresede namaz kılmayı ihmal
etmeyin. Hatme-i Haceganda yapılırsa sevinirim. Medrese Molla Bekir ile
Molla Ömer’in adlarına bağlı kalsın.” İrşad konusunda yine Bir şey
söylemedi. Sadece “Halifelerimin Şeyh İsmail Enarini’nin rey ve görüşünden
dışarı çıkmamalarını isterim.” dedi. Kimin irşad postuna oturacağını işaret
etmedi. Bunun üzerine Şeyh İsmail şöyle cevap verdi:
“Efendim ben o vazifeyi sevmiyorum ve layık da değilim.”
Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz “Sevmediğin ve rağbetin olmadığı
için irşad konusunda senin emrinden çıkmasınlar,dedim.” Mevlana Halid
kaddesallahu sırrahulaziz devamla şöyle buyurdu:
Ahlakımı, şekil ve cemalimi sayarak ağlamayınız. Etrafa mektup yazarak
vefatımı hiçbir kimsenin üzülmemesini ve ağlamamasını tenbih ediniz. Bana
sevgi ve muhabbet besleyen benim için kurban kessin. Bazı sekr ehli gibi;
“Arkamdan sadakaya, Kuran ayetlerinin okunmasına ihtiyacım yok.” demiyorum,
bilakis Fatiha ve İhlas-ı Şerif’lere çok ihtiyacım var.
Daha sonra fazla gayretinden dolayı şöyle buyurdu:
“Haremime karşı dikkatli olun. Dikkatli olun. Ya İsmail, sen onların
hakkında iyi bir şekilde hareket etmezsen, kıyamette beni göremezsin.”
“Namaz üzerime farz olunduğundan bugüne kadar olan namazlarım sayılsın.
Bütün farz namazlarım kaza edilsin.”
Vefat ettiğinde yaşı elli seneden bir ay 17 gün eksikti. Bu duruma göre otuz
beş yıllık namaz kaza edilmesi gerekir. Bu hesap allame Şeyh Muhammed bin
Süleyman el-Halid el-Bağdadi’nin “Hadikatü’n-Nediye” kitabında belirttiği
yaş müddeti bizim belirttiğimize muhaliftir. Sözlerinin devamında şöyle
dedi:
Şeyh Ahmed Hatip, Şeyh Muhammed Salih ve Şeyh İsmail bin Zelzevi beni af
etsinler. Haklarını bağışlasınlar. Sizler beni hoşgörünüz. Diğer
beldelerdeki bütün mensuplarım da haklarını bağışlasınlar.
Şunu da bildireyim ki bütün fiillerimde kurtuluşumu, ıslahınızı ve Allah
rızasını kasdettim. Ya İsmail halifelerimin kadr u kıymetini bilin. İrşad ve
tarikat işlerinde haremime danışmayınız. Zamanımdaki tekkelerden başka tekke
inşa etmeyiniz.
Kim yeni bir şey yapmak isterse İdas Camii’ni tamir etsin. Hepiniz birlik
olun. Varlığı ve nifakı bırakın. Kabirde gözümü sevindirecek ameller
işleyiniz. Vasiyet ve ikaz ettiği hususları umumi mecliste söyledi. Daha
sonra kimseyle az veya çok bir şey konuşmadı. Harem tarafına geçip, abdest
alıp iki rekat namaz kıldı. Sonra da “şimdi tauna yakalandım” dedi. Allah
CC’a yönelip, yüzünü kıbleye doğru çevirdi. Kalbi haller ve gaybi münacaatla
meşgul oldu.
Ruhum kendisine feda olsun. Yanına gelenleri uzaklaştırdı. “Beni Rabbimle
bırakınız. Sizlere lazım olan hiçbir sözü bırakmadım. Hapsini söyledim.”
dedi.
Sonra tam bir istiğraka dalıp, hiç ayılmadı. İstiğrak hali çarşamba yatsı
namazından sonra cuma gecesi akşam namazına kadar devam etti. Akşam
namazının ezanıyla beraber istiğraktan ayrıldı. Müezzine “Allahu hakkun”
diye cevap vererek, dört sefer tekrarladı. Sonra da aşağıdaki ayeti kerimeyi
okudu. Meali;
“Ey huzura eren mütmain olmuş nefis. Sen Allah’tan razı O da senden razı
olarak Rabbine dön. Gir iyi kullarımın arasına. Gir cennetime.” (Fecr,
27-30)
Bu ayet-i kerimeleri okuduktan sonra temiz, zarif, pak ve yüce ruhu Vehhab
ve Kerim Padişahının emrine icabet ederek gayet şeref ve ünsiyetle kudsi
alemle birleşti. Fena aleminden beka alemine göçtü. Bol izzet ve ikramla
birlikte sevgili, sevgiliye vasıl oldu. Yüce Allah bizleri onların
zümresinde ve Hazreti Fahri Alemin aleyhi ekmeluttehaya sancak ve bayrağı
altında haşr eylesin.
Dünyadan ayrılmasıyla tanıyan ve tanımayan herkesin kalbi eridi. Yeryüzü
ağlama sesleriyle doldu. Üzüntüsünden ah vah etmeyen hiçbir mü’min
görünmezdi. Cenab-ı Allah CC O’nun Gavslık rütbesini, Veba şehadetiyle kat
kat yükseltti. Vefatından evvel kendi kabri için gösterdiği Kasyon Dağının
eteğindeki Nur tepesine defnedildi.
Fazilet ve şeref sahibi Şeyh Seyyid İsmail Gazi Efendi, vefatı hakkında
açıklamalı geniş bir kitap yazmıştır. “Hasılü’l-Üns Fi İntikal-i Hazreti
Mevlana İla Hadirati’l-Kuds” ismindeki bu kitaba geniş bilgi için müracaat
edebilirsiniz.
Bu konuda açıklamalı bir yazıyı “Hadikatü’n-Nediye” kenarına talik olarak
yazdım.
Mevlana Halid’in kaddesallahu sırrahulaziz vefatı İslam’ın başına gelen
büyük bir musibettir. Bu musibetten en fazla etkilenen mürşid olan
halifeleri idi. Fakr ehli Nakşibendi tarikatının müridleri ve ilmiyle amil
alimler bütün müslümanlar bu vefattan çok etkilendiler.
Hepimiz Allah’ın mülküyüz. Hepimiz sonunda O’na döneceğiz.
Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz bedenlerde, ruhlarda ve kalplerde
tasarruf sahibi idi. Gerek hayatında gerekse vefatından sonra sayı ile
sınırlandırılamayacak kadar çok olan kemalat ve keramet onun Gavs olduğuna
şehadet eder. O mertebeye Peygamber Efendimiz’in aleyhi ekmeluttehaya izini
en sağlam şekilde takip ederek ulaşmıştır. Makam-ı Muhammediyye’ye aleyhi
ekmeluttehaya varis olan Gavsu’l Ferd’in irşaddaki rütbesi hayatında ve
vefatından sonra sadır olan kemalatıyla şöhret bulmuştur.
Vefatıyla mededi kesilmemiştir. Kendi pak nefsiyle özellikle Cennetin yüce
makamlarındaki müridlerine ve umumen memleketteki bütün muhiblerine yardım
ediyor.
Hakikatte o kınından çekilmiş kılıç gibidir. Nakşibendi fakirlerine eziyet
verenlere azap ve intikam kamçısıdır. Bu durumu biz gözümüzle müşahade
ettik.
O’nun keşif ve kerametleri akıl ve basiret sahibi kimselere göre, gündüzün
ortasında görülen güneş gibi apaçıktır. Ancak onun cemalinin feyzinden
mahrum olan ve kemalatının saadet kapılarını açmaktan mahrum bırakılan kimse
O’nun büyüklüğünü inkar eder. Bu kimsenin kalbi artık kördür. İmanın
gittiğinden ve yok olduğundan haberi olmaz.
Gökteki yıldızların sayılamadığı gibi O’nun kerametleri de sayılamaz ve
vefatından sonra menakıbının dalgalı denizine dalan kimse, kendi sıfatlarına
münasip olandan başka bir şey çıkaramaz.