İçindekiler


DOKSAN YEDİNCİ MEKTUP

Bu mektup Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz ‘in vasiyeti hakkındadır. Vefatından önce halifelerine yazılmıştır.

Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz vefatından hemen evvel salı günü ve çarşamba günü vasiyet etmiş, vasiyetini dört sefer tekrarlamıştır. Vasiyetinin birinci ve ikinci seferlerinde şunları söylemiştir:

“Malımın, arazilerimin, hatta evimin üçte birini hayır işleri için vasiyet ettim. Vasiyetimi uygulayacak önce Şeyh İsmail Enarini, sonra Şeyh Muhammed Nasib, sonra Şeyh Abdülfettah Akri’dir. Bu kimseler kabrimin yakınlarına sebil olarak bir sarnıç yapsınlar. Benim kabrime, çocuklarımın, akrabalarım ve halifelerin kabirleri üzerine tazim ifadeleri olmadan ve lakap kullanmadan işaret koysunlar. Kabrimin taşına; “Bu kabir kerim olan Mevlasının rahmetine muhtaç filan b. filan en-Nakşibendi el-Müceddidi” şeklinde bir ibare yazsınlar. Kitaplarımı daha önce vakfetmiştim. Malımın üçte birinin bin kuruşunu namaz iskatım için versinler.”

Bir ve ikinci seferlerinde irşad konusunda hiçbir şey söylemedi. Üçüncü ve dördüncü seferlerinde ise birinci ve ikinci seferdeki vasiyetlerine tekrar etti. Vasiyetine bakacaklar arasında İsmail Gazi’yi de koydu. Onlardan sonra vasiliğini akrabasından en uygun ve salih olana havale etti. Onlardan sonra ilim ve irşada ehil olmak şartıyla Tarikat-ı Aliyeyi Halidiye’deki raşid müridleri vasi tayin tayin etti.

Kitaplarının vakıf tarzını, 92. mektupta adı geçen Şeyhü’l-İslam Mekkizade Mustafa Asım Efendi’nin hediye ettiği Haznevi Kamusu’nun ilk sahifesi üzerine mübarek eliyle yazarak vasiyet etti. Kitaplarının evinden çıkartılarak önce medrese yaptığı cami olarak vakfettiği yere konulmasını oradan çıkarılmamasını vasiyet etti. O makam halen cami olup, Kerevet mahallesindedir.

Vasiyetinde müridlerin ve oğlu Bahaüddin’in annesi olan şerefli hanımından başkasının harem işlerine karışmamasını vasiyet etti. Onlar için gerekli ev ihtiyacının teminini vasiyet ettiği üçte birden çıkarılmasını belirtti. Süt emzirme zaruretinin dışında hiçbir yabancı kadının eve sokulmamasını, zaruret gereği olarak süt emzirmek için getirilecek olan kadının süt emzirme müddeti bitmeden evden çıkartılmamasını vasiyetine yazdı.

Sonra şöyle buyurdu: “Memleketimdeki cinsi ve sınırı bilinen arazim, oradaki kardeşlerime verilsin.” o zaman hayatta Şeyh Mahmud Sahib ile bir de öz kızkardeşi vardı. Vasiyeti şöyle devam etmektedir.

“Yukarıdaki vasiyet ettiğim Şeyh Ahmed Bekai’nin ve Şeyh İsmail Zelzevi’nin borçları verilsin. Tarikattaki fakirlerin iaşeleri bu sülüsten temin edilecektir. Onlara yemek hazırlayınız. Medresede namaz kılmayı ihmal etmeyin. Hatme-i Haceganda yapılırsa sevinirim. Medrese Molla Bekir ile Molla Ömer’in adlarına bağlı kalsın.” İrşad konusunda yine Bir şey söylemedi. Sadece “Halifelerimin Şeyh İsmail Enarini’nin rey ve görüşünden dışarı çıkmamalarını isterim.” dedi. Kimin irşad postuna oturacağını işaret etmedi. Bunun üzerine Şeyh İsmail şöyle cevap verdi:

“Efendim ben o vazifeyi sevmiyorum ve layık da değilim.”

Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz “Sevmediğin ve rağbetin olmadığı için irşad konusunda senin emrinden çıkmasınlar,dedim.” Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz devamla şöyle buyurdu:

Ahlakımı, şekil ve cemalimi sayarak ağlamayınız. Etrafa mektup yazarak vefatımı hiçbir kimsenin üzülmemesini ve ağlamamasını tenbih ediniz. Bana sevgi ve muhabbet besleyen benim için kurban kessin. Bazı sekr ehli gibi; “Arkamdan sadakaya, Kuran ayetlerinin okunmasına ihtiyacım yok.” demiyorum, bilakis Fatiha ve İhlas-ı Şerif’lere çok ihtiyacım var.

Daha sonra fazla gayretinden dolayı şöyle buyurdu:

“Haremime karşı dikkatli olun. Dikkatli olun. Ya İsmail, sen onların hakkında iyi bir şekilde hareket etmezsen, kıyamette beni göremezsin.”

“Namaz üzerime farz olunduğundan bugüne kadar olan namazlarım sayılsın. Bütün farz namazlarım kaza edilsin.”

Vefat ettiğinde yaşı elli seneden bir ay 17 gün eksikti. Bu duruma göre otuz beş yıllık namaz kaza edilmesi gerekir. Bu hesap allame Şeyh Muhammed bin Süleyman el-Halid el-Bağdadi’nin “Hadikatü’n-Nediye” kitabında belirttiği yaş müddeti bizim belirttiğimize muhaliftir. Sözlerinin devamında şöyle dedi:

Şeyh Ahmed Hatip, Şeyh Muhammed Salih ve Şeyh İsmail bin Zelzevi beni af etsinler. Haklarını bağışlasınlar. Sizler beni hoşgörünüz. Diğer beldelerdeki bütün mensuplarım da haklarını bağışlasınlar.

Şunu da bildireyim ki bütün fiillerimde kurtuluşumu, ıslahınızı ve Allah rızasını kasdettim. Ya İsmail halifelerimin kadr u kıymetini bilin. İrşad ve tarikat işlerinde haremime danışmayınız. Zamanımdaki tekkelerden başka tekke inşa etmeyiniz.

Kim yeni bir şey yapmak isterse İdas Camii’ni tamir etsin. Hepiniz birlik olun. Varlığı ve nifakı bırakın. Kabirde gözümü sevindirecek ameller işleyiniz. Vasiyet ve ikaz ettiği hususları umumi mecliste söyledi. Daha sonra kimseyle az veya çok bir şey konuşmadı. Harem tarafına geçip, abdest alıp iki rekat namaz kıldı. Sonra da “şimdi tauna yakalandım” dedi. Allah CC’a yönelip, yüzünü kıbleye doğru çevirdi. Kalbi haller ve gaybi münacaatla meşgul oldu.

Ruhum kendisine feda olsun. Yanına gelenleri uzaklaştırdı. “Beni Rabbimle bırakınız. Sizlere lazım olan hiçbir sözü bırakmadım. Hapsini söyledim.” dedi.

Sonra tam bir istiğraka dalıp, hiç ayılmadı. İstiğrak hali çarşamba yatsı namazından sonra cuma gecesi akşam namazına kadar devam etti. Akşam namazının ezanıyla beraber istiğraktan ayrıldı. Müezzine “Allahu hakkun” diye cevap vererek, dört sefer tekrarladı. Sonra da aşağıdaki ayeti kerimeyi okudu. Meali;

“Ey huzura eren mütmain olmuş nefis. Sen Allah’tan razı O da senden razı olarak Rabbine dön. Gir iyi kullarımın arasına. Gir cennetime.” (Fecr, 27-30)

Bu ayet-i kerimeleri okuduktan sonra temiz, zarif, pak ve yüce ruhu Vehhab ve Kerim Padişahının emrine icabet ederek gayet şeref ve ünsiyetle kudsi alemle birleşti. Fena aleminden beka alemine göçtü. Bol izzet ve ikramla birlikte sevgili, sevgiliye vasıl oldu. Yüce Allah bizleri onların zümresinde ve Hazreti Fahri Alemin aleyhi ekmeluttehaya sancak ve bayrağı altında haşr eylesin.

Dünyadan ayrılmasıyla tanıyan ve tanımayan herkesin kalbi eridi. Yeryüzü ağlama sesleriyle doldu. Üzüntüsünden ah vah etmeyen hiçbir mü’min görünmezdi. Cenab-ı Allah CC O’nun Gavslık rütbesini, Veba şehadetiyle kat kat yükseltti. Vefatından evvel kendi kabri için gösterdiği Kasyon Dağının eteğindeki Nur tepesine defnedildi.

Fazilet ve şeref sahibi Şeyh Seyyid İsmail Gazi Efendi, vefatı hakkında açıklamalı geniş bir kitap yazmıştır. “Hasılü’l-Üns Fi İntikal-i Hazreti Mevlana İla Hadirati’l-Kuds” ismindeki bu kitaba geniş bilgi için müracaat edebilirsiniz.

Bu konuda açıklamalı bir yazıyı “Hadikatü’n-Nediye” kenarına talik olarak yazdım.

Mevlana Halid’in kaddesallahu sırrahulaziz vefatı İslam’ın başına gelen büyük bir musibettir. Bu musibetten en fazla etkilenen mürşid olan halifeleri idi. Fakr ehli Nakşibendi tarikatının müridleri ve ilmiyle amil alimler bütün müslümanlar bu vefattan çok etkilendiler.

Hepimiz Allah’ın mülküyüz. Hepimiz sonunda O’na döneceğiz.

Mevlana Halid kaddesallahu sırrahulaziz bedenlerde, ruhlarda ve kalplerde tasarruf sahibi idi. Gerek hayatında gerekse vefatından sonra sayı ile sınırlandırılamayacak kadar çok olan kemalat ve keramet onun Gavs olduğuna şehadet eder. O mertebeye Peygamber Efendimiz’in aleyhi ekmeluttehaya izini en sağlam şekilde takip ederek ulaşmıştır. Makam-ı Muhammediyye’ye aleyhi ekmeluttehaya varis olan Gavsu’l Ferd’in irşaddaki rütbesi hayatında ve vefatından sonra sadır olan kemalatıyla şöhret bulmuştur.

Vefatıyla mededi kesilmemiştir. Kendi pak nefsiyle özellikle Cennetin yüce makamlarındaki müridlerine ve umumen memleketteki bütün muhiblerine yardım ediyor.

Hakikatte o kınından çekilmiş kılıç gibidir. Nakşibendi fakirlerine eziyet verenlere azap ve intikam kamçısıdır. Bu durumu biz gözümüzle müşahade ettik.

O’nun keşif ve kerametleri akıl ve basiret sahibi kimselere göre, gündüzün ortasında görülen güneş gibi apaçıktır. Ancak onun cemalinin feyzinden mahrum olan ve kemalatının saadet kapılarını açmaktan mahrum bırakılan kimse O’nun büyüklüğünü inkar eder. Bu kimsenin kalbi artık kördür. İmanın gittiğinden ve yok olduğundan haberi olmaz.

Gökteki yıldızların sayılamadığı gibi O’nun kerametleri de sayılamaz ve vefatından sonra menakıbının dalgalı denizine dalan kimse, kendi sıfatlarına münasip olandan başka bir şey çıkaramaz.