Dünyayı zemm hakkında inen âyetler ve emsali pek çoktur.
Denebilir ki: Kur'ân-ı Kerim'in ekserisi, dünyayı aşağılamak, onu insanların
gözünden düşürmek ve âhirete yönelmelerini sağlamayı telkin eder. Hatta
peygamberlerin amacı da budur; onlar insanlığa ancak bunun için
gönderilmişlerdir.
Bu cihet açık olduğu için bu konuda âyet nakletmeyi yersiz gördük; yalnız bu
mesele ile ilgili olan hadislerin bir kısmını nakledeceğiz.
Rivâyete göre, Peygamberimiz (ﷺ) bir gün yolda yürürken bir koyun
leşine rastlar, yanındakilere: "Bu koyun leşine, sahibinin önem vermediğini
kabul eder misiniz?" diye sordu.
Ashâb-ı kirâm O'na: "Tabii kabul ederiz, önem vermediği için onu çöpe
attılar." diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (ﷺ) ashâb-ı
kirâma buyurdu ki: "Nefsimi kudreti elinde tutan Allah (ﷻ)'a yemin ederim
ki, Allah (ﷻ) katında dünya, şu koyun leşinin sahibinin gözünde
olduğundan daha değersizdir. Eğer Allah (ﷻ) katında dünya bir sivrisinek
kanadı kadar değer taşısaydı, kâfirlere bir yudum su bile vermezdi."
Peygamberimiz (ﷺ) buyuruyor ki: "Dünya, mü'minin zindanı ve kâfirin
cennetidir."
Peygamberimiz (ﷺ) buyuruyor ki: "Dünya lanete uğramıştır. Allah (ﷻ)
rızası için olanlar dışında dünyadaki her şey de lanete uğramıştır."
Ebû Musa el-Eş'arî'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz (ﷺ) şöyle
buyuruyor: "Dünyayı seven, âhiretine zarar verir; âhireti seven dünyasına
zarar verir. Buna göre kalıcı (bâkî) olanı geçici (fânî) olana tercih
ediniz."
Peygamberimiz (ﷺ) buyuruyor ki: "Dünyaya gönül vermek, bütün günahların
başıdır."
Ashâb-ı kirâmdan Zeyd İbn Erkam (R.A.) buyurur: "Bir gün, Hz. Ebû Bekir'in
(R.A.) yanında oturuyordum. Bir ara su isteyince ona bal ile tatlandırılmış
su getirdiler. Şerbeti ağzına götürürken bir anda vazgeçerek ağlamaya
başladı; onun gözyaşları yanındakileri de ağlattı. Yanındakiler sustu, fakat
onun gözyaşları bir türlü dinmedi. Bir ara ağlamasının şiddeti daha da
arttı. Devamlı hüngür hüngür ağladığı için yanındakiler, neden gözyaşı
döktüğünü ona sormaya fırsat bulamayacaklarını sandılar.
Fakat bir müddet sonra ağlamayı kesti ve gözlerini silince yanındakiler ona:
"Yâ Resûlallah (ﷺ)'ın halifesi! Seni ağlatan nedir?" diye sordular. O
da şöyle cevap buyurdu:
"Bir gün Peygamberimiz (ﷺ) ile birlikte idim; O'nu kendinden bir şeyi
kovarken gördüm, yanında başka kimse yoktu. "Ey Allah (ﷻ)'ın Resûlü!
Kendinden uzaklaştırmak istediğin nedir?" diye sordum, bana şu cevabı verdi:
"Şu dünya gözümün önüne dikildi, ona: "Defol! Uzaklaş benden!" dedim. Sonra
bana dönerek: "Sen beni başından savdın, ama senden sonra gelenler elimden
yakalarını kurtaramayacaklardır." dedi."
Peygamberimiz (ﷺ) buyuruyor ki: "Ebedîlik yurdunun varlığına inandıktan
sonra aldatma yurdunun peşinden koşan kimse, ne kadar şaşkındır!"
Rivâyet edildiğine göre, bir gün Peygamberimiz (ﷺ) bir çöplüğün başında
durarak ashâb-ı kirâma: "Gelin dünyayı görün!" diye seslendi. Sonra
çöplükten çürük bir bez parçası ile kararmış bir kemik parçası aldı ve
ashâb-ı kirâma şöyle dedi:
"Çöplük, dünyayı temsil eder; şu paçavra, dünya güzelliklerinin bir gün
çürüyüp onun gibi olacağını gösterir. Dünyada gördüğüm canlı vücutlar bir
gün çürük kemiğe dönüşecektir."
"Şu tersler de onların çeşit çeşit yiyecekleri idi; nereden kazanmışlar ise
kazanmışlar ve midelerine indirmişlerdi; şimdi insanların, yanlarından
tiksinti ile kaçıştığı pislikler hâline girdiler."
"Şu paçavralar onların nişan takıntıları ve elbiseleri idi; şimdi rüzgârda
uçuşuyorlar. Şu kemik parçaları da onların binek hayvanlarına ait idi;
onların sırtında belde belde dolaşırlardı. Binaenaleyh dünya üzerine ağlamak
isteyen ağlayabilir."
Önce sessizce dökülmeye başlayan gözyaşlarımız, gitgide yerini hüngür hüngür
ağlamaya bıraktı.
Rivâyet olunur ki Allah (ﷻ) Hz. Âdem (A.S.)'i yeryüzüne indirdiği zaman
ona: "Yıkılmak üzere bina yükselt ve ölmek için doğur!" buyurmuştur."
Davud İbn Hilâl (R.A.) der ki: "Hz. İbrâhim (A.S.)'e indirilen sayfalarda
şöyle yazar:
"Ey dünya! Sen, gözlerine girmek için süslenip püslendiğin iyi kullarımın
gözünde ne kadar önemsizsin! Çünkü ben onların kalbine sana karşı nefret ve
senden yüz çevirme duygusu koydum.
Yarattığım varlıklar içinde nazarımda en önemsizi sensin; gelişmelerin
cücedir ve yokluğa varır. Çünkü seni yarattığım gün, devamlı kalmamana ve
yok oluncaya kadar bir elde devamlı bulunmamana hüküm verdim. Sana sahip
olanların bütün cimrilik ve pintiliğine rağmen böyledir bu! Yüreklerinden
hoşnutluk duyarak, kalplerini bağlılık istikameti üzerinde tutarak bana
ibadet edenlere ne mutlu! Onlara müjdeler olsun ki, yaptıklarına vereceğim
karşılık, kabirlerinden üzerine dikilip huzuruma gelirlerken önlerinde
yayılan göz kamaştırıcı bir nur, çevrelerini kuşatmış melekler kafilesi
olacaktır; ta ki dilekleri olan rahmetime ulaşmalarını sağlayıncaya kadar."
Peygamberimiz (ﷺ) buyuruyor ki: "Allah (ﷻ) dünyayı yarattığından
beri O, yer ile gök arasında kendi hâlinde bırakılmıştır. Allah (ﷻ) onun
tarafına hiç bakmaz. Kıyâmet Günü, dünya: "Yâ Rabb'i! Bugün beni dostlarının
en küçük rütbelisine ver!" der. Ulu Allah (ﷻ) da: "Ey hiçlik! Sus! Ben
seni onlara dünyada lâyık görmemiştim, şimdi hiç lâyık görür müyüm?" der."
Rivâyete göre, Hz. Âdem (A.S.) yasaklanmış ağacın meyvesini yediği zaman,
midesi içindeki ağırlığı çıkarmak üzere guruldamaya başladı. Oysa ki yasak
meyveye gelinceye kadar hiçbir cennet yiyeceği midesini böyle bozmamıştı;
zaten o ağacın meyvesini yemeleri bu yüzden yasaklanmıştı.
Midesi rahatsızlanan Hz. Âdem (A.S.) cennet içinde dolanmaya başladı. Allah
(ﷻ) meleklerden birini onunla konuşmaya gönderdi. Gelen melek ona: "Ne
istiyorsun?" diye sordu. Hz. Âdem (A.S.) meleğe: "Mideme çöken ağırlığı
boşaltmak istiyorum." diye cevap verdi.
Allah (ﷻ)'ın talimatı üzerine melek Âdem (A.S.)'e şöyle dedi: "Midene
çöken ağırlığı nereye boşaltmak istiyorsun? Döşeğine mi, yaygılara mı,
nehirlere mi yoksa ağaçların altlarına mı?! Burada böyle bir şey için uygun
bir yer görüyor musun hiç? Doğru dünyaya in!"
Peygamberimiz (ﷺ) şöyle buyurdu: Ashâb-ı kirâma: "Kıyâmet günü Allah
(ﷻ)'ın huzuruna öyleleri gelecektir ki, Tihâme Dağı kadar amelleri olduğu
hâlde cehenneme atılmaları emrolunacaktır."
Dinleyen ashâb-ı kirâm: "Yâ Resûlallah! Bu kimseler namaz da kılıyorlar
mıydı?" diye sordular. Peygamberimiz ashâb-ı kirâma şöyle cevap verdi:
"Evet, bunlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, hatta gecenin bir bölümünü de
ibadetle geçirirlerdi. Fakat karşılarına bir dünya varlığı çıktığı zaman
üzerine çullanırlardı."
Peygamberimiz (ﷺ) bir hutbesinde şöyle buyurdu: "Mü'min iki korku
arasındadır. Biri geçip giden ömürdür ki onun hakkında Allah (ﷻ)'ın ne
yaptığını bilmez; diğeri kalan ömürdür ki onun hakkında Allah (ﷻ)'ın ne
hüküm vereceğini bilmez."
"O hâlde herkes kendinden kendine, dünyasından âhiretine, hayatından ölümüne
ve gençliğinden yaşlılığına azık hazırlamalıdır. Zira dünya sizler için
yaratıldı, siz ise âhiret için yaratıldınız.
"Nefsimi kudret elinde tutan Allah (ﷻ)'a yemin ederim ki: Ölümden sonra
suali gerektiren bir şey yoktur. Dünyadan sonra da ya cennet ya cehennemden
başka bir diyar yoktur."
Hz. İsâ (A.S.) der ki: "Su ile ateş aynı kapta nasıl barınamazsa, dünya
sevgisi ile âhiret sevgisi bir mü'minin kalbinde öyle bağdaşmaz."
Rivâyet edildiğine göre, Cebrâil (A.S.) Hz. Nuh'a (A.S.): "Ey peygamberlerin
en uzun ömürlüsü, dünyayı nasıl buldun?" diye sorar. Hz. Nuh da: "Karşılıklı
iki kapısı olan bir ev gibi; birinden girdim, öbüründen çıktım." der.
Hz. İsâ (A.S.)'ya: "İçinde devamlı barınacağın bir ev tutsana!" derler. Hz.
İsâ (A.S.) da: "Bizden öncekilerin bıraktıkları yıkıntılar yeter bize." diye
cevap verir.
Peygamberimiz (ﷺ) buyuruyor ki: "Dünyadan sakının; çünkü o Harut ile
Marut'tan daha büyüleyicidir."
Hasan-ı Basrî (R.A.) buyurur: "Peygamberimiz (ﷺ) bir gün ashâb-ı
kirâmın karşısına geçerek onlara şöyle hitap etti:
"Aranızda Allah (ﷻ)'nin kendisini körlükten kurtararak görür hâle
getirmesini isteyen var mı? Beni dinleyiniz! Dünyaya tutulanların ve dünya
ile ilgili uzak vadeli emeller besleyenlerin tutkunluk ve emelleri ölçüsünde
Allah (ﷻ) kalplerini kör etmiştir.
Buna karşılık dünyada gözü olmayanlara, ondan fazla bir şey beklemeyenlere
Allah (ﷻ) ders görmeden ilim ve kılavuzsuz hidayet vermiştir.
Beni dinleyiniz! Sizden sonra öyle bir kavim gelecektir ki, saltanatları
cinayet ve zulümsüz yürümeyecek, zenginlikleri cimrilik ve böbürlenmeden
hâlî olmayacaktır. Sevgileri mutlaka azgın nefsî arzulara dayanacaktır.
Beni iyi dinleyiniz! O günlere kalanlarınızdan zengin olmak ellerinde iken
fakirliğe katlananlar, sevgiye kâdir iken nefrete karşı tahammül edenler,
şöhret ve mevki elde edebilecekleri hâlde itilmeye kakılmaya hoşnutluğa
dayananlar ve bütün bunları sırf Allah (ﷻ) rızası için yapanlara Allah
(ﷻ) elli sıddık sevabı verir.»
Rivayet edildiğine göre, bir gün Hz. İsa (a.s.) şimşekli, gök gürültülü,
sağanak bir yağmura tutulur. Sığınacak bir yer arar, uzakta gözüne bir çadır
ilişir. Yanına varınca içeride bir kadının oturduğunu görür, bu yüzden oraya
sığınmak istemez.
Sağanak altında yürümeye devam ederken az sonra bir dağda bir mağaraya
rastlar. Kapısından içeri girmek üzereyken yerde bir arslanın yattığını
görür. Eliyle arslanın tüylerini okşayarak Allah (ﷻ)'a şöyle seslenir:
«Allah'ım! Her canlıya bir yuva verdin, tek bana bir yuva nasip eylemedin.»
Bunun üzerine Ulu Allah (ﷻ) vahiy yoluyla O'na şöyle bildirir:
«Senin yuvan benim rahmetimin karargâhıdır. Seni Kıyamet Günü kendi
kudretimden yarattığım yüz huri ile evlendireceğim. Düğününde her bir yılı
dünya ömrü kadar uzun olan dört bin yıl ziyafet vereceğim. Bir tellala emir
vereceğim, şöyle seslenecek: «Dünyaya yüz vermeyenler nerede? Dünya'dan el
etek çekmiş olan Meryem oğlu İsa'nın (a.s.) düğününe buyurun.»
Bu vahiy üzerine Hz. İsa (a.s.) şöyle der: «Vay, Dünya'ya tapanların
başlarına gelene! Nasıl ölecek, Dünya'yı ve Dünya'daki yarattıklarını nasıl
bırakacaklar? Dünya onları aldatıp durduğu hâlde, onlar yine de ona hiçbir
tereddüde kapılmadan güveniyorlar.
O aldanmışlara yazıklar olsun! Nasıl Dünya onlara hoşlanmadıkları şeyleri
göstermiş, onları sevdiklerinden ayırmış ve korktuklarını başlarına
getirmiştir.
Ana hedefi Dünya ve işledikleri hep günah olanların vay başlarına gelene!
Yarın günahları yüzünden nasıl rezil olacaklardır.»
Söylendiğine göre, Ulu Allah (ﷻ) Hz. Musa'ya (a.s.) şöyle vahyetti:
«Yâ Musa! Zâlimler yurdu (Dünya) ile senin işin ne? Orası sana göre bir yurt
değildir. İlgini kes onunla, onu aklından çıkar, o ne kötü bir yurttur!
Yalnız orada iyi amel işleyenlere göre, o ne güzel bir yurttur. Yâ Musa,
mazlumun hakkını alıncaya kadar ben zâlimin peşini kat'iyyen bırakmam.»
Rivayet edildiğine göre:
Peygamberimiz (ﷺ) Ebû Ubeyde'yi (r.a.) Bahreyn'e gönderir, o da
seferden mal getirir. Ensar, Ebû Ubeyde'nin döndüğünü duyunca sabah namazını
Peygamberimizle birlikte kılmaya koşarlar. Peygamberimiz (ﷺ) namazdan
sonra mescitten çıkarken sahabeler önüne dikilirler. Onları böyle gören
Peygamberimiz (ﷺ) gülümseyerek «Sanıyorum ki, Ebû Ubeyde'nin bir şeyler
getirdiğini duydunuz.» der.
Ensar, «Evet, yâ Resûlallah (ﷺ).» diye cevap verirler. Bunun üzerine
Peygamberimiz (ﷺ) onlara şöyle buyurur:
«Sevinin ve mutluluk emellerine kaptırın kendinizi bakalım! Allah (ﷻ)'a
yemin ederim ki, sizden yana korkum fakirlikten değildir. Tersine Dünya'nın
sizden öncekilere olduğu gibi sizin de önünüze bolluk yaymasından korkarım.
Geçmiş milletler gibi ondan daha yüksek pay almak yarışmasına girişirseniz
de onları helak ettiği gibi sizi de helak eder.»
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) der ki: «Peygamberimiz (ﷺ) şöyle buyurdu:
«Sizden yana en büyük korkum, Allah (ﷻ)'nin sizin için yerden çıkardığı
bereketlerle ilgilidir.» Sahabeler O'na sordu: «Yâ Resûlallah (ﷺ), yer
bereketleri nedir?»
Peygamberimiz (ﷺ) «Her türlü Dünya varlığı.» diye cevap verdi.
Peygamberimiz (ﷺ) bir hadiste:
«Dünya düşüncesi ve sözüyle kalbinizi oyalamayınız.» buyuruyor.
Görülüyor ki, Peygamberimiz (ﷺ) Dünya'ya değil göz koymayı, onu anmayı
bile yasaklamıştır.
Ammâr İbni Saîd der ki: Hz. İsa (a.s.) havarileriyle birlikte gezide iken
bir köye uğrar. Köyün halkını yollara, öteye beriye serilmiş ölüler olarak
bulur. Arkadaşlarına: «Ey havariler cemaati! Bu köyün halkı Allah (ﷻ)'nin
gazabına uğrayarak ölmüş olmalıdır, böyle olmasaydı birbirlerini
gömerlerdi.» der.
Havariler O'na: «Ey Rûhullah! Biz bunların başlarına gelenleri bilmek
isterdik.» derler. Bunun üzerine Hz. İsa (a.s.) Allah (ﷻ)'a yalvarır.
Allah (ﷻ) da O'na: «Karanlık basınca onlara seslen, sana cevap verirler.»
diye vahyeder.
Akşam olunca Hz. İsa (a.s.) bir tümseğin üzerine çıkarak «Ey köy halkı!»
diye seslenir. Bir ses O'na «Buyur, yâ Rûhullah!» diye cevap verir. Hz. İsa
(a.s.): «Ne durumdasınız, başınızdan neler geçti?» diye sorar. «Akşam
tasasız ve endişesiz uykuya yattık, sabah olunca cehenneme yuvarlandık.»
diye cevap verir.
Hz. İsa (a.s.): «Başınıza bu hâl neden geldi?» diye sorar. «Dünya'ya
tapmamızdan ve Allah (ﷻ)'nin emrine karşı gelenlere boyun eğmemizden
dolayı.» diye cevap verir.
Hz. İsa (a.s.) «Dünya sevginiz nasıldı?» diye sorar. «Bebeğin annesini
sevdiği gibi; yüzünü bize doğru döndüğü zaman sevinir, arkasını döndüğü
zaman (işlerimiz ters gidince) üzülür, ağlardık.» diye cevap verir.
Hz. İsa (a.s.) «Niye arkadaşların bana cevap vermiyor?» diye sorar. Gizli
ses: «Çünkü onların ağızlarına ateşten gemler vurulmuş ve gemlerin öbür ucu
kaba ve sert meleklerin elinde.» diye cevap verir.
Hz. İsa (a.s.) «Sen bana nasıl cevap verebiliyorsun?» diye sorar. Gizli ses:
«Çünkü ben onların arasındaydım ama onlardan değildim. Fakat onlara gazap
inince beni de içine aldı. Şimdi cehennemin ağzına ellerimle tutunmuş sarkık
vaziyette duruyorum. Kurtulur muyum, yoksa içine mi yuvarlanırım,
bilmiyorum.» der.
Bunun üzerine Hz. İsa (a.s.) havarilere der ki: «Acı tuza batırılmış arpa
ekmeği yiyerek, kaba işlenmeden elbise giymek ve çöplükte yatmak, Dünya ve
ahiret afiyeti olunca çoktur bile.»
Sahabilerden Enes (r.a.) der ki: Peygamberimizin (ﷺ) Adlâ isminde bir
devesi vardı, hiçbir deve onunla yarışamazdı. Fakat bir gün taşralı bir
Arap, devesiyle geldi. Yapılan yarış sonunda onun devesi Peygamberimizin
(ﷺ) devesini geçti. Bu durum Müslümanlara (sahabelere) dokundu. Durumun
farkına varan Peygamberimiz (ﷺ) bize şöyle buyurdu:
«Dünya'da Allah (ﷻ) bir şeyi yükseltince bir gün onu düşürmek O'nun
kaçınılmaz hükmüdür.»
Hz. İsa (a.s.) şöyle der: «Denizin dalgaları üzerinde kim ev yapabilir? İşte
sizin Dünya'nız da böyledir, o hâlde onu yurt edinmeyin.»
Hz. İsa (a.s.)'ya «Bize Allah (ﷻ)'nin sevgisini kazandıracak bir ilim
öğret.» derler. Hz. İsa (a.s.) da «Dünya'dan nefret ediniz ki, Allah (ﷻ)
sizi sevsin.» diye cevap verir.
Ebû Derdâ (r.a.) der ki: «Peygamberimiz (ﷺ) bir gün bize: “Benim
bildiklerimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız. Dünya gözünüzde önemini
kaybeder, ahireti tercih ederdiniz.” buyurdu.» Sonra Ebû Derdâ kendisinden
şunları söylemiştir:
Şimdi de eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, başınızı alıp tepelere
çıkar, hâlinize hüngür hüngür ağlayarak Allah (ﷻ)'a yakarırdınız.
Yanınıza yalnız zarurî ihtiyaçları alır, kimseye emanet etmeksizin ve bir
daha dönmemek kararıyla mallarınızı terk edip giderdiniz.
Fakat uzak vadeli emeller kalbinizden ahiret fikrini sildi, bütün
emeklerinizin hedefi Dünya oldu. Bu yüzden hiçbir şey bilmeyenler gibi
oldunuz. Bazılarınız başına geleceklerden korktuğu için içgüdülerine körü
körüne uyan hayvanlardan daha kötüdür.
Niye birbirinizi sevmiyorsunuz? Niye birbirinize doğru yolu tavsiye
etmiyorsunuz? Oysa ki sizler Allah (ﷻ)'nin dininde ortak olan
kardeşlersiniz.
Arzularınızın birbirinden ayrılmasının sebebi, içinizin bozukluğudur. Oysa
iyilikte birleşseniz birbirinizi severdiniz.
Size ne oluyor ki, Dünya işleriyle ilgili birbirinize nasihat verdiğiniz
hâlde ahiret konusunda birbirinize nasihat etmiyorsunuz?! Hatta hiçbiriniz
sevdiği ve desteklediği kimseye bile ahiret konusunda nasihat vermiyor.
Bu durum, kalplerinizde iman zayıflığı olduğunu gösterir. Ahiretin kâr ve
zararına Dünya'nınki kadar yürekten inansanız, ahiretin peşinden koşmayı
Dünya'ya tercih ederdiniz.
Çünkü orası sizi daha çok ilgilendirir. Eğer «Yakın menfaati sevmek
kaçınılmaz bir insanî temayüldür.» derseniz, biz sizin Dünya'nın birçok
yakın vadeli menfaatlerinden, uzak vadeli hedefler uğruna fedakârlık
ettiğinizi görüyoruz.
Hatta belki de hiçbir zaman ulaşamayacağınız hedefler uğruna kendinizi türlü
türlü sıkıntılara düşürüyor, değişik çarelere başvuruyorsunuz. Ne fena
kimselersiniz ki, içinizdeki imanın tesir derecesinin bilinmesini sağlayacak
derecede imanınızı tatbikî hayatta gerçekleştirmiş değilsiniz.
Eğer Muhammed'in (ﷺ) getirdikleri hakkında bir şüpheniz varsa bize
geliniz, size her şeyi açıklayalım, kalplerinizdeki kuşkuyu giderecek
aydınlığı size gösterelim. Allah (ﷻ)'a yemin ederim ki, siz akıldan yana
eksik kimseler değilsiniz ki sizi mazur görelim.
Çünkü Dünya'nızla ilgili konularda eğriyi doğrudan ayırabiliyor ve işleriniz
karşısında isabetli tavır takınabiliyorsunuz.
Size ne oluyor ki, Dünya'nın elde ettiğiniz ufak bir kazancına seviniyor ve
elden kaçırdığınız küçük kârlarına üzülüyorsunuz? Bu durum yüz
ifadelerinizden belli olduğu gibi sözlü olarak da açığa çıkıyor. Hoşunuza
gitmeyen gelişmeleri «musibet» diye adlandırarak üzüntü sebebi yapıyorsunuz.
Öte yandan çoğunuz dininde ağır kayıplara uğradığı hâlde hiçbirinizin kılı
kıpırdamıyor, bu alandaki kayıpların üzüntüsü hiçbir kimsenin yüzünde
belirmiyor.
Yemin ederim ki, Allah (ﷻ)'nin sizinle ilgisini kestiği kanaatindeyim.
Neden derseniz, çünkü hepiniz tanıdıklarını güler yüzle karşılar, hiçbiriniz
dostunu hoş görmeyeceği şekilde karşılamak istemez. «Aynı muameleyi de ben
ondan görürüm.» korkusuyla insanlar arasındaki münasebetlerde bu inceliğin
farkındasınız da Allah (ﷻ) ile olan münasebetlerinizde aynı hassasiyeti
göstermemenin akıbetini bilmekten âciz misiniz?
İşi gücü sahtekârlığa döktünüz. Emellerinizde uzak vadeli ihtiraslardan
hiçbiri yeşillik bitmiyor! Ölümü inkâr etmek üzere saf tutmuşsunuz. Allah
(ﷻ)'nin beni sizden kurtarıp görmek istediğime (Peygamberimiz (ﷺ)'e)
kavuşturmasını ne kadar istiyorum!
Eğer O sağ olsaydı, bu gidişinize kat'iyyen göz yummazdı.
Eğer sizde hayra dönme temayülü varsa, ben size her şeyi duyurdum. Allah
(ﷻ) katındakini (ahiret sevabını) isterseniz, ona kolaylıkla
kavuşursunuz. Gerek kendi hesabıma ve gerek sizin için Allah (ﷻ)'nin
yardımını diliyorum.
Hz. İsa (a.s.) havarilerine der ki: «Ey havariler! Dünya'ya gönül verenlerin
Dünya selameti uğruna din perişanlığını göze aldıkları gibi, siz de din
selameti uğruna Dünya perişanlığını göze alın.»
Nitekim buna dair Abdullah İbni Mübarek şöyle buyurur:
«Çoklarını görüyorum ki, gayet zayıf bir dini yeterli görüyorlar.
Oysa Dünya hayatında onları aza kanaat eder göremiyorum...
O hâlde krallar dünyaları uğruna dinden nasıl bîgâne kalırlarsa,
Sen de din uğruna kralların dünyasından bîgâne kal.»
Hz. İsa (a.s.) şöyle der: «Ey kendi iyiliğini görerek Dünya peşinde koşan
kimse! Bilesin ki, senin hesabına en hayırlı olan Dünya'yı terk etmektir.»
Peygamberimiz (ﷺ) buyuruyor ki:
«Benden sonra öyle bir Dünya ile yüz yüze geleceksiniz ki, ateş odunu nasıl
yakarsa o da sizin imanınızı öyle yiyecektir.»
Allah (ﷻ) Hz. Musa'ya (a.s.) şöyle vahyetti:
«Sakın Dünya sevgisine meyletme, çünkü huzuruma getirebileceğin en ağır
günah odur.»
Bir gün Hz. Musa (a.s.) yolda yürürken ağlayan bir adama rastlar. Biraz
sonra aynı yoldan dönerken adamı yine ağlar vaziyette bulur. Gördüğü manzara
karşısında duygulanan Hz. Musa (a.s.) Allah (ﷻ)'a «Yâ Rabbi! Kulun senin
korkundan ağlıyor.» diye yakarır. Allah (ﷻ) Musa'ya şöyle bildirir:
«Yâ İmran oğlu Musa! O gördüğün adamın ağlamaktan beyni gözyaşlarıyla
birlikte aksa, ellerini kaldırsa da yere düşünceye kadar dua etse yine onu
affetmem, çünkü o Dünya'yı seviyor.»
Hz. Ali (k.v.) buyurur ki: «Şu altı meziyeti nefsinde bir araya getiren
kimse cennet için isteyecek bir şey, cehennemden de kaçacak bir yer
bırakmamış olur:
1. Allah (ﷻ)'ı tanıyıp O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak,
2. Şeytanı tanıyıp onun arzularına karşı çıkmak,
3. Hakkı tanıyıp ona bağlanmak,
4. Bâtılı tanıyıp ondan sakınmak,
5. Dünya'yı tanıyıp ondan yüz çevirmek,
6. Ahireti tanıyıp ona talip olmak.»
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh) buyurur ki:
«Allah (ﷻ) o kullarına rahmet etsin ki, Dünya'yı bir emanet bilmişler;
onu güvendikleri kimselere teslim ederek, mesuliyet yükü taşımaksızın göçüp
gittiler. Din hakkında seninle yarışmaya girişen ile sen de yarış. Dünya
konusunda seninle yarışa girenin Dünya'yı yüzüne fırlat.»
Hz. Lokman oğluna verdiği nasihatlerde şöyle der:
«Yavrum, Dünya derin bir denizdir, içinde çokları boğulmuştur. Buna göre ona
açılırken bineceğin gemi Allah (ﷻ) korkusu, geminin yükü Allah (ﷻ)'a
iman ve yelkeni Allah (ﷻ)'a tevekkül etmek olsun.
Böylelikle belki boğulmaktan kurtulursun, başka türlü kurtulacağını
sanmıyorum.»
Fudayl (r.a.) buyurur ki: «Şu ayet beni çok düşündürdü:
«Biz kullardan hangisinin daha iyi amel işleyeceğini denemek için yeryüzü
üzerindeki her şeyi ziynet hâlinde yarattık. Hiç şüphesiz, biz onun
üzerindeki her şeyi kupkuru bir toprak parçasına da çevirebiliriz.»
(Kehf Sûre-i Celilesi, 7-8)
Ehl-i hikmetten biri şöyle der: «Dünya'da karşılaştığın her şey ile senden
önce biri karşılaşmış ve senden sonra da başkası karşılaşacaktır. Senin
Dünya'dan nasibin sadece bir akşam yemeği ile bir günlük gıdadır. O hâlde
birkaç öğün yemek uğruna kendini mahvetme. Dünya'ya karşı oruçlu ve ahiretle
ilgili olarak iftar etmiş davran. Çünkü Dünya'nın sermayesi hiçlik, kazancı
cehennemdir.»
Bir keşişe «Zamanı nasıl görüyorsun?» diye sorarlar. Keşiş şöyle cevap
verir: «Vücutları eskitirken emelleri yeniler. Ölümü yakınlaştırırken
arzulanan hedefleri uzağa kaçırır.»
Yine O'na: «Peki Dünya halkı hakkında görüşün nedir?» diye sorarlar. Cevabı
şöyle olur:
«Dünya kimin eline geçiyorsa yorgun düşer, kim ona ulaşamazsa var gücüyle
peşinden koşar.»
Nitekim aynı düşünceyi bir şair şöyle ifade ediyor:
«Yüzünü güldüren bir yaşayış için Dünya'yı öven kimse,
Ömrün hakkı için çok geçmeden onu kınayacaktır.
Dünya arkasını dönük tutunca insan özlem içindedir.
Yüz verdiği zaman da sıkıntıları artar.»
Ehl-i hikmetten biri der ki: «Üzerinde ben yokken bu Dünya vardı. O yok
olurken de ben üzerinde bulunmayacağım. Burada kalmaktan da hoşnut değilim.
Çünkü hayatı pintilik, duruşu bulanıktır. Dünyalılar nimetinin elden
kaçacağından, ya başına gelecek beklenmedik bir belasından veya günü dolacak
ömürden devamlı endişe içindedirler.»
Başka bir ehl-i hikmet de şöyle der: «Dünya'nın en büyük kusuru, herkese hak
ettiğini değil, ya fazlasını ya eksiğini vermesidir.»
Süfyân es-Sevrî (r.a.) buyurur ki: «Dünya nimetlerini görmüyor musun? Sanki
Allah (ﷻ)'nin gazabına uğramışlar gibi hep ehil olmayan ellere
düşmüşlerdir.»
Ebû Süleyman ed-Dârânî (r.a.) buyurur: «Ahiretin yerleştiği bir kalbe Dünya
geldiği zaman ahireti sıkıştırıp çıkarır. Fakat Dünya'nın yerleştiği bir
kalbe ahiret girdiği zaman onu sıkıştırmaz. Çünkü ahiret şeref ve nezaket
sahibidir, ama Dünya alçaktır.»
Bu benzetme Dünya ve ahiret zıtlığı hakkında ağır bir hükme varmaktadır.
Seyyâr İbni Hakem'in (r.a.) bu mevzudaki hükmünün daha doğru olacağını
umarım. O der ki: «Dünya ile ahiret bir kalpte bir araya geldiği zaman
hangisi baskın çıkarsa öbürü ona bağlı olur.»
Mâlik İbni Dînâr (r.a.) buyurur ki: «Dünya için ne kadar üzülürsen, ahiret
düşüncesi kalbinden o kadar uzaklaşır. Buna karşılık ahiret hesabına üzüntü
duyduğun ölçüde Dünya derdinden uzak kalırsın.»
Mâlik İbni Dînâr'ın yukarıdaki sözleri Hz. Ali (r.a.)'nin şu sözünden
iktisap edilmiştir. O şöyle der:
«Dünya ve ahiret iki kuma gibidirler. Birini hoşnut ettiğin kadar diğerini
kızdırırsın.»
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh) buyurur: «Allah (ﷻ)'a yemin ederim, eski
yıllarım öyle insanlar arasında geçti ki, onların gözünde Dünya, üzerinde
yürüdükleri topraktan daha az önemliydi. Dünya batmış mı, doğmuş mu, o
tarafa mı yönelmiş yoksa şu tarafa mı, hiç umurlarında değildi.»
Adamın biri Hasan-ı Basrî (rahimehullâh)'a: «Şöyle bir adam hakkında ne
dersin: Allah (ﷻ) adama varlık vermiş, o da hem sadaka veriyor hem de
yakınlarını kolluyor. Bu servetini bol harcayarak yaşaması doğru olur mu?»
diye sorar.
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh): «Hayır, doğru olmaz. Bütün Dünya onun olsa
bile yine de zarurî ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hesaplı harcayarak
biriken servetini fakirlik günlerine saklaması gerekir.» dedi.
Fudayl (r.a.) buyurur ki: «Eğer bütün Dünya helal olarak bana bağışlansa ve
ahirette ondan dolayı hesaba çekilmeyeceğim bana bildirilse, yine de sizden
biriniz önüne çıkan leşin elbisesine bulaşmasından nasıl tiksinip kaçınırsa,
ben de Dünya'dan öyle tiksinerek kaçınırdım.»
Bildirildiğine göre Hz. Ömer (r.a.) Şam'a gelince Ebû Ubeyde (r.a.)
kendisini sade bir iple yularlanan bir devenin sırtında karşıladı.
Hz. Ömer (r.a.) Ubeyde'ye selam verdikten sonra hatırını sordu. Sonra
kaldığı eve vardı. Ortalıkta kılıcından, kalkanından ve binek takımından
başka bir şey göremedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), Ebû Ubeyde (r.a.)'ye:
«Biraz mal edinseydin.» der.
Ebû Ubeyde (r.a.)'nin cevabı şu olur: «Ey Emîrelmü'minîn! Bunlar bizi mezara
ulaştırır.»
Süfyân es-Sevrî (rahimehullâh) der ki: «Dünya'dan bedenin için, ahiretten de
kalbin için al.»
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh) buyurdu ki: «Allah (ﷻ)'a yemin ederim,
İsrailoğulları önce Allah (ﷻ)'a kulluk ettikleri hâlde Dünya'ya
tutuldukları için sonradan putlara tapmaya yöneldiler.»
Vehb (r.a.) der ki: «Bir kitapta okuduğuma göre Dünya aklı başında kimseler
için ganimet, cahiller için gaflet yeridir. Oradan ayrılıncaya kadar onu
tanıyamazlar, ayrıldıktan sonra yeniden oraya dönmek isterler fakat
dönemezler.»
Lokman-ı Hekim oğluna şöyle nasihat eder:
«Yavrum, Dünya'ya geldiğin ilk günden itibaren her geçirdiğin gün ile
Dünya'yı arkada bırakıyor ve ahireti karşılıyorsun. Her gün adım adım
yaklaştığın bir ev, adım adım uzaklaştığın evden sana daha yakındır.»
Süveyd İbni Mes'ûd (r.a.) der ki: «Dünya'dan yana işleri gelişirken ahiret
konusundaki amelleri günden güne eksildiği hâlde bu durumdan hoşnut olan
birini görürsen, bil ki bu adam yüzüstü süründüğü hâlde farkında olmayan bir
aldanmıştır.»
Amr İbni Âs (r.a.) bir gün hutbede cemaate şöyle seslendi:
«Allah (ﷻ)'a yemin ederim ki, Peygamberimiz (ﷺ)'in uzak durduğu
şeylere sizin kadar düşkün başka bir kavim görmüş değilim. Allah (ﷻ)'a
yemin ederim ki, Peygamberimiz (ﷺ)'in yanında üç kişi varsa, bir şey
almak için gelen, bir şey vermeye gelenden çok olurdu.»
Bir gün Hasan-ı Basrî (rahimehullâh):
«Ey insanlar! Hiç şüphesiz, Allah (ﷻ)'nin vaadi gerçektir. O hâlde Dünya
hayatı sizi sakın aldatmasın. Ayartıcı şeytan da Allah (ﷻ)'nin
bağışlayıcılığını ileri sürerek sizi aldatmasın.» (Fâtır Sûresi - 5) ayetini
okuduktan sonra dedi ki: «Dünya sizi aldatmasın.» diye kim buyuruyor?
Dünya'yı yaratan ve buna göre onu herkesten daha iyi anlayan Allah (ﷻ)
buyuruyor. Sakın Dünya meşguliyetlerine kendinizi kaptırmayınız. Çünkü Dünya
o kadar oyalayıcıdır ki, insan kendisine bir meşguliyet kapısı açsa
arkasından kendiliğinden neredeyse on meşguliyet kapısı daha açılır.
Zavallı âdemoğlu, helâlinin hesabı ve haramının azabı olan bir yurttan
hoşnut görünüyor. Oysaki kazancını helâlden sağlasa hesaba çekilecek, haram
yollardan sağlasa azaba çarpılacaktır.
Âdemoğlu malını az görür, ama amelini az görmez. Dinine gelen musibeti
umursamaz da Dünya'sına gelen musibete üzülür.»
Hasan-ı Basrî (r.a.) halife Ömer İbni Abdülaziz'e (r.a.) bir mektup yazdı.
Mektupta şöyle diyordu: «Selâm üzerine olsun. Sanki sen üzerine ölüm yazılıp
da ölen son insansın.»
Ömer İbni Abdülaziz de O'na şöyle cevap yazdı: «Selâm üzerine olsun. Sanki
sen Dünya'dasın ama hiçbir zaman var olmamışsın ve sanki sen ahirettesin ve
hâlen oradasın.»
Fudayl İbni İyâz (r.a.) buyurdu ki: «Dünya'nın girişi kolay, fakat çıkışı
zordur.»
Ehl-i hâlden biri der ki: «Ölümü gerçek bilen kimseye şaşarım, nasıl
sevinebilir? Cehennemi gerçek bilene de şaşarım, nasıl gülebilir? Dünya'nın
insanı nasıl değiştirdiğini görenlere şaşarım, ona nasıl güvenebilirler?
Kaderi gerçek bilenlere dahi şaşarım, niye hırsla didinirler?»
Bir gün iki yüz yaşında Necran'lı bir ihtiyar Hz. Muâviye'yi (r.a.) ziyaret
etmeye gelir. Hz. Muâviye (r.a.) O'na Dünya'yı nasıl bulduğunu sorar.
İhtiyar şu cevabı verir: «Âfet ve kıtlık yılları, bolluk yılları... Gün
günü, gece geceyi kovaladı. Kimi doğuyor, kimi ölüyor. Doğanlar olmasa insan
soyu tükenecek, ölen de olmasa Dünya insanlara dar gelecek.»
Bunun üzerine Hz. Muâviye (r.a.) ihtiyara «Ne dileğin varsa söyle.» der.
İhtiyar Hz. Muâviye'ye (r.a.) der ki: «Geçen ömrü geri getirebilir, yahut
yaklaşan eceli savabilir misin?»
Hz. Muâviye (r.a.) «Bunlara gücüm yetmez.» diye cevap verir. Bunun üzerine
ihtiyar Muâviye'ye (r.a.): «O hâlde senden hiçbir isteğim yok.» der.
Dâvûd et-Tâî (r.a.) buyurdu: «Ey âdemoğlu! Emeline kavuştun diye
seviniyorsun, ama ona ölümüne biraz daha yaklaşmak pahasına ulaşabildin.
Sonra amelini erteledin, sanki o başkasının yararına imiş.»
Bişr (r.a.) buyurdu ki: «Allah (ﷻ)'tan Dünya'yı isteyen kimse Kıyamet
Günü O'nun huzurunda uzun zaman dikili kalmayı istemiş demektir.»
Ebû Hâzim (r.a.) buyurdu ki: «Dünya'da seni sevindiren her şeye Allah (ﷻ)
seni üzecek bir şey bitiştirmiştir.»
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh) buyurur: «İnsanın ruhu Dünya'dan üç hasretle
ayrılır:
1. Biriktirdiklerine doymaz.
2. Arzu ettiklerine kavuşamaz.
3. Varmakta olduğu yere yeterince azık hazırlayamaz.»
Ehl-i Ma'rifetten birine «Zenginliğe kavuştun.» derler. O da «Zenginliğe
kavuşanlar, ancak Dünya köleliğinden âzat olunabilenlerdir.» diye cevap
verir.
Ebû Süleyman ed-Dârânî (r.a.) buyurur ki: «Kalbinizi ahiret düşüncesiyle
meşgul etmeyenler, Dünya'ya yönelen azgın arzulara karşı direnemezler.»
Mâlik İbni Dînâr (r.a.) bir gün şöyle dedi: «Dünya sevgisi üzerine hepimiz
uyuştuk. Ne birbirimize iyiliği emrediyor ne de birbirimizi kötülükten
alıkoyuyoruz. Allah (ﷻ) bizi bu durumda olduğumuz gibi bırakmaz. Allah
(ﷻ)'nin bize ne azap indireceğini keşke bilseydim!»
Ebû Hâzim (r.a.) der ki: «Azıcık dünyalık insanı birçok ahiret emelinden
alıkoyar.»
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh) der ki: «Dünya'ya önem vermeyiniz. Allah'a
yemin ederim ki, Dünya yalnız ona önem vermeyenlere yaramıştır. Allah (ﷻ)
bir kulun iyiliğini dilerse ona önce bir miktar dünyalık verir, sonra bir
müddet arkasını keser. Verilen bitince yine verir. Kul dünyalığa önem vermez
olunca o zaman ona bol bol verir.»
Âriflerden biri Allah (ﷻ)'a şöyle dua ederdi: «Ey senin iznin olmadan
yere düşmesin diye göğü tutan Allah! Dünya'yı tut ki, üzerime gelmesin.»
Muhammed İbni Münkedir (r.a.) buyurdu ki: «İnsan hiç bozmadan bütün günler
oruç tutsa, hiç uyumadan geceleri ibadetle geçirse, bütün malını sadaka
olarak dağıtsa, Allah (ﷻ) yolunda cihad etse ve Allah (ﷻ)'nin
haramlarından kaçınsa; fakat Kıyamet Günü Allah (ﷻ)'nin huzuruna
getirilince onun için: “Bu adam, Allah (ﷻ)'nin hor gördüğünü gözünde
yüceltti ve Allah (ﷻ)'nin önem verdiğini gözünde küçümsedi.” denirse
durumu ne olur, biliyor musun? Hangimiz öyle değiliz ki! Hepimiz işlediği
kusur ve günahlarla birlikte Dünya'yı yüce görüyoruz.»
Ebû Hâzim (r.a.) buyurdu ki: «Hem Dünya hem de ahiret kazancı çetinleşti.
Ahiret kazancının zorluğu şundandır: O konuda yardım edecek kimse
bulamıyorsun. Dünya kazancının çetinleşmesine gelince bu konuda nereye el
atarsan senden daha önce konmuş bir eğri adam görürsün.»
Ebû Hüreyre (r.a.) buyuruyor ki: «Dünya, gökle yer arasında eski bir torba
gibi asılıdır. Allah (ﷻ) onu yarattığı günden onu yok edeceği güne kadar:
“Yâ Rabb’i! Yâ Rabbi! Niye beni hor görüyor, tarafıma bakmıyorsun?” diye
devamlı olarak Allah (ﷻ)'a seslenir. Allah (ﷻ) da O'na: “Sus, ey
hiçlik!” diye cevap verir.»
Abdullah İbni Mübarek (r.a.) buyurdu ki: «Bir taraftan Dünya sevgisi, öbür
yandan işlenen günahlar kalbi kuşatmışlardır. İyilik ona nereden sızabilsin
ki!»
Vehb İbni Müebbih (r.a.) der ki: «Dünya'nın herhangi bir şeyine kalbi
sevinen kimse hikmetten sapmıştır. Azgın arzularını ayak altına alabilen
kimse şeytanı gölgesinden ayırmış olur. Ameli, havaî arzularına baskın çıkan
kimse galiptir.»
Bişr'e «Falan adam öldü.» derler. O da: «Dünya'da biriktirdi, ahirete göçtü,
kendine yazık etti.» diye cevap verir. «O şunu şunu yapardı.» deyip adam
hesabına birkaç kalem iyilik sayarlar. Bişr der ki: «Dünyalık biriktirme
peşinde koştuğuna göre onların hiçbir faydası yok.»
Âriflerden biri der ki: «Dünya bizden nefret ettiği hâlde biz onu seviyoruz.
Bir de bizi sevseydi o zaman ne yapardık acaba?»
Ehl-i hikmetten bir zata «Dünya kimindir?» diye sorarlar. O da: «Onun
peşinden koşmayanlarındır.» der. «Peki ahiret kimindir?» diye sorarlar. O
da: «Ona talip olanlarındır.» diye cevap verir.
Yine ehl-i hikmetten bir zat der ki: «Dünya bir yıkıntı yeridir. Onu
onaranın kalbi daha köhne bir harabedir. Cennet bakımlı bir evdir. Onu
arayan kalp ise daha âlimli bir mamuredir.»
Cüneyd el-Bağdâdî (r.a.) buyurdu ki: «İmâm-ı Şâfiî (r.a.) Dünya'da hak
diliyle konuşan müritlerden idi. Bir mümin kardeşine Allah (ﷻ) hakkında
vaaz etti ve onu Allah (ﷻ)'la korkutarak şunları söyledi: “Ey kardeşim!
Dünya kaygan bir bataklık ve bir zillet yurdudur. Gösterişli yapıları
yıkılışa doğru gider. Onun sakinleri mezarlık yolcularıdır. Düzeni
dağınıklığa varır. Zenginliği fakirliğe çıkar. Oradaki bolluk kıtlıktır,
kıtlığında ise bolluk vardır. Allah (ﷻ)'tan kork. O'nun sana ayırdığı
rızka razı ol. Geçici yurdundan devamlı yurduna hazırlıksız göçme. Çünkü
senin hayatın geçici bir gölge, yıkılmaya yüz tutmuş bir duvardır. Amelini
çok ve emelini az eyle.”»
İbrahim İbni Edhem (r.a.) adamın birine: «Rüya'da bir dirhem parayı mı,
yoksa uyanık iken eline geçen bir dinar parayı mı tercih edersin?» diye
sorar.
Adam: «Tabii, uyanık iken elime geçen dinarı tercih ederim.» diye cevap
verir. İbni Edhem adama der ki: «Doğru söylemedin. Çünkü Dünya'da elde etmek
istediğin her şey, rüyada elde etmek istediğin şey gibidir. Buna karşılık
tercihini kazanmamış olan ahiret ameli, uyanık iken ele geçecek şeyi
istememen gibidir.»
İsmâil İbni Ayyaş (r.a.) buyurdu ki: «Dostlarımız Dünya'ya “dişi domuz”
adını verirler de “Bizden ırak ol ey dişi domuz!” derlerdi. Bundan daha
çirkin bir isim bulsalardı, Dünya'ya onu takarlardı.»
Ka'b İbni Ahbâr (r.a.) der ki: «Dünya'ya öyle tutulacaksınız ki, ona ve
halkına köle olacaksınız.»
Yahyâ İbni Muâz er-Râzî (r.a.) der ki: «Şu üç kimse akıllıdır:
1. Dünya ona yüz çevirmeden önce kendisi ona yüz çeviren,
2. İçine girmeden önce mezarını hazırlayan,
3. Huzuruna varmadan önce Yaradan'ın hoşnutluğunu kazanan kimse.
«Dünya öyle uğursuzdur ki, içine dalman şurada dursun, onun özlemi bile seni
Allah (ﷻ)'a ibadet etmekten alıkoyar.»
Bekir İbni Abdullâh (r.a.) der ki: «Dünya'ya yine Dünya ile karşı koymak
isteyenler, saman ile ateşi söndürmeye kalkışanlar gibidirler.»
Bindâr (r.a.) der ki: «Dünya düşkünlerini, Dünya peşine düşmemekten
bahsederken gördüğüm zaman bilesin ki onlar şeytanın maskaraları
arasındadır. Dünya'ya yönelenleri ihtiras ateşi yakar, küle çevirir.
Ahirete yönelenleri ahiret aşkı arıtıp yararlanılabilir sikke hâline
getirir. Allah (ﷻ)'a yönelenleri tevhid ateşi yakar, paha biçilmez bir
cevher hâline getirir.»
Hz. Ali (k.v.) buyurur ki: «Dünya şu altı şeyden ibarettir:
1. Yiyecekler, 2. İçecekler, 3. Giyecekler, 4. Binekler, 5. Nikâhlıklar, 6.
Güzel kokular.
Yiyeceklerin en değerlisi baldır. Hâlbuki o bir sineğin yiyeceğidir.
İçeceklerin en değerlisi sudur, ama onda iyi kötü herkes müsavîdir.
Giyeceklerin en değerlisi ipektir, o da bir böcek dokumasıdır. Bineklerin en
değerlisi attır, onun da sırtında adam öldürülür. Nikâhlıkların en değerlisi
kadındır. O da pis yeri içinde pis yeridir. Kadın en güzel yerini ziynetler,
hâlbuki onun en çirkin yeri arzu edilir. Güzel kokuların en değerlisi
misktir. O ise kandır.»