|
Abdestsiz namaz sahih olmadığı gibi, nefy ve isbât ile mânevi hastalıklar şifâ bulmadan, farz, vacib ve sünnetler hariç, amellerden bir fayda elde edilemez (Nefy ve isbât: "Lâ ilâhe illellah" zikri). Şu üç şeyin hangisinin daha faziletli olduğunu sormuşsunuz: a) Nefy ve isbât yani Lâ ilâhe illellah zikri mi? b) Kur'an okumak mı? c) Kunutu (kıyamı, ayakta durmayı) uzatarak namaz kılmak mı? Bilesin ki; Nefy ve isbât, namazın şartı olan abdest gibidir. Abdest olmadığı zaman, namaza başlamak, sahih olmaz. Aynı şekilde farzlar, vacipler ve sünnetler hariç olmak üzere; nefy ve isbat muamelesi tamam olmadıkça, her amel malâyani yani faydasız, boş işler sınıfına dahildir. Yapılması gereken, öncelikle hastalığın giderilmesidir. Bu tedâvi işi de nefy ve isbata bağlıdır. Bu tedâviden sonra, bedene yararlı gıda gibi olan ibadetlerle ve diğer güzel amellerle meşgul olunur. Hastalığın iyileşmesinden önce alınan her gıda bozuk ve bozucudur. Yani hem faydasızdır hem de hastalığın şiddetlenmesinden başka bir işe yaramaz. Bir mısra: Her ne alırsa illetli, olur illet (Hasta ne yese dokunur, hastalığı artar). Bu muamelenin tamam olduğunun tesbiti gerekmez. Çün ki, o haletin kendisi tamam olduğunu söyler (Yani "Lâ ilâhe illellah" zikri ile meşgul olanın ulaştığı hal, hastalıktan kurtulduğunu ortaya koyar). [Nefy ve isbât: " لاَ اِلَهَ اِلاََّالله مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ " Lâ ilâhe illellah Muhemmedün Resûlüllah... (Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhammed Allah'ın resûlüdür) Üstteki güzel kelime, tarikatı, hakikati ve şeriatı içerisinde bulundurmaktadır. Salik, nefy (Lâ) makamında olduğu sürece, tarikat makamındadır. Bu nefy işini tamamen bitirip, bütün yabancıları nazarından sildiğinde, tarikatı tamamlamış olur ve fenâ makâmına vasıl olur. Nefyden sonra isbat (İlla) makamına gelir ve sülûktan cezbeye meyleder ise, hakikat mertebesine ulaşır ve bekâ ile vasıflanmış olur. İşte anlatılan bu nefy ve isbat, bu tarikat ve hakikat, bu fenâ ve bekâ, bu sülûk ve cezbe ile gerçek anlamda velilik elde edilir. Nefis ise, kötülüğü emredici yani emmare olmaktan çıkıp mutmainne olmaya döner. Pâk ve temiz bir hale gelir. Nefy (Lâ) – Sülûk – Tarîkât – Fenâ İsbât (İllâ) – Cezbe – Hakîkât – Bekâ Nefs-i mutmainne: Nefis vakarlı ve boyun eğecek bir vaziyete gelince, ondan tüm kötü sıfatlar alınır ve güzel sıfatlarla donatılır. Böylece o, küfür karanlığından imân aydınlığına, tüm kötü sıfatların zulmetinden iyi sıfatların nuruna ulaşır. Nefis, küfür karanlığı ve onun vasıflarından kurtulup, muhalefet ve inadından vazgeçince, ilâhî emre boyun eğer; Allahu Teâlâ da ondan râzı olur. Bu mertebede, Allah sevgisiyle basîret gözü açılan insan, her zerrede Cenâb-ı Hakk’ı müşâhede ederek îmanda sürçmeyecek bir seviyeye ulaşır. Şüphe, korku vb. bütün beşerî zaaflarından kurtulur ve gerçek anlamda gönül huzûruna kavuşur.] |