Âhirette Allahu Teâlâ'yı görmenin dünyadaki karşılığı namazda vâki olmaktadır (namazda meydana gelmektedir).

Bilesin ki;

Dünyada namaz mertebesi, âhirette Allahu Teâlâ'yı görme (rüyet) mertebesidir.

Dünyada yakınlığın nihâyeti namazdadır. Âhirette yakınlığın nihayeti ise Allahu Teâlâ'yı görmededir (rüyettedir).

Sâir ibadetler de, namaz için birer vesiledir. Ama namaz, esas maksadlar arasındadır.

Âhirette Allahu Teâlâ'yı görmek, bir şeyin aracılığı olmadan ve perdesiz olacaktır.

Bir hadis-i sahihte şöyle geldi:

– "Kul namaza girdiği zaman, Rabbi ile arasında bulunan perde kalkar."

Üstte anlatılan hakîkat kapsamında namaz, müminin mi'râcı olmuştur. Ondan alınacak bol haz da, perde kendileri için kalkan, kavuşmuş sondakilerin (müntehilerin) nasibidir. Bunların namazda iken Rableri ile aralarında bir aracının olmayacağı ve perdenin kalkacağı gerçeği, yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şerifin mânâsı ile sabit olmuştur.

Üstte anlatılan marifet, bu Fakir'e (İmam-ı Rabbanî Hazretleri kendisini kastediyor) verilen ledünni ilimlerin özelliklerindendir. Bu ilimler, katıksız lütuf ve ihsan (fazl ü kerem) olarak verilmiştir. Bu ilimlerin hakikati kendi şahsında da bizzat gerçekleşmiştir (Yani namaza girdiğinde Rabbi ile arasındaki perde kalkmaktadır).

[Ledün ilmi: İlâhî sırlara âit ilim; sâdece Cenâb-ı Hakk’a mâlûm olan, ancak dilediği peygamber ve velîlerine öğrettiği ilâhî sırları anlama–bilme ilmi (vukuf ilmi), gayb ilmi, bâtın ilmi. Akıl veya nakil yoluyla değil, kalple ve doğrudan Allah'tan öğrenilen ilim. Allahu Teâlâ'nın ihsânı olarak, çalışmadan kavuşulan ilim.]

Bir şiir:

Ben bir bahçe gibiyim, oraya bahar
Bulutlarından; zülâl yağmurlar yağar.

Şu da bir başka güzel şiir:

Padişah çalarsa kapısını kocakarının;
Olmaya gidesin yolunmasına bıyığının.