|
Hakîkât-i Kur'an Dâiresi’nde Seyr (Vahdet-i Vücûd adlı eserden) Hakikat-i Kâ'be seyrini sona erdiren tasavvuf yolcusu, Hakikat-i Kur'an Dairesi'nde seyre başlar. Bu makamda; başlangıç olarak, Hazret-i Zat'ın nitelendirilemez bir genişlikle her şeyi kuşatması kendini gösterir. Bu makam için "genişlik" deyiminin kullanılması, kelime alanının darlığından dolayıdır. Bu makamda, Kur'an'ın özünde gizlenmiş olan mânalar belirir. Kur'an'ın her harfi altında, kulu yöneldiği amaca eriştiren sonsuz bir yakınlık ve ma'rifet deryası bulunur. Kur'an okunurken her harfin derinliğinden öyle haller ve muameleler elverir ve Sevgilinin Zâtı her harfte öyle has ve yüce bir şân ile belirir ki, hayret üzere hayret artırır ve âşıkların gönüllerini ava getirir. Bu makamda Kur'an okunduğu vakit okuyanın dili, Hak Teâlâ'nın Hazret-i Mûsâ'ya seslendiği ağaç hükmünü alır ve Kur'ân'ı okumak için bütün kalıp lisan olur. Burada yakınlığın (nisbetin) yüceliği öyle bir derecededir ki, Üç Kemâlat (Kemâlât-ı Nübüvvet, Kemâlât-ı Risâlet ve Kemâlât-ı Ulü'l-azm Dâireleri) ve hatta o büyüklük ve ululuğu ile birlikte Hakikat-i Kâ'be, bu genişlik ve yüceliğin (Hakîkât-i Kur'an Dâiresi’nin) aşağısında görülür. Bu makamda, o nitelendirilemez genişlik ve kuşatmanın kaynağı olan Hazret-i Zât'a murakabe edilir. Feyzin geliş yeri, birleşik halde bütün latifelerdir. |