Mecazî İslâm'dan kurtulup hakikî İslâm'a kavuşmak için has velâyetle müşerref olmak gerekir. Bu hâle ulaşmadan evvel kılınan namaz, namazın sûretidir.

Bilesin ki;

Şeriatın bir sûreti, bir de hakîkati vardır.

Şeriatın sûreti: Allah'a, Allah'ın Resulüne, Allah katından gelenlere imân ettikten sonra, şeriatın hükümlerini yerine getirmektir.

Kötülüğü emreden nefsin (nefs-i emmarenin) çekişmesine, azgınlığına, yaratılışında bulunan inkârın varlığına rağmen imân etmek, imânın sûretidir.

O nefste, anlatılan sıfatlar mevcut iken kılınan namaz ve tutulan oruç da namazın ve orucun sûretidir.

Şeriatın diğer hükümleri de aynı kıyasa tâbidir.

Ne zaman ki, Sübhan Allah'ın fazlı ile nefis mutmainne makamına ulaşır, Şânı Büyük Allah'ın hükmüne boyun eğer; işte o zaman, hakîki islâm müyesser olur ve imânın hakikati hâsıl olur. Bundan sonra da her ne yapar ise o, hakîkat olur (yaptıkları sûret olmaktan kurtulur).

Namazını eda eder ise bu, namazın hakîkati olur.

Oruç tutar ise, bu, orucun hakîkati olur.

Eğer hacca gider ise bu, haccın hakîkati olur.

Kalan şer'i hükümler de bu kıyasa tâbidir.

Tarîkat ve hakîkat vazifelerinin her biri; şeriatın sûreti ile hakîkati arasında bir vâsıtadır.

Bir kimse, has velâyetle müşerref olmadan, gerçek olmayıp gerçeğine benzeyen islâm'dan, yani mecazî islâm'dan kurtulup, hakikî islâm'a kavuşamaz.

(Demek ki namazın hakîkatına ulaşmak için, imânın hakikatına ulaşmak gerek. İmânın hakîkatine ulaşmak için de hâs velâyetle şereflenmek gerek. Hâs velâyetle şereflenmek için de tarikat ve hakikat gerek. Cümle özetlenecek olursa; namazın hakîkatına ulaşmak için tarikat ve hakikat gerek. – Müellif)