|
Namaz mi'racdır. Kulun rabbine en yakın olduğu andır. Namaz, İslâm'ın beş erkânından ikincisidir. Her ne kadar kendisi bir cüz ise de tüm ibadetleri bünyesinde toplamış olması sebebiyle ona bütün (külliyet) hükmü verilmiştir. Hakka yaklaştıran ibâdetlerin tümünden daha yüksektir. Âlemlerin Efendisi Resulûllah (s.a.v) Efendimiz'e Allahu Teâlâ'yı görme (rüyet) devleti; Mi'rac Gecesi Cennet'te müyesser olmuştur. Bu dünyaya indikten sonra da bu rüyet, bu hayata münasip bir şekilde namazda müyesser olmuştur. Bu anlamda, Resulûllah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuştur: – «Namaz mü'minin mi'racıdır.» – «Kulun, Rabbına en yakın olduğu an namazdadır.» Resulûllah (s.a.v) Efendimiz'in kâmil mânâda tâbilerine (kendisine en iyi şekilde uyanlara), bu rüyet devletinden bolca nasip vardır. Zira, hakikî mânâda rüyet, bu dünya hayatında takat getirilebilecek yani dayanılabilecek, güç yetirilebilecek bir şey değildir. Eğer Allahu Teâlâ, namazı emretmemiş olsaydı; maksudun, yani istenilenin yüzünden perdeyi kim açabilirdi? Kim matlubun, yani taleb edilenin yolunda talep edene bir delil olabilirdi? ('İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî' cümlesiyle ifade edilen var olmanın yegâne gâyesini kim elde edebilirdi?) Gamlılara lezzet getiren namazdır. Uzaklık ve ayrılık kederinden, eleminden hasta olanlara rahat getiren namazdır. Resulûllah (s.a.v) Efendimiz'in: – «Beni rahata kavuştur ey Bilâl.» Emri bu mânâyı anlatır. – «Gözümün nûru namazdadır.» Mânâsındaki hadis-i şerif de anlatılan temenninin (yani kul ile Rabbi arasındaki perdelerin kalktığının) bir işaretidir. Namazın haricinde ve namazın hakîkatini anlamadan elde edilen zevkler, vecdler, ilimler, mârifetler, haller, mâkamlar, nûrlar, renkler, hallerin değişmesi ve sükûnet bulması, şekli belli olan ve olmayan tecelliler, halden hale değişen ve değişmeyen olağan dışı şeyler hemen hepsi gölge ve misâllerdir. Bunların kaynağı ise vehim ve hayâldir (asıl ve gerçek olan ise namazın hakîkatidir). |