Namazda ta'dil-i erkânla birlikte müstehabları yerine getirmeye de azâmi dikkat gösterilmelidir.

Henüz fırsat kaçmış değildir. Esaslı düşünmek yerinde olur. Bu işin ana ilkesi, gönül birliği olanlarla sohbettir (yani evliyâullah ile birlikte olmaktır). Bu devlet nâsib olmaz ise, vakitler Allah'ın zikrine harcanmalıdır. Zikre aykırı düşen, her şeyden de kaçmalıdır.

İşin kolayına kaçmadan, şeriatın emir buyurduğu helâl ve haramlara güzelce riâyet etmelidir.

Beş vakit namazı cemaatle kılmaya riâyet etmelidir. Ta'dil-i erkâna da tam mânası ile riâyete çalışınız.

İmamın ilk tekbirine yetişmeyi terk etmemelidir; bu tekbirde onunla beraber olmalıdır.

Namazı müstehab vaktinde kılmaya dikkat etmelidir.

Namazda, sünnet olan mikdar Kur'an okumalıdır.

Rükûda ve secdede, vücud itminan bulup, sükûnet üzere olmalıdır. Çün ki bu: Ya farzdır yahut vacibdir. Tercih edilen hüküm budur.

Ayakta iken de, tam bir şekilde dik durmalıdır. Şöyle ki: Her uzuv yerini bulup kendisine ait bu yerde kalmalıdır.

Rükûdan tam olarak doğrulduktan sonra da, tumaninet lâzımdır (Yani vücud normal bir vaziyette sakin kalmalıdır). Bu da, hükümlerin farklı olmasına, yani âlimlerin farklı görüşlerine göre; ya farzdır yahut vacibdir.

Bu tumaninet, iki secde arasındaki oturmada da, lâzımdır. Oturduktan sonra, vücud sükûnet bulmalıdır. Tıpkı rükûdan ayağa kalkıldığında olduğu gibi.

Rükû ve secde tesbihleri, hükümlerin farklı olmasına göre; en azı üç olmak üzere; daha fazlası yediye veya on bire kadar çıkabilir.

İmâmın okuyacağı tesbih, kendisine uyanların güç yetireceği sayıda olmalıdır (yani kendisine uyanlardan hasta, yaşlı, abdestini tutmada zorlanan vb. kimselerin bulunmasına veya bulunması ihtimaline göre olmalıdır).

İnsan, tek başına namaz kıldığı ve gücü yettiği zaman, üç kereden az tesbih okumaktan utanmalıdır. Hatta, beş kere veya yedi kere okumalıdır.

Secde edileceği zaman; önce yere vücudun en yakın kısmı konmalıdır. Meselâ şu sırayla: Diz, eller, burun, alın... Bu yere koyma işine önce sağdan başlamalıdır. Yani: Dizlerini ve ellerini yere koyarken. Secdeden kalkacağı zaman da, önce semâya en yakın uzvunu kaldırmalıdır.  Meselâ: Önce alnını kaldırmalıdır. (Bu yakınlık durumu, ayakta duran bir insanın uzuvlarının yere veya semâya yakınlığıdır.)

Ayakta iken, secde yerine bakılmalıdır. Rükûda ise; ayakların üstüne bakılmalıdır. Secdede iken, burnun ucuna bakılmalıdır. Otururken ellere bakılmalıdır.

Namazda göz, dağınık yerlere bakmaktan alınır ve anlatılan yerlere bakarsa, namazın, gönül huzuru içerisinde edâsı müyesser olur. Aynı zamanda, huşû hâsıl olur. Nitekim, Resulûllah (s.a.v) Efendimiz'den nakledilen de budur.

Rükûda iken, parmaklar açılmalıdır; secdede iken de birleştirilmelidir. Buna riâyet etmek lâzımdır. Parmakları açıp kapamak faydasız değil; çok çok faydalıdır. Şeriat Sahibi, Resulûllah (s.a.v) Efendimiz, bu fayda düşüncesiyle, onları yapmayı emretmiştir. Bizim için, Resulûllah (s.a.v) Efendimiz'e tâbi olmaya denk gelecek hiçbir fayda yoktur. Ona ve âline salât ve selâm olsun.

Bütün bu anlatılan hükümler, fıkıh kitaplarında ayrıntıları ile târif edilmiş, anlatılmıştır. Burada anlattıklarımızdan maksadımız, fıkıh ilminin gerektirdiğine göre amel etmeye teşviktir.

Allahu Teâlâ bizleri, yakîn derecesindeki sağlam itikada ulaştırdıktan sonra; hepimizi şer'î ilimler uyarınca amel işlemede başarılı eylesin. Resullerin efendisi hürmetine. En faziletli salât, en mükemmel selâm O'na ve diğer resullere ve her birinin âline olsun.

Namazın faziletlerini öğrenme, onun kemalâtı konusunda bilgi sahibi olma arzu ve isteğini kendinizde bulursanız, peş peşe sıralanan şu üç mektuba (260-261-263) müracaat edip onları dikkatle okumalısınız.