|
Namazdan çalmak. En kötü hırsız, namazından çalandır. Bu zamanda (günümüzden yaklaşık dört yüz yıl önce) insanların pek çoğu, namazın edâsında gevşek davranmaktadırlar. Namazda itminâna ve ta'dil-i erkâna da, kayıtsız kalmaktadırlar (Rükûnlar arasında sükûneti ve bir tesbih okuyacak kadar durmayı önemsememektedirler). Dolayası ile istedim ki, bu babda, zaruri olarak, kuvvetlice ve abartı ile üstünde dura dura bazı hususları yazayım. [Ta'dili Erkân: Şartları düzgün yapmak, şartlarda adâlet, anlamına gelir. Namazla ilgili bir terim olarak; rükûnların (farzların) hakkını vermek, itminan halinde bulunmak, hareketlerden sonra durmak yahut kalkma-eğilme eylemlerini birbirinden ayıracak şekilde iki hareket arasında sâkin bulunmak. İtminan: Her rükûnda âzaların sükûnet bulması. Rükûnların birbirine eklenmemesi, aralarında sâkin durularak rükûnların birbirinden ayrılması.] Bu yazılanları, dikkatle dinleyip anlamak gerek. Resulullah (s.a.v) Efendimiz, bir gün ashaba sordu: – "Hırsızlığın en kötüsü nedir bilir misiniz?" Dediler ki: – En iyi bilen, Allah ve Resûlüdür. Bunun üzerine, Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: – "En kötü hırsız, namazından çalandır. Yani namaz erkânını ikmâl etmez; onu kemâl üzere edâ etmez (rükûnlarını tamamlamaz, onu eksik yapar)." Bir nakil de şöyledir: Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: – "Hırsızların en kötüsü, o kimsedir ki; kıldığı namazından çalar." Şöyle sordular: – Ya Resûlallah, o kimse, kıldığı namazından nasıl çalabilir? Buna cevap olarak, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: – "Rükûunu ve secdelerini tamam etmemek sûreti ile." Resulullah (s.a.v) Efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu: – "Rükû ile secdeler arasında belini düzeltmeyen kimsenin namazına Allah nazar etmez." Resulullah (s.a.v) Efendimiz, rükûunu ve secdeleri tam yapmayan bir kimseyi gördü ve şöyle buyurdu: – "Sen hiç korkmaz mısın? Eğer bu halinde ölecek olsan, Muhammed Dini'nden başka bir din üzerine ölürsün." Resulullah (s.a.v) Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurdu: – "Sizden hiçbirinizin namazı tamam olmaz; tâ rükûdan tamamen kalkıp belini de doğrulttuktan sonra her uzuv yerine gelinceye kadar." Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: – "Bir kimse, iki secde arasında oturmadıkça, belini doğrultup onu sabit tutmadıkça namazı tamam olmaz." Resulullah (s.a.v) Efendimiz, bir gün namaz kılan birinin yanından geçti; gördü ki, rükûunu ve secdesini, oturmasını, kalkmasını, hülâsa namazın erkânını tamam etmiyor. Şöyle buyurdu: – "Eğer bu halinde ölecek olsan, kıyâmet günü benim ümmetimden olduğun söylenemez." Bir başka yerde ise, şöyle buyurduğu anlatılmıştır: – "Bu durumda ölecek olsan, Muhammed Dini'nden başka bir din üzere ölmüş olursun." Ebu Hüreyre (r.a) şöyle anlattı: – Bir şahıs altmış sene namaz kılar; ama, onun bu namazlarından bir tanesi dahi kabul edilmez. Bu o kimsedir ki, rükûunu ve secdelerini tamamlamaz. Hırsızların en kötüsü olmamak için, bu hırsızlıktan sakınmak zarûri görülmektedir. Namaz niyeti, kalb huzuru ile olmalıdır. Zira, namaz, niyet hâsıl olmadan geçerli (sahih) olmaz. Namazda okunan Kur'an da doğru okunmalıdır. Rükû, sücud, oturma ve kalkma itminan ile olmalıdır (Her rükünde âzalar sükûnet bulmalı, birbirine eklenmemeli, sâkin bulunarak her rükün birbirinden ayrılmalıdır). Yani rükûdan kalkarken, tam kalkmalı; bir tesbih okuyacak kadar da öyle durmalıdır. İki secde arasında da, bir tesbih okuyacak kadar oturmalıdır. Böylece oturma ve kalkmada itminan gerçekleşmiş olacaktır. Bir kimse, anlatıldığı gibi yapmazsa; kendisini hırsızlar zümresine katmış ve (hadis-i şerifte zikredilen) tehdide muhatab olmuş olur. Şöyle anlatıldı: – Zeyd b.Vehb (r.a) birinin namaz kıldığını gördü; adam rükûunu ve secdelerini tam yapmıyordu. Onu çağırdı ve sordu: – Kaç senedir böyle namaz kılarsın? O kimse, cevap verdi: – Kırk senedir. Bunun üzerine, Zeyd b.Vehb (r.a) şöyle dedi: – Sen bu kırk sene içinde hiç namaz kılmamış oluyorsun. Bu halde ölsen, Muhammed'in (s.a.v) sünnetinden başka bir yolda ölmüş olursun. Şöyle anlatıldı: – Mü’min bir kul namazını kıldığı zaman, rükûunu ve secdelerini de güzel edâ ederse, onun namazında bir güzellik ve nûr olur. Melekler o namazı, semâya çıkarırlar. O namaz da, kılan için duâ eder ve şöyle der: – Sen beni koruduğun gibi, Allahu Teâlâ da seni korusun. Şâyet o kimse, namazı güzel kılmazsa, o namaz karanlık (zulmetli) olur. Melekler de onu istemezler ve semâya da çıkarmazlar. O namaz da, kılana şerli bedduâ eder ve şöyle der: – Sen beni nasıl zayi ettinse, Allah da seni zayi etsin. (Zayi olmak: Ziyan olmak, boşa gitmek, kaybolmak) Namaz tam bir şekilde eksiksiz edâ edilmelidir. Ta'dil-i erkâna (rükünlerde adâlete, hakkını vererek, her şeyin sünnet üzere yapılmasına), oturmalara ve kalkmalara tam riâyet edilmelidir. Namazı tamam kılmaları ve tumaninete (oturuş ve kalkışlarda azaların sükûnet bulmasına) ta'dil-i erkâna (rükûnlar arasında en az bir tesbih okuyacak kadar durmaya) riâyet etmeleri için başkalarına da rehberlik edip anlatmalıdır. Çün ki insanların pek çoğu, bu devletten mahrumdur. Bu amel, bütünüyle terk edilmiş durumdadır. Bunu ihyâ etmek, İslâm'da önemli vazifelerin en önemlisidir. Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: – "Öldürüldükten sonra bir kimse sünnetimi canlandırırsa, onun için yüz şehid sevabı vardır." Bilesin ki; Cemâatle namaz kılarken, saflar düzeltilmelidir. Saftakilerden hiçbiri, ileri veya geri durmamalıdır. Herkesin aynı hizada olmasına gayret etmek lâzımdır. Resulullah (s.a.v) Efendimiz, önce safları düzeltir; sonra namaza başlardı. Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: – "Safların düzeltilmesi, namazın ikamesindendir." (Namazın tamam olması için, yapılması gerekenlerdendir.) (Namazda yanılma sonucu oluşan eksikliği gidermek için de sehiv (yanılma) secdesi yapılmalıdır.) Resulullah (s.a.v) Efendimiz, dört rekâtlı farzın birinde, ikinci rekâtı kıldıktan sonra selâm verdi. Bunu gören Zülyedeyn (r.a), Resulullah (s.a.v) Efendimiz'e şöyle buyurdu: – Ya Resûlallah, namazı kısalttın mı, yoksa unuttun mu? Zülyedeyn'in (r.a) doğru söylediği sabit olunca da, Efendimiz (s.a.v) kalktı; iki rekât daha kıldıktan sonra, sehiv secdesi yaptı.
[Sehiv secdesi: Namazda
yanılma, unutma veya dalgınlık gibi durumlar yüzünden namazın sonunda
yapılan secdedir. Namazda, unutarak bir rüknün (farzın) geciktirilmesi,
tekrarlanması veya öne alınması ya da bir vacibin terk edilmesi,
geciktirilmesi veya değiştirilmesi hâlinde noksanlığın telafi edilmesi
için yapılan secdedir ve vacibdir. |