|
UYAN GÖZÜN AÇ
Uyan gözün aç durma yalvar
güzel Allah'a
Yolundan izin ayırma yalvar güzel Allah'a
Her geceyi kaaim ol her
gündüzü saim ol
Hem zikr ile daim ol yalvar güzel Allah'a
Bir gün bu gözün görmez hem
kulağın işitmez
Bu fırsat ele girmez yalvar güzel Allah'a
Aslığı ganimet bil her saati
nimet bil
Gizlice ibadet kıl yalvar güzel Allah'a
Ömrünü hiçe sayma kendini oda
yakma
Her şam u seher yatma yalvar güzel Allah'a
Hey nice yatırsun dur olma bu
safadan dur
Bahr-ı keremi boldur yalvar güzel Allah'a
Her vakt-i seherde bir lûtfu
gelir Allah'ın
Ol vakt uyanır kalbin yalvar güzel Allah'a
Allah'ın adın yâd et, can ile
dili şâd et
Bülbül gibi feryat et yalvar güzel Allah'a
Gel imdi Niyaziyle Allah'a
niyaz eyle
Hacatı dıraz eyle yalvar güzel Allah'a
Osmanlıca
HÜDA DAVET EDER
Hüda davet eder elhamdülillah
Bu can dosta gider elhamdülillah
Hakikat Şehrine çün rihlet oldu
Gönül durmaz uyar elhamdülillah
Duyaldan can ü dil vaslı habibi
Hem okur hem yazar elhamdülillah
Yakın geldi tulua Şems-i ruhum
Bugün kevnim doğar elhamdülillah
İlim dedikleridir halveti yar
Kamu ağyar gider elhamdülillah
Şehadet mansıbıdır ali mansıb
Bize veriliser elhamdülillah
Görüde mani yüzünden cemali
Bozuldu hep suver elhamdülillah
Biliştik bunda hem ihsanlar etti
Nasibimiz kadar elhamdülillah
Ne gam giderse dünyadan Niyazi
Visaline erer elhamdülillah
Osmanlıca
VAİZ
Bugün bir meclise vardım oturmuş pend ider
vaiz
Okur açmış kitabını bu halkı ağlatır vaiz
İki bölmüş cihan halkın birini cennete salmış
Eliyle kürsüden biri tamuya sarkıtır vaiz
Çıkar ağzından ateşler yakar şeytan-ı melunu
Sanırsın yedi tamunun azabı kendidir vaiz
Tamuya şöyle doldurmuş içinde yok duracak yer
Ana yerleştirir halka acep hizmettedir vaiz
Yaraşır va'z ana hakkı ki yanar yakılır her
dem
Niyazi'nin hemen ancak cihanda adıdır vaiz
Osmanlıca
ALLAH HU DİYEN
Tende canım canda cananımdır Allah Hu diyen
Dilde sırrım serde sübhanımdır Allah Hu diyen
Dest-i kudretle yazılmış yüzüne ayât-ı Hakk
Gönlümün tahtında sultanımdır Allah Hu diyen
Cümle a'zâdan gelir zikr-i ene'l Hakk nâ'rası
Cism içinde zâr-ı efgânımdır Allah Hu diyen
Giceler ta subh olunca inletir bu dert beni
Derdimin içinde dermanımdır Allah Hu diyen
Yere göğe sığmayan bir müminin kalbindedir
Katremin içinde ummanımdır Allah Hu diyen
Kisve-i tenden muarra seyreder bu gönlümü
Çarh uran abdal-ı üryanımdır Allah Hu diyen
Her kişide kendiden akreb olan dost zâtıdır
Ey Niyazi dilde mihmânımdır Allah Hu diyen
Osmanlıca
BAHR İÇİNDE KATREYİM
Bahr içinde katreyim bahr oldu hayran bana
Ferş içinde zerreyim arş oldu seyran bana
Dost göründü çun ayan kalmadı bir şey nihan
Tufan olursa cihan bir katre tufan bana
Surette ne'm var benim sirettedir madenim
Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana
Kaf-ı dil ankasıyım sırrın aşinasıyım
Endişelen hasıyım ad oldu insan bana
Niyazi'nin dilinden Yunus'durur söyleyen
Herkese çun can gerek Yunus durur can bana
Osmanlıca
YA RESULALLAH
Zuhur-ı kainatın madenisin ya Resulallah
Rumuz-ı küntü kenz'in mahzenisin ya Resulallah
Beşer denen bu alem ki senin suretle şahsındır
Hakikatte hüviyette değilsin ya Resulallah
Vücudun cümle mevcudatı nice cami' olduysa
Dahi ilmin muhit oldu kamusun ya Resulallah
Dehanın menba-ı esrar ilm-i min ledünnidir
Hakayık ilminin sen mahremisin ya Resulallah
Ne kim geldi cihana hem dahi her kim gelisedir
İçinde cümlenin ser-askerisin ya Resulallah
Cihan bağında insan bir şecerdir gayriler
yaprak
Nebiler meyvedir sen zübdesisin ya Resulallah
Şefaat kılmasan varlık Niyazi'yi yoğ ederdi
Vücudun zahmının sen merhemisin ya Resulallah
Osmanlıca
DERVİŞ OLAN
Derviş olan aşık gerek yolunda hem sadık gerek
Bağrı anın yanık gerek can gözleri açık gerek
Alçaktan alçak yürüye toprak içinde çürüye
Aşk ateşinde eriye altın gibi sızmak gerek
Zikr-i Hakka meşgul ola, yana yana ta kül ola
Her kim diler makbul ola tevhide boyanmak gerek
Eyven kişi yol alamaz maksudunu tez bulamaz
Yoğ olmayan var olamaz varını dağıtmak gerek
Dervişlerin en alçağı buğday içinde burçağı
Bu Mısri gibi balçığı her bir ayak basmak gerek
Osmanlıca
BULAN ÖZÜNÜ
Bulan özünü gören yüzünü
Bir yüzü dahi görmek dilemez
Vuslatta olan hayrette kalan
Aklın diremez kendin bulamaz
Her şam u seher odlara yanar
Her benzi solar ağlar gülemez
Aşık olagör sadık olagör
Cehd eylemeyen menzil alamaz
Meftun olalı mecnun olalı
Bu Mısri dahi akla gelemez
Osmanlıca
SENDE BUL
İster isen bulasın cananı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Kendi mir'atında gözle anı sen
Gayre bakma sende iste sende bul
Her sıfat kim sende var izle anı
Gör ne sırdan feyz alır gözle anı
İrişince zatına özle anı
Gayre bakma sende iste sende bul
Kenz-i mahfi âşikâr hep sendedir
Yaz u kış, leyl ü nehâr hep sendedir
İki âlemde ne var hep sendedir
Gayre bakma sende iste sende bul
Men-aref sırrına ir ko gafleti
Gör ne remz eyler bu insan sureti
Haşr ü neşr ile tamu'yu cenneti
Gayre bakma sende iste sende bul
Haşr-i suri halin inkar eyleme
Gülşen iken yerini hor eyleme
Enfüsü afakı bil âr eyleme
Gayre bakma sende iste sende bul
Zat-ı Hakkı anla zatındır senin
Hem sıfatı hep sıfatındır senin
Sen seni bilmek necâtındır senin
Gayre bakma sende iste sende bul
Sureti terk eyle mâna bulagör
Ko sıfat-ı bahr-i zâta dala gör
Ey Niyazi şark u garba dola gör
Gayre bakma sende iste sende bul
Osmanlıca
ARZULARSIN
Nadanı terk etmeden, yaranı arzularsın
Hayvanı sen geçmeden insanı arzularsın
Men arefe nefsehu kad arefe rabbehu
Nefsini sen bilmeden Sübhan'ı arzularsın
Sen bu evin kapusun henüz bulup açmadan
İçindeki kenz-i bîpayan'ı arzularsın
Taşra üfürmek ile yalınlanır mı ocak
Yönün Hakk'a dönmeden ihsanı arzularsın
Dağlar gibi kuşatmış benlik günahı seni
Günahını bilmeden gufranı arzularsın
Sen şarabı içmeden serhoş-u mest olmadan
Nicesi Hak emrine fermanı arzularsın
Cevzin yeşil kabuğunu yemekle tad bulunmaz
Zahir ile ey fakih Kur'an-ı arzularsın
Gurbetliğe düşmeden mihnete sataşmadan
Kebap olup pişmeden büryanı arzularsın
Yabandasın evin yok bir yanmış ocağın yok
Issız dağın başında mihmanı arzularsın
Ben bağ ile bostanı gezdim hıyar bulmadım
Sen söğüt ağacından rumman'ı arzularsın
Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
Yunus'leyin Niyazi irfanı arzularsın
Osmanlıca
AŞKA DÜŞ
Zühdünü ko, aşka düş ehl-i cenan
etsin seni
Pîr-i
aşka kulluk et canane can etsin seni
Bir zeman bülbül gibi
efgânın
ağdır göklere
Şol kadar kıl naleyi kim gülistan etsin seni
Ar u namusun bırak, şöhret
kabasından soyun
Giy melamet hırkasın kim ol nihan etsin seni
Yüzünü yerler gibi ayaklar altında
ko kim
Hak teala başlar üzre asüman etsin seni
Verme rahat nefsine daim gaza-yı
ekber et
Ka'be-yi dil fetholup darül-eman etsin seni
Gel Niyazi'nin elinden bir kadeh
nuş eyle kim
Mahvedip nam u nişanın bî-nişan etsin seni
Osmanlıca
VARİDAT
Can kuşunun her zeman ezkârıdır
Varidat
Akl u hayalin heman efkarıdır Varidat
İşidicek adını duydu canım tadını
Bildim ki ariflerin esrarıdır Varidat
Sıdkile gönlün sever görmeye canım
iver
Anın
içün kim Hakk'ın emvarıdır Varidat
Ol dürr-i yekdane'nin kadri
bilinmez anın
Bu dil-i viyrane'nin mi'marıdır Varidat
Gerçi kütüb çok yazar İlm-i
Ledün'den haber
Cümlesi bir bağçedir ezkarıdır Varidat
İlm-i Füsus'la tamu odları söner
kamu
Anın yerinde biten gülzarıdır Varidat
Muhyeddin ü Bedrettin etdiler ihyay-ı
din
Derya Niyazi "Füsus" enkarıdır "Varidat"
Osmanlıca
DOST
Bakıp cemal-i yare çağırırım dost
dost
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost
Aşkın ile dolmuşum zühdümü
yanılmışım
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost
Mescid ü meyhanede, hanede
viyranede
Ka'be'de büthanede çağırırım dost dost
Sular gibi çağ çağ dolaşırım dağ
dağ
Hayran bana sol u sağ çağırırım dost dost
Geldim cihane garib, oldum güle
andelib
Herdem ciğerler delip çağırırım dost dost
Dünya gamından geçip, yokluğa kanat
açıp
Aşk ile daim uçup çağırırım dost dost
Aradığım candadır, canda ve hem
tendedir
Bilir iken bendedir çağırırım dost dost
Gah düşerim mutlak'a, gah asl u geh
mülhak'a
Bakıp kamudan Hakk'a çağırırım dost dost
Dolunmaz ol hal ü had min-el ezel
ta ebed
Unulmaz asla bu derd çağırırım dost dost
Hep görünen dost yüzü andan ayırmam
gözü
Gitmez dilimden sözü çağırırım dost dost
Derya olunca nefes parelenince
kafes
Ta kesilince bu ses çağırırım dost dost
Ne yerdeyim ne gökde, ne ölüyüm ne
zinde
Her yerde her zamanda çağırırım dost dost
Geldim o dost ilinden koka koka
gülünden
Niyazi'nin dilinden çağırırım dost dost
Osmanlıca
ANLAR BİZİ
Zat-ı Hakk'da mahrem-i irfan olan
anlar bizi
İlm-i sır'da bahr-i bî-payan olan anlar bizi
Bu fena gülzarına talib olanlar
anlamaz
Vech-i baki hüsnüne hayran olan anlar bizi
Dünye vü ukba'yı tamir eylemekten
geçmişiz
Her taraftan yıkılıp viyran olan anlar bizi
Biz şol Abdal'ız bırakdık
eğnimizden şalımız
Varlığından soyunup üryan olan anlar bizi
Kahr u lütfu şey'-i vahid bilmeyen
çekdi azab
Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi
Zahid'a ayık dururken anlamazsın
sen bizi
Cür'a-yı safi içip mestan olan anlar bizi
Arifin her bir sözünü duymağa insan
gerek
Bu cihanda sanmanız hayvan olan anlar bizi
Ey Niyazi katremiz deryaye saldık
biz bu gün
Katre nice anlasın umman olan anlar bizi
Halkı
koyup LÂMEKAN
ilinde menzil tutalı
Mısri'ya şol canlara canan olan anlar bizi
Osmanlıca
YAĞMA
Sevdim seni hep varım yağmadır alan
alsın
Gördüm seni efkarım yağmadır alan alsın
Aldın çü beni benden geçdim bu can
u tenden
Aklım dahi her varım yağmadır alan alsın
Ben varlığımı atdım dost varlığına
yetdim
Her uslu'ya bazarım yağmadır alan alsın
Geçdim ben ad u san'dan çıkdım ben
o dükkândan
Hep ırz ile vekarım yağmadır alan alsın
Geldi dile dildarım buldum gül ü
gülzârım
Şimdengeru hep varım yağmadır alan alsın
Sen gaib ü hazırsın her halime
nazırsın
Ahval ile etvarım yağmadır alan alsın
Çün buldu gönül yarim terk eyledim
ağyarim
Iyman ile zünnarım yağmadır alan alsın
Mısri'ye vücub imkan bir oldu kamu
a'yan
Taat ile ezkarım yağmadır alan alsın
Osmanlıca
KESRET - VAHDET
Oldum çü mahv-ı mahz-ı zat, buldum
vücudumdan necat
Ben içmişim ab-ı hayat, ermez bana herkiz memat
Ben dost yolunda varımı terk
eyledim önden sonra
Küfrile iymandan geçüp a'yanda bulmuşam sebat
Her kande baksam görünür gözlerime
sırr-ı ezel
Her şey ulaşıp aslına çıktı aradan kainat
Dost ile ben dost olalı, zevkiyle
işret bulalı
Zayf-ı mükerremdir bu can hep yediğim kand ü nebat
Halvet'den ettim rıhleti, kesretde
buldum vahdet'i
Bazar'da düzdüm halveti, ruz u şeb'im iyd ü berat
Gördüm bu alemler kamu benim
vücudumla dolu
Bir olmuş "Uçmağ" u "Tamu", cümle bana olmuş sıfat
Her ne yana kim eğilem, ol yana her
şey eğilir
Olmuş Niyazi hep senin sayelerin sitti cihat
Osmanlıca
GÖNLÜM SANA
Çün sana gönlüm
mübtela düştü
Derd ü gam bana aşina düştü
Zühd ü takva'ya
yar idim evvel
Aşk ile benden hep cüda düştü
Vaiz eydür gel
aşkı terk eyle
Bendeyim sabrım bî-vefa düştü
Nice terk etsin
aşkı şol aşık
Ana karşı sen mehlika düştü
Vechini görsem
dağılır aklım
Zülfün ana çün mukteda düştü
Kim seni buldu,
kendi yok oldu
Vaslına ey dost can baha düştü
Aşka uşşakın davet
etmişsin
Can kulağına ol seda düştü
Bu Niyazi'nin hiç
vücudunda
Zerre komadı hep yaka düştü
Osmanlıca
GARİB BÜLBÜL
Ey garib bülbül diyarın kandedir
Bir haber ver gül-izârın
kandedir
Sen bu yolda kimseye yar olmadın
Var senin elbette
yarin kandedir
Arttı günden güne feryadın senin
Ah u efgân
oldu mu'tadın senin
Aşk içinde kimdir üstadın senin
Bu senin sabru kararın kandedir
Bir enisin yok acep hayrettesin
Rahatı terk eyledin
mihnetdesin
Gice gündüz bilmeyip hayretdesin
Ya senin leyl ü neharın kandedir
Ne göründü güle karşı gözüne
Ne büründü baktığınca özüne
Kimse mahrem olmadı hiç razına
Bilmediler şehsuvar'ın kandedir
Gökte uçarken seni indirdiler
Çâr
anâsır
bendlerine urdular
Nûr
iken adın Niyazi verdiler
Şol ezelki i'tibarın kandedir
Osmanlıca
ŞEYDA BÜLBÜL
Ey bülbül-i şeyda yine efgane mi
geldin
Azm-i gül edip zar ile giryane mi geldin
Pervane gibi ateşe daim can atarsın
Evvelde bu aşk oduna sen yane mi geldin
Yağmur gibi yağarsa bela sen baş
açarsın
Can veremeye dost yoluna kurbane mi geldin
Her şey çalışır bir sıfatı eyleye
ma'mur
Sen cümle sıfat ilini viyrane mi geldin
Vech-i Ehadiyyet ki şu eşyada
görünmüş
Bu kesrete ancak anı seyrane mi geldin
Bir kimse senin olmadı hiç raz'ına
mahrem
Bilmem bu cihan içine yekdane mi geldin
Bu haste Niyazi'ye şifa remzin
edersin
Derde düşen derdine dermane mi geldin
Osmanlıca
GÜL - BÜLBÜL
Gül müdür, bülbül müdür şol zar u
efgan eyleyen?
Ten midir, ya dil midir, hem Arş'ı seyran eyleyen?
Nar u bad u ab u hak'in gel haber
ver aslını
Kim bunların
her birini emre ferman eyleyen?
Ateşin germiyyetinin sırrını duygur
bize
Ki hılaf üzre anı kimdir gülistan eyleyen?
Yelde kimdir geh nesim ü geh saba
zevkin veren
Gahi hışmiyle nice büldan'ı viyran eyleyen?
Kimdir anı, bana göster, şol
sularda durmayup
Ruz u şeb yüz üstüne aşkile cevlan eyleyen?
Hak ne ma'dendir, biter andan
maadin, geh nebat
Kim dir anı gahi hayvan, gahi insan eyleyen?
Ay u gün, yıldızları kim döndürür,
ver gil haber
Hem ne sır için dönerler, bunca devran eyleyen?
Bade birdir, saki bir, meclisdeki
yaran da bir
Badenin keyfiyyetini kim dir elvan eyleyen?
Kiminin mescidde boynun eğdirip,
âbid eden
Kimini meyhanede, serhoş u sekran eyleyen?
Zahid'in benzin sarartıp, ağlatan
kim, hem nedir
Kafirin küfrü, dahi fasık'da isyan eyleyen?
Halkdan ayırmış yüzünü, pünhana
çekmiş özünü
Ne arar kendini halkdan böyle pünhan eyleyen?
Görse mecnunu gönül, bî-ihtiyar
mail olur
Liyk görmez ol yüzü kesretde tuğyan
eyleyen
Ehl-i derd uşşakı kimdir zar u giryan eyleyen?
Kim bu sırdan kimini mahrum
edüp cahil eyleyen?
Vahdet ehli cümlede bir yüzü seyran
ettiler
Kimini mahrem edinip, ehl-i irfan
eyleyen?
Ey Niyazi kim vücudun terkederse ol
dürür
Cümle yüzler içre ol bir yüzü seyran eyleyen
Osmanlıca
İNSAN-I KÂMİL
Hak yolunun
rehberi nefesidir kamilin
Dil tahtının serveri mefesidir kamilin
Nefsini mat
eyleyen, ref'i-memat eyleyen
Nefh-i hayat eyleyen nefesidir kamilin
İsteyu git ademi,
ademde bul ademi
Sırr-ı nefahtü demi nefesidir kamilin
Sure-yi Necm'i oku
anlagıl vahyi Hakk'ı
Bilesin o mantıkı nefesidir kamilin
Ruhül-Kudüs
demini, ademde iste anı
Ölmüş gönülün canı nefesidir kamilin
Maye-yi zat
denilen, fayz-i necat denilen
Ab-ı hayat denilen nefesidir kamilin
Diri kılan
tenleri, zinde eden canları
Kaldıran ölenleri nefesidir kamilin
Mevtaya etse
nefes, her yaneden gele ses
Haşreden ey hakşinas nefesidir kamilin
Niyazi'yi can eden
zerresini kan eden
Katresin umman eden bir demidir kamilin
Osmanlıca
EY TÂRİKAT ERLERİ
Ey tarikat erleri, ey tarikat
pirleri
Bir nişan verin bana, ol bînişan
kandedir?
Kandedir dostun yolu, kande açılır
gülü
Dost bağçesi bülbülü, gül-i handan kandedir?
Aradım bahr ü berr'i bulmadım ben
bu sırrı
Cism ü candan içeru gizli sultan kandedir?
Bildim ki can tendedir, ten can ile
zindedir
Amma nidem bilmedim, cane canan kandedir?
Niyazi'ye can olan, sırrında sultan
olan
Diyn ü hem iyman olan ol bîmekan kandedir?
Osmanlıca
CEVAP
Ey gönül gel ağlama, zari zari inleme
Pirden aldım haberi, o bînişan sendedir
Sendedir dostun ili, sende açılır gülü
Söyler bu can bülbülü, gül-i handan sendedir
Gezme gel bahr ü berr'i, kendinde işte sırrı
Cism ü cana hükmeden gizli sultan sendedir
Anladınsa sen seni, bildinse can u teni
Gayri ne var ey gönül, cane canan sendedir
Ten tahtıdır bu canın, can tahtıdır cananın
Ey Niyazi şübhesiz, ol bîmekan sendedir
Osmanlıca
EY ZAHİD
Zâhida
suret gözetme içeru
gir
can'e bak
Vechi üzre gör ne yazmış Defter-i Rahman'e bak
Mushaf-ı hüsnünde
yazılmış "Hüvallah" ayeti
Gel inanmazsan gir oku mekteb-i irfan'e bak
Çeşmini
gösterdiğince
âşıkın
canın alır
Leblerin açdıkça cân
nefheyleyen canan'e bak
Zülfünün her bir
telinde bağlı bin mecnunu gör
Hattı'nın leylindeki yüz-bin meh-i tâban'a
bak
Ateş-i ruhsar ile
yanmış kararmış çehresi
Harf libasından muarra nokta-yi üryan'e bak
Hep mülâzım
kulluğunda bu cihanın şehleri
Kapusunda padişahlar kul olan sultan'e bak
Âlem
anın hüsnünün şerhinde olmuş bir kitab
Metnin istersen Niyazi suret-i insan'e bak
Osmanlıca
DERMAN ARARDIM
Derman arardım derdime derdim bana
derman imiş
Burhan arardım aslıma aslım bana burhan imiş
Sağ u solum gözler idim dost yüzünü
görsem deyu
Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş
Öyle sanırdım ayriyem, dost
gayridir ben gayriyem
Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş
Savm u salat u haccile sanma biter
zahid işin
İnsan-ı Kamil olmağa lazım olan irfan imiş
Kanden gelir yolun senin ya kande
varır menzilin
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş
Mürşid gerektir bildire Hakkı sana
hakkel-yakin
Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş
Her mürşide dil verme kim yolunu
sarpa oğratır
Mürşidi kamil olanın gayet yolu asan imiş
Anla heman bir söz dürür yokuş
değildir düz dürür
Alem kamu bir yüz dürür gören anı hayran imiş
İşit Niyazi'nin sözün bir nesne
örtmez Hak yüzün
Hak'tan ayan bir nesne yok gözsüzlere pinhan
imiş
Osmanlıca
AĞYAR KALMADI
Ben sanurdum alem içre bana hiç yar
kalmadı
Ben beni terk eyledim bildim ki ağyar kalmadı
Cümle eşyada göründüm har var gülzâr
yok
Hep gülistan oldu alem şimdi hiç har kalmadı
Gice gündüz zar u efgan eyleyüp
inlerdi dil
Bilmezem noldu kesildi ah ile zar kalmadı
Gitdi kesret geldi vahdet oldu
halvet dost ile
Hep Hak oldu cümle alem şehr ü bazar kalmadı
Din, diyanet, adet ü şöhret kamu
vardı yele
Ey Niyazi noldu sende kayd-ı dindar kalmadı
Osmanlıca
CANDAN GEÇMEK
Kim ki candan geçmez ise diyn bize
yar olmasın
Ar u ırz ile gelip aşıklara bar olmasın
Gam yükün aşık olan daim çeke
gelmişdürür
Duymayan dost derdini aşka giriftar olmasın
Derd uyutmaz, rahat etmez gice
gündüz aşıkı
Şol ki bülbüldür güle karşı nice zar olmasın
Zevk-i taatle kimesne hal-i aşkı
anlamaz
Talib-i sadık ise belinde zünnar olmasın
Remz-i Hak'ka mahrem olmak değmenin
karı değil
Kim dilerse aşk ile yar olsun ağyar olmasın
Zerrece aşk oldu kimde olsa yakar
varlığın
Aşk odu ister ki Hak'dan gayrı hiç var olmasın
Cümle efkarın hurufun cem'idüp
tevhid ile
Nokta-yı vahdet'de haşrol gayrı efkar olmasın
Ey Niyazi hal-i aşkı herkese faş
eyleme
Sırr-ı Hak'dır ana bîgâne
haberdar olmasın
Osmanlıca
SOR
Rumuz-i enbiyayı vakıf-ı esrar
olandan sor
Enel-Hak sırrını candan geçüp ber-dar olandan sor
Yürü var ehl-i tecrid'i alayık
ehline sor
Anı can u cihanı terkedüp deyyar olandan sor
Gehi kahrın, gehi lütfun kemalin
bilmek istersen
Fena ender fena'da yok olup hem var olandan sor
Dila bu Mantıkkuttayr'ı fesahat
ehli anlamaz
Bunu ancak ya Attar u yahut tayyar olandan sor
Anadan doğma gözsüzler kemahi
görmez eşyayı
Niyazi vech-i dildarı Ulül-ebsar olandan sor
Osmanlıca
ÂŞK
Ey gönül gel gayriden geç aşka eyle
iktida
Zümre-yi ehl-i hakikat anı kılmış mukteda
Cümle mevdudat u ma'lumat'a aşk
akdem dürür
Ziyra aşkın evveline bulmadılar ibtida
Hem dahi cümle fena buldukta aşk
baki kalır
Bu sebebden didiler kim aşka yoktur intiha
Dilerem senden Hüda'ya eyle tefikın
refik
Bir nefes gönlüm senin aşkından etme-gel cüda
Masiva-yı aşkının sevdasını
gönlümden al
Aşkını eyle iki alemde bana aşina
Aşkile tamu'da olmak cennetidir
aşıkın
Liyk cennetde olursa tamu'dur aşksız ana
Ey Niyazi mürşid istersen bu yolda
aşka uy
Enbiya vü evliya'ya aşk oluptur rehnüma
Osmanlıca
DİVÂNE
Padişah'a aşkını humhane kıl
Masiva'yı aşkına bîgane kıl
Zikr ü fikrinle beni pür nur idüp
Mest ü medhuş eyleyüp divane kıl
Benliğimdir senden ayıran beni
Varlığım şehrini yık virane kıl
Mürg-i ruhum meylini kes gayrıdan
Şol cemalin şem'ine pervane kıl
Gönlümü mir'at-ı vech-i zat idüp
Ol tecelli'le beni mestane kıl
Cezbe-yi feyz'in şerabın doldurup
Bu Niyazi bendeni meyhane kıl
Osmanlıca
MÂSİVA
Dönmek ister gönlüm cümle sivadan
Dönelüm aşıklar Mevla derdiyle
Geçmek ister gönlüm mülk-i fenadan
Dönelüm aşıklar Mevla derdiyle
Derde düşen aşık nitsin cihanı
Derd ehlinün daim yanmakta canı
Döner arzulayı vasl-ı cananı
Dönelüm aşıklar Mevla derdiyle
Ay ü gün yıldızlar hem nuh felekler
Arşun etrafında saf saf melekler
Meydan-ı ışkunda cevlan iderler
Dönelüm aşıklar Mevla derdiyle
Ta'n eyleme zahid benüm halim
Dahl eyleme hergiz bu devranum
Dermanı dönmede buldum canuma
Dönelüm aşıklar Mevla derdiyle
Baş açup girdim ışk meydanına
Mansur olurum ene'l-Hak darına
Yanmakta Niyazi şevkun narına
Dönelüm aşıklar Mevla derdiyle
Osmanlıca
YOL
Ya Rab, bize ihsan it vuslat yolını
göster
Surette koma can it, uzlet yolını göster
Eyledi heva garet, oldı işümüz adad
Dergahın ulı gayet, kudret yolını göster
Nefsümi hevadan kes, kalbümi
riyadan kes
Meylümi sivadan kes, halvet yolını göster
Talim idüp esmayı, bildür bize
eşyayı
Duymağa "Ev edna" yı, hikmet yolını göster
Candan sana talib kıl, her taate
ragıb kıl
Bir pire müsahib kıl, hidmet yolını göster
Har içre biter gülzar, tan içre
doğar envar
Her şeyde tecellin var, ruyet yolını göster
Şol kim ola vuslatta, halvet ola
celvette
Bu Mısri'ye kesrette, vahdet yolını göster
Osmanlıca
UMARIZ DERMAN
Ey Kerim Allah ey Gani Sultan
Dertliyüz Senden umarız derman
Lûtfuna had yok ihsâna payan
Dertliyüz Senden umarız derman
Gerçi kullarda masiyyet çoktur
Rahmetin Mevla dahi artukdur
Gayriden bize hiç meded yoktur
Dertliyüz senden umarız derman
Gel dimezisen bîgünahkara
Bir adem kadir mi yol vara
Çare yok senden olmasa çare
Dertliyüz Senden umarız derman
Şuna kim bir heda geldi
Feyz-i akdesten aşina geldi
Bir cefasına bin safa geldi
Dertliyüz Senden umarız derman
Bu Niyazi çün zikrune düşdi
Dün ü gün gönli fikrine düşdi
Zatuna iren şükrüne düşdi
Dertliyüz Senden umarız derman
Osmanlıca
GEL ALLAH'A DÖNELİM
Hevaya yiter gönül, gel Allah'a
dönelüm gel
Siva ise yiter gönül, gel Allah'a dönelüm gel
Nice bir sevelüm gayrı, nice bir
olalım ayrı
Analum vuslat-ı yarı, gel Allah'a dönelüm gel
Bize Hak'dan gel olmadın, ecel kösi
çalmadın
Canun Azrail almadan, gel Allah'a dönelüm gel
Özenmez misün ol yara, ki
aldanmışsın ağyara
Seni azdırmış emmare, gel Allah'a dönelüm gel
Taleb kıl her seher gahı, yürekten
eylegil ahı
Sevenler buldı Allah'ı, gel Allah'a dönelüm gel
Soralım gel bilenlere, külli boyun
virenlere
Visaline irenlere, gel Allah'a dönelüm gel
Niyazi'ye olup haldaş, olursun gel
yola yoldaş
Döküp gözlerümüzden yaş, gel Allah'a dönelüm gel
Osmanlıca
İNLEMEK
İnile ey dertli gönül inile
Ehl-i derdün inliyecek çağıdur
Gel tımar et yaranı sen ışk ile
Yaralarun onulacak çağıdur
Sen nedim idün evvel ol şah ile
İmtihan içün gelüpsin bu ile
Şol ki gafletle yatup itmez tareb
Gövdesinde yok mı ola can aceb
Uşda vahdet gülleri açıldı hep
Bülbülüm efgan idecek çağıdur
İnlemek sana yaraşur dert ile
Hem gözin kan ağliyacak çağıdur
Yok kararı gönlümün bilmem neden
Kasd ider bin pare olur bu beden
Var ise gitmek diler bu areden
Aslına azm eyleyecek çağıdur
Hakkı anunla itmeden bundan ubur
Mevtün elçisi gelicek çağıdur
İy Niyazi dünyada itmez huzur
Şol kişi kim olmaya ehl-i gurur
Osmanlıca
DERVİŞ
Derviş olan kişinün sözleri umman
olur
Salik-i Hak olanun rahına bürhan olur
İlm-i ledün dersini arif olan
kişiler
Haste-dil olanların derdine Lokman olur
Her seher efgan idüp bülbüli hayran
ider
Dide-i giryan idüp sinesi büryan olur
Beyt-i dili pak olur zikr-i Hakkı
işiden
Sabr u kararı gider işleri devran olur
Şem-i cemali döner pervane-i aşıkun
Zan ider ol cahilun devr ile isyan olur
Münkirleri dahi ider kime sözünüz
dimez
Yine işi anlara lutf ile ihsan olur
Sanma Niyazi özün derviş oluptur
senün
Derviş olan kişiler şöylece sultan olur
Osmanlıca
VAR OLMAK
Kim ki ışkun darına berdar olur
Cümle uşşak içre ol serdar olur
Bunda uşşakı yakan o akıbet
Nara İbrahim gibi gülzar olur
Korkma tamudan ger aşık isen
Bülbül olanın yiri gülzâr
olur
Cennet-i irfana dahil olanun
Kande baksa gördügi didar olur
Gözsiz onalanlar ol yüzi göremezler
Anı gören hep ulu'l-ebsar olur
Dünyanun lezzatına aldanma kim
Bir gün ola cümle zehr-i mar olur
Tac u tahtı kulluğuna ol şehün
Virürsen devletin tekrar olur
Ger kabul odunsa şah oldun ebed
Kande böyle assılı bazar olur
İlla tac ü tahtunla olmaz vasl-ı
yar
Adet oldur ana can isar olur
Kim ki kendün yoh iderse Mısri'ya
Yoklığun dağılmasında var olur
Osmanlıca
CAN GÖZÜ
Derviş olan aşık gerek, yolunda hem
sadık gerek
Bağrı onun yanık gerek, can gözleri açık gerek
Alçaktan alçak yürüye, toprak
içinde çürüye
Işk ateşinde eriye, altun gibi zarmak gerek
Zikr-i Hakka meşgul ola, yana yana
ta kül ola
Her kim diler makbul ola, tevhide boyanmak gerek
Eyven kişi yol alamaz, maksudunu
tiz bulamaz
Yok olmayan var olamaz, varını dağıtmak gerek
Dervişlerin en alçağı, buğday
içinde burçağı
Bu Mısri gibi balçığı, her bir ayak basmak gerek
Osmanlıca
MANSUR
İşkun kime yar olur, daim işi zar
olur
Dinmez gözünün yaşi, yanar içi nar olur
Sevda-yı zülfün kimün takıldı
gerdanına
Mansur gibi akıbet yolında berdar olur
Leyla-yı ışkun senün, her kimi
Mecnun ider
Firkat odına yakup, her gice bîmar olur
Varlık cibalun kesüp, dost iline
yol ider
Ferhad'leyin gözinun, yaşları pınar olur
İbrahim Edhem'i derviş iden
ışkundur
Derdüne düşen şahun tahtı tar mar olur
Ben de arı terk idüp girdüm bu
dervişliğe
Her kim senün ışkına düşdi ise bî-ar olur
Bu yolda canun viren canan alur
yirine
Işkı dükkanında anun canıyla bazar olur
İy dilber-i ruhani al koma iş bu
canı
Sevdana düşeliden dünya bana dar olur
Terk it Niyazi seni bul
anda ol sultanı
Her kim canından geçer ol vasıl-ı yar olur
Osmanlıca
HABERSİZ
Kös-i rihlet çaldı mevt amma henüz
can bî-haber
Asker-i azaya lerze düşdi sultan bî-haber
Günde bir taş-ı bina-yı ömrümün
düşdi yire
Can yatar gafil binası oldı viran bî-haber
Dil bekası Hak fenası istedi mülk-i
tenim
Bir devasız derde düştüm ah ki Lokman bî-haber
Bir ticaret kılamadım nakd-i ömür
oldı heba
Yola geldim lakin göçmüş cümle kârban
bî-haber
Çün gel oldu yalınız girdim yola tenha garib
Dide giryan sine püryan akıl hayran bî-haber
Azığım yok yazığım çok, yolda dürlü
korku var
Yolımu alursa n'ola ger div ü şeytan bî-haber
Yol erü yolda gerekdür çağ-u çıplak
aç-u tok
Mısri'ye gel didi sana çünkü canan bî-haber
Osmanlıca
YA MUHAMMED
Yine dil nâtunı
söyler Muhammed
Dil ü cân
mülkini toylar Muhammed
Sen ol sultan-ı kevneynsin ki
mahluk
Senün medhinde acizler Muhammed
Giyüp hil'at-i levlâki
boyuna
Düşüptür saye serviler Muhammed
Alur şems ü kamer nurı yüzünden
Saçun "velleyli" yeldalar Muhammed
Kaşundur "Kabe Kavseyn ev-edna"
Teründür açılur güller Muhammed
Boyun eğmiş dudur çeşmüne hayran
Çemen sahnında sünbüller Muhammed
Lebün la'li dehanun madinüdür
Lisanun vahy-i Hak söyler Muhammed
Şu vaktin kim çıkup gezdün semayı
Bulup Hazrette rifatler Muhammed
Kamu ervah-ı peygamber hem emlak
Seni iclale gelmişler Muhammed
Seni şah-ı ilim
kılup ol anda
Kamusı ümmet oldılar Muhammed
Niçin olmayalar ümmet ki Hakkun
Rızâsın
sende buldular Muhammed
Ne noksan ire cahına kılursan
Niyazi'ye şefâatler
Muhammed
Osmanlıca
TEVHİD
Hakkı seven aşıklarun, eğlencesi
tevhid olur
Işk oduna yanıklarun, eğlencesi tevhid olur
Durmaz isim sürer dili, sorar müdam
doğrı yolı
Gerçek aradığın bile, eğlencesi tevhid olur
İzinden ayırmaz gözüni, canla tutar
sözüni
Görmeğe iver yüzini, eğlencesi tevhid olur
Halkun arasından çıkar, tevhidi
görse can atar
Bülbül gibi daim öter, eğlencesi tevhid olur
Mal ü menalın terk ider, ehl ü
iyalin terk ider
Halüyle kalün terk ider, eğlencesi tevhid olur
Dünya vü ahiret perdesin, ardına
atar cümlesin
Kor masiva eğlencesin,
eğlencesi tevhid olur
Mırıya ayan kişinün gider çürüğü
işinün
İçindeki can kuşunun eğlencesi tevhid olur
Osmanlıca
|