|
Sümmani'nin gerçek adı
Hüseyin olup, babası Kasımoğulları'ndan Hasan'dır. 1861 yılında Erzurum ili,
Narman ilçesi, Samikale Köyü'nde doğmuştur. Kendileri bu köye Kafkaslardan
gelmişlerdir. Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlamakta idi Hüseyin 10–11
yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı. Hüseyin'in
genellikle danalarını otlattığı yer Ablaktaş'tır: Bir gün Şekerli Düzü' ne
hayvanlarını otlatmaya tek başına gider. Hüseyin, kendisine doğru bir atlının
geldiğini görür. Atlı, Hüseyin'e selam verir ve adını öğrenmek ister. Çok aç
olduğunu söyleyip ondan ekmek ister. Köylerinde nerede misafir olabileceğini
sorar. Hüseyin üç arpa ekmeğinin yarısını atlıya verir. O'nun bu cömertliği
hoşuna gider ve der ki:
-Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün okuyacaksın. Yalnız yüz tane
taş say, cebine koy. Her okuyuşta bir taş atarsın.
Duayı kırk gün okur ve son
gün Ablaktaş'a gider. Babası ise Cuma namazını kılmak için köyde kalır.
Ablaktaş'taki çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bırakır. O da namaz
kılmaya niyetlenir. Daha önce babasıyla burada namaz kılarlarmış Namaz vaktini
anlamak için de kendilerine bir taş tespit etmişler. Güneş taşa isabet ettiği
zaman öğle vakti olduğunu anlarlarmış, O gün de babasıyla yaptığı gibi kendisine
taşı nişan eder ve Güneş'e bakarken uykuya dalar.
Uykusunda, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin görür. Güvercinler birden
kaybolur ve karşısında üç derviş belirir. Dervişler Hüseyin'e abdest aldırırlar
ve birlikte namaza dururlar. Hatta bir dörtlüğünde der ki:
Vardım saf saf olup durmuş divana
Ben de el bağlayıp geçtim bir yana
Meylimi bağladım Bâri Sübhana
O güzel Allah'ı gözler gözlerim...
Daha sonra Hüseyin'i ortalarına alıyorlar. Hüseyin bakıyor ki dervişlerden
birinin elinde bir tabla, üç dolu bardak var. Derviş, bunları Hüseyin' in önüne
getiriyor ve;
-Hüseyin, bu şerbetlerden bir tanesini iç bakalım diyor.
Hüseyin bardakların
içindekileri şerbete benzetemiyor. Kendisini kandırdıklarını. Ona içki
içireceklerini sanıyor. Ne kadar zorluyorlarsa da içmiyor Bunun üzerine birisi
Hüseyin'in ellerini tutuyor, birisi de parmağını bardağa batırıp Hüseyin'in
ağzına sürüyor. Tam bu esnada Hüseyin uykudan uyanıyor. Bakıyor ki, ne derviş
var ne de şerbet. Fakat ağzında İnanılmaz bir lezzet hissediyor.
— Öylece bir daha uykuya dalıyor. Uykuda yine karşısına dervişler çıkıyor Tam
eline bardağı alıp içmeye hazırlanıyor ki, dervişler şöyle diyor:
—Oğul, buna aşk badesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi'dir.
Bedahşah kentinde Şah Abbas'ın kızıdır. Sen Onun. O da senindir. Birbirinize
âşık maşuk'sunuz. Dervişlerden biri Gülperi'nin cemalini gösterir. Üç bardak
Hüseyin'e, üç bardak ta Gülperi'ye verirler. Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap
okuturlar.
Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek...
Hüseyin uykudan uyanır ki, ne Gülperi Han var ne de dervişler. Danaları da
göremeyince köyün yolunu tutar. Köye varmaya yakın bir atlıyla karşılaşır,
—Hüseyin, korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra senin mahlasın Sümman,
dünyada kavuşmak senin için haram, der. Sümmani, anlam olarak "Sonuncu, sona
ait" demektir.
Hüseyin köye varınca annesini, babasını uyandırır. Babası da ertesi sabah
köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyler. Aradan otuz kırk gün geçer, günler
geçtikçe aşkı da ziyadeleşir. Herkes, onun hastalandığını, cin'e, peri'ye
karıştığını sanır. O zamanlar sıra geceleri düzenlenirmiş. Bir akşam babasına
yalvarır. Gecelere katılmak İstediğini söyler. Babası da dayanamayıp götürür.
Sıra Sümmani'ye gelince, bazı kimseler, O'nun çocuk olduğunu söyleyerek atlamak
isterler. Köylülerin teklifini kabul etmeyerek, türkü söylemek istediğini
belirtir ve söze başlar:
Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu âlemler oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedasın tek tek
Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü el fazı
Dediler: Vaktidir kılak namazı
Aldılar abdestin edasın tek tek
Aldılar abdesti uyandım habran
Aslımız yapılmış hak ü turabtan
Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek
Okudum harfini zihnim bulandı
Yalelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nuş ettim kırkların mahlesin tek tek
Nuş ettim badesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yar yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek
Dediler: Sümmani gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdam böyle salmış kalemin tek tek
Koşma bitince köylüler şaşırır. Onun badeli Âşık olduğu anlaşılır. Fakat henüz
saz çalmasını bilmemektedir. Babası ile bir gün Erzurum ' a giderler. Burada
âşık kahvelerine devam eder. Sazın perdelerini ve tezene tutmasını öğrenir. Her
akşam köylüyü toplayıp saz çalar. Günler ayları, aylar yılları kovalar Sümmani
köyde duramaz ve sevdiğini aramaya karar verir. Önce Kafkaslara, oradan İran'a
gider. İran- Turan illerini dolaşır. Bedahşah'ı tanıyan, Gülperi'nin adını duyan
bir Allah kuluna rastlayamaz Hint, Afgan topraklarına gider. Onun bir gurbeti
yaklaşık beş yıl sürmüştür. Günlerden bir gün rüyasında pirini görür. Piri O'na
Kırım'a bir geziye çıkmasını söyler. Sümmani yanına sofusunu alıp Kırım
yolculuğuna çıkar Kışı Kırımda geçirir. Yaz gelince tekrar köyüne döner. Artık
şair, hareket kabiliyetini yavaş yavaş kaybederek duraklama dönemine
girmektedir.
Devrin büyük şairlerinden Erbabi'yi mat eder. Başarıları Erzurum Valisinin
kulağına kadar gider. Bir süre sonra. Sümmani Posof’a gider. Aşığı oradan Suskap
köyüne Zülali'nin yanına götürürler. O sırada ünü Kars'ı, Ardahan'ı, Erzurum'u
kaplamış olan Âşık Şenlik'te oradadır. Üçünden bir atışma isterler. İlk sözü Sümmani söyler:
Âdem Sefiyullah makam-ı peder
Cennet'te ihvan bir kere düştü
''Sürün'' dedi, mollam takdir-i kader
Cennetten dünyaya bir kere düştü
Şenlik:
Hışm-ı nar içinde gülistan
gözü
İbrahim Safa'ya bir kere düştü
İsmail' e gelen koç kurban kuzu
Cennet'ten Mina 'ya bir kere düştü
Zülali:
Türaptan bir avuç hak aldı
kaddes
Bu zemin lerzeye bir kere düştü
Beytullah yerine Beytü'l Mukaddes
Kuruldu Kâbe’ye bir yere düştü
Sümmani'nin esas amacı, Şenlik ile meydan edilmekti. Günün birinde yine Samikale
köyünden, Sefili isminde birisi, Âşık Şenlik'in yaşadığı. Kars'ın Çıldır
ilçesinin Suhara Köyü'ne gider. Kendisini Âşık Sümmani olarak tanıtır. Fakat mat
olup, sazını bırakarak köyüne geri döner. Bu olaydan hemen sonra Âşık Şenlik,
Ardahan'a gider. Âşık Sümmani ile Ahmet Onbaşı da Şenlik'in köyüne gelirler
Orada yöre İçinde önemli bir konuma sahip olan, Haşimoğulları'ndan Celal Bey ve
Şerif Bey'le karşılaşırlar. Her ikisi de, bir süre önce köye gelip kendisini
Sümmani olarak tanıtan âşıktan, Onun Şenlik'le yaptığı karşılaşmadan
bahsederler. O zaman, Sümmani kendi şanını kurtarmak için Âşık Şenlik'le
karşılaşmak istediğini söyler. Şenlik, Ardahan'dan köye çağrılır. Neticede bir
araya gelirler. Hem tatlı tatlı sohbetler ederler hem de atışırlar. Sonunda
yenişemeyip, kardeş olduklarım ilan ederler. Birkaç gün sonra köyüne geri döner.
Fakat zaman Gülperi'yi unutturamamıştır. Köylüleri ona rastlayıp konuşturdukları
zaman, O, şu şiirini söyler:
Ervah-ı ezelden levh ü kalemden
Bu benim bahtımı kara yazdılar
Gönül perişandır devr-i âlemde
Bir günümü yüz bin zara yazdılar
Gönül gülşeninde har oldu deyu
Hasretlik ismimde var oldu deyu
Sevdiğim, sevdiğin pir oldu deyu
Erbab-ı garezler yâre yazdılar
Dünyayı sevenler veli değildir
Canı terk edenler deli değildir
İnsanoğlu gamdan hali değildir
Her birini bir efkâra yazdılar
Nedir bu sevdanın nihayetinde
Yadlar gezer yârin vilayetinde
Herkes diyarında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara yazdılar
Döner mi kavlinden sıdk-ı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydine geçti bunca âşıklar
Sümmani'yi ''Derkenara'' yazdılar
Aşık artık gerileme dönemine girmiştir. Bir gece rüyasında Gülperi işaret
almadan gurbete çıkmaması yolunda tembih eder. Bu duruma çok üzülür. Zaman zaman
Erzurum'a gidip gelmektedir. Erzurum'da bulunduğu günler kahvede otururken
arkadaş ve dostları sözü eski günlerden açıp. Sümmani'ye Gülperi ile olan aşkını
anlattırmak isterler. Artık ihtiyardır. Sazını eline alıp şu şiirini söyler:
Tarih seksen dokuz on bir yaşımda
Cem başımda iş birer birer
On sekiz yıl sürdü yârin peşinde
Akıttım gözümden yaş birer birer
Görmedim dünyada bir şadlık demi
Geçti civan ömrüm, gülmem encamı
Her boyun sistemi, feleğin kahrı
Vurdu her taraftan taş birer birer
Sümmani'yim hani benim otağım?
Gün be gün, bulandı dalım, budağım
Devroldu devranım, çevrildi çağım
Döküldü dihenden diş birer birer
Bir gün gençliğini hatırlayıp aşk badesini içtiği Ablaktaş'a gider. Çobanlığı
bıraktığından beri buraya hiç gitmemiştir. Orada oturur, uzun uzun düşünür,
çalar, söyler. Artık, sadece kahvelerde çalıp söylemektedir. Bu sıralarda,
Gülperi de Sümmani'den haber alamadığına üzülmektedir. Bir gün Bedahşah 'tan
tellal çağırttırır. Sümmani'yi aratmak için iki kardeş görevlendirir Sümmani'yi
bunlara iyice tarif eder. Aradan günler, aylar geçer İki kardeş Kafkas
taraflarına gelirler. Birden gözlerine bir adam ilişir. Adamlara Sümmani adında
birisi aradıklarını söylerler. Adamlar:
—Biz Onun akrabalarındanız. Sümmani yakında öldü. Gülperi adında bir kızı
sevmişti. Bu kızın aşkı için pir elinden bade verilmişti. İşte o vakitten beri.
Sümmani Gülperi'nin aşığı olmuştur. Daha ölmeden bir kaç gün evvel rüyasını
görmüştü. Günlerce ağladı, son dakikasına kadar Gülperi'nin acılarını çekti.
Sonunda Ona hasret gitti.
İki kardeş, Sümmani'nin ölümüne çok üzülürler. Köye dönerler ve doğruyu
Gülperi'ye söylemeye karar verirler. Şah'ın sarayına yaklaşırlar, bakarlar ki
bir cenaze kalkmaktadır. Bu Gülperi'nin cenazesidir. Sümmani, Samikale Köyü'nde,
5 Şubat 1915 tarihinde vefat etmiştir.
BAZI
ŞİİRLERİ:
AŞKIN
HARARETİ ŞİDDET NARINI
Aşkın harareti şiddet
narını
Kerem gibi yananlara sor bilir
Abdallar terk etmiş yalan dünyayı
Behlül gibi divaneye sor bilir
Baykuş viranede asla gülemez
O dünyaya geri giden gelemez
Lokman Hekim gelse çare bulamaz
Sen bu derdi Süleyman'a sor bilir
Sümmani'yem akıl başta serseri
Ben deli değildim sen ettin deli
Evliyalar enbiyalar serveri
Yeri göğü yaradana sor bilir
BAHAR
GELİR YİNE KARŞI DAĞLARA
Bahar gelir yine karşı
dağlara
Mor menekşe, lale bitmek
içindir
Bülbül figan eder iner
bağlara
Bir gül goncasıyle
yatmak içindir
Ezelden bu dünya fanidir
fani
Bugün varlık yahu ya
yarın hani
Hak bize çok verdi akl ü
iz'ânı
Aşka daim hizmet etmek
içindir
Hey Sümmânî gönül asla
tek olmaz
Konar göçer hiç kimseye
yük olmaz
Can emanet bir kimseye
mülk olmaz
Bu dünyaya gelen gitmek
içindir
BU DÜNYA
BİR EYERSİZ AT
Bu dünya bir eyersiz at
Bunu binip süren var mı
Hiç kimseye vermez murat
Muradına eren var mı
Dünya nicesin sevk eder
Kimi gelir kimi gider
Gidenler de ah vah eder
Gidip geri gelen var mı
Dünya gösterir zevkini
Gün be gün aldatır seni
Çekerler bir gün kervanı
Yazık oldu diyen var mı
Güvenme ki devletim çok
Anın sana faydası yok
Azrail'den yiyersin ok
Cerrah gelir yaran var mı
Sümmaniyem ettim karar
Hüdâ'm verdi bana ikrar
Gün be gün eyledim zarar
Derler bana kârın var mı.
BU YALAN
DÜNYAYA GELDİM GELELİ
Bu yalan dünyaya geldim
geleli
Gülmedi bu yüzüm gör
beni beni
Yüklendi barhanam
gidiyor göçüm
Kalan dostlarımdan sor
beni beni
Kalkın verin şu aşığın
sazını
Nasihat eylerse tutun
sözünü
Ejderha misali açmış
gözünü
Korkarım yutacak yer
beni beni
Hani benim ahbaplarım
dostlarım
Hepisi yanımda olsun
isterim
Gün gelir sırtımı yere
yaslarım
Artık eyleyemez tor beni
beni
Şimdi menzilimiz yüceden
yüce
Çok masarif edip
girmeyin borca
Varından ziyade bir
altın harca
Sonra gül kefene sar
beni beni
Yaktı yüreğimi şu hasret
habı
Akıttım gözümden kan ile
abı
Avuçlayıp yerden alın
turabı
Atmadan başıma sor beni
beni
Sümmani dünyadan uçmuş
gidiyor
Ecel şerbetinden içmiş
gidiyor
Cümle yarenlerden kaçmış
gidiyor
Haydi gel mahşerde gör
beni beni
CÂN
BEDENİM ÂŞK ODUNA
Can bedenim aşk oduna
daima niran olur
Mürşide hizmet edenler hâk olur irfân olur
Dünyaya cife demişler talib olana kilâb
Geçer cümle saltanattan âkıbet pişman olur
Gûş versene arzu gönül kâmilin ülfetine
Can verip canana eriş aşnâ ol lezzetine
Gel güvenme âsi insan dünyanın ziynetine
Bozulur çarkı çemberi âkıbet virân olur.
Ehl-i âşkın bendesisin gedâî dertli Sümman
Bezm-i tarikat içinde olsa gönlün şaduman
İster ki dünya içinde olsan mühr-ü Süleyman
Hak seni üryân yaratmış yine ten üryân olur.
CEYLAN
GÖZLERİNE KURBAN OLDUĞUM
Ceylan gözlerine kurban
olduğum
Tanrı selamını almaz mısınız
Mevla sizi süs için mi yarattı
Biz gel demeyince gelmez misiniz
Gurbete gidenler azığın alır
Kimisi giderken kimisi kalır
Kimi sevap için Kâbe’ye varır
Kabe kapınızda bilmez misiniz
Karadır kaşınız yaydan nic’olur
Bugün dünya yarın ahret nic’olur
Bir gönül yapması yüz bin hac olur
Siz gönül yapmasın bilmez misiniz
Sümmani'yem ey dil yare niderim
Başım alır diyar diyar giderim
Yarın mahşer günü dava ederim
Siz mahşer yerine gelmez misiniz
ÇEKME ŞU
DÜNYANIN ENDİŞESİNİ
Çekme şu dünyanın
endişesini
Devir eyle gönlün dört
köşesini
Kemlik ile kırıp kal
şişesini
Dönüp ona derman olsan
ne fayda
Arabî Farisi dilin
olmazsa
Bülbüle münasip gülün
olmazsa
Elbet bir meslekte elin
olmazsa
Dava ile sultan olsan ne
fayda
Bir gün olsun Yaradan'ı
anmazsan
Mecnun olup aşk oduna
yanmazsan
Bir güzelin sinesine
konmazsan
Hayal ile mihman olsan
ne fayda
Bir yazı ki kara gelir
kalemde
Sözü hor görünür her bir
kelamda
Bir yar seni sevmediyse
âlemde
Sen o yara kurban olsan
ne fayda
Sümmani der Yaradan'ı
zikreyle
Birliğini bilip daim
şükreyle
Ta ezelden gelen işi
fikreyle
Başa geçip pişman olsan
ne fayda
ÇOKTAN
BERİ TERK-İ VATAN OLMUŞUM
Çoktan beri terk-i vatan
olmuşum
Diyarı gurbette candan
usandım
El kahrı çekmekten ömrüm
hiç oldu
Aktı çeşmim yaşı nemden
usandım
Deli gönül ister dağları
aşa
Dünyada ne kaldı
gelmemiş başa
Benim gam yükümü
yüklesem taşa
Taş da dile gelir senden
usandım
Canım kurban olsun mert
oğlu merde
Bunca emeklerim hiç oldu
nerde
Sümmani göç eyle durma
bu yerde
Ay yıl hafta değil
günden usandım
ELLER
BÜLBÜL OLDU GÜLŞEN BAĞINDA
Eller bülbül oldu gülşen bağında
Bize ol gülşenden çıkmak
göründü
Bir zaman ermedim dost
otağına
Dembedem bedene yıkmak
göründü
Dünyada görmedim bir
şâdlık demi
Bahr-i Ceyhun olmuş dü
çeşmim nemi
Bunca yıl besledim bu
bedenimi
Artık bundan böyle
bıkmak göründü
Sümmânî sadık ol dönme
bu işten
Ezel nûş eyledin câm-ı
Elest'ten
Canane bir kuştur uçtu
kafesten
Bize peşi sıra bakmak
göründü
DERDİ CANANIMA KILDIM
ŞİKÂYET
Derdi cananıma kıldım
şikâyet
Sevgilim bahtıma gör ne
fal açtı
Tahammül etmeye kalmadı
takat
Bu sevda serimde kıyl-u
kal açtı
Yüz tutmaya haki payi
görünmez
Cemalin mürdeye mahı
görünmez
Ben deryaya baktım rahı
görünmez
Bazı sağ gösterir bazı
sol açtı
Sümmani bu derde oldu
müşterek
Kul ermez maksuda meğer
everek
Bugün bir gün yarın iki
diyerek
Yar siyah zülfümde beyaz
gül açtı
DEVRANI
ÂLEMİ SEYRAN EDERKEN
Devranı âlemi seyran
ederken
Bir sam esti geldi koku
tersine
Baktım çar etrafa cevlan
ederken
Attı bana felek oku
tersine
Bu aşkın rahına girdim
piyade
Canan beni mecnun etti
rüyada
Derdim bin tabibe kıldım
ifade
Yarama vurdular yakı
tersine
Bu dar-ı dünyada olmam
aşikâr
Geçer çağ-ı ömrüm olur
tarumar
Yârden name gelmiş bana
bergüzar
Talih emreylemiş oku
tersine
El haris değildir mahrum
kim sever
Böyle buyurmuştur habib-i
server
Sümmani kiminin ikbali
yaver
Kiminin dolanır çarkı
tersine
DELİ GÖNÜL İLE DÜŞTÜK BİR CENGE
Deli gönül ile düştük bir cenge
Hikmeti sorulmaz iştir bu gönül
Günden güne girer her türlü renge
Bazı solar bazı kumaştır bu gönül
Bazı yelkenini derin yürütür
Bazı âh vah ile ömrün çürütür
Bazı lâle sümbül çiçek bürütür
Bazı pus dumandır kıştır bu gönül
Bazı seyre çıkar hûb seyranlanır
Bazı nefse uyar pek bühtanlanır
Bazı yoksul düşer perişanlanır
Her derde ey gedâ baştır bu gönül
Sümmani dünyada sen çekme yası
Allah de şilinsin kalbinin pası
Göğsüne dayanır ecel pençesi
O zaman yoklarsın boştur bu gönül.
DELİ GÖNÜL SANA BİR ÖĞÜDÜM VAR
Deli gönül sana bir öğüdüm var
Eski dostu düşman olur yiğidin
Yokla kendi özün gafletten uyan
Eski dostu düşman olur yiğidin
Dost zamanı deryasını boylama
Utanırsın kemliğini söyleme
Düşman değil dosta bile söyleme
Eski dostu düşman olur yiğidin
Elem gelse bir yiğidin özüne
Söylemesi yeğdir yârin yüzüne
Uymamak gerektir kendi sözüne
Eski dostu düşman olur yiğidin.
DERDİME TABİBSİN SEVDİĞİM DİLBER
Derdime tabibsin sevdiğim dilber
Koyma melûl mahzun bfçâre beni
Yoktur dü cihanda sen gibi dilber
Meylim müştak etme gayrete beni
Saadet tacısın ey nûr-ı server
Damadın Şehriyar sâkil-i yaver
Yoktur bir taksimde böyle bir defter
Kaydeyle deftere fukara beni
Bakma Sümmaniye bağbancı deyu
Unutma sözünü yalancı deyu
Şehr-i abâ değil talana deyu
Vâris et bin memur hisare beni.
DERTSİZ İKEN DERT EHLİNDEN
DERT ALDIM
Dertsiz iken dert ehlinden dert aldım
Aşkın ocağına göz baka baka
On birinde ben ustamdan vird aldım
Gûş verdim kâmile söz baka baka
Lâleyi sümbülü giyinmiş dağlar
Gitti şitâ geldi müzeyyen çağlar
Uyandı seçerler bezendi bağlar
Tutmadı gönlümüz söz baka baka
Kan ağlar dideler nem ile geçti
Arzu'sun bulanlar dem ile geçti
Şu bizim tecelli gam ile geçti
Konmadı gönlüme saz baka baka
Canan der ki maksud ile görünmez
Perişan bağımın gülü derilmez
Yâr der ki Sümmani murada ermez
Usandım canımdan göz baka baka.
DERTSİZ İKEN DERT ELİNDEN
DERT ALDIM
Dertsiz iken dert elinden dert aldım
Bu aşkın bahrina daldıktan sonra
Alevlendim ateşlendim alıştım
Bu seri gavgaya saldıktan sonra
Sevda bana ne pazarı gösterdi
Miratından yâr-ı garı gösterdi
Bu senindir bir nigârı gösterdi
Fikrim taştan taşa saldıktan sonra
Gül dalında yattım yurdu artırdım
Gül soldukça yine sesi artırdım
Divan devroldukça derdi artırdım
Sabâdan bir haber aldıktan sonra
Hayatında nedir sabahın bendi
Hebadır o huyun yoktur menendi
Ya getirir nâme o yârin kendi
Bizde nöbet müddet dolduktan sonra
Fehmeyle Sümmani göresin yâri
Hayatında gizli sırrı esrarı
Uzun yıllar terk ettin mi diyarı
Davet kabul olmaz geldikten sonra.
DİLERDİM TAŞRADA BİR BAĞ
BECEREM
Dilerdim taşrada bir bağ becerem
Mükemmel göstermiş bâr bizim evde
Aradım ki yâri nerde bulayım
Derim fikir eyledim zâr bizim evde
Derden merhem umma mecruh ayrıda
Yâri garın gider bu gussa gide
Ne bülbülem gül ararım gayrı da
Gül ile beraber hâr bizim evde
Sevdiceğim nihan etmiş şölvesin
Tahammül var mı ki çekem cilvesin
Yâri seven elbet çeker çilesin
Hicran merak firkat zor bizim evde
Lâyık mıdır ben hâcelet edelim
Var iken dû çeşmim alil gidelim
Her nefeste mazarrat ettim n'edelim
Sen sene sahip ol kâr bizim evde
Acep kimler ahvalinden memnundur
İdrak edüp iş bu hale meftundur
Cengi cidal olmuş ruhum mahzundur
Âdû ekber nefis kör bizim evde
Hangi edvarından bilinmez şadım
Ne mahremem ne yabancı bilinmez
Sîrette surette Islâmdır adım
Mürüvet mi bulunur şer bizim evde
Havf u recâ aman münacat benden
Arzeyle ihâfe ayırma tenden
Der Sümmani kerem hidâyet senden
Yetiş ki talan var yâ bizim evde.
DİNLE BENİ BİR NASİHAT
EDEYİM
Dinle beni bir nasihat edeyim
En iyi dostundan sakın sen seni
Dünyanın bozulmaz mânası budur
En iyi dostundan sakın sen seni
Gelir senin ile güler dost olur
Kul kusursuz olmaz kusurun bulur
Sakın ondan sana bir kemlik gelir
En iyi dostundan sakın sen seni
Sümmaniyem bunu böyle söyledim
Soyunup eğnimi üryan eyledim
Başıma geldiği için söyledim
En iyi dostundan sakın sen seni.
DİNLEYİN AĞALAR TARİF EDEYİM
Dinleyin ağalar tarif edeyim
Melekler şahını rüyada gördüm
Eşrefi saatte lûtfu kadim şah
Bir mübarek leyli cumada gördüm
Baktım cemâline gözüm kamaştı
O saatte aklım başımdan şaştı
Çobana yöneldim kanadım açtı
Pervâzı telliyi hummada gördüm
Sümmani sözünü söylüyor ezel
Mürşitler bağından dökülmez gazel
Hazert-i pfrlerden bana bir güzel
Kendisi bir melek şimalde gördüm.
DOST BAĞINDA BÜLBÜL GİBİ
Dost bağında bülbül gibi
Öten gelsin bu meydana
Gül için canını nâra
Atan gelsin meydana
İçtim aşkın badesini
Gözlerim firadesini
Cihanda âr perdesini
Yırtan gelsin bu meydana
Gel kalma hayal hâbında
Nûşum var aşkın âbında
Yunus gibi dost bağında
Öten gelsin bu meydana
Mürit can verir pîrine
Erse Bektaşi sırrına
Sakal bıyık birbirine
Katan gelsin bu meydana
Aşık geçmez maşukundan
Gözler rıza-yı babından
Mest-i kadehin kulpundan
Tutan gelsin bu meydana
Müştakım ol pûr kemâle
Meftunam nûr-i cemâle
Dünyalık malı bir pula
Satan gelsin bu meydana
Gönül yârin civarında
Sümmani hulûs babında
Yunus gibi dost bağında
Yatan gelsin bu meydana.
DÜNYALIKTAN HALİM SORAR
BAZISI
Dünyalıktan halim sorar bazısı
Bizde sîm yerine emraz bulunur
Böyle imiş alnımızın yazısı
Elimizde bir kırık, saz bulunur
Âşıklar beyhude gurbeti gezer
Eloğlu ariftir ne olsa sezer
Güzellerde vefa bizde sîm ü zer
Ne kışın bulunur ne yaz bulunur
Sümmani kıssadan hisse bu pendin
Bu aşkın nârına yandıkça yandın
Sakın bir kimseye inanma kendin
Doğru arar isen pek az bulunur.
ERVAH-I
EZELDE LEVH-Ü KALEMDE
Ervah-ı ezelde levh-ü
kalemde
Herkese bir türlü ihsan
ederler
Kimi gam çeker de hayal
bâbında
Kimini tahtında sultan
ederler
Adamın söz ile bağrın
ezerler
Aheste aheste raha
dizerler
Elden ele kabdan kaba
süzerler
Yuğururlar sonra insan
ederler
Gene tazeledin köhne
yaramı
Herkesin bir güne arzu,
meramı
Kimse görmez gözündeki
keranı
El gözünde çöpü destan
ederler
Sümmânî değilsin her işe
agâh
Geçer gençlik fayda
vermez ah ü vah
İstersen geda ol ister
padişah
Sonunda Hâk ile yeksân
ederler
EĞER OĞLUM
İSEN ERLİK BABINDA
Eğer oğlum isen erlik babında
Hisarın muhkem yap çöl'en sahip ol
Gelir gayrı kurutulur hep nemin
Derya olamazsan göl'en sahip ol
Erler hanesinde semâlar yanar
Katresin nûş eden mestâne kanar
Bağından beceren gül solmaz sanar
Ehl-i bahçıvansan gül'en sahip ol
İhtiyarın say'ı gayret sendedir
Himmet erenlerde hizmet sendedir
Eğer sevap eğer zillet sendedir
Uğratma lekeye dil'en sahip ol
Fikretme âlemi deme ne haldir
Kendi kendin bilmek ehl-i kemâldir
Kendi destin bûs et başına kaldır
Aşık isen kendi hal'en sahip ol
Arzudan bihaber imdada bakma
Senden geri kalan imdada bakma
Hayatta kör gidip evlâda bakma
Fırsat elde iken mal'an sahip ol
Sümmani hebaya ciğerin yakma
Kavl-i inat ile sözsüze çakma
Sağ yârdan ayrılıp ağyâre bakma
Düz kapısı vardır mil'en sahip ol.
EHL-İ AŞKIN ŞİDDETİNİ NÂRINI
Ehl-i aşkın şiddetini nârını
Kerem gibi yananlara sor bilir
Abdallar terketmiş dünya malını
Behlül gibi divâneye sor bilir
Baykuş bu dünyadan lezzet alamaz
Bu dünyadan giden geri gelemez
Lokman Hekim gelse çare bulamaz
Bu derdi sen Süleyman'a sor bilir
Sümmaniyim akıl başta serseri
Ben deli değildim sen ettin deli
Evliyalar enbiyâlar serveri
Yeri göğü yaratandan sor bilir.
EHL-İ HAKİKATTE ÂRİF OLANLAR
Ehl-i hakikatte arif olanlar
Gösterir âlemde yol yoldan ince
Cevapta mücevher zarif olanlar
Feyzi hürrem olur hal haldan ince
Kalb bir şehr-i şandır çardır memuru
Arşa direk oldu müminin duru
Kalbinin ziyası vechinin nuru
Gökten huruç eder hilâlden ince
Der Sümmani râh-ı Hakk'a varsalar
Köşe-i vahdete karar kılsalar
Bir kılı tam kırk yerinden yarsalar
And içerim olmaz kemâlden ince.
EL ELE VERMİŞ DE GELEN
GÜZELLER
El ele vermiş de gelen güzeller
Bir Tanrı selâmı vermez misiniz
Mevlâm sizi süs için mi yaratmış
Biz gel demeyince gelmez misiniz
Gurbete gidenler azığın alır
Kimisi giderde kimisi kalır
Kimi sevap için Kâbe'ye varır
Kabe kapınızda bilmez misiniz
Karadır kaşınız yaydan nic'olur
Bugün dünya yarın ahret nic'olur
Bir gönül yapması yüz bin Hac olur
Siz gönül yapmasın bilmez misiniz
Sümmaniyim ey dil yâre n'iderim
Başım alıp diyar diyar giderim
Yarın mahşer günü dâva ederim
Siz mahşer yerine gelmez misiniz.
EL UZATTIM BİR ŞİKÂRA
El uzattım bir şikâra
Ne çözer ne çözülürüm
Şikâr bende ben şikârda
Ne sezer ne sezilirim
Bu şikârın şekli rumuz
Bunu bilmez aklı müflis
Sende de bende de topuz
Ne ezer ne ezilirim
Sümmaninin matlubu mim
İkaz eder adamı cim
Hem makineyim hem de sim
Ne süzer ne süzülürüm.
ERVÂH-I EZELDE LEVH-İ
KALEMDE
Ervâh-ı ezelde levh-i kalemde
Bu benim bahtım kara yazdılar
Gönül perişandır devr-i âlemde
Bir günümü yüzbin zara yazdılar
Bulmadık şâdlığın iradesini
Çekerim bu gamın ziyadesini
Herkes dosta verdi ifadesini
Bizimkini rüzigâra yazdılar
Aşk benimle eyler daim kîl ü kâl
Daha sabretmeye kalmadı mecal
Derdim taksimdara kıldım arzuhal
Dedi ki öz bahtım kara yazdılar
Gönül gülşenimde hâr oldu deyu
Hasretlik cisminde zâr oldu deyu
Sevdiğim sevdiğin pîr oldu deyu
Erbâb-ı garazlar yâre yazdılar
Nedir bu sevdanın nihayetinde
Yâdlar gezer yârin vilâyetinde
Herkes diyarında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara yazdılar
Kadrimi bilmeze eyledim minnet
Derdimi artıran görmesin cennet
Sarraflar verdiler yâre bin kıymet
Benim kıymetimi nere yazdılar
Döner mi kavlinden sıdk-ı sâdıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Âşık kaydına geçti bunca âşıklar
Sümmaniyi bir kenara yazdılar.
EVVEL BAHARDA AÇILIR
Evvel baharda açılır
Gonca gonca gülün dağlar
Can ile serden geçilir
İçildikçe mû'lün dağlar
Arayı arayı buldum
Sana indim ârâm buldum
Ziyaret etmeğe geldim
Memleketin ilin dağlar
Gözüm yıldızlara bakar
Önümüze duman çöker
Cûş u hûruş edip akar
Boz bulanık selin dağlar
Yaradan halk etmiş nazar
Gönül aşk deryasın gezer
Koçyiğitler kervan bozar
Kerbelâdır yolun dağlar
Goncadır güllerin solmaz
Yârinden ayrılan gülmez
Sümmani der tâbir olmaz
Açılmış bülbülün dağlar.
EVVELA KENDİNİ FEHMEDEN
İNSAN
Evvela kendini fehmeden insan
Derûnunda olan noksanı tartar
Bulursa bir yerde bir ehl-i irfan
Dosta müştak olan insanı tartar
Akılda münevver dû çeşmi ayık
İster âlim olsun ister meşâyık
Güzel lâzım ola güzele lâyık
Güzeller nutk eden lisanı tartar
Sümmani aldın mı dilberden nişan
Aklından zairsin fikrinde noksan
Maşuktan âşığa yetişse insan
Hasılı vesselam her yanı tartar.
GÖNÜL NE
BEKLERSİN VİRAN KÖŞKÜNÜ
Gönül ne beklersin viran
köşkünü
Geldi geçti ömrüm ne hayaldesin
Felek bir gün vurup tarumar eyler
Geçti Süleymanlar ne hayaldesin
Kadir mevlam sen bilirsin halimi
Dünya karanlıktır bilmem yolunu
Yakına getirdin bizde ölümü
Ahirin ölümdür ne hayaldesin
Bu fani dünyadır yoktur bir fayda
Gözümüz yoldadır gönül hay hayda
Ruh teslim eyle gel şu aziz ayda
Ayın tamam oldu ne hayaldesin
Bu fani dünyadır bellidir belli
Ne şal giyen kalır ne yüzü allı
İstersen yüz yaşa ister yüz elli
Ahirin ölümdür ne hayaldesin
Yarabbi Sümman'e eyle inayet
Salâvatla bulsun ömrü nihayet
Habibim Muhammet eyle şefaat
Dürüldü defterin ne hayaldesin
GÖZDEN IRAK DÜŞEN GÖNÜL
GÜZELİ
Gözden ırak düşen gönül
güzeli
Unutma bizleri sadakat
eyle
Değil gurbet elde ezel
ezeli
Severiz biz seni adalet
eyle
Vefasızlık etme yakışmaz
sana
Güzelce hizmet et yola
erkâna
Hasret ü firkatin kar
etti cana
Üç beş kelam söyle
mürüvvet eyle
Aşkın yine verdi gam
efkârıma
Firkatin dağ gibi çöktü
serime
Bir şifa görmedim can
ciğerime
Gel sen derman eyle
kemalet eyle
Nizam ehli ol ki bulasın
rağbet
Fakir Sümmani’ye hoş
eyle hizmet
Vefanın emridir düşküne
hürmet
Gel güzel gel etme
mürüvvet eyle
GEL GÖNÜL GÖÇ EYLE DÂR-I FENÂDAN
Gel gönül göç eyle dâr-ı fenadan
Açılmış makamı gülü Cennetin
Çünkü bir vefa yok yalan dünyadan
Bezenmiştir her tarafı Cennetin
Ne güzel halk etmiş yaradan Tanrı
İslâm olanlara nasip et bari
Altundan gümüşten burc-ı hisarı
Tabaka tabaka yeri Cennetin
Ne kadar meth etsem o kadar yüce
Bilmeyen cahile gelir netice
Şavkından durulmaz yok gündüz gece
Her yana şevk verir nuru Cennetin
Muhammed'dir Hakk'ın hak dürdanesi
Kurulsun şem'alar aşk pervanesi
İki kerpiçtendir onun binası
Mücevherdir çar tarafı Cennetin
Her mümine yetmiş huri azından
Doymak olmaz her birinin nazından
Ballar akar bismilâhın gözünden
Zülâllanmış ol Kevser-i Cennetin
Onları saranlar alırlar tadı
O zaman açılır gönlümün şadı
Ebubekir Ömer Osman Haydarı
Dört ismi var aşikâre Cennetin
Amelde zayıfım gayet pek naçar
Cennet'in kapısın ganiler açar
İdris nebi orda hülleler biçer
Ne güzeldir hülleleri Cennetin
Sümmani neylesin kisb u kemâli
Kemâlsiz dünyada neylersin malı
Orada görünür kudret cemâli
Titreşir binası nuru Cennetin.
GÖNÜL BÜLBÜL İKEN GONCA
DALINDA
Gönül bülbül iken gonca dalında
Öyle âh ettim ki gül yarelendi
Hicran pazarında gam firağında
Aktı dü çeşmimden sel yarelendi
Aşkın otağına bak firağına
Yüz sürüp hâkine düş ayağına
Dokundu yâr zülfü gül yaprağına
Zevk ü sefasından tel yarelendi
Güzeller şâhısın sen nur-i cemâl
Sendedir nezâket sendedir kemâl
Dedim ifademden edem arz-ı hal
Tahammül kalmadı dil yarelendi
Sümmani destin öp koy kendi başa
Kâr etmez ihâfe ciğeri taşa
Maksudu sevenler düştü ateşe
Dertli değil dertsiz kul yarelendi.
HAN SARAYI
Vardım Kırım ülkesine divân-ı Hânsarayı
Gönlümü müşerref etti çar yanı Hânsarayı
Görüben seyrân eyledim bâğını bostanını
Ol bâğ-ı cinâna benzer gülşen-i Hânsarayı
Ol sarayı bezetmişler ne güzel nâkış ile
Gören gözler hûn olup da dolar çeşmi yaş ile
Limon portakal karpuzu ol elma kiraz ile
Yemeden terk-i cân etmiş sultân-ı Hânsarayı
Ehl-i ârif sıdk-ı sâdık ser-giriftâr ordadır
Her vesile mâhi üzre gûş-i ağyâr ordadır
Ol hâbibin sancaktarı Malik Ejder ordadır
Himmeti zâhir olunsun irfân-ı Hânsarayın
Üç yüz elli beş talebe ders okurlar ihyası
Bahr-i muhit gibi coşar bu deminde kimyâsı
Dağistanlı bir müderris ol ilminde deryâsı
Sinin otuz beş yaşında sultân-ı Hânsarayı
Yüz seksen mürşidânı var bunların böyle işi
Kimi Rufâi Mevlevî kimi tarik-i Nakşi
Bâbında var bir selasil ademi mehenk taşı
Adamı mehenge çeker o cân-ı Hânsarayı
Vardık pâyitaht yerine doldu gönlüm harâret
Hamd olsun hamd u senâlar gözüm kıldı ziyaret
Bir ceylan derisine yazılı o âyetü’l- beyyinât
Osmân-ı Zinnureyn yazmış bürhan-ı Hânsarayı
İftikar odaları var birdir bay u gedâsı
Ayet hadisle yazılı her güne ifâdesi
Leğen ibrik peşkiriyle sarılı seccâdesi
Sanarsın bugün sarılmış elvân-ı Hânsarayı
Yanlarında bezetmişler ne güzel hamamları
Sertaser nakış döşeli Horasan halıları
Yarı yanmış yarı sönmüş var altın şamdanları
Her tarafa cilâ vermiş ruşen-i Hânsarayı
Bana derler vasfedersin var mı bunun dahası
Bir hazineye mâliktir bir taşının bahası
Bâbında var bir bekçisi dev imiş ejderhası
İbtidâ hasmı o imiş düşmân-ı Hânsarayı
Gelir bir bir âmirleri hoş emir sarığ ile
Dost ile dost olmaktadır gezmezler fârığ ile
Beş yüz elli beş efendim böyle bir tarih ile
O tarihte temel tutmuş mekân-ı Hânsarayı
Vardım pâyitaht yerine bu gönlüm safâ ile
Şâh o mevkiyi terk etmiş gör nice cefâ ile
Seyrimize sebep olan Muharrem Usta ile
Sümmânî’den kaldı eser destân-ı Hânsarayı
Kelimeler:
çar: dört (cihar)
cinan: Cennet
gülşen: gül bahçesi
hun: hor ve zelil
çeşm: göz
sıdk-ı sâdık: sadıklar sadığı
ser: baş
giriftâr: tutulmuş, yakalanmış
mahi: balık
gûş-i ağyâr: yabancıların kulağı
Bahr-i muhit: kuşatan deniz (Büyük Okyanus)
kimya: aşk. eşyanın tabiatını inceleyen bilim
sinin: seneler
mürşidan: mürşidler
selasil: silsileler
payitaht: başşehir
bürhan: delil
bay u gedâ: zengin ve fakir
elvan: renkler
sertaser: baştan başa
ruşen: parlak, aydınlık
baha: fiyat, değer
ibtida: başlangıçta
fariğ: feragat etmiş, vaz geçmiş
HER SABAH HER SEHER BÜLBÜL
SEDASI
Her sabah her seher bülbül sedası
Bülbül sedasını güle getirir
Yiğit olan esrar vermez dışarı
Leke kelamını dile getirir
Bülbülün davası vardır har ile
Şirin göçüp gitti ekşi nar ile
Âşık maşuk olma kalleş yar ile
Kalleş aşk üstüne hile getirir
Hakkın selamını verme nursuza
Yanlınız git yoldaş olma hırsıza
Komşu olma edepsize arsıza
Akıbet başına bela getirir
Sümmani gedanın sözleri haktır
Kalbi fasihlerin çilesi çoktur
Cehennem hanenin ateşi yoktur
Her kul ateşini beli getirir
HOCAM BANA İKİ ÜÇ HARF
ÖĞRETTİ
Hocam bana iki üç harf öğretti
Efkâr elif, merak elif, zar elif
Bu elif harfinde kim baya yetti
Evvel elif, ahir elif, var elif
Elif aldım gör ne çağa yetiştim
Elif içre bin merağa yetiştim
Bahçıvanlı elif bağa yetiştim
Çiçek elif, gerçek elif, bar elif
Okudum elifi ya dersim hani
Nihayetsiz elifin var meydanı
Elif aşk şehrinde açtı hapanı
Bazar elif, nazar elif, kâr elif
Elifin sevdiği cim ile mimdir
Elif birdir amma bir harfi bindir
Elif ki maşuktur, aşığı kimdir
Matlup elif, mahbub elif, yar elif
Elifi bulanlar mim kapısında
Mim bir vasıtadır cim kapısında
Ya bunlardan gayri kim kapısında
Hüküm elif, hâkim elif, dâr elif
Elif harfinde vardır ism-i gaffar
Kulundur Sümmani aciz günahkâr
Elif tabanında kim kapısında
Şöyle elif, cilve elif, nur elif
İFLAH OLMAM BEN BU DERTTEN
ÖLÜRÜM
İflah olmam ben bu dertten ölürüm
Derdime bir çare bul kara gözlüm
Korkarım ki gurbet elde kalırım
Bana görünmüyor yol kara gözlüm
Ayrılık belası geçti başımdan
Uzak düştüm sevgilimden eşimden
Günde kaç çift mendil dolar yaşımdan
N'olur bu yaşımı sil kara gözlüm
İnliyor derdinle bu gönül sazı
Ayrı yerde ettik baharı yazı
İnanma gel bana bu düşman sözü
Bize hasettirler bil kara gözlüm
Gönül bahçesinden güller dermişsin
Yârim beni düşmanlara vermişsin
Duydum yine ele gönül vermişsin
Ya niçin söylersin gül kara gözlüm
Gurbet ellerinde gönül yar ister
Usandı bu yerde başka yer ister
Kem gözlerden ırak bir diyar ister
Bizleri görmesin il kara gözlüm
Dilde âşık diye söylenir adım
Sana kavuşmaktı bütün muradım
Hasretin güç imiş şimdi anladım
İşte böyle böyle hal kara gözlüm
Ömrümün belirsiz gece gündüzü
Canıma kar etti ellerin sözü
Düşmanlar bakıyor ayıra bizi
Gel uyma onlara gel kara gözlüm
Gelen yoktur seni kimden sorayım
Bilen yoktur sağlığını alayım
Çok isterim bir yol yüzün göreyim
Aramızda dağ var bal kara gözlüm
Sümmani kaç yıldır yüzüm gülmedi
Senden bana doğru haber gelmedi
Korkma henüz gonca gülüm solmadı
Nasıl derse desin el kara gözlüm
KİME
SUAL EDEM KİMDEN ÖĞRENEM
Kime sual edem kimden
öğrenem
Göstere cananın yol
kapısını
Cananım var iken ben
kime gidem
Canandır gösteren mal
kapısını
Bir dilber sevmişim göze
görünmez
Bahçıvansız bağın gülü
derilmez
Yağma yoktur sır şehrine
girilmez
Girmek ister isen bul
kapısını
Özün dur eyleme sahip kemalden
Rıza talebeyle Zülcelal'den
Kesbi ticaret et daim helalden
Uzatma harama el kapısını
Divaneler kendi kendin
öğerler
Nihayet huzurda boyun
eğerler
Şüphe yoktur gelir kapın
döğerler
Eğer döğmüş isen el
kapısını
Sümmânî'yi kayır girdiği
rahtan
Asla ayrılmadı hicrandan
ahtan
Her ne ister isen iste
Allah'tan
Derde deva umma kul
kapısını
KINAMAYIN BİZİ HAKK'I SEVENLER
Kınamayın bizi Hakk'ı
sevenler
Yağmur düşmeyince sel
uyanır mı?
Gönül hoş değildir aşka
düşeli
Rüzgâr esmeyince dal
uyanır mı?
N'ideyim dostlarım
vefasız yârı
Mevlâ'm her kuluna
vermez bu kârı
Gün günden artmakta
bülbülün zârı
Goncasız gülşende gül
uyanır mı?
Erkânı bildirip hizmet
verdiler
Cümle yâran muradına
erdiler
Sümmânî'yi can evinden
vurdular
Böyle yaman aşka dil
dayanır mı?
MERHEM
KABUL ETMEZ AŞKIN DİKENİ
Merhem kabul etmez aşkın
dikeni
Ten içinde cana bata göresin
Damlasa dimağa bir katre nemi
Dalgasın ummana kata göresin
Neden fehmedersin namert cömerdi
Bilen kişi yüz bin renge bölendi
Gel kardeşim kolay sanma be derdi
Derdin dert ehline çata göresin
Şitâ bilmez bizim bağın sümbülü
Nevrağını tebdil etmez var gülü
Gönül bahçesinde aşkın bülbülü
Âh ü figân ede öte göresin
Dilberler şakışın hüsnün lâ-nezîr
Edalı cilveli hükümdâr vezir
İlm-i ledünninin hocası Hızır
Yedinden al yedi tuta göresin
Sümmanîyim her mesleğin harabi
Ne Kürdüm ne Acem ne de Arabî
Beni ser-mest etti aşkın şarabi
Sen de o lezzete yete göresin
MEVLAM İKRAR ETTİ GELDİM
CİHANA
Mevla’m ikrar etti
geldim cihana
Gözüm açtım mail oldum o
burca
Kamil oldum Hak kelamlar
okudum
Elifi hat ile yazdı o
burca
Yazılmış anlıma kara
yazılar
Talip olan kalkar nan-ı
arzular
Yeryüzünden yol
kalkmıştır gaziler
Arş yüzünden bir yol
çıkar o burca
Sümmani'yim bende Hakka
tapmışım
Kırklar meclisinden
hisse kapmışım
Eğer Kâbe ise bende
bulmuşum
Muhammed miracı çıkar o
burca
NE KADAR
HÛB OLSA ŞECER ÜSTÜNE
Ne kadar hûb olsa şecer
üstüne
Dalında bir çiçek açmayı
bilir
Açılır salınır tazeden
taze
Gönül arz edene saçmayı
bilir
Adam var esrarı benden
nihandır
Zahirî melâmi, bâtın
sultandır
Adam var ki bahr-ı mûhit,
ummandır
Adam var ki yiyip içmeyi
bilir
Adam var gösterir dert,
belâsını
Adam var fetheder Kan
Kal'asını
Adam var getirir
müptelâsını
Adam var hızlıdan
kaçmayı bilir
Adam var dercetmiş metn-i
Kur'an'ı
Adam var devretmiş Bahr-i
Umman'ı
Her bir hâlden
bihaberdir Sümmânî
Sazına üç beş tel
koşmayı bilir
ÖYLE
KURU DAVA İLE İRFÂNLIK OLMAZ
Öyle kuru dava ile
irfanlık olmaz
Huzur-i arife irfana karşı
Candan geçmeyince canan bulunmaz
Bezirgân et beni erkâna karşı
Bülbül gül denizde gülün mapus et
Uzatma harama elin mapus et
Âlim huzurunda dilin mapus et
Katra dalga vurmaz ummana karşı
Sümmani ezelden neye bahsin var
Ya neye medfunsun ne hevesin var
Mevla’yı seversen elde nesin var
Eli boş edilmez canana karşı
PENEK
KAZASINDA BAĞLAR SEYRİNDE
Penek kazasında bağlar
seyrinde
Bir gelin seyrettim
eller kınalı
Al ihram örtünmüş servi
kamete
Yakışmış o boya beller
kınalı
Nazlısın nâzenin hangi
can için
Münasipsin vezir için
han için
Bülbül terk eylemiş gülü
sen için
Her kadem bastıkça
yerler kınalı
Sümmânî mat etti şirin
söz ile
Yaktı beni yârim elâ göz
ile
Bağlardan azmetmiş yüz
bin naz ile
Tekellüm danışır diller
kınalı
SAZIMI
ALIP DA DÜŞTÜM YOLLARA
Sazımı alıp da düştüm
yollara
Ne söylersiz bana görüm güzeller
Taramış saçları sağlı sollara
Nereden gelirsiz derim güzeller
Kimi al giyinmiş kimi kırmızı
Kimi gül devşirir kimi nergisi
Kimi zengin kimi fakirin kızı
Hepinizi bir gözlerim güzeller
Elde asa ile hoca sandınız
Siz benim gönlümü yüce sandınız
Gözümde gözlükle koca sandınız
Kocalmadım daha erim güzeller
Sümmani’nin bir yanına gelseniz
Söylediği sözü bir yol bilseniz
Halin sorup gönülcüğün alsanız
Bir yol hayır yapın barim güzeller
SORMA
BİR İNSANIN ASLI NESLİNİ
Sorma bir insanın aslı
neslini
Ta ezelden irfan olan bellidir
Kamile eyleme arif vasfını
Sıtk-ı sadık pinhan olan bellidir
Hakikat bağına gel bağla
kendin
Azrail eline verme kemendin
Âlemden üst görme öz kendi kendin
El ariftir insan olan bellidir
Sümmani gedanın Maksud-i
Settar
Deman-i mahbuptur arzusu hünkâr
Her âşık olamaz yara fedakâr
Canan için kurban olan bellidir
ŞU
KARŞIKİ YÜCE DAĞLAR
Şu karşıki yüce dağlar
Acep bizden dağlar m'ola
Kara yaslı benim anam
Oğul der de ağlar m'ola
Kâbe’den gelir hacılar
Yürekte çoktur acılar
Evdeki çifte bacılar
Kardaş der de ağlar
m'ola
Yol üstünde biten otlar
Her gelen bizi öğütler
Kavım kardaş koç
yiğitler
Yolda der de ağlar m'ola
Nedir cürmüm nedir hatam
Nice gurbet ilde yatam
Aksakallı benim atam
Oğul der de ağlar m'ola
Sümmani'yem oldum talan
Nice gurbet ilde kalam
Bir küçücek Şevki balam
Dadaş der de ağlar m'ola
TEK TEK
Uyandım
gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu âlem oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedasın tek tek
Lisanları
bir hoş eyler avazı
Onlarda
mevcuttur ilm-ü elfazı
Dediler
vaktidir kılak namazı
Aldılar
abdestin edasın tek tek
Aldılar
abdestin uyandım habran
Aslımız
yapılmış hak-u turabdan
Üç harf
okuttular yeşil yapraktan
Okudum
harfini noktasın tek tek
Okudum
harfini zihnim bulandı
Yarelerim
göz göz oldu sulandı
Baktım çar
etrafa kadeh dolandı
Nuş ettim
kırkların mahlesin tek tek
Nuş ettim
badesin gördüm rengini
Tam on
sekiz saat sürdüm cengini
Yar
yüzünde saydım üç-beş bengini
Halhalın
altında hırdasın tek tek
Dediler:"Sümmani
gel etme meram"
Adamı
çürütür dert ile verem
Sen içün
dünyada kavuşmak haram
Hüdam
böyle salmış kalemin tek tek
TÖVBEKÂR
OL GÖNÜL TARİKTEN ÇIKMA
Tövbekâr ol gönül
tarikten çıkma
Namertten şefaat şifadar
olmaz
İylik eyle sakın bir
gönül yıkma
Görüşme kötüyle onda ar
olmaz
Dinleme dünyanın kıyl ü
kâlini
Düşürme üstüne el
vebalini
Gözetle kâmilin bir
kemalini
Zira böyle kişi bahtiyar
olmaz
Namertler içinden hicret
et durma
Yapacağın hayrı kimseye
sorma
Kişizâdelikle kendini
kurma
Mezar taşı ile iftihar
olmaz
Hisse-mend ol kâmillerin
sözünden
Başka yoktur kazan özü
özünden
Evlat düşse atasının
gözünden
Huda razı olup berhudar
olmaz
Münafıkın yeri her dem
nar iken
Düşman olsa korkma Mevla
var iken
Bir adamın ezel vakti
var iken
Sonu yoksul olsa gözü
dar olmaz
Yoksulluk dediğin ömürü
söker
Katranı kaynatsan olur
mu şeker
Cinsi bozuk adam cinsine
çeker
Aslı karademir gevherdar
olmaz
Sözü geçmez bir mecliste
gedanın
Bahtı kara olup
vatan-cüdanın
Sonu karanlıktır
haramzâdenin
Çalıp çırpma ile kesb-i
kâr olmaz
Sümmani ah edip sararıp
solma
Gelen Tanrı'dandır
kimseden bilme
Sevilen bir yere çok
gidip gelme
Kesilir muhabbet itibar
olmaz
VAHŞİ
GÜZEL OLSA, YAMAN DENİLMEZ
Vahşi güzel olsa, yaman
denilmez
Münasipsiz atlas olsa giyilmez
Ham ağacın meyvesi de yenilmez,
Mizac ehli isen yetişmek lazım
Sevdiğim bir güzel kalem kaş ama
Edalı cilveli ser nakkaş ama
Güzelin sefası namı hoş ama
Evvelce uğrunda çalışmak lazım
Sümmani bu hali gördü rüyada
Ne bilsin dil ile elde ifade
O’na erişilmez gider piyade
Binip aşk atına ulaşmak lazım
VARIP
GİDEM BİR KAMİLE DANIŞAM
Varıp gidem bir kâmile danışam
Belki benim şu derdimden bilen var
Bir güzelin ateşine yanmışam
Şu ah ile firkatine yanan var
Duman aldı koca dağın başını
Deyin nasıl silem gözüm yaşını
Gönül kalesinin mermer taşını
Hicran kalemiyle yarıp delen var
Derya kenarında ufacık taşlar
Nedir bu feleğin ettiği işler
Deryada balıklar havada kuşlar
Belki benim şu derdimden bilen var
Der Sümmani yarab gönlüm hoş eyle
Ya bana sabır ver bağrım taş eyle
Ya bir çift kanat ver beni kuş eyle
Tez yetişem dost bağında talan var
YA BEN
DERDİM KİME ŞEKVA EDEYİM
Ya ben derdim kime şekva
edeyim
Hicran benim firkat
benim veren ben
Hangi bir tabibe sual
edeyim
Mecruhu ben Lokman'ı ben
saran ben
Bu dert benden olur mu
ki hiç nihan
Kişi kemaline bu mudur
nişan
Soldu güller bozulalı
gülistan
Bahçesi ben bahçıvan ben
deren ben
Vefalıda acır sandım ben
anı
Çıktım yola arda koydum
vatanı
Kime sual edem ben o
civanı
Gelici ben gidici ben
varan ben
Ahvalimce nice çekeyim
aman
Harab oldum onu gördüğüm
zaman
Bakmadı ahıma ol şah-ı
huban
Aldanan ben sızlanan ben
yeren ben
Ben gönlümü senden etmem
hiç beri
Söyle güzel nasıl dönem
ben geri
Ne idem de unutam o
gözleri
Ülfet eden nefret eden
gören ben
Sümmani der vardım canan
iline
Rahmetmedi gözlerimin
seline
Her varımı her yoğumu
eline
Teslim alıp teslim edip
veren ben
YAZMIŞLAR
Ervah-ı ezelde levh-i
kalemde
Bu benim bahtımı kara
yazmışlar
Bilirim güldürmez devr-i
âlemde
Bir günümü yüz bin zara
yazmışlar
Gönül gülşeninde har
oldu deyû
Hasretlik ismimde var
oldu deyû
Sevdiğim, sevdiğin pîr
oldu deyû
Erbab-ı garezler yâre
yazmışlar
Dünyayı sevenler velî
değildir
Canı terk edenler deli
değildir
İnsanoğlu gamdan hâli
değildir
Her birini bir efkâra
yazmışlar
Nedir bu sevdanın
nihayetinde
Yâdlar gezer yârin
vilayetinde
Herkes diyârında
muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara
yazmışlar
Arif bilir aşk ehlinin
hâlini
Kaldırır gönlünden kîyl-ü
kâlini
Herkes dosta yazmış
arz-ı hâlini
Benimkini rûz-i gâra
yazmışlar
Olaydım dünyada ikbâli
yaver
El etsem sevgilim acep
kim ne der?
Bilmem tecelli mi, yoksa
ki kader
Beni bir vefasız yâre
yazmışlar
Yazanlar Leyla vü Mecnûn
kitabın
Sümmâni'yi bir kenara
yazmışlar...
YOL VER ULU DAĞLAR AŞAM
BELİNDEN
Yol ver ulu dağlar aşam
belinden
Şimdi bekler kömür gözlü yar beni
Ne çekerim ayrılığın derdinden
Korkarım öldürür ah u zar beni
Dünyada bulmadım gönüle mekân
Nerde bir gül bitse etrafı diken
Yar o baht bende bu ah var iken
Hasret mahpus eder kara yer beni
Vay desinler ateşim yok közüm yok
Dahi yâre yalvaracak yüzüm yok
Yokladım kendimi bir kem sözüm yok
Yara şekva etmiş ruz-i gar beni
Sümmani'yim kendi kendim ohladım
Şadırvan suyunda yattım yuhladım
Yârin küçük defterini yokladım
Yazmış defterine ihtiyar beni
ÂŞIK ŞENLİK İLE BİR
ATIŞMASI
(Atışma 1901 yılının ilkbaharında yapılmıştır.)
Aldı Şenlik:
Kimler aldı bu dünyanın yaşını
Kimler gördü hayalini düşünü
Kimler verdi Beytullah’ın taşını
Ara ki bulasın Aşık Sümmani
Aldı Sümmani:
Felek aldı bu dünyanın yaşını
Hem de gördü hayalini düşünü
Arafat dağ verdi onun taşını
Onu ben bilirim Usta Şenliği
Aldı Şenlik:
Kimler bilir bu dünyanın huyunu
Kimler gördü gerdanını boyunu
Kimler verdi Muhammed’in suyunu
Ara ki bulasın Aşık Sümmani
Aldı Sümmani:
Felek bilir bu dünyanın huyunu
Hem de gördü gerdanını boyunu
Semadan melekler verdi suyunu
Onu ben bilirim Usta Şenliği
Aldı Şenlik:
Şenlik der ki bu dert meni götürür
Bir gün olur menzilime yetirir
Cennet-i Ala’da kimler oturur
Ara ki bulasın Aşık Sümmani
Aldı Sümmani:
Sümmaniyem hasret beni götürür
Götürür de muradıma yetirir
Cennet-i Ala’da Idris oturur
Ben onu bilirim Usta Şenliği
|