| |
ÜFTÂDE HZ. KİMDİR?
(افتاده)
(ö. 988/1580)
Aziz Mahmud Hüdâyî’nin şeyhi, mutasavvıf-şair.
Bursa’nın Araplar mahallesinde doğdu. Doğum tarihi kaynaklarda 895
(1490) olarak verilmekteyse de müridi Aziz Mahmud Hüdâyî’nin
VâķıǾât’ında geçen bir ibareden 900 (1495) yılı civarında dünyaya
geldiği anlaşılmaktadır. Adı Mehmed, lakabı Muhyiddin’dir. Şiirlerinde
kullandığı “Üftâde” mahlasıyla tanınır. Babasının Manyas’tan gelip
Bursa’ya yerleştiği kaydedilmektedir. Üftâde, çocuk yaşlarında intisap
ettiği Bayramî şeyhlerinden Muk‘ad Hızır Dede’nin teşvikiyle ilim
tahsiline başladı. Şeyhinin vefat ettiği 918’e (1512) kadar yaklaşık
sekiz yıl kendisine hizmet etti. Güzel sesiyle Bursa Ulucamii’nde ve
Doğan Bey Mescidi’nde ezan okudu. Birkaç akçelik maaşı kabul ettiği için
rüyasında, “Mertebenden üftâde oldun” (düştün) diye uyarıldığının ertesi
günü ezan okumayı bıraktı. Bu olayın ardından ipekçilik ve düğmecilik
yaparak, kitap istinsah ederek geçimini sağladı. Bir yandan da fahrî
imamlık ve müezzinlik görevini sürdürdü. Otuz beş yaşları civarında vaaz
ve irşada başladı. Doğan Bey Mescidi, Namazgâh Camii ve diğer
camilerdeki vaazlarını halk büyük bir ilgiyle takip ediyordu. Uludağ
eteklerindeki Pınarbaşı Kuzgunluk mahallesinde inşa ettirdiği cami ve
tekkede irşad faaliyetini sürdürürken 1529-1536 yılları arasında Emîr
Sultan Camii hatipliğine tayin edildi. Emîr Sultan’ın mânevî işaretiyle
kabul ettiğini söylediği bu görevi vefat ettiği 12 Cemâziyelevvel 988
(25 Haziran 1580) tarihine kadar sürdürdü. En meşhur halifesi Aziz
Mahmud Hüdâyî ona hayatının son yıllarında 984’te (1576) intisap etti.
Mehmed ve Mustafa adlı iki oğlu tekkesinde onun yerine postnişin oldu.
Kaynakların çoğunda Üftâde’nin Hızır Dede’den hilâfet aldığı
belirtilmektedir. Ancak şeyhinin vefatında on sekiz yaşlarında bulunan
Üftâde’nin o yaşlarda hilâfet alması pek mâkul görünmemektedir. “Merhum
şeyhim zamanında bana açılmadı, ancak vefatından sonra açıldı” diyen
Üftâde’nin Hızır Dede’den başka “şeyhim” dediği bir kimseye de
rastlanmamıştır. Bu durum dikkate alındığında onun sülûkünü Üveysî
tarikle tamamlamış olması kuvvetli bir ihtimal gibi görünmektedir. Hızır
Dede’den başka bir şeyhi yoksa da Üftâde çocuk yaşlarından itibaren bazı
sûfîlerin sohbetinde bulunmuştur. Bunlardan Bursa’da Irgandı Köprüsü’nün
yanındaki Selçuk Hatun Camii’nin imamı Muslihuddin Mustafa Efendi
keramet sahibi bir dervişti. Muslihuddin Efendi’nin Zeyniyye Dergâhı
şeyhlerinden Muallimzâde Şeyh Mustafa Efendi ile (ö. 930/1524) aynı kişi
olması da muhtemeldir. Vâķı'ât’ta onun bir dönem Bursa’da ikamet eden
Şâzelî şeyhi Ali b. Meymûn el-Mağribî (ö. 917/1511) ve halifesi
Abdurrahman Efendi’den sıkça söz ettiği görülmektedir. Meşrep itibariyle
coşkun bir yapıya sahip bulunduğu anlaşılan Abdurrahman Efendi’nin
halifesi Şeyh Abdülmü’min Efendi ile de özel bir yakınlığı vardı.
Halvetî-Gülşenî şeyhlerinden Lemezât-ı Hulviyye müellifi Cemâleddin
Hulvî ve onu takip eden bazı müellifler, Üftâde’nin Hızır Dede’den önce
İstanbul’da Sünbül Sinan’a (ö. 936/1529) intisap ederek ondan icâzet
aldığını kaydetmişse de bu doğru değildir. İleri yaşlarında birçok defa
İstanbul’a giden Üftâde’nin Sünbül Sinan Efendi ile görüşmesi mümkünse
de kendisine intisap etmesi uzak bir ihtimaldir, hilâfet alması ise
mümkün değildir.
Üftâde’nin tarikat silsilesi Hızır Dede ve Akbıyık Sultan vasıtasıyla
Hacı Bayrâm-ı Velî’ye ulaşır. Celvetiyye tarikatı Aziz Mahmud Hüdâyî’ye
nisbet edilmekteyse de seyrüsülûk usulü bakımından celveti esas alan
Üftâde’dir. Bu sebeple onun Celvetiyye’nin pîri olduğu da söylenebilir.
Nitekim bir Celvetî şeyhi olan İsmâil Hakkı Bursevî, Celvetiyye’nin
İbrâhim Zâhid-i Geylânî devrinde hilâl, Üftâde zamanında ay, Hüdâyî
döneminde dolunay durumunda bulunduğunu söyler (Silsile-i Celvetiyye, s.
63). Üftâde’nin en belirgin özelliklerinden biri zühd ve takvâsıdır;
haramlardan kaçınmanın yanında bazı helâllere dahi iltifat etmemiştir.
Bir zamanlar vaazlarında Meŝnevî ve Fuśûśü’l-ĥikem’den bahsetmesini
yasaklayan Kanûnî Sultan Süleyman’ın onu İstanbul’a davet edip hürmet
gösterdiği, tekkesine vakfetmek istediği bir iki köyü kabul etmediğini
görünce vezirlerine bazı şeyhlerin tâlib-i dünyâ, fakat Üftâde’nin
târik-i dünyâ olduğunu söylediği rivayet edilir.
Üftâde’nin keşif ve mârifetle ilgili görüşlerinin özünü, “Mülk ve
melekût âleminde bulunan şeylerin tamamı size keşif yoluyla görünse
şeriata uygun biçimde izah etmeye gücünüz yetmiyorsa o keşfi terkedin,
fakat şeriatı terketmeyin” sözü oluşturur. Ona göre melekût âleminde
seyreden bir sâlik, o âlemin meselelerini mülk âleminde bulunan ve bu
âlemin kayıtlarıyla mukayyet olan bir kimseye anlatmamalı, hakikati
keşfeden sâlik ağzını şeriatın iğne ve ipliğiyle dikmelidir. Eğer
sözlerini şeriat libasına sokmadan uluorta konuşursa fesada yol açar;
Hallâc-ı Mansûr ve Seyyid Nesîmî’de görüldüğü gibi fitne denizi
dalgalanmaya başlar. Ayrıca mücerret taklit yoluyla bu sözleri
söyleyenlerin ilhâda düşmelerine sebebiyet verebilirler. İnsanlara
anlayış seviyelerine göre hitap etmek gerekir. Nitekim peygamberler de
öyle yapmış, insanlarla akıllarının alacağı şekilde konuşmuştur. Bu
sebeple Üftâde’nin ağzından şathiye kabilinden tek bir söz bile
çıkmamıştır.
Yûnus Emre tarzında sade bir dille ârifane şiirler yazan Üftâde’nin
şiirleri tekke çevrelerinde büyük ilgi görmüş, bunlardan bazıları ilâhî
şeklinde bestelenerek okuna gelmiştir. Bursalı Mehmed Tâhir’in bastırdığı
divanının (İstanbul 1328) Latin harfleriyle üç neşri daha bulunmaktadır
(nşr. Mustafa Bahadıroğlu, Celvetiyye’nin Piri Hz. Üftade ve Divanı,
Bursa 1995; Üftâde Divanı, Bursa 2000, İstanbul 2011). Üftâde’nin çoğu
aruzla, bir kısmı heceyle yazılmış elli parça şiir ihtiva eden eserini
Paul Ballanfat Le divan Hazret-i Pir Üftâde adıyla Fransızca’ya çevirmiş
(Paris 2002), Angelo Culme-Seymour bu Fransızca çeviriyi The Nightingale
in the Garden of Lover adıyla İngilizce’ye aktarmıştır (Oxford 2005).
Üftâde’nin, “Yine dûş oldu gönül yârin cemâl-i şem‘ine / Götürüp yüzden
nikābı gark olup envârına” mısralarıyla başlayan şiirini Ali Örfî Efendi
“Şerh-i Nutk-ı Üftâde” adıyla şerh etmiştir.
Aziz Mahmud Hüdâyî, Üftâde’ye intisap ettiği 1 Zilkade 984 (20 Ocak
1577) tarihinden itibaren üç yıl süren seyrüsülûkü boyunca mürşidinin
söylediği sözleri Arapça olarak kaydetmiş, hilâfet alıp Bursa’dan
ayrılmasına bir ay kala 9 Şevval 987 (29 Kasım 1579) Cuma günü
tamamladığı eser Vâķı'ât-ı Hüdâyî (Vâķı'ât-ı Üftâde) adıyla tanınmıştır.
Baş tarafında, “Sülûk esnasında hazret-i şeyh ve bu fakir arasında
geçen, işlenmiş altından kıymetli yüce sözler” anlamına gelen bir ibare
bulunmaktadır. İsmâil Hakkı Bursevî, “Hazret-i Hüdâyi’nin derlediği Şeyh
Üftâde’nin sözleri ki Vâķı'ât adıyla ünlenmiştir” dediğine göre esere bu
ad sonradan verilmiştir. Üftâde’nin görüşleri ve Celvetiyye tarikatı
hakkında temel kaynak sayılan kitabın müellif nüshası her biri 100
varaklık iki cilt halinde Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nde
kayıtlıdır (Aziz Mahmud Hüdâyî, nr. 249-250). Hüdâyî’nin müridlerinden
olduğu tahmin edilen Mehmed Muizzüddin Celvetî eserin bazı kısımlarını
şeyhin sağlığında Türkçe’ye çevirmiştir (Süleymaniye Ktp., Mihrişah
Sultan, nr. 253/ 6). Üftâde’nin tekkesi ve Yerkapı semtinde 985 (1577)
yılında tamamladığı camisi çeşitli zamanlarda yapılan tamir ve tâdilâtla
günümüze kadar gelmiştir.
BİBLİYOGRAFYA:
Hüsâmeddin Bursevî, Menâkıb-ı Üftâde, Üftâde Tekkesi Ktp.; Türbedar Şeyh
İbrâhim Efendi, Menâkıb-ı Pîr Üftâde, Üftâde Tekkesi Ktp.; Menâkıb-ı
Şeyh Üftâde, Üftâde Tekkesi Ktp.; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 377; Hulvî,
Lemezât-ı Hulviyye, Millet Ktp., Ali Emîrî, Şer‘iyye, nr. 1100, vr.
203b; İsmâil Hakkı Bursevî, Silsile-i Celvetiyye, İstanbul 1291, s. 44,
63, 77-80; Belîğ, Güldeste, s. 107-109; Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin,
Risâle-i Melâmiyye-i Şüttâriyye, İÜ Ktp., İbnülemin, nr. 3357, vr.
5a-6a; Harîrîzâde, Tibyân, II, vr. 227a vd.; Osmanlı Müellifleri, I, 12,
22, 134; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ (haz. Mehmet Akkuş - Ali
Yılmaz), İstanbul 2006, II, 576-584; M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında
İlk Mutasavvıflar (İstanbul 1919) (haz. Orhan F. Köprülü), Ankara 1976,
s. 269; Mehmed Şemseddin [Ulusoy], Bursa Dergâhları: Yâdigâr-ı Şemsî
(haz. Mustafa Kara - Kadir Atlansoy), Bursa 1997, s. 370; Kepecioğlu,
Bursa Kütüğü, I, 106; II, 281; III, 248, 396; IV, 281; Irene Beldiceanu-Steinherr,
Scheich Üftâde der Begründer des Ğelvetijje Ordens, München 1961; Hasan
Kâmil Yılmaz, Azîz Mahmûd Hüdâyî ve Celvetiyye Tarîkatı, İstanbul 1980,
s. 125, 235, 244, 247, 272; Mustafa Bahadıroğlu, Celvetiye’nin Pîri Hz.
Üftâde ve Divan’ı, Bursa 1995; a.mlf., Vâkıât’ın Tahlîl ve Tahkîki
(doktora tezi, 2003), UÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Nihat Azamat
KAYNAK:
Diyanet İslam Ansiklopedisi
|
|