| |
ULU VELİLER
İBRAHİM HAKKI ERZURUMİ (K.S.A)
ULU VELİLERİN FAZİLETLERİ
Velilerin faziletlerini, hareketlerini,
eserlerini, adetlerini had ve tarifini vecdin hallerini ve vasıflarını,
veliliğin alametlerini hareket ve duraklarını, mertebe ve kerametlerini,
müşahedelerinin (görüşlerinin) derecesini, son makamlarını bildirir ..
Ulu velilerin faziletleri, bereketleri, Kur'an-ı Kerim ayetleriyle ve
hadislerle bildirilmiştir. Cenab-ı Hak, bu hususu Kur'an-ı Kerim'inde bir
çok ayetlerle bildirmiştir.
Ayetlerin meali:
Allah, iman edenlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan (kurtarıp)
nura çıkarır. Küfredenlerin dostları ise şeytanlardır.
Haberiniz olsun ki, Allah'ın veli (kul)ları için hiçbir korku yoktur.
Onlar mahzun da olacak değillerdir.
Allah'ın velileri gerçek takva sahipleridir.
Allah, takva sahiplerinin yardımcısıdır.
Ey Rabbim, dünyada da ahirette de benim yarimsin. Canımı Müslüman olarak
al. Beni salihler (zümresin)'e O çok esirgeyen (Allah'ın has) kulları ki,
onlar yer (yüzün) de vakar ve tevazu ile yürürler. Kendilerine, beyinsizler
(hoşa) gitmeyecek laflar attığı zaman "selametle" de(yip geçerler)rler.
Onlar ki Rablerine, secde ederek ve ayakta durarak ibadet ederler onlar
için felah vardır.
O erkekler ki ne ticaret, ne alışveriş (hiç bir şey) onları Allah'ı
zikretmekten (anmaktan) alıkoymuyor. (İşte onlar, felaha ererler.)
Kutsi Hadisler:
Bana bağlanmış olan velilere, ben de itaat ederim (dileklerini yaparım).
Onlar da benim izzet ve cemalime kuvvetli ve muhkem tutunurlar.
Kim ki velilerime ikramda bulunursa onu, kendime yapılmış sayarım.
Velilerim, kubbelerimin altındadır. Benden başka onları kimse bilmez. (Belki
burada halk içinde gizli velilere işaretin yanında, Rabbimizin kubbeleri
altında velilerin nasıllığını, niceliğini, ne olduğunu bilememeye işaret
vardır. Allahüalem.)
Ayrıca Allah, Hz. Davud (A.S.)a vahy yolu ile bildirmiştir ki;
Ya Davud beni seven veli Kullarıma haber ver ki onlarla aramda perdeleri
lütuf ve keremimle kaldırdım ki, onlar gözleriyle görsünler. O durumda halk,
kendilerine zarar veremez. Benim lütuf ve inayetim onlara eriştiği için,
halkın haset ve öfkesi onlara hiç tesir etmez ve asla keder vermez. Ya Davud!
Eğer benim sevgimi kazanmak istersen evvela dünya sevgisini kalbinden
atmalısın. Çünkü muhakkak olan bir şey var ki, benim sevgimle dünya sevgisi
bir gönülde birleşemez (toplanamaz). Ya Davud, evvela sen, benim sevgimi
kendi kalbinde halis muhkem kıldınsa ve her şeyde benim kudret ve hikmetimi
görebildinse ondan sonra, dünya ile ve dünya halkıyla karışsan, kalkıp
otursan, kalbindeki sevgime en ufak bir noksan ve keder gelmez ..
Ya Davud, eğer sen bana dost isen, nefsine düşman ol ve o'nu şehvetlerden
men'et (çek) ta ki ben sana muhabbetimle bakayım ve aramızdaki perdeyi
kaldırayım ..
Ya Davud, benim kullarımdan yeryüzünde nice veli kullarım var ki, onlar
benim dostlarımdır, ben de onların dostuyum. Onlar, beni özler, ben de
onları özlerim. Onlar, beni anarlar, ben de onları anarım. Garipler,
yabancılar evlerini arzu ettikleri gibi onlar da geceyi arzu ederler ve
kuşların, yuvaya dönüşleriyle sevindikleri gibi onlar da gecenin gelişiyle
sevinirler. Vaktaki gece olur ve karanlık basar ve her dost kendi dostu ile
baş başa kalır, onlar da benim için ayakta durup, boyunlarını büker,
Yüzlerini bana çevirip yalvarır ve niyazda bulunurlar. Nimetlerimi,
ihsanlarımı dilerler.
Onlar kalkar, oturur, rüku ve secdeye varır ve sevgimden başka benden
hiçbir şey istemezler ve ancak rıza yoluna devam ederler. O zaman ben de,
onlara oları üstün sevgimle şu üç şeyi kendilerine armağan ederim: İlk
armağanım bir nurdur ki, onların kalplerine akıtırım. Benden bahsettikleri
her yerde hep onunla benden haber verirler. İkinci armağanım, ben onlara,
zat ve sıfatlarımla yönelirim. Yöneldiğim dostlarıma neler ihsan ettiğimi,
ne devletler bağışladığımı hiç bilir misin? Üçüncü ikramımın değerini ancak
ben bilirim, bir de o dost kulum bilir. Yer ve gökteki bütün eşya, bu
ikramıma nisbetle bir hiçtir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz de, ümmetine olan sevgisiyle ümmetinin
velilerinin alametlerini şu hadis-i şerifleriyle bildirmişlerdir:
1- Ümmetimin velilerini görenler Cenab-ı Hak'kı anarlar. Çünkü; velilerin
yüzleriyle müşerref olanın kalbinde; Allah adı bulunur.
2- Muhakkak benim ümmetimde öyle erkeklerde vardır ki, onlar halktan
ayrıdır. Halk onlara, hayretle bakar ve onları deli zanneder. Onlar da halkı
deli olarak görür. Şunu muhakkak biliniz ki, onlar abdaldır (veliler
zümresindendir).
3- Cenab-ı Hak'kın veli kulları, aç ve susuz olanlardır. Kim onlara eziyet
,ederse Allah da onlardan intikamlarını alır.
4- Dünya, ahiret ehline; ahiret dünya ehline, her ikisi de Allah ehline
haramdır. Allah ehli ise ulu velilerdir.
ULU VELİLERİN ALAMETLERİ
Ulu velilerin alametlerini, adetlerini ve kalpleriyle hallerini bildirir.
Ey aziz Ehlullah demişlerdir ki: Halkın kimisi dünya, kimisi ahiret, kimisi
de mana ehlidir. Sonra dünya ehline, ahiret haramdır ki, ona nail olmazlar.
Ahiret ehline de dünya haramdır ki, ona tenezzül etmezler. Mana ehline her
ikisi de haramdır ki, hiç birine meyil ve iltifat etmez ilgilenmezler. Lakin
dünya ehlinin hepsi, tabiatın karanlığına gömülmüş, beşeri elemler onları
sarmıştır. Sonra yüksek alemi (ilahi alemi) istemekten kendilerine yeis ve
ümitsizlik gelmiştir ve bütün meyilleri, iradeleriyle şu aşağı (alçak) aleme
yönelmişlerdir. Akıllarını ve çabalarını hep bu dünyanın zevklerini bulmak
için harcarlar. Halbuki dünya, çöplüğe atılan bir cife-laşe (hayvan
ölüsü) dir.
İşte bu insanların emelleri boş, amelleri ziyandır. Bunlar iki türlü acı
azap çekeceklerdir. Biri dünyadan ayrılışın verdiği azap, diğeri de sonsuz
olan cehennem azabında yanmaktır. Ahiret ehli ise bunların hemen
hepsinin meyil ve arzuları, yüksek mertebelere varmak ve cennette kalmaktır.
Çünkü Cenab-ı Hak, kullarını dünyadan cennete çağırmakta ve orayı, mutluluk
yeri olarak vaat etmektedir. İşte bu insanların gönülleri de yükselmek ve
şeref duymakla meşguldür. Gerçi bunlar, ateşte yanma azabından
kurtulmuşlardır. Hakikatte bunların hepsi de ayrılış azabı içindedirler.
Halbuki muhabbet ehline ayrılık ateşi, yakıcı ateşten daha şiddetli
gelmiştir .
Mana ehline gelince: Onlar, tabiat alemi hapishanesinden çıkmış, insanlık
aleminin yuvasından uçmuşlardır ve orada kendi resimlerinden bir şey
bırakmadan ve dünya varlıklarından hiç bir şey almadan geçip gitmişlerdir ve
bütün insanları kaybederek Allah'ın huzuruna varmışlardır ve 'her iki cihanı
(dünya ve ahireti) sahiplerine bırakarak sevgililerini alıp ehlullah
olmuşlardır. Onlar, cennet ve cehennemi unutup Allah'a (yalnız onu sevdikleri
için) ibadet etmişlerdir. Çünkü; onunla, her iki cihanı Cennet ve onsuz ise
Cehennem görürler. Sonra yalnız onu istemiş ve her nimet, onu bilmişlerdir
ve onun marifet şarabıyla kendilerinden geçmişlerdir ve saf sevgisiyle
kalpleri dolu olarak ebediyyen onunla kalmışlardır.
Başkalarının göremediğini onlar bilmişlerdir. Bedenleri bir yerde durur,
gönülleri doğu ve batıyı gezer, arş ve kürsiye konar. Gerçi vücutlarıyla
göklere yükselmezler. Fakat ruhlarıyla en yükseklere çıkarlar. Gerçi Cenab-ı Hak'kı gözleriyle görmezler. Fakat bütün sırlarını müşahede ederler
(görürler). Onlar dünyada herkesle ne muamelede bulunurlarsa, onu ancak
Allah rızası için yaparlar.
Kendilerine teslim olan ve bağlı bulunan dostlarını Cenab-ı Hak'kın
huzuruna çağırırlar. Onlara meyleden ve onları sevenlere, onların sözleriyle
amel eden ve izlerinden gidenlere ve onların irşat ve nasihatleriyle Cenab-ı
Hak'ka kavuşanlara ne mutlu!
ULU VELİLERİN TARİF VE HALLERİ
Ulu velilerin had ve tariflerini ve vecdleriyle o andaki hallerini bildirir.
Ey aziz Ehlullah demişlerdir ki:
Veliyullah (Allah'ın velisi) odur ki, her söz ve hareketi uygun olur.
Odur ki, dünyadan uzak Cenab-ı Hak'ka yakın olur.
Bütün kalbiyle Cenab-ı Hak'ka yönelmiş olur.
Gizli açık nesi varsa hep Allah'ı ile olur.
Dünya devletinin ne gelişiyle sevinir, ne gidişiyle üzülür.
Onun yanında gümüşle altın, taşla topraktan daha düşüktür.
Halkla halim (yumuşak) ve Hak (Allah) ile daim olur.
Kendi nefsinde ihtiyarı olmaz ve Allah'ın gayrisiyle karar kılmaz ve
gönülden başka hiç bir şeyle uğraşmaz ve ölümden çekinmez ve korkmaz. O
yeryüzünde kimsesizdir. Onun yakını ve tek dostunun Allah olması ona yeter.
Veliyullah odur ki, güneş gibi cömerd, dağ gibi sabit, deve gibi itaatli,
gece gibi saklayıcı, gök gibi yüksek ve hikmetli olur ve arslandan kaçar
gibi fitneden kaçıp selameti bulur. Peygamberlere mucize göstermek şunun
için vaciptir ki, halk onlara tabi olsun (bağlansın) ve hidayete ersin. Ulu
velilere, kerametlerini gizlemek şunun için vaciptir ki, halk onlarla
fitneye düşmesinler, çekişip, rahatsız etmesinler ve halktan gizli kalıp
Allah ile sevinerek onun huzurunda kalsınlar.
Veliyullah'ın halleri, daima örtüktür, gizlidir. Fakat bütün kainat onun
veliliğiyle söylenir. Veliyullah, yeryüzünde Cenab-ı Hak'kın reyhan
çiçeğidir ki, onu, Sıddıklar (gerçeği bilenler) koklar. Bu koku, onların
kalbine ulaştığı zaman Allah'a olan özleyişleri artar. Allah'ın velileri
gelinlere benzer. Nasıl ki gelinleri namahremler göremez. Bunlar gibi
velileri de Alah'ın huzurunda iken kimse göremez ve suretlerini görse
de hakikatlerine herkes eremez.
Veliyullah odur ki, Cenab-ı Hak'kın kendisine ait olan işlerdeki muvafakatından, kendisinin de Hak Taala'nın
emirlerine uygun hareket ettiğini
bilir ve dilinde, dua yapmak gücünü ancak duanın kabul edileceği zamanlarda
bulur.
İşte böyle uyanık ve bilgili olan Allah'ın velileri, yeryüzünde Hak'kın
şahididir ki, sadık (doğru) bir şahiddir. Müminlerin kalbi gaflet ve keder
içindedir. Velilerin kalbi ise huzur ve sevinç içindedir. Düşmanların kalbi
vahşet ve köpürme, kudurganlık içindedir. Müminlerin azabı, yasak şeyleri
yapmaya bağlıdır. Velilerin azabı, harikulade (olağanüstü) şeyleri
göstermeye
bağlıdır.
Allah'ın velileri iki cihanda tek bir şey istemezler ve Allah'ın
huzurundan bir an bile gafil olmazlar ve onlara hizmet edenler muhabbet
şarabından mahrum kalmazlar. Ulu velilerin gönlüne girenler ve onlara
bağlananlara bütün dünyayı bağışlasan bir tanesini almazlar. Allah'ın velisi
karşısına çıkan kız ve oğlandan irkilir ve kaçar. Çünkü o, yalnız Allah'ın
cemaline istekli ve aşıktır.
Allah'ın velisi, vecd halinde iken, güzel yüzler ona örtülüdür,göremez.
Onun ruhu, ancak Allah'ın hüsn ve cemaliyle (güzelliği) sevinir ve meşgul
olur. Nitekim, bir gün Şeyh Şibli Hazretleri vecde gelir ve o halde, şeyhi Cüneyd -i Bağdadi
Hazretlerinin ziyaretine öyle bir saatte gider ki Cüneyd,
hanımıyla yemek yiyordu. Hanım, Şibli'yi görür görmez kalkıp gitmek ister.
Cüneyd, hemen elinden tutar ve gitme, yerinde rahat otur, yemeğini ye. Çünkü
Şibli şu anda ne seni görebilir, ne de bilir, der. Sonra Şibli ile bir saat
kadar sohbet eder. Şibli'nin aklı başına gelip ağlamaya başlayınca o zaman Cüneyd hanımına, şimdi örtün, çünkü Şibli, manevi sarhoşluktan uyanmış ve
dünya alemine girmiştir, artık yüzleri ve şahısları görüp ayırabilir, onun
bu hallerine kendi gözleri ve sözleri, delalet eder, der.
Bundan anlıyoruz ki, ulu veliler, kalplerini açıp içindekileri görebilir
yetenektedir.
ULU VELİLERİN VASIFLARI
Ulu velilerin vasıflarını, alametlerini, huzur ve selametlerini bildirir:
Evliyayı kiramın iki alametleri vardır. Biri, Allah'ın emrine hürmet ve
(boyun eğmek) itaattir. Diğeri bütün insanlara şefkattir. Velilerin
alametlerinden biri de Allah'ın haklarını ödemektir ve insanları sevmektir.
Velilerin alametlerinden biri de Allah ile kendileri arasındaki sırları
gizlemektir ve insanların eziyetlerine, işkencelerine, mükafat beklemeden
sabır ve tahammül etmektir ve kimseyi incitmeyip Allah'ın rızasını
kazanmakla yetinmektir ve insanlarla iyi geçinip, kimseyi kimseye şikayet
etmeyip, hepsini korumak, kusur ve ayıplarını örtmek ve akıllıca onları
idare edip geçinmektir.
Velilerin diğer bir alameti de güzel dil ve hikmetli konuşmaktır, güzel
ahlak ve güler yüzlülüktür. Hoş kokularla cömertlikle (açık el) üstün
olmaktır. Bütün insanlara tam bir şefkat göstermek ve hiç itiraz etmeden her
çeşit özür ve dileklerini kabul etmektir ve onlarla konuşup dertleşmek
hususunda çok cömert davranmak ve geniş sabır göstermektir.
Naklederler ki; bir gün bir veliyullah ile bir fakir yol arkadaşı olmak
istemişler. O kalbi merhametle dolu ulu veli, yol arkadaşı fakirin ihtiyar,
arkasında ağır bir heybe, ayağında eski bir çizmesi olduğunu görünce ona;
benimle yol arkadaşlığı yapmak istiyorsan, bana teslim olacak ve her sözümü
tutacaksın. Yoksa benden ayrılıp gidersin, demiş. İhtiyar da teslim olmuş
bir
arkadaş olacağına söz ve karar vermiş. O cömert kalpli ulu veli de hemen
ihtiyarın eski çizmesiyle kendi yeni çizmesini değiştirmiş ve ağır heybesini
yüklenerek yola koyulmuşlar. Her veli, karşılaştığı kimselere muhakkak böyle
muamelede bulunur. Çünkü onların kalpleri, muhabbet denizi ve vahdet (birlik) yuvasıdır.
Ulu velilerin diğer bir alameti de ilahi sırları bilmek ve insanlardan
gizlemektir. Allah'ın velisi o zattır ki, Hak'kı korudukça, Allah da onu
korur ve ol hakkı tazim eyledikçe (ululadıkça), Allah da onu tazim eyler.
Allah'ın velisi o zattır ki, kendisinden çıkan kerametleri ne duyar, ne de
kimseye söyler.
Allah'ın velisi o zattır ki, Vücudunu halka teslim eder. kalbiyle Hak'kın
(Allah'ın) huzuruna gider. Allah'ın velisi o zattır ki, onun gönlü nur ye
sevinçle dolar ve ruhu, Allah'ın huzurunda bulunur. Velilerin alametlerinden
biri de her şeyden el çekmek ve Cenab-ı Hak'ka yönelmektir. Her şeyden onunla
zengin olmak ve her şeyden ona dönmektir. Ulu veli, her an Allah'la
birliktedir ve her halinde onu zikreder (anar). Velilerin bir alameti de her
şeyi kendinde bulmak ve zıtların toplamı olmaktır.
ULU VELİLERİN OLAĞANÜSTÜ HALLERİ
Ulu velilerin harikuladeliklerini (olağan üstü hallerini), onların her
tehlikeden emin ve rahat olduklarını bildirir.
Ey aziz, Ehlullah
demişlerdir ki: Ulu velilerin himmetleri, cömertlikleri Allah'tandır. Meyil
ve arzuları ondan gelmekte, söz ve kararları onunla olmaktadır ve Allah'tan
gayrisi onların yanında bir hiçten ibarettir.
Velilerin ibadeti, Allah'ın huzurunda daim kalmaktır. Adetleri, sırları
gizlemek, kerametleri örtmek, saklamaktır. Bir abid (ibadet eden) bir arifi,
hususi ibadet yerinde görmüş ve ona şöyle sormuş: Cenab-ı Hak sana yalnız
başına kalıp yaptığın bu ibadetten ne fayda sağlar! Arif, su cevabı vermiş;
bir vezir gördün mü ki, Padişahın sırlarını (gizliliklerini) ifşa etsin
(açığa vursun). Veya böyle bir veziri Padişah neylesin. Abid de bu cevap
karşısında ne söyleyeceğini bilememiş.
Veliyullah odur ki, ancak mevcud olanı ister, var olmak onun muradına
uygun olur. Veliyullah odur ki, halktan gizli olan ona görünür ve onlara güç
gelen ona kolay gelir.
Habeşli bir veliyullah varmış ki; ona, vecd hali gelince yüzü bembeyaz
olurmuş. Veliyullah odur ki, hayatı hapis, ölümü azad (hürriyet) olur ve
nefsinin hazlarını unutup, ilahi zevk ve huzuru bulur. Veliyullah odur ki, Cenab-ı Hak onu her hal ve durumda korur ve bir an bile ihmal etmez.
Bir arif demiştir ki: Halvette (tenha bir odada) Allah'ın zikriyle
meşguldüm. Bir gün canım nar istedi. Nar almak için çarşıya giderken bir
duvar dibinde yatan çok hasta bir adam gördüm. Arı, sinek ve böcekler
vücuduna konup etini yiyorlardı.
Beni görünce Allah'a hamd ve şükretti. Ona selam verdim ve şükretmesinin
sebebini sordum. Bir nar almak arzusu ile Allah'tan ayrıldığını gördüm. Ben
ise şunun için şükrediyorum ki her an kalbimdedir. Ona dedim ki: Madem ki,
her an onun huzurundasın, bu hastalıktan kurtulmak için neden dua ve
niyazda bulunmazsın. Dedi ki: Sen Cenab-ı Hak'ka dua ve niyazda bulun ki,
seni bu şehvetten kurtarsın. Çünkü arıların sokması nefse, halbuki şehvetin
sokması kalbin ta derinliklerinedir. Esasen veliler, Allah'tan başkasını
istemezler.
Cenab-ı Hak, kulunu kendisine yakın bir veli yapmak isterse hidayetle
evvela onu dünya sevgisinden uzaklaştırır ve kendisine, ibadet etme
alışkanlığını kazandırır. Sonra Allah ona az yeme, az içme, az uyuma, az
konuşma ve insanlardan uzak kalma, daima Allah'ı zikretme ve düşünme ilhamını ikram
ve ihsan eder. Sonra onu tevekkül, tefviz, sabır ve rıza makamlarına
ulaştırıp, kendi marifeti devletine ve muhabbeti mutluluğuna nail eder. Sonra
ilahi huzura ve onun meclisine alıp gönlünü hikmetlerinin bilgisiyle
doldurur. O zaman bu kul da, kendi nefsinden uzak ve Cenab-ı Hak'kın
dergahına yakın bir veliyullah olur. Ondan korku ve reca (umut) gider, yerine o
kâmilin kalbine heybet (ululuk), üns (huzur) gelir. Sonra kendi
sıfatlarından yok olur ve Allah'ın sıfatlarıyla beka bulur ve o heybet ve
ünsü de gönülden gider ve Cenab-ı Hak'kın cemaliyle mest olur, kendinden
geçer.
Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde: Allah'ın velileri ne korkar ne de hüzün
duyarlar buyurmuştur. Çünkü korku ancak gelecek zamana aittir ki,
isteklerinin yerine gelemeyeceğinden veya istemediklerinin olacağından gelir.
Hüzün de geçmişe aittir ki isteklerinin yerine gelmeyişinden veya isteklerinin
oluşundan pişmanlık duyar ve bu sebepten üzülür. Halbuki veliyullah, bu anın
(halin) adamıdır ve kemal sahibidir. O ne geçmişi ve ne de geleceği hatırına
getirir. Onun için onda ne hüzün ve keder kalır, ne de korku ve tehlike
duygusu olur.
Bir hakim-i ilahi demiştir ki; velilerde hüzün ve korku olmayışının sebebi,
onlarda ne kavga vardır, ne de çekişme. Onlar rıza makamında karar
kılmışlardır. İbadet yapmakla gönülleri dinmiş, Allah'ın huzurunda bulunmak
devletine nail olmuşlardır. Bu mertebede olanlarda hiç korku ve hüzün olur
mu? Çünkü onların şanı emin olmaktır, sürur ve sevinçtir.
ULU VELİLERİN GÜÇLERİ
Ulu velilerin hareketlerini, duruşlarını, bereketlerini ibadetlerini,
dilediği yere gitme ve dilediğini yapma hususundaki kuvvet ve kudretlerini
(güçlerini) bildirir.
Ey aziz, Ehlullah' demişlerdir ki: Velilerin tavır ve
hareketleri , hal ve vasıfları, peygamberlerinki gibidir. Onların adap ve
erkânı, ayinleri, şanları Peygamberin şanıdır. Veliler Allah'ın yanında
peygamberler mertebesine yakın, şehitler payesinde, derecesindedirler.
Onlar, peygamberler gibi sırf Allah'ın rızasını dilemek ve ona nail olmak
için ana, baba, evlat ve akrabalardan kaçınırlar.
Onlar mal, mülk ve mevki sevgisini terk etmişler, tevazu (alçak gönüllülük) ve kanaatla nefislerini kırmışlar ve böylece nefsin fani (geçici) olan haz ve
lezzetlerinden vazgeçmişlerdir. Allah sevgisiyle gam çekip, derdi ile nimetlenip, hüznüyle lezzet duyarlar. Allah'a kalblerinden gelen yanık bir
yalvarışla niyazda bulunur ve Peygamberlerin yolunda giderler.
Onların kalpleri Allah'a bağlıdır. Ruhları, ilahi ahlakla bezenmiş,
bilgileri onun hikmetlerinin ilhamıdır ve bir saat hastalanmaları bir yıllık
ibadettir. Bakışları, ibret gözüdür, konuşmaları hayır ve nasihattir.
Latifeleri (şaka) ağırlığı giderir. Gülüşleri lütuf ve şefkattir. Susmaları,
Allah'ın huzurunda duruştur. Teneffüsleri tesbih ve ibadettir. Uykuları,
vahdet (birlik) alemini gezmektir. Ölümleri sevgiliye kavuşmanın
bayram sevincidir. Onlar, Allah'ın kudret eliyle korunurlar, iki alemde de
emin ve sevinçlidirler. Muhalif ve muarızları yenik, kendileri yenmiş ve
üstün gelmişlerdir.
Ulu velileri gayelerine ulaştıracak yolun uzunluk ve kısalığı, ayakla
gidilecek mesafelerden değildir ki, insan kuvvetiyle o mesafe kestirilsin.
Bu ancak ruhani (manevi) bir yoldur ki, gönüller onda seyir ve sülûk eder
(yürür ve gezer). Aklı erdiği kadar anlar, gözü görebildiği kadar gider.
Düşünme, inanma ve şuhud (görüş) ile o yolu geçer. Bunun aslı, ilahi
nazardan fışkıran semavi (göğe ait) bir nurdur ki, kulun kalbine iner. O
kul, onunla bakar ve iki alemi gerçeğiyle görür ve onunla Külli Akla
varınca, ruhunu, varlıklara akmış ve onlara geçmiş görür. Bütün eşyayı,
kendi organları imiş gibi bulur ve o durumunda, Allah'ın yardımıyla alemin
bütün işlerini idare edebilir.
Bu sebepten o kamil, tasarruf sahibidir. Yani; istediğini ve dilediğini
yapabilir. Bu öyle bir nurdur ki, bir kimse onu yüz sene ister ve bulmaya
çalışır. Fakat kalbinde ondan bir iz bulamaz. Çünkü o cehaletinden,
bilgisizliğinden, isteğinde hatalı davranır ve bu yüzden dilediğini bulamaz.
Kimisi o nuru ancak elli senede bulur. Kimisi on yılda bulabilir. Kimisi bir
ayda bulabilir, kimisi bir günde, kimisi bir saatte, belki de bir anda Cenab-ı
Hak'kın yardımıyla o ilahi nuru kendi gönlünde bulur ve onunla marifet
devletine erişip muhabbet saadetine nail olur ve Arif ve Kâmil olup her
muradını alır.
Bu tarikata sülûk eden, o hakikata erer. Muhakkak ki, Allah'tan gayrı olan
şeyden alakasını keser ve Cenab-ı Hak'kın tevhidiyle (zikriyle) meşgul olur: Cenab-ı Hak da ona, mülke tasarruf etme (dilediğini yapma) kudretini
ihsan eder. Mülk aslında iradeyi tüketir ve bu mülk ise dünyada kazaya razı
olan velilere mahsustur ki, yerin kara ve denizleri onların gönlünde bir
adımdır: Taşla toprak onların gözünde gümüş ve altın gibidir.
İnsanlar, cinler, yabani hayvanlar, kuşlar onlara itaat eder. Onlar ne
dilerlerse, dileklerine uygun bir şekilde olur.Çünkü onlar Allah'ın
dilediğini ister, dilemediğini istemezler, kimseden korkmazlar. Herkes
onlardan çekinir. Allah'tan başka kimseye hizmet etmezler. Bütün yaratıklar
onlara hizmet eder ve hizmetlerini yalnız Allah aşkı için yaparlar.
ULU VELİLERİN MERTEBELERİ
Ulu velilerin mertebeleri, makamları, uğurluluk ve kerametlerini bildirir.
Ey aziz, Ehlullah demişlerdir ki: Ulu veliler, ilim kuşanan ve akıl
şarabını içen Sultanlardır. Bu şarabın sarhoşluğu ile kendinden geçmiş
veliler, gözlerini Cenab-ı Hak'kın birliğine çevirmişlerdir. Veliler,
parasız ve altınsız zengin, davulsuz ve bayraksız amirlerdir. Veliler, izzet
(aziz olma) kubbeleri altında ve yakınlık sergisi üzerinde oturmuş sevinç
içindedirler. Onların gönülleri, arşa mensup, bedenleri yalancıdır . Yer,
onların sergisi, gök onların tavanıdır ki, güneş ışıkları, ay kandilleridir.
Onların beden ve ruhları yüksektir. Konuşmaları peygamberler, hareketleri
melekler gibidir. Ahlakları ilahidir. Onların geçimleri tefviz ve
tevekküldür. Sanatları sabır ve tahammüldür. Dayanakları, teslim ve rızadır.
Lezzet aldıkları şey fakirlik ve yoksulluktur. Onlar Hak'la birlikte daim ve
uyanıktırlar. Dünya mülkünün padişahlarına, bu mülkün nesi kalır. Amma
ahiret mülkünü Cenab-ı Hak, sahiplerine daim kılmıştır .
İmam-ı Gazali Hazretleri buyurmuştur ki: Cenab-ı Hak velilerine 40
keramet ihsan buyurmuştur. 20'sini dünyada, 20'sini ahirette vermiştir.
Dünyadaki kerametler; Allah'ın velilere olan senası (övme), tazimi
(ululaması), muhabbeti (sevgisi) dir ve onların işlerini idare etmesidir
ve onların rızıklarını tekeffül etmesidir ve onlara yardımcı ve yoldaş
olmasıdır. Onların halka, halkın onlara hizmet ederken aziz (kadir sahibi)
eylemesidir. Dünyada himmetlerinin yakınlarından daha üstün olmasıdır ve
onlara, her şeyden evvel kalp zenginliğini ihsan eylemesidir ve herhalde
onlara, nefislerinin hoşluk içinde olmasını iman ve ihsan eylemesidir ve
onların kalbini hikmet ve hidayet nurunu erdirmiş olmasıdır ve onlara vakar
(ağır başlılık) ve mehabet (korku ile karışık saygı) vermesidir. Onlara kalp
ferahlığı ihsan eylemesidir, onları kalplerin sevgilisi yapmış olmasıdır.
Onlara ait her şeye bereket vermesidir. Dünyadaki bütün varlıkları onlara musahhar (itaatli) kılmasıdır. Onlara, yer hazinlerinin anahtarlarını
vermesidir. Onları muhtaçlara, hastalara şefî (bağışlatıcı) eylemesidir. Ve
onların dualarını kabul eylemesidir.
Ahirete ait kerametleri ise: Onlara ölüm sekerâtını kolay eylemesidir.
Onları iman ve marifette sabit kılmasıdır ve onlara ruh ve reyhan
göndermesidir ve onların kabrini geniş eylemesidir. Ve onları fitne ve
korkudan uzak bulundurmasıdır. Onlara ilahi huzurda bulunma nimetini ihsan
buyurmasıdır ve onlara ikram ve ihsanı ebedi kılmasıdır. Onlara Taç ve
Hilat giymeyi nasip ve ikram etmesidir ve onların yüzlerini ay ve aydın
kılmasıdır. Onlara emniyet içinde olduklarını müjdelemesidir. Onlar için
kitabın kâfi olması ve hesabın görülmemesi, mizanın yapılmamasıdır.
Günahkarlara şefaat etmelerine izin vermesidir ve onların nuru ile ateşin
küllenmesidir ve Sırat Köprüsü'nü süratle geçmeleridir. ve onlara Kevser
Havuzu'ndan su içirilmesidir. Onlara ebedi mülk verilmesidir ve onları sıdk
evine erdirmesidir ve onlara cemalini; şeksiz ve şüphesiz göstermesidir.
ULU VELİLERİN SON MAKAMI
Evliyayı kiramın, beşer sıfatlarının yokluğunu, zatlarının bekasını ve son
makamlarını bildirir.
Ey aziz, Ehlullah demişlerdir ki:
Kul, kendi beşeri sıfatlarıdan yok olursa Allah'ın sıfatlarıyla baki olur.
Cenab-ı Hak'kın Kur'an-ı Kerim'deki Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın, mübarek
emrine uyup,onun güzel sıfatlarıyla sıfatlanmış olur. Fena fillah (Allah'ın
varlığında yok olmak) aşağılık nefsinin isteklerine uymamak ve yüksek ruha
(Allah'a) uymaktır. Nefsinden yok olmak, Cenab-ı Hak'la beka bulmaktır.
Halkın yokluğu, Hak'kın bekasıdır. Fena fillah, Allah'tan başka her şeyin
fani olduğunu bilerek, Allah'ın varlığında yok olmaktır. Beka billah, Cenab-ı
Hak'la baki olmaktır. Yani fenafillah, beka billahtır. Baki olmanın ilk
şartı, Allah'tan gayri olan her şeyden yok olmaktır.
Kısaca fena fillah olan, Allah'tan başkasını bilmez ve ondan başkasını
görmez ve yalnız ona kavuşur ve onda yok olur. Yok olma üç türlüdür.
1- Kul, öyle yok olur ki, kendi nefsinden en ufak bir haz duymaz.
2- Nefsi için Hak'kı (Allah'ı) istemekten utanır.
3- Allah'tan, Zatından başkasını istemekten utanır.
Bundan sonra o kul, üns-i Mevla'da (Allah'ın huzurunda) hayranlık içinde
kendinden geçmiş olur.
Beka da üç türlüdür.
1- Marifet (Allah'ı bilme) bekasıyla beka bulmaktır.
2- Muhabbet bekasıyla beka bulmaktır.
3- Kulun beşeri vasıfları yerine ilahi vasıfların geçmesidir.
Bir kâmil zat demiştir ki; kendini, Allah için öyle ifna (yok) et ki,
sende senden senin için bir şey kalmasın. Sonra, velilerin son makamı yok
olmak ve beka bulmaktır ve en sonunda irfan yolunda muhabbetle yok olmak ve
mahbub (sevgili) ile beka bulmaktır. Bekanın semeresi (meyvesi), Allah'ı
görmek, ebediyete (sonsuzluğa) yükselmektir. Fena (yokluk) kainatın, beka
(varlık) Allah'ın 'sıfatıdır.
Nitekim Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de, her şeyin yok olacağını ve yalnız
zatının baki kalacağını buyurmuştur. Vecd halinde iken kalbin duyduğu huzur
cemiyettir (birlik, topluluk). Beşeri halde gıybet (arkadan söz etmek) ve
yanıltma, fikir ayrılığına, dağılmaya sebeptir. Lakin huzur ve cemiyet en
lezzetli nimettir. Yayılma ve dağılma en şiddetli belalardandır. Fani kul
odur ki. nefsin, bütün eşyanın Cenab-ı Hak'tan geldiğini ve ona döneceğini müşahede eder.
|
|