MEVZUU:

a) Yüce Allah'ın Zahir ismi ile münasebeti olan hallerin beyanı.
b) Tevhid babında has kısmın zuhuru beyanı.
c) Arşın üstündeki derecelere yükselmenin beyanı.
d) Cennet derecelerinin aşikâr olması.
e) Özellikle bazı velilere ait mertebelerin meydana çıkması.
f) Molla Kasım Ali'nin hali ve diğer müridler.

NOT: İmâm-ı Rabbânî Hz. bu mektubu, şeyhi Muhammed Bakibillah'a yazmıştır.

***

Yüce Allah, onun pek mukaddes sırrının kudsiyetini artırsın. Temennilerinin de üstündeki nimetlere erdirsin..

***

Bu bir arzuhaldir.. Yani; Mektup.. Kulların en küçüğü Ahmed'den, hal anlatılan makamın yüce katına.. Mübarek emir icabı, kendisinden alınan cesaretle çeşitli halleri anlatılmaktadır.

Şöyle ki: Bu tarikat edeplerine dair işlere devamım sırasında, Yüce Allah'ın ZÂHİR ismine bir zuhur yeri olma şerefine erdim; hem de tam mâ'nâsı ile, her şeyden ayrı bir ma'nâda.. O kadar ki: Bütün eşyada, tek tek bu tecelliyi gördüm, özellikle kadınların kisvesinde.. Hatta ayrı ayrı her yanlarında.. Bu kadınlar zümresine o kadar râm oldum ki: Anlatamam. Bu râm olma işinde çaresiz bir duruma düştüm.

Bu, öyle bir zuhurdur ki, yalnız bu mahalde olmuştur; bir başka mahalde zuhura geldiği olmamıştır. Ne letâif hususiyetleri arasında, ne acayip muhassenatı (şaşırtıcı işlerin güzellikleri) meyanında gördüm. Zuhur yerlerinin hiç birinde, asla böyle zuhur olmamıştır.

Hâsılı: Su gibi eridim; bu kadınların elinde eriyip aktım. Anlattığım ma'nâda bir tecelli her yemekte ve içmekte, her giyim işinde başka başka oluyordu. Lezzetli mükellef bir yemek sofrasında (veya yenen şeyin kendisinde) bulduğum lezzeti, başkasında bulamadım. Bu değişiklikler, tatlı su ile tuzlu beyninde oluyordu. Belki de her şeyde.. Her şeyin tadı, başkalarından ayrı olarak, kendi değişik derecelerine göre kemal hususiyetleri arasındaydı. O kadar ki: Bu tecellilerin özelliklerini yazı ile anlatmak mümkün değildir.

Ancak, huzurunuzda bulunmuş olsaydım, bunları belki dille anlatabilirdim. Halbuki ben, bu tecelliler esnasında (Resulullah (ﷺ) efendimizin son nefesinde dilediği) refik-ı âlâya müştaktım; ondan başka ele iltifat etmedim. O hale mağluptum; başka yana iltifat gücünü kendimde bulamıyordum.

Bu arada şu durum bana malum oldu: Bu tecelli, tenzihe bağlı nisbete münâfi değildir. Çünkü, batın bu nisbetle alâkalıdır. Onun, zahire aslâ iltifatı yoktur. Bu tecelli ile teşerrüf eden zahirdir. Ki o, bu nisbetten yana boştur; muattaldır. Hak adına yemin olsun; batını şöyle buldum: Göz, başka yana kayma ibtilâsına uğramamıştır. O, bütün bilinenlerden ve zuhurlardan uzak durmuştur. Ancak zahir, kesrete ve ikiliğe dönük olduğu için; bu tecelli saadetine ermiştir.

Belli bir zamandan sonra, bu tecelli, gizli saklı yolu tuttu. Hayret ve cehalet nisbeti, olduğu gibi kaldı. O tecelliler, böylece; sanki, daha önce hiç gelmemiş gibi oldular.

***

Üstte anlatılan halin akabinde, has ma'nâda bir fenâ hali arız oldu. Bu dahi, ilmî ma'nâda bir taayyün idi. Ama, taayyün avdetinden sonra zuhur edip anlatılan fenâ halinde tükenen ilmî taayyün.. O zaman dahi, benlik (ENE) zannından yana hiç bir eser kalmadı..

İşbu anlatılan zamanda, İslâmî yollar belli olmaya, görünmeye başladı; zuhurda gizli şirkin yokluk alâmetleri belirdi. Bu alâmetler, amellerde kusuru ve ertelemeyi görmektir. Kezâ, niyetlere, bozuk hatıralara ve tehlikelere parmak basmaktır.

Yine bu cümleden olmak üzere, kulluk ve izmihlal emareleri zuhura geldi..

Allah-ü Teâlâ, teveccühünüzün bereketi ile bizleri kulluk makamının hakikatine ulaştırdı. Yine bu teveccühünüzün bereketi ile Arş'tan öteye yükselmeler çokça olmaktadır.

***

Sonra..

Birinci mertebede bir yükselme oldu. Arş'tan öte makamlara ulaştım. Hali ile bu yükselme, mesafelerin dürülmesi sonucu meydana geldi. Huld Cenneti ve altındakiler müşahede edilir oldu. Tam bu anda hatıra geldi:

– Bazı Hak erenlerinin makamını göreyim..

Dedim.. O yana teveccüh edince, onların makamlarına göz ilişti. Görmek arzu ettiğim şahısları o yerde gördüm. Hem de: Mekân, mekânet, zevk ve şevk cihetinden değişik derecelerine göre.

***

Sonra..

İkinci derecede bir yükselme oldu. Böylece: Büyük meşâyihın keremli ehl-i beytin, insanların mürşidi Hulefâ-i Râşidin'in makamlarından başka Resulullah (ﷺ) efendimizin has makamı; sâir nebilerin, şanlı resullerin değişik makamları, mele-i âlâ Arş'ın fevkinde görüldü..

Bu arada, bir başka yükselme oldu. Ama Arş'ın üstünde bir yükselme idi. Yer merkezinden arşa varan mesafe miktarı veya az kısa. Hazret-i Hâce Bahaeddin Nakşibend'in makâmında nihayet buldu. Allah sırrını takdis eylesin.

Bu son gördüğüm makamın ötesinde veya az ilerisinde sayılı bazı meşâyih vardı. Meselâ: Şeyh Maruf-u Kerhî, Şeyh Ebu Said Harraz.. Kalan meşâyihten bazılarının makamı onun altında; bazılarının makamı da onunla birdi.

Makamları altta olanlardan, şunlar vardı: Şeyh Alâüddevle Simnanî ve Şeyh Necmedin-i Kübra..

Üst makamda olanlar ise şunlardı: Ehl-i Beyt imamları..

Daha yukarıda Hulefa-i Raşidin'in makamları vardı. Allah onlardan râzı olsun..

Sâir peygamberlerin makamları, Resulullah (ﷺ) efendimize has makamın bir yanında; ulvî meleklere ait makam ise; diğer yanında idi..

Resulullah (ﷺ) efendimize has makamın, bütün makamlara nisbetle bir üstünlüğü ve asâleti vardı. Allah-u Teâlâ O'na salât ve selâm eylesin.

İşlerin hakikatlerini en iyi bilen Yüce Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir.

***

Allah'ın inâyeti ile, her istediğimde mânevî yükselme olmaktadır. Bazı vakitlerdeyse, istemeden de oluyor.. Bu yükselme hallerinde, anlatılan işlerden başka şeyler de müşâhede edilir. Bazı yükselmelerdeyse.. değişik izlenimler meydana gelir; onlardan pek çoğu da unutuluyor..

Her ne zaman bazı halleri yazmayı murad etsem; anlatılacağı anda hatıra gelmiyor; böyle bir şey müyesser olmuyor.. Onlar arasında öyle şeyler var ki, görünüşte küçük gibi; ama yazmak şöyle dursun, onun için istiğfar edilmesi gerekli. Onlardan bazıları, bu imlâ esnasında hatırdaydı; ama yazacağım zaman, aklımda kalmadı.. Esâsen, bu yazılanlardan fazlasını yazmak da edep dışıdır.

***

Molla Kasım Ali'nin hâli pek güzel.. Kendisine istihlâk ve istiğrak (manevî hal) ağır bastı. Tüm cezbe makamlarını geçti; onların üstü makama kadem bastı.

Önceleri, sıfatları asla bağlı görüyordu. Şimdi ise, o sıfatları kendi varlıkları ile, kendisinden uzak görmektedir. Kendi nefsini de tam ma'nâsı ile boş görmektedir. O kadar ki: Sıfatların kâim durduğu nûru dahi, kendisine aralıklı görmektedir. Kendisini de, o nûrun bir yanında buluyor. Diğer (müridlerin) hâlleri de, gün gün terakkide devamlıdır. Aziz Allah'ın izni ile, bunları tafsilâtı ile diğer mektuplarda anlatırım.


Hakîkat Kitâbevi Tercümesi