MEVZUU:
Nakşibendiye tarikatının medhi ve o büyüklere bağlanmanın üstünlüğü beyanındadır. Allah-ü Teâlâ, onların sırlarının kudsiyetini artırsın.
NOT: İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu Hâce Amik'e yazmıştır.
***
Allah'a hamd olsun; seçilmiş kullarına selâm..
Bu Nam'a (adıma) gönderilen mektubunuz ulaştı; hem de kerem üzere.. Neş'e, sürür vesilesi oldu. Arzu edilen selâmetinizdir.
Bu Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiye'nin medhi dışında bir şeyle başınızı ağrıtmak istemiyorum.
***
Ey Mükerrem Mahdum,
Bu Silsile-i Aliyye'nin büyükleri tarafından anlatılan ibarelerde şöyle gelmiştir:
– Bizim bağlılık nisbetimiz, bütün nisbetlerin üstündedir. Burada anlatılan:
– Nisbet..
Tabiri ile şunu murad etmişlerdir: Şuur ve huzur.. Bu büyüklere göre muteber olan huzur: Gaybet hali olmayan huzurdur.. İşbu huzuru ise:
– Yaddaşt.
İbaresi ile anlatmışlardır. Bu kusurlu Fakir'in zihninde karar kılan mânâya göre:
– Yaddaşt..
Tabiri, şu talsil üzere kurulan bir mânâdır ki, şöyle demeğe gelir:
– Zati tecelli, zat makamının zuhurundan ibarettir. O yücedir; mukaddestir.
O Yüce Zat'ın huzuru ise; esma, sıfat, şüun ve itibarların mülâhazası olmadan olur. Bu tecelli için, şu tabiri kullanmışlardır:
– Tecelli-i Berki..
Bunun daha açık mânâsı şudur: Şüun ve itibarların kalkması, Kısa bir an içinde olur; sonra tekrar, şüun ve itibar perdeleri gerilir; Hazret-i Zat örtülür.
Ne var ki, üstte anlatılan mânâya göre: Gaybet hali olmayan bir huzur tasavvur edilemez. Çünkü: Huzur kısa bir an için olup gaybet hali ise; daimîdir ve vakitlerin çoğunda vardır. İşte, böyle bir nisbet, o azizler katında, muteber değildir. Hal böyle iken, diğer silsilenin meşâyihi bu tecelli için şöyle demiştir:
– Nihayetin nihayeti..
Bu huzur, devam ettiği süre; asla perde ve hicap kabul etmez. Zira Yüce Hakkın tecellisi; esma, sıfat, şüun ve itibarlar olmadan olur. Daimî bir huzur olur ki, onda gaybet hali yoktur.
İşte, yukarıda anlatılan kıyasla; bu silsilenin büyükleri ile diğerlerinin nisbetleri arasındaki fark bilinmelidir. Katıksız olarak, hepsinin fevkinde oldukları şanında itikad edilmelidir.
Huzur babında bizim anlattığımız bu kısım; her ne kadar halkın pek çoğu tarafından uzak görülmekte ise de, erbabı indinde bir uzaklık durumu yoktur.
Bu mânâda bir şiir şöyledir:
Erbab-ı nimete kutlu olsun erdikleri;
Miskin âşıka yeter kadehle
içtikleri..
***
Bu:
– Nisbet..
Tabiri için, yolunca öyle bir garabet arız olmuştur ki: (yahut: Bana bu nisbet için, yolunca öyle garip işler zuhur yollu arız olmuştur ki) Onları hikâye ettiğim farz edilsin; yâni: Bu şanı büyük SİLSİLE erbabı katında; ihtimal ki: Onların pek çoğu inkâr makamına girer; tasdik etmez.
Şu anda, bu silsile erbabı katında bilinen NİSBET: Sübhan Hakkın huzurundan; şahid meşhud vasfından münezzeh şühudundan; üst cihet vehmedilip zahire göre devamı zannedilse dahi, bilinen altı cihetten muarra teveccühten ibarettir.
İşbu NİSBET, yani: Anlatıldığı üzere şu zamanda bilinen durumu ile, yalnız cezbe makamında tahakkuk etmiştir. Diğer tarikatların nisbetlerine göre üstün bir yüzle zuhur etmemiştir. Haliyle, önce anlatılan mânâsı ile:
– Yaddaşt..
Böyle değildir. Zira bunun husulü, cezbe cihetinin husulünden sonra olmaktadır. Sülûk makamları, onun yüksek dereceleri dahi; erbabına gizli değildir. Şayet bir gizli yanı varsa, o da: Yalnız husulünde olmaktadır. Eğer hasedi sebebi ile hasetçi inkâr edecek olursa, noksanı dol ayısı ile nakıs onu kabul etmezse; mazurdur.
Bu mânâda şöyle bir şiir geldi-
Ayıplarsa kusurlu biri bilmeden onları;
Kem sözlerden hep beridir onların sahaları..
Kırabilir mi hiç o zinciri hilekâr tilki;
Bağlanmıştır onlarla dünyanın tüm arslanları..
Evvel ahir selam.