MEVZUU:

Zatî muhabbet beyanındadır. Bu makamda, elem ve nimet bir olur.

NOT: ÎMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu Hacı Meyan Muhammed Lahorî'ye yazmıştır.

***

Allah-ü Teâlâ, sizi ve bizi, gözün yanlış yana kaymasından korusun. Seyyid'ül beşer hürmetine.. Ona ve onun âline salât ve selâmlar..

***

Bilmiş olasın ki,

Seyr ü sülûkten gaye: Nefs-i emmarenin tezkiyesi ve temizlenmesidir. Böyle olmalı ki, nefsanî arzulardan neş'et eden batıl ilâhlara tapmaktan necat müyesser ola.. Hakikat manasında, teveccüh edilen kıblede; Yüce Mukaddes Hakikî Vahid Mabud'dan gayrı kalmaya... Onun üstüne, hiç bir maksad asla ihtiyar edilmeye.. Bu maksadlar, ister dinî olsun, isterse dünyaya ait; müsavidir (eşittir, aynıdır).

Dini sayılan maksadlar, her ne kadar hasenat sırasında ise de, ebrarın (iyilerin, sâdıkların) meşgalesidir, mukarrebun (yakîn ehli)zatlar, bunları seyyiat (günâhlar) kabilinden sayıp Vahid Zat dışında hiç bir maksada yönelmezler.

Bu mana devletinin husulü, fena halinin husulüne bağlıdır. Bir de, özünde nimetle elemin bir olduğu zatî muhabbetin tahakkukuna..

Bu makamda, nimetlerden nasıl lezzet hâsıl oluyorsa; azaptan da öyle lezzet hâsıl olur.

Bu arada cenneti arzu ederlerse de; bunu, orası Yüce Mukaddes Zat'ın rıza mahalli olduğu için isterler.. Onu taleb etmek dahi, Sübhan Allah'ın rızası olduğu içindir. Şayet cehennemden Allah'a sığınırlarsa; bunu da; orasının, Yüce Hakkın dargınlık mahalli olduğundan yaparlar. Yoksa, cenneti istemeleri; nefsanî hazlarının yerine gelmesi için değildir. Cehennemden kaçmaları da; elem ve azap korkusundan değildir. Şundan ki: Mahbub Zat'tan ne gelirse; o, büyük zatlara göre sevilen, istenen ve talep edilen şeyin aynıdır.

Ve.. Mahbub Zat'ın yaptığı her iş sevimlidir.

İşte, anlatılan makamda ihlasın hakikatini bulmak kolay olur. Batıl putlara tapmaktan halâs nasib olur.

İşbu vakitte, kelime-i tevhid işi sağlam olur. Bundan sonrası, savrulan ağaç dikenleridir.

Mahbub Zat'ın in'am ve ikramı arada vasıta olmadan; isimlerin ve sıfatların mülâhazası olmadan hâsıl olan zatî muhabbet dışındaki iş, karışık olmaktan hali değildir.

Şirki yakıp iptal eden bu zatî muhabbet olmadan, mutlak fenâ hâsıl olmaz.

Bu manada bir şiir şöyledir:

Lavla aşk ateşi yaktı aldı:
Cümle halkı, Baki Habib kaldı.
Yad katline LA oku fırladı;
Hele bak, LÂ'dan sonra ne kaldı?
Sana müjde ey aşık, halk yandı;
Hallak İlâh'dan gayrı kalmadı.

(Aşk, sevgilinin dışında her şeyi yakan bir ateştir,
Mâsivâyı öldürmede "la" kılıcı sallandı,
Bak bakalım, "la" dan sonra ne kaldı?
Müjdeler olsun ey dost! Her şey yandı!
Yaratandan başka hiçbir şey kalmadı. / SEMERKAND Tercümesi)


Hakîkat Kitâbevi Tercümesi