MEVZUU:

a) Şeriatın, dine ve dünyaya ait saadetlerin tümüne tekeffül ettiğinin beyanı..
b) Tarikat ve hakikatin, şeriata hadim (şeriatın hizmetinde) oldukları. Ayrıca, bu manalara uygun bazı şeyler.

NOT: İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu Hacı Meyan Muhammed Lahorî'ye yazmıştır.

***

Allahü Teâlâ, bize ve size, Şeriat-ı Mustafavî'yenin hakikati ile tahakkuk etmeyi nasib eylesin. Onun sahibine, salât ü selâm ve tahiyyat..

Bu duaya:

– Âmin !.

Diyen kula Allah rahmet eylesin.

***

Bilmiş olasın ki,

Şeriat üç dilimden ibarettir: ilim, amel, ihlâs..

Anlatılan bu üç dilimin her biri, tek tek yerine getirilmedikçe, şeriatın tahakkuku olmaz. Şeriat tahakkuk ettiği takdirde, Yüce Hakkın rızası da tahakkuk etmiş olur. Yüce Hakkın rızası öyle bir iştir ki: Dünya ve âhirete ait saadetlerin hepsinin üstündedir. Bu ma'nâ, şu âyet-i kerime ile daha güzel anlatıldı:

– «Allah'ın rızası en büyüktür.» (9/73)

Şeriat, dünyaya ve âhirete ait tüm saadetleri özünde toplamıştır; o ma'nâlarda tekeffülü tamdır. Durum, böyle olunca, şeriatın dışında, ihtiyaç duyulacak bir talep kalmaz.

***

Sofiyyenin imtiyaz ettiği tarikat ve hakikat; şeriatın üçüncü dilimi olarak sayılan ihlâsın tekmiline yardımcıdır.

Hakikat ve tarikat tahsilinden maksad, şeriatın tekmilidir; şeriatın dışında bir başka şey için değildir.

Tarikat sülûku esnasında sofiye zümresi için hâsıl olan haller, vecidler, ilimler ve mârifetler esas maksadlardan sayılmaz. Bunların hepsi; şeriat çocuklarını terbiye eden vehim ve hayallerden ibarettir. Asıl gereken odur ki, bütün bunlardan geçile; rızâ makamına ulaşıla.. işbu rızâ makamı: Sülûk ve cezbe makamlarının nihayetidir.

Tarikat ve hakikat menzillerini aşıp geçmekten maksad; İhlâsın tahsilinden gayrı bir şey için değildir. Bu ihlâs rıza makamının husulünü gerektirir.

İhlâs devletine ve rıza makamına; ihlâsla tecelliyat-ı selâseden (Allah-u 'alem; esma, sıfat ve zat tecellilerinden) ve âriflerin müşahede yerlerinden geçen zümrelerden ancak binlerce kişiden bir kişi vâsıl olur.

Şu kusurlulardır ki, halleri ve vecidleri asıl maksadlar meyanında sayarlar; müşahedeleri ve tecellileri de esas matlup işler arasında görürler. Böyle olunca, hiç şüphe yok ki, vehmin ve hayalin zindanında kalırlar; bu itikad ile de, şeriatın kemalâtından mahrum kalırlar. Bu ma'nâyı pek güzel anlatan bir âyet-i kerime şöyledir:

– «Kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer; yönelen kimseleri ona hidayet eder.» (42/13)

Evet..

İhlâs makamının husulü, rızâ mertebesine vusul; bu halleri ve vecidleri dürüp geçmeye ve anlattığımız ma'nâda ilim ve mârifette tahakkuka bağlanmıştır. Zira onlar, asıl matlub şanında bir hazırlık ve esas gâyenin mukaddimeleri (ön adımları, başlangıcı) sayılır.

Üstte anlatılan ma'nânın hakikati; bu tarikatta yirmi yıl meşgul olduktan sonra Fakir'e, Habibbullah'ın bereketi ile belli oldu. O'na ve âline salât selâm.. Şeriat müşahedesi olduğu gibi meydana çıktı. Bundan önce, her ne kadar haller ve vecidlerle bir ilgim olmadıysa da; nazarımda şeriatın hakikati ile tahakkuktan başka bir şey de yoktu. Hal böyle iken, işin hakikati tam on sene sonra açık bir şekilde ortaya çıktı.

Allah'a hamd olsun. Hem pek çok ve pek temiz; içinde ve dışında bereketler olsun..

***

Şeyh Meyan Cemal'in vefatı, tüm Müslümanlara hüzün sebebi oldu; gönülleri de perişan etti. Bağışlanmış olsun.

Fakir'in nâmına müteveffanın çocuklarına taziyelerimi bildirmeniz, Fatiha okumanız temennidir.

Vesselâm..


Hakîkat Kitâbevi Tercümesi