MEVZUU:
a) Vatanda sefer, (sefer der vatan) cümlesinin manası..
b) Afakî ve enfüsî seyir..
c) Bu devletin husulü, Resulûllah'a tâbi olmaya bağlıdır.. Ona salât ve selâm..
NOT: NOT: İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Cebbarî Han'a yazmıştır.
***
Noksan sıfatlardan münezzeh Allah bizlere hak Şeriat caddesinde istikamet nasib eylesin.. O şeriatın sudur makamı zata salât ve tahiyyet..
Dehli ve Ekre seferi alışılan vatana dönüş üzerinden bir müddet geçti. Ve.. şu anda:
– «Vatan sevgisi imandandır..»
Hadis-i şerifindeki mânânın değeri anlaşıldı.
***
Vatana ulaştıktan sonra sefer vaki olursa.. bu, vatanın kendi içinde bir seferdir. Kaldı ki: VATAN İÇİNDE SEFER, bu TAİFE-İ ALİYYE-İ NAKŞİBENDÎYE büyükleri katında kararlaştırılan bir usuldür. Allah, onların sırlarının kudsiyetini artırsın..
Nihayetin bidayete derc edilmesi, şeklinde çıkan mânâ yolundan; anlatılan seferden bu tarikatta iken bir zevk hâsıl olur.
***
Bu taifeden bir topluluk; arzu edildiği takdirde, meczupları salikler haline getirirler. Bunları önce, afakî seyre atarlar; bundan sonra da, enfüsî seyre çekerler. Ama, afakî seyir tamam olduktan sonra..
– Vatanda sefer..
Tabiri dahi, bu enfüsî seyrin manasından ibarettir.
Bir mısra:
Bu ne büyük saadet, kimin olur acep?.
***
Bir başka mısra:
Mübarek olsun, nimet sahiplerine nimetleri..
Üstte beyan edilen büyük nimete ermek, Seyyid'ül-evvelin vel ahirin (Evvellerin ve âhirlerin efendisi) Resulûllah'a tâbi olmaya kalmıştır. Ona ve âline salâtların ekmeli, tahiyyatın en faziletlisi..
Bir salik, nefsini şeriatta ifnâ (yok) etmedikçe; emirleri yerine getirmek, yasaklardan kaçınmak sureti ile özünü süslemedikçe.. bu devletin kokusu, ruhunun koku alma sahasına ulaşmaz.. Her ne kadar kendisinde, haller ve vecidler hâsıl olsa dahi, isterse bir kıl kadar olsun; istidraca dahildir. En sonunda kendisini rezil eder. Âlemlerin Rabbi Allah'ın Mahbub'u Resulûllah'a tâbi olmadıktan sonra kurtulamaz. Ona ve âline salâtların en faziletlisi selâmların ekmeli..
***
Aklı başında olana yaraşır ki: Sayılı olan yaşadığı günlerini Yüce Sübhan Allah'ın rızasına harcaya..
Bir kuldan ve yaptığı işlerden Mevlâsı razı olmadıktan sonra; yaşantısında safa ne arar, maişetinde tad ne gezer..
Yüce Sübhan Allah, hallerin küllisine ve cüz'üsine muttalidir; hazır nâzırdır. Bu mânâda yakışan odur ki: Ona karşı haya edile..
Ayıplara ve kötü işlere bir mahlukun muttali olduğu zannedilse.. asla bir ayıp ve kabahat sudur etmez. Hiç bir şekilde, onun böyle işlere muttali olması arzu edilmez..
Bu ne belâdır ki, içine düşüldü?. İnsanların ekserisi, ne korunur, ne sıkılır, ne de aldırış eder.. Halbuki, Yüce Hakkın hazır olduğunu, gizli saklı işlere muttali olduğunu da bilirler..
Bu ne biçim Müslümanlıktır?. Yüce Hakka karşı itibar, bir mahluka olan itibar kadar yanlarında yok.
Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız..
***
– «İmanınızı, LA İLÂHE İLLALLAH, kelimesi ile tazeleyiniz.»
Hadis-i şerifindeki mânâ hükmüne göre, bu büyük cümle ile imanı her an tazelemek en uygunudur..
Bütün kötü ameller için, Yüce Allah'a tevbe arz edilmeli ona dönülmelidir.. Zira kişi, tevbe için, bir başka vakitte, nasıl bir fırsat ele geçeceğini bilemez.. Kaldı ki, bu manada şu hadis-i şerif vardır:
– «Erteleyenler helak oldu.»
O'na ve âline salâtlar, selâmlar..
***
Fırsat ganimet bilinmeli; Yüce Allah'ın rızası yoluna harcanmalı..
Tevbeye muvaffak olmak, Sübhan Hakkın bir inâyetidir.
Anlatılan mânâ daima taleb edilmeli; hakikat âleminden yana bir mârifeti, şeriattan yerli bir kıdemi olan dervişlerden himmet talep edilmelidir. Onlardan himmet taleb edilmeli ki, Yüce Hakkın inâyeti, onların kapısından zuhur etsin.
İşte o zaman, tam manası ile, Yüce Hakkın Mukaddes zatına cezbe hâsıl olur; arada hiç bir aykırı durum kalmaz.
Arada, kıl kadar olsun; şeriata aykırı bir durum bulununca, iş tehlikede demektir. O zaman, mutlaka muhalefet, yani: Aykırılık yollarını kapamak lâzımdır.
Bu manada bir şiir:
Bir muhal iştir yürümek bu safa yolunda;
Mustafa'ya olmazsa uymak Sa'di yolunda..
Sübhan Allah'ın salâvatı O'na ve O'nun âline..
***
Ehlûllah sayılan zatlara itiraz etmek uygun değildir. Hele, mürşidlik ve müridlik ismini aldığı açık bilinen zatlara.. Bir de onlardan faydalanmak yolu açık ise.. Çok sakınmalı ve böyle bir itirazı öldürücü zehir bilmelidir.
Bu manada daha fazlasını yazmak, yormak olur..
Bu cümleleri, muhabbet bağı ve ihlâs sebebi ile yazdım; ümid odur ki: Yorgunluk verici olmaz..
***
Sonra..
Molla Ömer ve Şah Hüseyin., bunların her ikisi de, kibar zatların çocuklarındandır; hizmetinize girmek isterler. Taleb odur ki: Her ikisini de hususî hizmetinize devam edenler arasına alasınız..
Aynı şekilde, Şeyh İsmail de bu arzu ile geldi; bineği yoktur. Ama haline münasib bir şeyle sevindirileceği ümidi vardır.
***
Başınızı daha fazla ağrıtmadan, bu kadarla iktifa edelim..
Selâmlar ve ikramlar...