Mektuplar

MEVZUU:

Asıl mânâ üzerine melâike-i kiramın müşahedesi ve insanın şühudu açıklanır.

NOT:

İmam-ı Rabbanî Hz. bu mektubu, hakiki kardeşi Meyan Gulam Muhammed'e yazmıştır.

***

Bilesin ki,

Melekler aslı müşahede edip ona teveccüh etmektedirler; alâkaları dahi onunladır. Zıllıyet şaibesi (gölge olma kusuru), bunlar için yoktur.

Miskin insana gelince, bu dünya hayatında pek az, ayağını zıllıyet haricine basabilir. Daimi şühud dahi, afak ve enfüs vasıtası olmadan pek az hasıl olur. «Ancak, asla ulaştıktan sonradır ki: Asıl nurlarından bir lem'a onun kalb aynasında parlamaya başlar. Bundan sonra, âleme döner; noksan kimselerin terbiyesi de kendisine havale edilir. Bu dönüşte, hem kendisinin; hem de kendisinden başkasının terbiyesi vardır.

Anlatılan lem'a onun bir parçası gibi kılınmıştır. Bu parça, diğer parçalarını onun rücuu (dönüşü) müddetinde kendi boyasına boyar ve kendi rengini aldırır.

Bu manadan olarak o, kendi dışında kalanları noksanlık sıkıntısından kemal fezasına çıkarır; onların gaybden şehadete geçiren delili olur.

Dâvet ve rücu müddeti onda tamam olduktan sonra, yazılan dahi sonuna geldiği zaman, kendisinde 'asla' varma şevki başlar. Daha sonra içinden:

– "Refik-i âlâya.." (Yüce dosta..)

Nidâsı gelmeye başlar. Böylece, çeşitli taalluktan halâs olur (çeşitli alakalardan kurtulur). Hamulesini (yükünü) dahi, gaybden şehadete aktarır. Muamelesini, mektuplaşma durumundan alır; baş başa olma durumuna çıkarır, işte o zaman:

– "Ölüm, dostu dosta ulaştıran bir köprüdür."

Mânâsı, doğruluk kazanır.

Şu hususun bilinmesi yerinde olur ki: Melek, her ne adar aslı müşahede etmekte olup insanın şühudu dahi enfüste olmasına rağmen, bu devlet insanda, kendisinden bir parça gibidir. Beka dahi, onun üzerine verilmiş; onunla tahakkuk etmiştir. Amma melek, böyle değildir. Zira bu devlet, onda bir cüz gibi olmamıştır. Bakış onlara hariçten olup, onda kendileri için beka ve onunla tahakkuk yoktur. Keza onlarda, insana müyesser olan, asıl ile renge girip bir boya alma durumu da yoktur. Yerdekiler için hâsıl olan hususiyet, kudsiyan (melekler) zümresine hâsıl olmamıştır. Zira, zahir ile batının değişik durumu çoktur, isterse batinî devlet, bir cüz; haricî devlet ise bir kül olsun. Batın batındır; hariç dahi hariçtir. Kelamımız işaret ve beşarettir (müjdedir).

Üstte anlatılan mânâ icabı olarak; beşer zümresinin havassı, melek zümresinin havassından daha faziletli oldu. Bütün bunlarla birlikte, onun için hilâfet hakkı meydana geldi.

Bir âyet-i kerime meali:

– "Allah dilediğine rahmetini tahsis eder; Allah büyük fazlın sahibidir." (2/105)

Bir şiir:

Yükselerek semaya zeminzâde;
Yeri, zemini bıraktı geride...

***

Üstte anlatılan devletin insana müyesser olması: Arza bağlı cüz'ü sebebi iledir. Kalb ki, Allah'ın arşı olmuştur; ancak bu toprağa bağlı unsur devleti iledir. Bu toprağa bağlı unsur dahi, her şeyi özünde topladığı gibi, imkân dairesinin dahi merkezidir. Toprağın bütün bu yüksekliğe ve üstünlüğe erme sebebi ancak şudur: Tevâzu gösterip üstünlük taslamamak. Bu tevâzu dahi onu üstün kılmıştır. Bu mânâda bir hadis-i şerif meâli:

– "Bir kimse, Sübhan Allah için tevâzu gösterir ise... Allah onu yükseltir."

İnsan, rücu ve davet müddetini tamam edip de, aslına rücu eder (döner) ise., asıl boyaya girdikten sonra o Mukaddes Zat'a teveccüh eder ise... yakîn mânâ odur ki: Kendisi için o makamda müyesser olacak hususiyet ve ferahlık başkasına olamaz. Kendisi için hâsıl olan yakın derece başkasına yoktur. Zira o, vasıl ve fani olmuş; kendisi için asıl ile beka hâsıl olmuştur. Hem de aslın boyasına girmek sureti ile...

Mânâ üstte anlatıldığı gibi olunca, başkasının ne mecali olur ki: İnsanla müsavat (eşit olma) iddia ede. Zira ondan başkasının boyaya girmesi, her ne kadar tenezzül ve tecerrüd (iniş ve sıyrılış) itibarı ile tamam olma ve kemal bulma ölçüsünde pek ileri ise de, lâkin hariçten gelmektedir. Böyle bir şeyin hükmü ise... arızîdir. İnsanın o boyaya girmesi ise batınî olduğundan, onun hükmü, zatî mana taşımaktadır. İkisi arasında çok fark vardır.

Üstte anlatılan kemal, enbiyaya mahsustur. Allah'ın salâtı ve selâmları onların tümüne olsun. Zira, beşerin havassı olarak murad olan onlardır, bir de, tebaiyet ve veraset yolu ile, bu büyük devlete erme müjdesini alanlar vardır.

Anlatılan devletin peygamberlerin ashabında husule gelmesi, onların sohbeti ile pek çok ve pek ziyâde olmuştur. Onlara salât ve selâm olsun. Her ne kadar az, hatta azdan da az olsa dahi, ashâbın dışında bu devletle müşerref olan vardır.

Bir şiir:

Padişah çalarsa kapısını kocakarının;
Olmaya gidesin yolunmasına bıyığının...

Rabbimiz nurumuzu tamamla; günahlarımızı bağışla... Sen her şeye kadirsin. Resullerin efendisi hürmetine. Ona ve diğerlerine salât, tahiyyat ve selâmlar.